fakir baykurt
köy enstitülerinin bize kazandırdığı onlarca halkçı aydından biridir.
akla gelen başkaları:
mahmut makal
mehmet başaran
talip apaydın
ümit kaftancıoğlu
dursun akçam
yusuf ziya bahadınlı
hasan kıyafet
adnan binyazar
ve daha niceleri.
akla gelen başkaları:
mahmut makal
mehmet başaran
talip apaydın
ümit kaftancıoğlu
dursun akçam
yusuf ziya bahadınlı
hasan kıyafet
adnan binyazar
ve daha niceleri.
devamını gör...
kaşımanın zevk vermesi
kişiyi kısır bir döngüye sokan durumdur. kaşıdıkça kaşıntı ivmeli bir şekilde daha da artar, bir yandan zevk verirken bir yandan da insanı deli eder. bilimsel olarak tam olarak aydınlatılmamış olsa da söylenmiş bir şeyler var. bunun evrimsel açıklaması olarak atalarımızın en büyük ve çevresel dış etkileşimlere en müsait organımız olan deriden genel olarak yabancı antijenleri uzaklaştırmak amacıyla genlere işlendiği söyleniyor. büyük birader beyin diyor ki uzaklaştır şu antijenleri de karşılığında ben de seni zevkten mest edeyim. seni hınzır senii.
kaşıdıkça kaşıntının ivmeli bir şekilde artmasının sebebi serotonin ile ilişkilendiriliyor. şöyle ki kaşımanın amacı acı yaratmaktır; kaşınan yere ufak bir darbe ile vurulduğunda bile zevk alırız çünkü spesifik bir noktadan beyne kaşıntı sinyalleri yerine acı sinyalleri gönderilir ve beyin de ağrıyı kesmek için serotonin salgılatır. serotonin ve bazı kimyasallar kaşıntıyı düzenleyen sinir hücrelerini aktif ettiğinden dolayı kaşıntıyı tetikler. fareler üzerinde yapılan deneylerde serotonin salgılanmasının engellenmesi halinde kronik kaşıntının da kesildiği görülmüş. serotoninin önemi göz önüne alındığında kaşıntı tedavisinde serotonin salgısının engellenmesi sağlıklı değildir. mantıklı ve sağlıklı olan, kaşıntıya sebebiyet veren asıl ajanın ortadan kaldırılmasıdır.
kaynak1, kaynak2, kaynak3, kaynak4
kaşıdıkça kaşıntının ivmeli bir şekilde artmasının sebebi serotonin ile ilişkilendiriliyor. şöyle ki kaşımanın amacı acı yaratmaktır; kaşınan yere ufak bir darbe ile vurulduğunda bile zevk alırız çünkü spesifik bir noktadan beyne kaşıntı sinyalleri yerine acı sinyalleri gönderilir ve beyin de ağrıyı kesmek için serotonin salgılatır. serotonin ve bazı kimyasallar kaşıntıyı düzenleyen sinir hücrelerini aktif ettiğinden dolayı kaşıntıyı tetikler. fareler üzerinde yapılan deneylerde serotonin salgılanmasının engellenmesi halinde kronik kaşıntının da kesildiği görülmüş. serotoninin önemi göz önüne alındığında kaşıntı tedavisinde serotonin salgısının engellenmesi sağlıklı değildir. mantıklı ve sağlıklı olan, kaşıntıya sebebiyet veren asıl ajanın ortadan kaldırılmasıdır.
kaynak1, kaynak2, kaynak3, kaynak4
devamını gör...
kaplan
kedilerin içinde su içerisinde en yetenekli olanıdır.
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
şu ana kadar çok güzel tercihler denk geldi. hazırlayanın, sunanın, denk getirenin emeğine, yüreğine sağlık… uzun zamandır bu kadar duygu dolu demlenmemiştim…
devamını gör...
kadınlar psikopat erkeklerle birlikte olmadığında kadın cinayetleri son bulur mu sorunsalı
turkiyede kadinlar is gorusmesine gidip tecavuze ugrayip oldurulebiliyor.
yuruyuse cikip saldiriya ugrayabiliyor sonra olusu ormanda bulunuyor.
birakin sevgilisi tarafindan oldurulmeyi babasi abisi amcasi komsusu tarafindan taciz edilip olumle tehdit edilebiliyor.
dolayisiyla problem turkiyede erkek olmakla ilgili
yuruyuse cikip saldiriya ugrayabiliyor sonra olusu ormanda bulunuyor.
birakin sevgilisi tarafindan oldurulmeyi babasi abisi amcasi komsusu tarafindan taciz edilip olumle tehdit edilebiliyor.
dolayisiyla problem turkiyede erkek olmakla ilgili
devamını gör...
mustafa kemal atatürk'ün vecizeleri
tbmm açılmış ve yurdun dört bir yanından mebuslar ankara'ya gelmiştir. ancak bu mebusların büyük bir kısmı ankara'daki yoksulluğu, imkansızlıkları görerek savaşı kazanacaklarına dair inançlarını kaybetmişler ve geldikleri yerlere dönmeyi düşünür olmuşlar. çünkü mebusları yatıracak yer bile yokmuş. o sırada mustafa kemal kürsüye çıkar ve her umutsuzluğa düştüğümde açıp okuduğum aşağıdaki konuşmayı yapar:
--! spoiler !--
işittim ki, bazı arkadaşlar yoksulluğumuzu bahane ederek memleketlerine dönmek istiyorlarmış. ben kimseyi zorla milli meclise davet etmedim. herkes kararında özgürdür, bunlara başkaları da katılabilirler. ben bu mukaddes davaya inanmış bir insan sıfatı ile buradan bir yere gitmemeye karar verdim. hatta, hepiniz gidebilirsiniz. asker mustafa kemal mavzerini eline alır, fişeklerini göğsüne dizer, bir eline de bayrağını alır, bu şekilde elmadağı’ na çıkar, orada tek kurşunum kalana kadar vatanı savunurum. kurşunlarım bitince de bu aciz vücudumu bayrağıma sarar, düşman kurşunları ile yaralanır, temiz kanımı, mukaddes bayrağıma içire içire tek başıma can veririm. ben buna and içtim!
--! spoiler !--
--! spoiler !--
işittim ki, bazı arkadaşlar yoksulluğumuzu bahane ederek memleketlerine dönmek istiyorlarmış. ben kimseyi zorla milli meclise davet etmedim. herkes kararında özgürdür, bunlara başkaları da katılabilirler. ben bu mukaddes davaya inanmış bir insan sıfatı ile buradan bir yere gitmemeye karar verdim. hatta, hepiniz gidebilirsiniz. asker mustafa kemal mavzerini eline alır, fişeklerini göğsüne dizer, bir eline de bayrağını alır, bu şekilde elmadağı’ na çıkar, orada tek kurşunum kalana kadar vatanı savunurum. kurşunlarım bitince de bu aciz vücudumu bayrağıma sarar, düşman kurşunları ile yaralanır, temiz kanımı, mukaddes bayrağıma içire içire tek başıma can veririm. ben buna and içtim!
--! spoiler !--
devamını gör...
izlenmesi gereken diziler
that 70's show
community
the good place
friends
brooklyn 9-9
signal (kdrama)
my mister (kdrama)
doctor who
two broke girls
hımym
lupin
when they see us
prison break
community
the good place
friends
brooklyn 9-9
signal (kdrama)
my mister (kdrama)
doctor who
two broke girls
hımym
lupin
when they see us
prison break
devamını gör...
vicdan azabı
kişinin başkasına yaptığı haksızlık veya verdiği zarar karşısında duyduğu pişmanlık ve kendine kızma hali.
“vicdan, tanrı’nın tatlı bir fısıltısıdır”
“vicdan, tanrı’nın tatlı bir fısıltısıdır”
devamını gör...
tenacious d in the pick of destiny
liam lynch'in yönettiği ve 2006 yılında gösterime giren keyifli film. jack black zaten komik adamdır ve filmde ziyadesiyle bu özelliklerini görüyorsunuz. film iki metal müzik tutkununun şeytana pabucunu ters giydirmesi üzerine kurgulanmış. şeytana ait kutsal bir penanın arayışını anlatıyor. bu kutsal penayı bulmak ve kullanmak sizi metal aleminin en iyisi yapıyor. jack black ve kyle gass bu penaya ulaşmak için türlü türlü komik olaylar yaşıyorlar. hatta şeytanla aşık atışması (rock-off) yaptıkları bölümün tadından yenmez. orada aşkla ve şevkle çalıp söylüyorlar zira işin ucunda cehenneme gidip seks kölesi olma riski var. *
peki pena neden bu kadar önemli? çünkü ''pick of destiny'' adı verilen pena bir büyücü tarafından şeytanın dişi kullanılarak yapılıyor. bahsedilen büyücü karanlık bir büyücü ve şeytanın güçlerinden faydalanmak için onu çağırıyor. sonrasında aralarında bir arbede yaşanıyor. şeytan büyücüyü tam ham yapacakken basit bir demirci patırtıyı duyuyor ve büyücünün imdadına yetişiyor, şeytana bir at nalı fırlatıyor ve hedefi tam 12'den vuruyor. şeytanın azı dişini kırıyor adam yahu * şeytana bu utanç fazlasıyla yetiyor. dişi kırık şeytan eksik şeytandır mantalitesi ile büyücü son gücüyle mevzuya dalıyor ve böylece şeytanı cehenneme utanç içerisinde geri gönderiyor. hal böyle olunca da büyücü madem bu herif bana bir iyilik yaptı bende ona bir iyilik yapayım diyor ve şeytanın dişinden kutsal penayı yapıyor. dünya üzerinde ne kadar telli müzik aleti varsa hepsini bu penayla tabiri caizse öttürüyorsunuz.
hah işte tam da bu yüzden bizim kafadarlar şeytanla bile dalaşmayı göze alıyorlar. bir yanda eksik parçasını tamamlamak isteyen şeytan diğer yanda metal müzik efsanesi olmak isteyen kafadarlar. bizimkiler penanın bir rock tarihi müzesinde olduğunu öğrendikten sonra yaşananlar cidden komik. ha tabi şöyle bir şey var bu film absürt bir komedi ve anlam arayışı içerisinde izlenecek bir film değil. gülmek ve kafayı boşaltmak istiyorsanız ve üstüne üstlük metal müzik dinlemeyi seviyorsanız, izlenmek için biçilmiş kaftandır. tabi bir de bong of destiny mevzusu var ama artık ağır ipucu içerdiği için oraya girmemek gerek zira filmi izlemeyenleri de düşünmek lazım *
şurası çok keyifli yahu (filmi izlemeyenler rica ederim bu sahneyi izlemesinler. vallahi sorumluluk kabul etmem.)
peki pena neden bu kadar önemli? çünkü ''pick of destiny'' adı verilen pena bir büyücü tarafından şeytanın dişi kullanılarak yapılıyor. bahsedilen büyücü karanlık bir büyücü ve şeytanın güçlerinden faydalanmak için onu çağırıyor. sonrasında aralarında bir arbede yaşanıyor. şeytan büyücüyü tam ham yapacakken basit bir demirci patırtıyı duyuyor ve büyücünün imdadına yetişiyor, şeytana bir at nalı fırlatıyor ve hedefi tam 12'den vuruyor. şeytanın azı dişini kırıyor adam yahu * şeytana bu utanç fazlasıyla yetiyor. dişi kırık şeytan eksik şeytandır mantalitesi ile büyücü son gücüyle mevzuya dalıyor ve böylece şeytanı cehenneme utanç içerisinde geri gönderiyor. hal böyle olunca da büyücü madem bu herif bana bir iyilik yaptı bende ona bir iyilik yapayım diyor ve şeytanın dişinden kutsal penayı yapıyor. dünya üzerinde ne kadar telli müzik aleti varsa hepsini bu penayla tabiri caizse öttürüyorsunuz.
hah işte tam da bu yüzden bizim kafadarlar şeytanla bile dalaşmayı göze alıyorlar. bir yanda eksik parçasını tamamlamak isteyen şeytan diğer yanda metal müzik efsanesi olmak isteyen kafadarlar. bizimkiler penanın bir rock tarihi müzesinde olduğunu öğrendikten sonra yaşananlar cidden komik. ha tabi şöyle bir şey var bu film absürt bir komedi ve anlam arayışı içerisinde izlenecek bir film değil. gülmek ve kafayı boşaltmak istiyorsanız ve üstüne üstlük metal müzik dinlemeyi seviyorsanız, izlenmek için biçilmiş kaftandır. tabi bir de bong of destiny mevzusu var ama artık ağır ipucu içerdiği için oraya girmemek gerek zira filmi izlemeyenleri de düşünmek lazım *
şurası çok keyifli yahu (filmi izlemeyenler rica ederim bu sahneyi izlemesinler. vallahi sorumluluk kabul etmem.)
devamını gör...
en sevilen anne yemeği
kadının birisi evlenmiş, fakat bir türlü kocasına yemek beğendiremiyor.
kurslara gitmiş, dersler almış, yemek uzmanı olmuş...
fakat ; kocası yemeklerini ısrarla beğenmiyormuş.
bir gün bir kadın arkadaşı misafir gelmiş.
sohbete dalmışlar.
bir vakit sonra ; ocakta yemek olduğunu hatırlayıp mutfağa koşmuş.
birde ne görsün yemeğin altı, olduğu gibi yanmış.
yenisini yapacak vakitte yok.
şöyle bir düşünmüş...
nasılsa, ne yapsam beğenmiyor ; bu yanık yemeğide beğenmese ne çıkar...
akşam kocası gelince, yanık yemeği, kocasının önüne koymuş.
kocası hem yemeği yiyor ; hemde büyük bir zevkle mırıldanıyormuş.
'' ah anam aşı ; ah anam aşı'' diyerek ; zevkle yiyormuş.
meğer adamın küçüklüğünde anası komşu gezme huyundan sürekli yemekleri ocakta unutur ; yemeği yakarmış.
çocuklarını yanık yemeklerle büyütmüş.
anlayan anladı sanırım.
kurslara gitmiş, dersler almış, yemek uzmanı olmuş...
fakat ; kocası yemeklerini ısrarla beğenmiyormuş.
bir gün bir kadın arkadaşı misafir gelmiş.
sohbete dalmışlar.
bir vakit sonra ; ocakta yemek olduğunu hatırlayıp mutfağa koşmuş.
birde ne görsün yemeğin altı, olduğu gibi yanmış.
yenisini yapacak vakitte yok.
şöyle bir düşünmüş...
nasılsa, ne yapsam beğenmiyor ; bu yanık yemeğide beğenmese ne çıkar...
akşam kocası gelince, yanık yemeği, kocasının önüne koymuş.
kocası hem yemeği yiyor ; hemde büyük bir zevkle mırıldanıyormuş.
'' ah anam aşı ; ah anam aşı'' diyerek ; zevkle yiyormuş.
meğer adamın küçüklüğünde anası komşu gezme huyundan sürekli yemekleri ocakta unutur ; yemeği yakarmış.
çocuklarını yanık yemeklerle büyütmüş.
anlayan anladı sanırım.
devamını gör...
atatürk'ün okunmasını tavsiye ettiği kitap
grigoriy petrov'un beyaz zambaklar ülkesi’nde adlı kitabıdır. kitap finlandiya’nın esaret altında bağımsızlığını nasıl kazandığını etkileyici bir dille anlatmaktadır. rus hatip, gazeteci, yazar grigoriy petrov’un en önemli eseridir. finlandiya’nın 6 aralık 1917’de rusya’ya karşı verilen bağımsızlık mücadelesinin anlatıldığı kitabı atatürk çok sevmiştir. kitap, kurtuluş savaşı’na da ilham kaynağı olmuştur. mustafa kemal, kitabı askeri okul müfredatında okutulmasını da emretmiştir.
devamını gör...
aleksitimi
en basit tanımı ile kişinin, duygularını fark etme, tanıma, ifade etme ve ayırt etme güçlüğü olarak tanımlanabilir.
aleksitimi terimi ilk olarak, 1973 yılında psikoterapist peter sifrenos tarafından kullanılmıştır.
aleksitimi hastalarında toplumsal yaşama yabancılık ve duygularını ifade etmekte güçlü çekme görülür. günlük yaşamda iletişim kurarken herhangi bir sorun yaşamazlar lakin duyguları ile bağ kurup bu duyguları ifade etmekte zorluk çekerler.
bu hastalarda, duyguları fark etme ve söze dökme güçlüğü, hayal kurma güçlüğü gibi olgular da karşımıza çıkar.
yapılan çalışmalarda beynin sağ yarım küresinde ve sağ-sol yarım küre arasındaki bağın bozulmasının aleksitimiye neden olduğu ortaya konulmuştur.
aleksitimi terimi ilk olarak, 1973 yılında psikoterapist peter sifrenos tarafından kullanılmıştır.
aleksitimi hastalarında toplumsal yaşama yabancılık ve duygularını ifade etmekte güçlü çekme görülür. günlük yaşamda iletişim kurarken herhangi bir sorun yaşamazlar lakin duyguları ile bağ kurup bu duyguları ifade etmekte zorluk çekerler.
bu hastalarda, duyguları fark etme ve söze dökme güçlüğü, hayal kurma güçlüğü gibi olgular da karşımıza çıkar.
yapılan çalışmalarda beynin sağ yarım küresinde ve sağ-sol yarım küre arasındaki bağın bozulmasının aleksitimiye neden olduğu ortaya konulmuştur.
devamını gör...
gelmiş geçmiş en büyük rekabetler
ayrton senna vs alain prost. halen belgeseli izlerim tüylerim diken diken olur.
devamını gör...
normal sözlük'e katkı sağlamak için yazarların yapabilecekleri
şimdiye kadar kafa sözlüğe üç kişi kazandırdım. kız kardeşime de üye olması için baskı yapıyorum şu an.*. bol tanım, beğeni ve insanlara kafa sözlük diye bir yer varmış üye olsana diyerek katkıda bulunabilirsiniz.
devamını gör...
sözlük yazarlarının satın aldıkları son kitap
kitap almadan geçen altmış yedi günün sonunda hedeflerimi* gerçekleştirmişim ve ben bu kitapları haketmişim.
gözler yaşlı çünkü sanki yıllardır kitap almıyor gibiydim. işte tam liste;
hırçın kız-shakespeare
yanlışlıklar komedyası-shakespeare
kuru gürültü-shakespeare
macbeth-shakespeare
george dandin veya bir koca nasıl rezil edilir?-moliere
kadınlar mektebi-moliere
insandan kaçan-moliere
cimri-moliere
hastalık hastası-moliere
kibarlık budalası-moliere
eugenie grandet-balzac
son hediye-abdulrazak gurnah
kitap-lık dergisi sayı:216
notos öykü dergisi sayı:88
gözler yaşlı çünkü sanki yıllardır kitap almıyor gibiydim. işte tam liste;
hırçın kız-shakespeare
yanlışlıklar komedyası-shakespeare
kuru gürültü-shakespeare
macbeth-shakespeare
george dandin veya bir koca nasıl rezil edilir?-moliere
kadınlar mektebi-moliere
insandan kaçan-moliere
cimri-moliere
hastalık hastası-moliere
kibarlık budalası-moliere
eugenie grandet-balzac
son hediye-abdulrazak gurnah
kitap-lık dergisi sayı:216
notos öykü dergisi sayı:88
devamını gör...
burger king'in logosunu değiştirmesi
şirketler logolarını sadeleştirme yoluna giriyorlar. mesela örnek olarak olarak instagram, nissan, snapchat, starbucks, mercedes, fiat, mcdonald's, mastercard gibi firmalar geliyor aklıma. güncel logoları ve bir önceki logolarına bakarsanız eklemeler değil aksine sadeleştirmeler yapıldığını görürsünüz. bir yerde okumuştum. şirketlerin logosunu müşterinin aklında kaldığı kadarıyla bile tam olarak çizebilmesi gerekiyormuş o logonun ilgi çekici ve ikonik olabilmesi için. mesela ben burada yazdığım tüm logoların güncel hallerini gayet rahat çizerim ki eminim siz de çizersiniz. sanat eseri çıkartmaya gerek yok ana hatlarını hepimiz biliyoruz. ama burger king'in eski logosunu çizemem çünkü yenisine göre daha karmaşık. starbucks eski logosunu çizemem çünkü daha detayları var. snapchat eski logosunu çizemem çünkü hayaletin nasıl yüz ifadesi nasıldı hatırlamıyorum. ama şimdi yüzü olmayan sadece bir hayalet logosu var ve rahatlıkla çizebilirim. ama bunun yanında logosunu karmaşıklaştıran firmalar var ki onların amacını anlayamıyorum. öreğin fanta. eski logosu daha akılda kalıcıydı. aklıma şu an gelen bir logo daha var ki bilmeyen yok. nike. dünyanın en basit logosu. tek bir kalem hareketiyle çizilebilir. dünya üzerinde bilmeyen yok neredeyse bu logoyu. bu yüzden logoların karmaşık veya çok renkli olması değil sade ve kolay çizülebilir, hatırlatıcılığı yüksek olması önemlidir.
devamını gör...
seksi yaşlı erkek
devamını gör...
çok zararlı olduğunu düşündüğüm uygulamadır. tüketim çılgınlığı sadece fazlaca ürün almakla olmuyor, içerik tüketimi de bu çılgınlığa giriyor. siz her parmağınızı birkaç cm yukarı kaydırdığınızda bir sürü yeni içerik karşınıza çıkıyor. bunları çabucak değerlendirip bazılarına tıklayıp birkaç saniye bakıp tekrar parmağınızı kaydırıyorsunuz ve bu böyle devam ediyor. peki zararı nerede? hem zamanınızı yiyor hem de odaklanabilme becerinizi kaybediyorsunuz. odağınızı çok küçük parçalara bölüp her gönderiye dağıtıyorsunuz yani bir şey üzerine odaklanmıyorsunuz. bu da uzun vadede odaklanabilme yeteneğinizi yok ediyor. işte bu yüzden instagramdan okunan yüzlerce satır ile kitaptan okunan yüzlerce satır beynimize çok farklı etki ediyor.
ayrıca yarattığı bağımlılık sigaradakinden pek farklı değil. instagram bağımlısı biri uzun süre girmeyince adeta yoksunluğa giriyor. beyin onu arzuluyor ve siz ne iş yaparsanız yapın o an telefonununuzu açıp kendinizi tatmin ediyorsunuz.
velhasıl kelam nolur bağımlısıysanız kademeli bir şekilde azaltmaya çalışın.
ayrıca yarattığı bağımlılık sigaradakinden pek farklı değil. instagram bağımlısı biri uzun süre girmeyince adeta yoksunluğa giriyor. beyin onu arzuluyor ve siz ne iş yaparsanız yapın o an telefonununuzu açıp kendinizi tatmin ediyorsunuz.
velhasıl kelam nolur bağımlısıysanız kademeli bir şekilde azaltmaya çalışın.
devamını gör...
attack on titan
anlık 3. sezon 18. bölümdeyim
levi bebeğim eğer o enjektörü armine vurmazsan diziyi bırakıyorumm
armine vurdu tamamdır
o zaman şuana kadar yorumlamamı yapayım.
attack on titan yani orijinal adıyla shingeki no kyojin hajime adlı bi abimizin çizdiği manga/animedir.
anime şuana kadar akıcılık, karakter gelişimi, verdiği mesajlar, merak uyandırma vs açısından efsane gidiyor. özellikle 3. sezon resmen farklı bi boyuta taşıdı. anime ilk bölümlerinden itibaren sizi sürekli bi bilinmezliğe atıp elinize bi kutu kibrit veriyor. bebek adımlarıyla sırlar açığa çıkıyor resmen ama buna rağmen azıcık bile sıkılmıyor insan.
gerçi ben
krallığa darbe yapıp insan insana savaştıkları kısımda bi tık sıkıldım
savaş sahneleriyse gerçekten ayrı bir güzel ama karakterlerin iç seslerini, şok olmalarını, plan yapmalarını ve çevresindekileri ikna etme süreçleri ne kadar izleyicinin heyecanını arttırsada bana fazla zaman harcıyorlarmış gibi geldiği için savaşın artık diye ekrana bağırmamak için zor duruyorum.
neyse gözümde birkaç damla yaşla 3.sezonu bitirmeye gidiyorum. 4.sezonu da bitirince editlerim.
edit: birazcık unutmuşum burayı ama olsun devam edelim. en spoilersız anlatmaya çalışacağım. 3. sezonun son bölümüne kadar bilinmeyen çoğu şey yavaş yavaş açığa çıkıyor. buraya kadar armin ve jean karakter gelişimlerinde ilk sırayı alıyor benim için. eren'in ilk bölümden beri intihara meyilli olması beni biraz deli ediyordu tamam onu öyle sevdik ama insan azıcık akıllanmaz mı? akıllanmaaz. tamam dev oluyorsun anladık, özelsin, güçlüsün hepsi kabulüm ama azıcık düşün be diyordum da demez olaydım 4. sezonda kendisine bu kadar düşünme manyak olursun dememiş kimse. en azından artık kararsız değil. doğruluğu tartışılır ama artık ne istediğini biliyor ve bunun için her şeyi yapmaya hazır.
4. sezon 1. bölümü izlediğimde sanki 2. dünya savaşını izliyormuş gibi hissettim. başta bi nereye düştüm, ne izliyorum ben dedim. 4. sezonda artık anime 3 arkadaş maceralarından, silah arkadaşı, hadi erenin mabadını kurtaralımdan çıkıp bambaşka bir boyuta geldi. anime resmen büyüdü son sezonda.
levi bebeğim eğer o enjektörü armine vurmazsan diziyi bırakıyorumm
armine vurdu tamamdır
o zaman şuana kadar yorumlamamı yapayım.
attack on titan yani orijinal adıyla shingeki no kyojin hajime adlı bi abimizin çizdiği manga/animedir.
anime şuana kadar akıcılık, karakter gelişimi, verdiği mesajlar, merak uyandırma vs açısından efsane gidiyor. özellikle 3. sezon resmen farklı bi boyuta taşıdı. anime ilk bölümlerinden itibaren sizi sürekli bi bilinmezliğe atıp elinize bi kutu kibrit veriyor. bebek adımlarıyla sırlar açığa çıkıyor resmen ama buna rağmen azıcık bile sıkılmıyor insan.
gerçi ben
krallığa darbe yapıp insan insana savaştıkları kısımda bi tık sıkıldım
savaş sahneleriyse gerçekten ayrı bir güzel ama karakterlerin iç seslerini, şok olmalarını, plan yapmalarını ve çevresindekileri ikna etme süreçleri ne kadar izleyicinin heyecanını arttırsada bana fazla zaman harcıyorlarmış gibi geldiği için savaşın artık diye ekrana bağırmamak için zor duruyorum.
neyse gözümde birkaç damla yaşla 3.sezonu bitirmeye gidiyorum. 4.sezonu da bitirince editlerim.
edit: birazcık unutmuşum burayı ama olsun devam edelim. en spoilersız anlatmaya çalışacağım. 3. sezonun son bölümüne kadar bilinmeyen çoğu şey yavaş yavaş açığa çıkıyor. buraya kadar armin ve jean karakter gelişimlerinde ilk sırayı alıyor benim için. eren'in ilk bölümden beri intihara meyilli olması beni biraz deli ediyordu tamam onu öyle sevdik ama insan azıcık akıllanmaz mı? akıllanmaaz. tamam dev oluyorsun anladık, özelsin, güçlüsün hepsi kabulüm ama azıcık düşün be diyordum da demez olaydım 4. sezonda kendisine bu kadar düşünme manyak olursun dememiş kimse. en azından artık kararsız değil. doğruluğu tartışılır ama artık ne istediğini biliyor ve bunun için her şeyi yapmaya hazır.
4. sezon 1. bölümü izlediğimde sanki 2. dünya savaşını izliyormuş gibi hissettim. başta bi nereye düştüm, ne izliyorum ben dedim. 4. sezonda artık anime 3 arkadaş maceralarından, silah arkadaşı, hadi erenin mabadını kurtaralımdan çıkıp bambaşka bir boyuta geldi. anime resmen büyüdü son sezonda.
devamını gör...
erkeğe şiir yazan kadın
ilk görüşte sevdim seni,
o nasıl endam be yakışıklı,
sana kek yapsam yer misin,
yemesen de yanımda durur musun.
yürüyüşün beni benden aldı,
seni görünce gördüm sanki ay'ı,
sana börek yapsam yer misin,
yemesen de benim olur musun.
bunu yazmıştı ilk manitum bana. duygulanıp ağlamıştım. kadının dibidir şiir yazan kadın.
şaka şaka ben yazdım yukardakini.
o nasıl endam be yakışıklı,
sana kek yapsam yer misin,
yemesen de yanımda durur musun.
yürüyüşün beni benden aldı,
seni görünce gördüm sanki ay'ı,
sana börek yapsam yer misin,
yemesen de benim olur musun.
bunu yazmıştı ilk manitum bana. duygulanıp ağlamıştım. kadının dibidir şiir yazan kadın.
şaka şaka ben yazdım yukardakini.
devamını gör...