gece gece korkuttun iko. bir an beyaz ışığı gördüm.
devamını gör...

küçüklüğünde ne olacaksın diye sorduklarında kafa sözlük moderatörü olacağım diyen yazar. zira başka açıklaması olmaz bu titiz çalışmanın. neyse benim yakamdan düştü allah'tan:d kolay gelsin yoldaş.
devamını gör...

hey gidi hey ne günlerdi.. balkan yerleşkesinin güllapoğlu olduğu zamanlarda yanlışlıkla kayıt için tıp fakültesinin konferansına girmeler mi desen, okuduğun bölümün başka ilçede olduğunu bilmeden gitmeler mi desen, daha neler neler.. bol trajikomik hikayelerim vardır bu üniversitede. şaşkınlığımın ve saflığımın ilk merkezidir trakya üniversitesi.
devamını gör...

"yine yalnızlık içim buruk, suya ay düşmüş
bir sevda daha eksildim, hayallerim kırık
aynaların aklına uydum birden gün döndü
baka baka bir çocuğu büyüttüm, sevincime ak düştü


bir yalnızlıktır dolanmış dilime
ben de böyleyim işte
sevdalardandır çekildim kendime
artık ben de böyleyim işte

dönemem yoluna gül seremem, aynaya aldandım
gelemem kendimden geçemem, gözyaşıma kandım
dönemem yoluna gül seremem, aynaya aldandım
gelemem kendimden geçemem, gözyaşıma kandım

bedel bedel bir yorgunluk dizlerimi çürüttü
satır satır bir yalnızlık hep içimi üşüttü
yine kendimden vazgeçtim açılmadan solmuşum
hep görmezden geldim ya, görünmez olmuşum


bir yalnızlıktır dolanmış dilime
ben de böyleyim işte
sevdalardandır çekildim kendime
artık ben de böyleyim işte


dönemem yoluna gül seremem, aynaya aldandım
gelemem kendimden geçemem, gözyaşıma kandım
dönemem yoluna gül seremem, aynaya aldandım
gelemem kendimden geçemem, gözyaşıma kandım
gözyaşıma kandım, gözyaşıma kandım"

italik yerleri hep ben ezginin günlüğü şarkısı.

spotify
devamını gör...

gidenlere 50tl harçlık verilmiş olsa gerek bu tablonun başla açıklaması olamaz.
devamını gör...

"ben senin oyuncağın değilim, kendi yarattığın kalıplara sokamazsın..." türevi şeyler olurdu sanırım.
devamını gör...

bununla ilgili yıllar önce trt'nin bir kamu spotu vardı. mal satmak istediği turisti zoraki kolundan tutup içeri çeken esnafın hareketinin üstüne çarpı işareti konurdu, içki bardağına buzları koyan garson elini silecek bez bulamayınca elbisesine silerdi ve ekranda kocaman bir çarpı işareti daha belirirdi. yani yanlış hareketti bunlar. sonraki yanlış hareket de bu eylemle ilgiliydi ki ama öylesine de komik ve gülünesi bir hareketti. vatandaşın biri boyacı tezgahına ayağını koymuş ayakkabısını boyatırken bir taraftan da ayak üzeri gazetesine bakıyor. o sırada yandan geçen meraklı birisi bir anda duruyor ve geri dönüp gazeteye gözü ilişiyor. sonra kafasını gazeteye doğru sokuyor. elinde gazeteyi tutan vatandaş da şaşkın vaziyette gazeteyi bırakmış dibindeki meraklı adama bakıyor. adam daha da ileri gidip vatandaşın elindeki gazeteyi destursuz alarak gazeteyi okuya okuya yoluna devam ediyor. elinden gazetesi alınan vatandaş da adamın arkasından iki kolunu yana açarak el kol hareketi yapıp söylenmeye başlıyor ve ardından koca bir çarpı işareti daha çıkıyor. trt arşivini açmışken tekrar yayınlasa diye beklerim.
devamını gör...

bir miktar haklılık payı var.

geçen bir ankette "tayyip'e mi oy verirsiniz, rakibine mi?" diye bir soru sorulmuştu. galiba yüzde 60 gibi "rakibine oy veririm" cevabı gelmişti. yani rakibin kim olduğu önemli değil, tayyip'e oy yok diyor millet.
devamını gör...

islam, yaratıcıya teslim olmak, o'nun kurduğu düzenle ve emirleriyle barış içinde olmaktır. bütün herkesle ve herşeyle sulh içinde olma gibi bir iddiası yoktur ve olmamıştır. kendisine karşı düşmanlık edenlerle islam'ın da savaşması kadar doğal bir durum yoktur.
devamını gör...

ölmeden önce yapılacaklar listesinin son maddesidir. diğerlerini de gerçekleştirebilmek adına son olması önemli.
devamını gör...

soğuk bir mart akşamında yine odasına kapanmış, gözünü bilgisayar ekranından ayıramıyordu. bir umut sayfayı yeniledi. mahlası akışta görünmüyordu. üç gün olmuştu. koca üç gün. insanlar düzenin körüklü otobüslerinde iğdiş edilmiş umutlarının, karartılmış yazgılarının ve gelecek kaygılarının yarattığı huzursuzluk içerisinde bin bir türlü düşünceye dalarken, o bir tek şeyi düşünüyordu; mahlasını akışta görmek. şehirlere bombalar düşüyor, bir anne çocuğuna mama bulmaya çalışıyor, ihtiyarın biri ayaklarını sürüyerek sığınak arıyor, mahallenin delisi hunisini parlatıyor ama o bir tek şeye odaklanıyordu. odayı arşınlamaya başladı. televizyondan belirli belirsiz bir ses duydu. yıkama yağlama eylemleri yağ fiyatlarını olumsuz şekilde etkilemişti. ufak fiyat güncellemeleri yapılıyor, insanlar birbirini eziyor, entler isengard'a yürüyordu. sinirli bir şekilde kapattı televizyonu. tekrar bilgisayar ekranına yöneldi; ''lanet olsun üç koca gün! bir allah'ın kulu bile yazmamış. nankörler!!!''

hemen tanıdığı insanlara özel mesaj atmalıydı. yoksunluk sendromu damarlarını ele geçirmiş, iliklerini manipüle etmeye başlamıştı. mahlasını akışta görmeliydi. 3. dünya savaşına eş değer bir buhranın eşiğindeydi. klavyesinin sihirli tuşlarına basmaya başladı. sözde onu seven, bir kaç beğeni uğruna onunla arasını iyi tutan ruh 10'uzlarına rica/minnet dolu mesajlar yazmaya başladı. henüz hiçbirisi yazdıklarını görmemişti. ayağa kalktı. derin bir nefes aldı. pencereye doğru ilerledi. dışarıda bir adam, herhangi(!) bir kadının boğazına sarılmış, ağız dolusu galiz küfürler ederken, kadının çığlıkları sokakta yankılanmaya başladı. donuk donuk baktı. öylece seyretti olan biteni. sırtını döndü. ne de olsa yarın 8 marttı. sözlüğe bununla ilgili bir şeyler yazmalı ve ne kadar duyarlı bir insan olduğunu cümle aleme göstermeliydi. zihninden neler yazabileceğini geçirirken, arkadaşlarından birisinin kendisini yanıtladığını fark etti. derin bir oh çekti. saniyeler sonra mahlası akıştaydı. 1-2-3 tanım yetmez 4-5-6 olsun...

onun ne kadar muhteşem bir yazar olduğundan, sözlüğün onsuz hiç bir halta benzemeyeceğinden, anne/baba sıcaklığından, kardeş selamından ve dünya barışından bahseden methiyeleri görünce keyiflendi. hemen bir cevap yazmalıydı. dostlar, romalılar, yurttaşlar diye başlayan meşhur tiradıyla kendi nick altını şenlendirdi. dünya ne kadar adil bir yer diye düşündü. yaptığı iyiliklerin kıymeti biliniyordu. en sevdiği şarkıyı açtı. yeni türkü hep favorisi olmuştu.

yaktım gemilerimi
dönüş yok artık geri
tak etti canıma bu maskeli balo
bu maskeli balo
ve onun sahte yüzleri


bağıra bağıra eşlik etti şarkıya. insanların ne kadar iki yüzlü ve riyakar olduğunu anlatan bir tanım yazmak için parmaklarını hazırladı. onun gibi iyi insanlar bu dünyada az kalmıştı. öyle oldukları için de kıskanılıyor ve haklarında türlü türlü şeyler söyleniyordu. bu gidişe bir dur demeliydi. yazısını yazdı. gönder tuşuna bastı. tanım numarasını panoya kopyaladı. 10'uzlarına tanım numarasını gönderdi. herkes düğmelerini ilikledi. ayağa kalktılar... hunharca ve avuç içleri patlayana kadar büyük bir coşkuyla alkışladılar onu. şehirlere bombalar, iletilerine beğeniler yağarken her gece, o durmadan akışa bakıyor bildirimlerini kontrol ediyordu...

dünya iyi insanlar için cehennemdir diye fısıldadı. gülümsedi. kendi cehenneminde ateşler içerisinde yandığının bile farkında değildi.
devamını gör...

çok minnak değil mi?
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

*bu günün en güzeli sensin.*
olumlama son zamanların popüler sözü.
biraz zengin işi gibi ama bedava olanından.
zenginler bu lafları duymak için tonla para ödüyor.
kimsenin para harcamasına kimse karışamaz.
para olmadan da bir ayna ve bir gülümseme ile gözlere bakarak bir iki tatlı söz edilebilir.
bu dünyada bir insana en çok kendi lazımdır.
çocuk kandırır gibi patron kandırır gibi güzel adam/kadın kandırır gibi kendimize yürümektir.
o an ne duymak istiyorsan onu dersin kendine.
bence insan kendini kendi kandırmalı ki başkası kandırınca hemen havaya uçmasın.
kendinin artısını/eksisini bilmeli.
kendine iltifat edebilmeli ki iltifat duyunca ne yapacağını bilmeli.
hayat kişinin kendini tanıma yolculuğudur.
kişi o yolculuğa yalnız başlar arada uzun/kısa soluklu yol arkadaşları olur ve yolu yalnız tamamlar.
girizgâhı yaptığım olumlama beni de güldürdü ama amaç güldürmek zaten.
bu olumlama da bana ve tüm başaklara gelsin.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bir duble viski
iki parça buz
hasretinden oldum
adete tuz-buz. not: acele ile anca bu kadar idare ediniz lütfen.
devamını gör...

ülkede çoğu insanın düşüklük olarak gördüğü bir söz.
hatasını kabul etmek ve af dilemek bu topraklarda ne yazıkki zayıflık göstergesi.
halbuki gerçek böyle değil.
özür dilemek karşı tarafı yüceltmek, el etek öpmek değildir.

tüm egomu bastırdım, tüm kibrimi bastırdım ve hatamı anlayıp gelip senden af diliyorum demektir.
kusurumu kabul etmek benliğim için inanılmaz zordu ama bu aptallığım ve aptallığımı haksız yere savunan benliğim senin kalbinden, hissettiklerinden değerli değil demektir.
kibrim değil adilliğim ve vicdanım benim kıblemdir demektir.
devamını gör...

belki de diğer spermler bu yarışa girmeyecek kadar zekidir diye düşündüğüm tartışmaya açık galibiyet.
devamını gör...

namussuzun gözünde namus meselesidir.
kapat bacaklarını ne kadar ayıp di mi
[[/alıntı]] oğluna gelince göster bakıyım amcana çükünü der. çok kızı üzer bu oğlan der. ama kızın senin namusun di mi babacım? kapatayım bacaklarımı örteyim kalçamı çünkü bakarsa başkasının oğlanı kalkar bir tarafları lekelenir namusum. türkiye'de olmanın çok zor olduğu bir şeydir kız çocuk olmak. kadın olmak. namusçusundan tacizcisine, kadınları yaşamaya yaşamaya dar ettiği yerdir günümüzdeki türkiye. yalnız türkiye değil tabii. bu problem çoğu ülkede.
devamını gör...

cahit sıtkı tarancı birçok insanın duygularına tercüman olarak kara sevdayı anlatır bu şiirinde.
şiirin hikayesine gelince…
cahit sıtkı tarancı en yakın arkadaşı vedat günyol'un kız kardeşi mihrimah hanım'a aşık olmuş ancak duygularını senelerce saklamıştır. neden mi?
kimi yörede en yakın arkadaşının kız kardeşine kendi kız kardeşin gibi bakılır. o yüzden erkek içinde saklar duygularını...

nihayet cahit sıtkı tarancı paris'te anlatır vedat günyol'a kız kardeşine aşık olduğunu ve evlenmek istediğini.
vedat günyol "eyvah der cahit. keşke söyleseydin. mutlaka seninle evlenmesini isterdim. ama iş işten geçti, akrabalardan biriyle evlendi.”



kara sevda
bir kere sevdaya tutulmaya gör;
ateşlerde yandığının resmidir.
aşık dediğin, mecnun misali kör;
ne bilsin alemde ne mevsimidir.
dünya bir yana, o hayal bir yana;
bir meşaledir pervaneyim ona.
altında bir ömür döne dolana
ağladığım yer penceresi midir?
bir köşeye mahzun çekilen için,
yemekten içmekten kesilen için,
sensiz uykuyu haram bilen için,
ayrılık ölümün diğer ismidir.
devamını gör...

anam cara, galce bir kelime olup en derin düşüncelerini, hislerini ve hayallerini paylaşabildiğin insan; ruh arkadaşın. * anlamına gelir.
hani hepimizin diline pelesenk olan o ruh eşi kavramı... *

irlandalı şair ve filozof john o’donohue bu konuyu ele alan kitabında şöyle demiş;

”kelt geleneğinde güzel bir sevgi ve arkadaşlık anlayışı vardır. en büyüleyici şeylerden birisi de kelçe’de anam cara olarak adlandırılan bu ruh-sevgi fikri. eski kelt kilisesinde öğretmenlik, arkadaşlık ya da manevi rehberlik yapan kişiye anam cara deniyordu. bu terim aslında, hayatınızdaki saklı ve özel şeyleri ifşa ederek günah çıkardığınız kişiye ithafen kullanılıyordu.

anam cara ile en içinizdeki benliğinizi, zihninizi ve kalbinizi paylaşabiliyordunuz. bu arkadaşlık bir tanınma ve ait olma eylemiydi. bir anam cara’ya sahip olduğunuz zaman arkadaşlığınız bütün geleneğe, ahlaka ve kategorilere üstün geliyordu. antik ve sonsuz bir yola “ruhunuzun arkadaşı” ile girmiş oluyordunuz. kelt anlayışı, ruhun üzerine herhangi bir zaman ya da mekân kısıtlaması koymuyordu. ruhun bir kafesi yoktur. ruh, sizin içinize ve öteki’nizin içine akan kutsal bir ışıktır.

bu sevgide siz maskesiz ve gösterişsiz bir şekilde anlaşılıyorsunuz. yüzeysel ve işlevsel yalanlar ve sosyal tanışıklığın getirmiş olduğu yarı gerçeklikler geri çekiliyor, kendiniz olabiliyorsunuz. sevgi size derin bir anlayış veriyor ve bu anlayış da değerli bir şey. anlaşıldığınız yer evinizdir. anlayış, aitliği besler. gerçekten anlaşıldığınızı hissettiğiniz zaman kendinizi, diğer ruhun güvenine ve sığınağına bırakmak konusunda özgür hissedersiniz…

bu ait olma sanatı, derin ve özel bir arkadaşlığı uyandırıyor ve besliyordu”



kalp yeni bir hissetme sanatı öğreniyor. bu türden bir arkadaşlık mantıksal da değildir, soyut da. kelt geleneğinde anam cara bir mecaz ya da fikir değildi. aksine, bilinen ve takdir edilen bir sosyal yapı olan ruh bağıydı. kişilik ve algı terimlerinin anlamlarını değiştirmişti. sevginiz uyandığı zaman, zihin dünyanız yeni bir duyarlılık ve şefkat kazanıyordu… farklı bir şekilde bakıyor, görüyor ve algılıyordunuz. ilk başlarda bu karışık ve garip gelebilir, fakat gitgide duyarlılığınızı arındırıyor ve dünyada var oluş biçiminizi değiştiriyor.

çoğu tutuculuk, açgözlülük, şiddet ve baskı durumlarının, fikir ve sevginin ayrıldığı noktada ortaya çıktığı söylenebilir.anam cara görüşü yücedir, çünkü bizim bu antik aitlik ahengine girmemize izin verir.


iki kelime ama ne kadar derin bir anlam ve bazen bir şey ararken başka güzel bir şeye denk gelmek ne güzel yahu...* *

herkesin bir anam cara'sı varsa eğer şu dünyada, onu bulması dileğiyle efenim...
devamını gör...

çalışan kadınlar için pazar günü bakım günüdür. saçlar, yüz, el-ayak bakımdan geçer. bu esnada arkadaşlarla kahve kokulu sohbetler edilir. sabaha ne giyeceğine karar da vermişsen pazartesi sabahına bomba gibi başlarsın.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim