genç werther'in acıları
goethe, yaşamı benzer şekilde ve nedenle sonlanan bir arkadaşından esin alarak yazmış kitabı. tabii goethe'nin kendi aşk hayatında da sürekli farklı kişilerle düştüğü karşılıksız bir aşk girdabı var. karşılıksız, olmaz aşkların bir tutkunu resmen. werther ile yazarın başka ortak noktaları da var, hassas bir ruh, durumları olduğunun dışında yorumlamaya gönüllü bir zihin. yine de haklı çıkma gücüne sahip, en azından haklılığını anlatma gücüne.
werther, senin aşkın için intihar ettiğine mi inanmalıyım? yoksa albert ve lotte için mi? yoksa sadece daha en baştan içinde arzusunu taşıdığın intiharını aşk ile gerekçelendirmek mi istedin? keşke bir prens olsaydın.
werther, senin aşkın için intihar ettiğine mi inanmalıyım? yoksa albert ve lotte için mi? yoksa sadece daha en baştan içinde arzusunu taşıdığın intiharını aşk ile gerekçelendirmek mi istedin? keşke bir prens olsaydın.
devamını gör...
the men with no name
bir kee ramsorrun kısa filmidir.

izlediğim en komik ve en çok güldüğüm kısa filmlerden biri oldu bu. gerçekten eğlendim izlerken ve yaşananlar ergenlik dönemlerine has alınganlık hikayelerini hatırlattı bana.
herkes kendine bir rol biçer ve ona göre davranırken birisi sizin alamet-i farikanız olan bir şeye göz koyunca bu size karşı yapılmış en büyük hakaret sayılırdı. çocukken ikimiz de ninja kaplumbağalardan leanardo’yu sevdiğimiz için en yakın arkadaşımla küsmüştüm mesela.
bir kez de izmir’e atletizm turnuvası için gittiğimizde üç arkadaş forma almaya karar verdik kendimize. ben hemen juventus formamı alıp çıktım ama diğer iki arkadaşım barcelona forması almaya karar verdi. biri daha büyük barcelona hayranı olduğu için aldı formayı, diğeri trabzonlu olduğu için. ikisi de aynı formayı alınca barcelona hayranı olan arkadaşım trabzonlu arkadaşıma küsmüştü. o kadar bayrak yarışında yer değiştirmek zorunda kalmıştık ikisi birbirinden bayrak almasın diye.
elbette bunlar belli bir yaşta anlam verilebilen şeyler. peki ya bunu yapanlar koca koca adamlarsa? selam olsun sergio leone ve clint eastwood’a.
the men with no name

izlediğim en komik ve en çok güldüğüm kısa filmlerden biri oldu bu. gerçekten eğlendim izlerken ve yaşananlar ergenlik dönemlerine has alınganlık hikayelerini hatırlattı bana.
herkes kendine bir rol biçer ve ona göre davranırken birisi sizin alamet-i farikanız olan bir şeye göz koyunca bu size karşı yapılmış en büyük hakaret sayılırdı. çocukken ikimiz de ninja kaplumbağalardan leanardo’yu sevdiğimiz için en yakın arkadaşımla küsmüştüm mesela.
bir kez de izmir’e atletizm turnuvası için gittiğimizde üç arkadaş forma almaya karar verdik kendimize. ben hemen juventus formamı alıp çıktım ama diğer iki arkadaşım barcelona forması almaya karar verdi. biri daha büyük barcelona hayranı olduğu için aldı formayı, diğeri trabzonlu olduğu için. ikisi de aynı formayı alınca barcelona hayranı olan arkadaşım trabzonlu arkadaşıma küsmüştü. o kadar bayrak yarışında yer değiştirmek zorunda kalmıştık ikisi birbirinden bayrak almasın diye.
elbette bunlar belli bir yaşta anlam verilebilen şeyler. peki ya bunu yapanlar koca koca adamlarsa? selam olsun sergio leone ve clint eastwood’a.
the men with no name
devamını gör...
fenomen olmak için kendinden küçük kızları döven kızlar
defalarca dedik burada; kadına şiddeti değil, şiddeti kınayın diye ama işte yine bi sürü şey söylendi yanlış olmasın 2 veya 3 kişi gördüm şiddete karşı çıkalım diyen şu sözlükte.
izmir'de sosyal medyada videolarının izlenmesi için kendilerinden yaşça küçük kız çocuklara saldırarak videolarını çektikleri iddia edilen çocukların görüntüleri şok etti. dehşeti yaşayan çocuklar ve aileleri, saldırganlardan şikayetçi oldu. kızlara saldıran şahısların, daha sonra i.e. ve h.k.'ye sosyal medya üzerinden mesaj atarak özür diledikleri ve paylaştıkları videoları sildikleri öğrenildi.
zmir'in koan ilçesinde yaşanan olay 15 temmuz demokrasi şehitleri meydanı yakınındaki parkta meydana geldi. iddiaya göre i.e. (14) ve h.k. (14) isimli kız çocukları, yürüyüş yapmak için parka çıktı.
parkta kendilerine yaklaşan iki kız çocuğu, 'ne bakıyorsun?' diyerek bir anda kendilerine saldırdı. iki çocuk i.e. ve h.k.'yi öldüresiye döverken, o esnada üç erkek çocuk da o anları videoya çekmeye başladı. yaklaşık 10 dakika boyunca i.e. ve h.k.'yi darp eden grup, polise yapılan ihbarın ardından olay yerinden uzaklaştı.
mesaj atıp özür dilediler
mağdur çocukların aileleri, çocukları için tedavi gördüğü hastaneden aldığı darp raporu ile birlikte saldırganlar hakkında şikayetçi olurken, grupta yer alanları tanıyan bir başka çocuk ise saldırganların bilerek ve isteyerek kavga ettiklerini, o anları sosyal medya hesaplarından paylaşarak fenomen olmak istediklerini öne sürdü.
olayın emniyete bildirildiğini öğrenen saldırgan kız çocuklarının i.e. ve h.k.'ye sosyal medya üzerinden mesaj atarak özür diledikleri ve daha sonra videolarla birlikte sosyal medya hesabını sildikleri öğrenildi.
ünlü olmaya çalışıyorlarmış"
dehşet anlarını anlatan i.e., "ben arkadaşımla sahilde otururken bir anda içlerinden birisi 'ne bakıyorsun?' diye bağırıp üzerimize çullandılar. beni saçlarımdan tutarak havaya kaldırdı. o sırada diğer kız da arkadaşıma saldırdı. o esnada çığlık attığımı hatırlıyorum, başka bir şey hatırlamıyorum. kafamı yere vurduğu için o anı net olarak hatırlayamıyorum. 10 dakika boyunca darp edildik. ben engellemeye çalışıyordum ama bu sefer de tırnaklarını vücuduma geçirdi. hala başımda, boynumda ve vücudumda ağrılar var.
arkadaşım şeker hastası olduğunu söylemesine rağmen onu da dövmeye devam ettiler. bu esnada onların dayak atma anını kaydeden 3 kişi fark ettim. 2 kız bize saldırırken, 3 erkek de video kaydı alıyordu. bunlar bu tarz kavga görüntülerini sosyal medya hesaplarında paylaşarak ünlü olmaya çalışıyorlarmış. sonrasında oradan uzaklaştılar ve biz de olayın ardından şikayetçi olduk. bu olayın ardından psikolojimiz bozulduğu için arkadaşımla beraber psikolojik tedavi görmeye başlayacağız" dedi.
"etraftakiler müdahale etmedi"
saldırganlar tarafından darp edilen çocuklardan h.k. ise, diyabet hastası olmasına rağmen dakikalarca acımadan darp edildiğini söyledi. saldırıdan dolayı bilincini kaybedip baygınlık geçirdiğini anlatan h.k., etraftaki vatandaşların olaya seyirci kalmasından dert yandı.
o anları anlatırken gözyaşlarına boğulan h.k., "biz arkadaşımla beraber orada otururken belgin adlı kişi bize bağırmaya başladı. ortada hiçbir şey de yoktu, ne olduğunu anlamadık. belgin adlı kız arkadaşıma, asya ise bana saldırmaya başladı. bir anda saldırdılar ve biz de savunmasız yakalandık o şaşkınlıkla. beni saçımdan sürükledi yerde. çekilen videoda da görülüyordu zaten, ben şeker hastası olduğumu bağıra bağıra söylememe rağmen saçımdan sürüklemeye devam etti.
daha sonra yüzüme ve kafama yumruk atmaya başladı. bilincimi kaybettim, bayılacak gibi oldum orada. daha sonra polisi aradım. etrafta kavgayı izleyenlere bağırdım. şeker hastası olduğumu, neden müdahale etmediklerini sordum hepsine. arkadaşım o esnada hala darp ediliyordu, izleyenlere bağırdım, 'neden müdahale etmiyorsunuz?' dedim. kimse hiçbir şey yapmadı. bacaklarımda, kafamda bir sürü şişlikler var. defalarca yüzüme vurdular, burnumu yamulttular yumruk ata ata" diye konuştu.
"hesaplarında 20 tane böyle video vardı"
saldırgan şahısları sosyal medya üzerinden tanıdığını söyleyen i.e. ve h.k.'nin arkadaşı b.ö., "bunlar kendilerinden güçsüz olan insanlara sataşıp kavga ettikleri anı sosyal medyada paylaşarak ünlü olmaya çalışıyorlar. daha önce kendi sosyal medya hesaplarında yaklaşık 20 tane bu tarz video vardı ama bu olaydan dolayı arkadaşımın ailesi şikayetçi olunca bu videoları kaldırmışlar" dedi.
darp edilen i.e.'nin babası osman e. de, saldırgan çocuklar hakkında polis merkezine giderek şikayetçi olduğunu bildirdi. osman e., "iş yerinden geldiğimde evde kızımın ağladığını gördüm. kızım bana olayı anlattığında şok olmuştum. fenomen olmak adına bu tarz şeylerle kendilerinden küçük, güçsüz çocukları böyle dövüp sosyal medyada paylaşarak hem çocukları hem de ailelerini zor durumda bırakıyorlar. benim kızım psikolojik tedavi görmeye başlayacak. biz yaşadık, başka aileler yaşamasın. görüntüleri de var zaten, o düşüş anında beyin kanaması geçirebilirdi benim kızım. böyle şeylerin yaşanmasını istemiyoruz. gerekli yerlere şikayetimizi de yaptık ve bu olayın peşini bırakmayacağız" ifadelerini kullandı.
i.e. ve h.k.'nin ailesinin saldırgan çocuklar hakkında polis merkezine giderek şikayetçi olmasının ardından çocuk büro amirliği olayla ilgili çalışma başlattı.
buradan
izmir'de sosyal medyada videolarının izlenmesi için kendilerinden yaşça küçük kız çocuklara saldırarak videolarını çektikleri iddia edilen çocukların görüntüleri şok etti. dehşeti yaşayan çocuklar ve aileleri, saldırganlardan şikayetçi oldu. kızlara saldıran şahısların, daha sonra i.e. ve h.k.'ye sosyal medya üzerinden mesaj atarak özür diledikleri ve paylaştıkları videoları sildikleri öğrenildi.
zmir'in koan ilçesinde yaşanan olay 15 temmuz demokrasi şehitleri meydanı yakınındaki parkta meydana geldi. iddiaya göre i.e. (14) ve h.k. (14) isimli kız çocukları, yürüyüş yapmak için parka çıktı.
parkta kendilerine yaklaşan iki kız çocuğu, 'ne bakıyorsun?' diyerek bir anda kendilerine saldırdı. iki çocuk i.e. ve h.k.'yi öldüresiye döverken, o esnada üç erkek çocuk da o anları videoya çekmeye başladı. yaklaşık 10 dakika boyunca i.e. ve h.k.'yi darp eden grup, polise yapılan ihbarın ardından olay yerinden uzaklaştı.
mesaj atıp özür dilediler
mağdur çocukların aileleri, çocukları için tedavi gördüğü hastaneden aldığı darp raporu ile birlikte saldırganlar hakkında şikayetçi olurken, grupta yer alanları tanıyan bir başka çocuk ise saldırganların bilerek ve isteyerek kavga ettiklerini, o anları sosyal medya hesaplarından paylaşarak fenomen olmak istediklerini öne sürdü.
olayın emniyete bildirildiğini öğrenen saldırgan kız çocuklarının i.e. ve h.k.'ye sosyal medya üzerinden mesaj atarak özür diledikleri ve daha sonra videolarla birlikte sosyal medya hesabını sildikleri öğrenildi.
ünlü olmaya çalışıyorlarmış"
dehşet anlarını anlatan i.e., "ben arkadaşımla sahilde otururken bir anda içlerinden birisi 'ne bakıyorsun?' diye bağırıp üzerimize çullandılar. beni saçlarımdan tutarak havaya kaldırdı. o sırada diğer kız da arkadaşıma saldırdı. o esnada çığlık attığımı hatırlıyorum, başka bir şey hatırlamıyorum. kafamı yere vurduğu için o anı net olarak hatırlayamıyorum. 10 dakika boyunca darp edildik. ben engellemeye çalışıyordum ama bu sefer de tırnaklarını vücuduma geçirdi. hala başımda, boynumda ve vücudumda ağrılar var.
arkadaşım şeker hastası olduğunu söylemesine rağmen onu da dövmeye devam ettiler. bu esnada onların dayak atma anını kaydeden 3 kişi fark ettim. 2 kız bize saldırırken, 3 erkek de video kaydı alıyordu. bunlar bu tarz kavga görüntülerini sosyal medya hesaplarında paylaşarak ünlü olmaya çalışıyorlarmış. sonrasında oradan uzaklaştılar ve biz de olayın ardından şikayetçi olduk. bu olayın ardından psikolojimiz bozulduğu için arkadaşımla beraber psikolojik tedavi görmeye başlayacağız" dedi.
"etraftakiler müdahale etmedi"
saldırganlar tarafından darp edilen çocuklardan h.k. ise, diyabet hastası olmasına rağmen dakikalarca acımadan darp edildiğini söyledi. saldırıdan dolayı bilincini kaybedip baygınlık geçirdiğini anlatan h.k., etraftaki vatandaşların olaya seyirci kalmasından dert yandı.
o anları anlatırken gözyaşlarına boğulan h.k., "biz arkadaşımla beraber orada otururken belgin adlı kişi bize bağırmaya başladı. ortada hiçbir şey de yoktu, ne olduğunu anlamadık. belgin adlı kız arkadaşıma, asya ise bana saldırmaya başladı. bir anda saldırdılar ve biz de savunmasız yakalandık o şaşkınlıkla. beni saçımdan sürükledi yerde. çekilen videoda da görülüyordu zaten, ben şeker hastası olduğumu bağıra bağıra söylememe rağmen saçımdan sürüklemeye devam etti.
daha sonra yüzüme ve kafama yumruk atmaya başladı. bilincimi kaybettim, bayılacak gibi oldum orada. daha sonra polisi aradım. etrafta kavgayı izleyenlere bağırdım. şeker hastası olduğumu, neden müdahale etmediklerini sordum hepsine. arkadaşım o esnada hala darp ediliyordu, izleyenlere bağırdım, 'neden müdahale etmiyorsunuz?' dedim. kimse hiçbir şey yapmadı. bacaklarımda, kafamda bir sürü şişlikler var. defalarca yüzüme vurdular, burnumu yamulttular yumruk ata ata" diye konuştu.
"hesaplarında 20 tane böyle video vardı"
saldırgan şahısları sosyal medya üzerinden tanıdığını söyleyen i.e. ve h.k.'nin arkadaşı b.ö., "bunlar kendilerinden güçsüz olan insanlara sataşıp kavga ettikleri anı sosyal medyada paylaşarak ünlü olmaya çalışıyorlar. daha önce kendi sosyal medya hesaplarında yaklaşık 20 tane bu tarz video vardı ama bu olaydan dolayı arkadaşımın ailesi şikayetçi olunca bu videoları kaldırmışlar" dedi.
darp edilen i.e.'nin babası osman e. de, saldırgan çocuklar hakkında polis merkezine giderek şikayetçi olduğunu bildirdi. osman e., "iş yerinden geldiğimde evde kızımın ağladığını gördüm. kızım bana olayı anlattığında şok olmuştum. fenomen olmak adına bu tarz şeylerle kendilerinden küçük, güçsüz çocukları böyle dövüp sosyal medyada paylaşarak hem çocukları hem de ailelerini zor durumda bırakıyorlar. benim kızım psikolojik tedavi görmeye başlayacak. biz yaşadık, başka aileler yaşamasın. görüntüleri de var zaten, o düşüş anında beyin kanaması geçirebilirdi benim kızım. böyle şeylerin yaşanmasını istemiyoruz. gerekli yerlere şikayetimizi de yaptık ve bu olayın peşini bırakmayacağız" ifadelerini kullandı.
i.e. ve h.k.'nin ailesinin saldırgan çocuklar hakkında polis merkezine giderek şikayetçi olmasının ardından çocuk büro amirliği olayla ilgili çalışma başlattı.
buradan
devamını gör...
vura vura dip oldum ona buna dert oldum (yazar)
varoşlarla ne tür bir derdi olduğunu anlayamadığım yazardır. benim bildiğim, zenginler züğürtlerin çenesinin yorulmasına sebep olurdu. bu arkadaşın durumunda tam tersi galiba.
devamını gör...
öldürmeyip süründüren şeyler
umut
devamını gör...
ateist kaplumbağa
değerli gördüğü yazıları mahlasından hiç beklenmeyecek bir hızda seri bir şekilde oylayan yazarımız. bu vesile ile ilk nickaltı yazısını ben yazmış olayım. kendisine iyi sözlükler diliyorum.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının en büyük fobisi
banyo yaparken depreme yakalanmak, karanlık, örümcek.
devamını gör...
poşetlerin parayla satılması
evet artık çöplerimizi dünya para verdiğimiz ama sızma, akma ihtimali dip kıvrımlarında gizli; kokulu, büzgülü, renk renk, desen desen envai çeşit poşetler vasıtası ile atıyoruz. yaşasın...
çok yakın bir zamanda (daha bu sabah) başıma geldiği için sanırım biraz sinirliyim "çöp poşeti" diye satın aldığım ürünün delik olabilmesine. yoksa delik poşetlerle çöp atılmasını tasvip etmiyoruz, hatta kınıyoruz!
küfür niyetine geçecek sözlere eklenebilir sanırım; içine çöp attığın poşet altından sızdırsın emi diye...*
hepimize çersiz, çöpsüz, mis kokulu günler olsun o zaman. *
çevre kirliliği, doğa katliamı bu ülkenin yaralarındandır maalesef, onu başka zaman yazarız elbet...
** düzeltme
çok yakın bir zamanda (daha bu sabah) başıma geldiği için sanırım biraz sinirliyim "çöp poşeti" diye satın aldığım ürünün delik olabilmesine. yoksa delik poşetlerle çöp atılmasını tasvip etmiyoruz, hatta kınıyoruz!
küfür niyetine geçecek sözlere eklenebilir sanırım; içine çöp attığın poşet altından sızdırsın emi diye...*
hepimize çersiz, çöpsüz, mis kokulu günler olsun o zaman. *
çevre kirliliği, doğa katliamı bu ülkenin yaralarındandır maalesef, onu başka zaman yazarız elbet...
** düzeltme
devamını gör...
12 nisan tecavüz günü trendini başlatanların bulunması
mahpusta büyükler tarafından tecavüz edilirlerse biraz empati yeteneği gelişir arkadaşların.
bazı şeylerin mizahı olmaz.
bazı şeylerin mizahı olmaz.
devamını gör...
normal sözlük'ün 30 yaş üstü yazar kaynaması
30 'uma 5 eklemiş biri olarak;
"algı yönetimim henüz tamamlanmadı,
oluşlara karşı fayda sağlama güdüm yok"
demeye çekinen düşüncenin başlığı olabilir derim.
bi tavsiye;
30 yaşlarında okuyacak olduğun bir mektup yaz kendine,
bizi daha çok seveceksin.
"algı yönetimim henüz tamamlanmadı,
oluşlara karşı fayda sağlama güdüm yok"
demeye çekinen düşüncenin başlığı olabilir derim.
bi tavsiye;
30 yaşlarında okuyacak olduğun bir mektup yaz kendine,
bizi daha çok seveceksin.
devamını gör...
fahrelnisa zeid
1901 - 1991 yılları arasında yaşamış, çağdaş sanatın öncülerinden olan ve soyut sanatın türkiye'de ilk temsilcilerinden olan kadın ressam.
devamını gör...
günümüzde gençliğin gidişatı
koyun sürüsü olmaya.
devamını gör...
elfen lied
"elfen lied" almancadır ve elf'in şarkısı anlamına gelir.
2004'te yayınlanmaya başlamasıyla birlikte o yıl çok konuşulan ve ses getiren animelerden biriydi, elfen lied.
konuya bakacak olursak;
yeni bir türün ilk bireyleri yavaş yavaş dunyaya adım atmaya başlamıştır, öyle ki bu daha tam olarak çıkmamış olan türün insan ırkının sonunu getireceği bile düşünülmektedir. bu yeni türün insanlara yaşatabileceği vahşetin kapasitesi gun geçtikçe açığa çıkarken uzmanlar, bilim insanları bu tür üstünde deneylerine başlamıştır bile, devlet de arkasındadır.
bu bahsedilen yeni türün, sırtlarından çıkan 'vektör' adı verilen 2 metre boyutunda elleri ve kafalarının üzerinde küçük bir çift boynuzları bulunmaktadır, fakat insanlar 'vektör' denen elleri goremezler. ayrıca bu turdekiler genelde kırmızı gözlere ya da pembemsi saçlara sahip olurlar. aynı zamanda bu 'vektör'lerin başka bir insana teması o virüsün yayılmasını sağlar, virüsün bulaştığı kişilerin doğacak çocukları da diclonius adı verilen yeni türe dahil olur.
tabi her ne kadar insanlığı "tehdit " edici olsalar da, animeler bu türün uzerinden işlenir, suçsuz olmasına rağmen işkencelere, acımasız deneylere maruz kalan, dışlanılan, sevilmeyen, masum küçük bir çocuk olsa dahi günah kecisi ilan edilen bu yeni türlerden.
öncelikle animenin kendisi kadar ünlü olan açılış müziği ile başlayayım, çünkü animedeki duyguyu gerçekten çok iyi aktarıyor. ayrıca klipteki görselleri de gustav klimt'in eserlerinden yola çıkarak yapmışlar. bunlarla birlikte latincenin güzelliği de olaya dahil edilince mükemmel bir opening çıkmış.
dinlemek için buradan
şimdi senaryoya gelecek olursak;
bir gün bu lablardan kaçmayı başaran bir diclonius, insanların arasına karışır. adı lucy olan bu diclonius, kaçarken başına aldığı bir kurşun darbesiyle hafızasını kaybetmiş ve kişiliği bölünmüştür...
sabaha karşı denizi izlemeye gelen iki kuzen yuka ve kouta, sadece "nyuu" diyebilen iki boynuzlu çıplak bir kızla karşılaşırlar. nyuu'yu evlerine götürürler ve onunla yaşarlar. ama nyuu'nun hafızası zaman zaman yerine gelir ve o zaman acımasız katil lucy'ye dönüşür,
ve insanlığın yok olmasını engellemek isteyen bilim insanları lucy'yi öldürmek zorundadırlar...
onu evine alan kouta'nın ise babası ve kız kardeşi öldürüldüğünden sonra aklı dengisi bozulmuştur, hastanede yattığı sırada aldığı ilaclar nedeniyle de geçmişini hatırlayamamaktadır. ve lucy ile zaman içerisinde unuttuğu bazı şeyleri hatırlayacaktır...
animenin konusu, senaryosu gayet güzel. lakin işleyiş konusunda da aynı şeyi diyemem, bolca mantık hatası ve boş sahne var.
öyle ki ana karakter ve mantıken animenin onun etrafında dönmesi gereken lucy, aksine nadir karşımıza çıkıyor. peki biz napıyoruz? 13 bölüm boyunca salak iki kuzenin (kouta ve yuka) hayatını, aşklarını, hiç durup düşünmeden sokakta görüp eve aldıkları kızları,cinsiyetler arasında yaşanan cinsel gerilimin yarattığı komiklikleri(!), ve gereksiz çıplaklığı izliyoruz. sonra son iki üç bölümde anime birden yine lucy'e odaklanıyor, allam lütfen sonu kötü bitmesin!!1!1! diye şükrediyoruz..
ama sonu da çok havada kalmıştı diyebilirim. yarıda kesilmiş gibiydi, gerçi animenin manga ile bir süre sonra yolları ayrılıyordu. yine de oradada benzer bir son vardı diye hatırlıyorum, gerisi spoiler, ona da gerek yok...
( japonya da kuzen ilişkisi normal karşılanıyormus bu arada, bunu da öğrenmiş olduk..)
mantık hataları da bolca var, ama benim kafama en çok takılan ve gözüme çarpan şey boynuzlardı. iyi tamam, evrim geçiriyorlar sonuçta, falan filan.. ama neden boynuz- daha doğrusu kedi kulağına benziyor- çünkü bizim gibi primat ailesine mensup olanların boynuzlarının olmamasının bir nedeni vardır, evrim geçiriyorlar ise, neden böyle birşeye ihtiyaç duyup da geçiriyorlar? animedeki çoğu şey ile birlikte bu soru da havada kalmıştı...
fakat bu animeye "duygu sömürüsü" demek yanlış. böyle diyen birçok kişi var. anime ilk bölümden, hayatın tüm acı gerçeklerini yüzünüze vuruyor. tüm mantık hatalarına ya da gereksiz sahnelere rağmen izlenilesi bir anime.
kısaca animede bolca dram var. acı, kan, vahşet, dehşet, kıskançlık, nefret, aşk, yalnızlık, travma. çok hassas iseniz, izlemenizi en başından önermiyorum. ama bunun dışında yine ne olursa olsun, izlenmeye değer bir anime diye düşünüyorum, öyle ki, sadece bir kaç dakikalık sahneleri için bile izlenir. bittikten sonra gerçekten üzerinizde bir etki bırakıyor, zaten izlerken de o hissi çok iyi yaşatıyor. isteyerek ya da istemeyerek sizi o havaya sokuyor. hiç değilse, sadece lucy'nin hikayesi için izleyin...
başka anime eleştirilerinde görüşmek üzere...
2004'te yayınlanmaya başlamasıyla birlikte o yıl çok konuşulan ve ses getiren animelerden biriydi, elfen lied.
konuya bakacak olursak;
yeni bir türün ilk bireyleri yavaş yavaş dunyaya adım atmaya başlamıştır, öyle ki bu daha tam olarak çıkmamış olan türün insan ırkının sonunu getireceği bile düşünülmektedir. bu yeni türün insanlara yaşatabileceği vahşetin kapasitesi gun geçtikçe açığa çıkarken uzmanlar, bilim insanları bu tür üstünde deneylerine başlamıştır bile, devlet de arkasındadır.
bu bahsedilen yeni türün, sırtlarından çıkan 'vektör' adı verilen 2 metre boyutunda elleri ve kafalarının üzerinde küçük bir çift boynuzları bulunmaktadır, fakat insanlar 'vektör' denen elleri goremezler. ayrıca bu turdekiler genelde kırmızı gözlere ya da pembemsi saçlara sahip olurlar. aynı zamanda bu 'vektör'lerin başka bir insana teması o virüsün yayılmasını sağlar, virüsün bulaştığı kişilerin doğacak çocukları da diclonius adı verilen yeni türe dahil olur.
tabi her ne kadar insanlığı "tehdit " edici olsalar da, animeler bu türün uzerinden işlenir, suçsuz olmasına rağmen işkencelere, acımasız deneylere maruz kalan, dışlanılan, sevilmeyen, masum küçük bir çocuk olsa dahi günah kecisi ilan edilen bu yeni türlerden.
öncelikle animenin kendisi kadar ünlü olan açılış müziği ile başlayayım, çünkü animedeki duyguyu gerçekten çok iyi aktarıyor. ayrıca klipteki görselleri de gustav klimt'in eserlerinden yola çıkarak yapmışlar. bunlarla birlikte latincenin güzelliği de olaya dahil edilince mükemmel bir opening çıkmış.
dinlemek için buradan
şimdi senaryoya gelecek olursak;
bir gün bu lablardan kaçmayı başaran bir diclonius, insanların arasına karışır. adı lucy olan bu diclonius, kaçarken başına aldığı bir kurşun darbesiyle hafızasını kaybetmiş ve kişiliği bölünmüştür...
sabaha karşı denizi izlemeye gelen iki kuzen yuka ve kouta, sadece "nyuu" diyebilen iki boynuzlu çıplak bir kızla karşılaşırlar. nyuu'yu evlerine götürürler ve onunla yaşarlar. ama nyuu'nun hafızası zaman zaman yerine gelir ve o zaman acımasız katil lucy'ye dönüşür,
ve insanlığın yok olmasını engellemek isteyen bilim insanları lucy'yi öldürmek zorundadırlar...
onu evine alan kouta'nın ise babası ve kız kardeşi öldürüldüğünden sonra aklı dengisi bozulmuştur, hastanede yattığı sırada aldığı ilaclar nedeniyle de geçmişini hatırlayamamaktadır. ve lucy ile zaman içerisinde unuttuğu bazı şeyleri hatırlayacaktır...
animenin konusu, senaryosu gayet güzel. lakin işleyiş konusunda da aynı şeyi diyemem, bolca mantık hatası ve boş sahne var.
öyle ki ana karakter ve mantıken animenin onun etrafında dönmesi gereken lucy, aksine nadir karşımıza çıkıyor. peki biz napıyoruz? 13 bölüm boyunca salak iki kuzenin (kouta ve yuka) hayatını, aşklarını, hiç durup düşünmeden sokakta görüp eve aldıkları kızları,cinsiyetler arasında yaşanan cinsel gerilimin yarattığı komiklikleri(!), ve gereksiz çıplaklığı izliyoruz. sonra son iki üç bölümde anime birden yine lucy'e odaklanıyor, allam lütfen sonu kötü bitmesin!!1!1! diye şükrediyoruz..
ama sonu da çok havada kalmıştı diyebilirim. yarıda kesilmiş gibiydi, gerçi animenin manga ile bir süre sonra yolları ayrılıyordu. yine de oradada benzer bir son vardı diye hatırlıyorum, gerisi spoiler, ona da gerek yok...
( japonya da kuzen ilişkisi normal karşılanıyormus bu arada, bunu da öğrenmiş olduk..)
mantık hataları da bolca var, ama benim kafama en çok takılan ve gözüme çarpan şey boynuzlardı. iyi tamam, evrim geçiriyorlar sonuçta, falan filan.. ama neden boynuz- daha doğrusu kedi kulağına benziyor- çünkü bizim gibi primat ailesine mensup olanların boynuzlarının olmamasının bir nedeni vardır, evrim geçiriyorlar ise, neden böyle birşeye ihtiyaç duyup da geçiriyorlar? animedeki çoğu şey ile birlikte bu soru da havada kalmıştı...
fakat bu animeye "duygu sömürüsü" demek yanlış. böyle diyen birçok kişi var. anime ilk bölümden, hayatın tüm acı gerçeklerini yüzünüze vuruyor. tüm mantık hatalarına ya da gereksiz sahnelere rağmen izlenilesi bir anime.
kısaca animede bolca dram var. acı, kan, vahşet, dehşet, kıskançlık, nefret, aşk, yalnızlık, travma. çok hassas iseniz, izlemenizi en başından önermiyorum. ama bunun dışında yine ne olursa olsun, izlenmeye değer bir anime diye düşünüyorum, öyle ki, sadece bir kaç dakikalık sahneleri için bile izlenir. bittikten sonra gerçekten üzerinizde bir etki bırakıyor, zaten izlerken de o hissi çok iyi yaşatıyor. isteyerek ya da istemeyerek sizi o havaya sokuyor. hiç değilse, sadece lucy'nin hikayesi için izleyin...
başka anime eleştirilerinde görüşmek üzere...
devamını gör...
marina abramovic
1960'larda ortaya çıkan vücut sanatı akımının (body art) önemli bir temsilcisidir. abramović performanslarıyla fiziksel ve zihinsel potansiyelin sınırlarını zorlayan ve araştıran bir sanatçıdır. bir vücut sanatçısı olarak, kendini parçalara ayırmış, kırbaçlamış, buz kütleleri üzerinde vücudunu dondurmuş, psikoaktif ürünler ve hafıza kaybına uğramasına yol açan kas kontrol ürünleri almıştır. performanslarının birinde alev alan bir perdenin altında boğularak ölme tehlikesi atlatmıştır.
en bilinen performansı (bkz: rhythm 0) beni en çok etkileyendir.


abramoviç’in bu gösteriyi tasarlamasındaki amacı insan ırkının sınırlarını keşfetmek ve o sınırları zorlamak. gösterinin başlangıcında abramoviç sahnede cansız heykel gibi duruyor. önceden yanında duran masaya, kendisine serbestçe uygulanmak üzere birtakım nesneler bırakıyor. masada gül, tüy, bal, kek, şarap gibi korkutucu olmayan nesnelerin yanı sıra bıçak, makas, neşter, zincir, jilet, silah ve kurşun gibi işkence aletleri de bulunuyor.
bu aletlerin kendisi üzerinde serbestçe uygulanabileceğini ve asla hareket etmeyeceğini seyircilere söylüyor. seyirciler ilk iki saat herhangi bir objeyi kullanmadan yalnızca abramoviç’ i seyrediyorlar. yaklaşık iki saatin sonunda sanatçının gerçekten de hareket etmediğini gören izleyiciler nesneleri yavaş yavaş kullanmaya başlıyorlar. başta sanatçıya nazik ve utangaç davranan seyirciler, ona gül veriyor ve saçını okşuyorlar.
saatler ilerledikçe bu utangaçlık yerini vahşete bırakıyor. bir seyircinin sanatçıya tokat atması ve hiçbir karşılık almaması üzerine diğer seyircilerin bir kısmı abramoviç’ in kıyafetlerini yırtmaya başlıyor. yarı çıplak hale getirdikleri sanatçıyı taciz etmeye başlıyorlar. artık abramoviç’ i bir insan olarak görmektense obje olarak gören izleyiciler, sanatçıya zarar vermekten çekinmiyorlar. vücuduna jilet yardımıyla çeşitli kesikler atıyor, hatta kanayan yerlerini emmeye çalışıyorlar. başlarda nazik davranan seyircilerden eser kalmıyor. şiddet, taciz, işkence ve daha birçok korkutucu davranışlara maruz kalan abramoviç, gözyaşlarını tutamasa da hareketsiz kalmaya devam ediyor.
masada duran fotoğraf makinesiyle sanatçının fotoğraflarını çekiyorlar ve eline tutuşturarak kendi vahşet eylemlerini ölümsüzleştiriyorlar. seyircilerden birisinin masada duran dolu silahı abramoviç’ e doğru dayaması üzerine işler iyice çirkinleşiyor. insanların sınırlarını keşfeden sanatçı artık performansın başındaki haline hiç benzemiyor, bedenindeki kesikler adeta vahşeti simgeliyor. abramoviç’in gözlerinden akan yaşlara dayanamayan bir kadın, sanatçıya yaklaşıyor. cebinden çıkardığı mendille gözyaşlarını siliyor ve ona sarılıyor. yapılanlardan rahatsız olan birkaç seyirci de araya giriyor. azınlık kesim sanatçının yaralarını temizliyor, üstünü örtüyor ve ona sigara ikram ediyor.
6 saatlik süren bu performansın ardından abramoviç, salonda hareket etmeye başlıyor. izleyiciler karşılarındaki savunmasız bir objenin hareket etmesi üzerine yaptıklarıyla yüzleşemedikleri için alanı kaçarak terk ediyorlar. güçsüz gördükleri bir nesnenin yeniden insan formatına dönüşmesi onları korkutuyor.
kötülüğün bulaşıcı olduğunu ve insanların birbirlerinden cesaret aldığını kanıtlayan performans sanatçısı abramoviç, insanlığın içinde yatan acımasızlığı gözler önüne seriyor. aslında basit bir performansmış gibi gözüken bu gösteri çarpıcı bir sosyal deneye dönüşüyor. abramoviç performansın ardından bir röportajında bizlere şunları söylüyor:
“gösterinin başında herkes çok utangaç ve yumuşaktı, bana güller veriyorlardı. daha sonra kıyafetlerimi makasla ile yırtmaya, bıçakla boğazımı kesip kanımı içmeye başladılar. herkes delirmişti. 6 saat sonra gösteri bitmişti, performansımdan çıkıp kendim olmaya başladım. yarı çıplaktım, her yerimde kan vardı. gözlerim yaşarmıştı. izleyicilerin arasında hareket etmeye başladım. kaçtılar. hepsi kaçtı. artık kendim olmama katlanamıyorlardı. otele gidip aynaya baktığımda kendi kendime "halk seni öldürebilir, gerçekten" dediğimi hatırlıyorum."
kaynak
şu linkten olayın görüntülerini izleyebilir abramoviç'in kendi ağzından olaylar dinleyebilirsiniz.
vimeo.com/channels/67720/71...
inanılmaz bir karakter. gördüğüm en etkili sosyal deney. (bkz: rhythm 0) bana hep karşılık vermediğinde tepki göstermediğinde insanların sana neler yapabileceğini hatırlatıyor. o yüzden hiç aklımdan çıkaramadığım bir gösteri. içime işledi. yapılan şey çok saçma geliyor ama sonuca bakınca insana çok şey öğretiyor.
en bilinen performansı (bkz: rhythm 0) beni en çok etkileyendir.


abramoviç’in bu gösteriyi tasarlamasındaki amacı insan ırkının sınırlarını keşfetmek ve o sınırları zorlamak. gösterinin başlangıcında abramoviç sahnede cansız heykel gibi duruyor. önceden yanında duran masaya, kendisine serbestçe uygulanmak üzere birtakım nesneler bırakıyor. masada gül, tüy, bal, kek, şarap gibi korkutucu olmayan nesnelerin yanı sıra bıçak, makas, neşter, zincir, jilet, silah ve kurşun gibi işkence aletleri de bulunuyor.
bu aletlerin kendisi üzerinde serbestçe uygulanabileceğini ve asla hareket etmeyeceğini seyircilere söylüyor. seyirciler ilk iki saat herhangi bir objeyi kullanmadan yalnızca abramoviç’ i seyrediyorlar. yaklaşık iki saatin sonunda sanatçının gerçekten de hareket etmediğini gören izleyiciler nesneleri yavaş yavaş kullanmaya başlıyorlar. başta sanatçıya nazik ve utangaç davranan seyirciler, ona gül veriyor ve saçını okşuyorlar.
saatler ilerledikçe bu utangaçlık yerini vahşete bırakıyor. bir seyircinin sanatçıya tokat atması ve hiçbir karşılık almaması üzerine diğer seyircilerin bir kısmı abramoviç’ in kıyafetlerini yırtmaya başlıyor. yarı çıplak hale getirdikleri sanatçıyı taciz etmeye başlıyorlar. artık abramoviç’ i bir insan olarak görmektense obje olarak gören izleyiciler, sanatçıya zarar vermekten çekinmiyorlar. vücuduna jilet yardımıyla çeşitli kesikler atıyor, hatta kanayan yerlerini emmeye çalışıyorlar. başlarda nazik davranan seyircilerden eser kalmıyor. şiddet, taciz, işkence ve daha birçok korkutucu davranışlara maruz kalan abramoviç, gözyaşlarını tutamasa da hareketsiz kalmaya devam ediyor.
masada duran fotoğraf makinesiyle sanatçının fotoğraflarını çekiyorlar ve eline tutuşturarak kendi vahşet eylemlerini ölümsüzleştiriyorlar. seyircilerden birisinin masada duran dolu silahı abramoviç’ e doğru dayaması üzerine işler iyice çirkinleşiyor. insanların sınırlarını keşfeden sanatçı artık performansın başındaki haline hiç benzemiyor, bedenindeki kesikler adeta vahşeti simgeliyor. abramoviç’in gözlerinden akan yaşlara dayanamayan bir kadın, sanatçıya yaklaşıyor. cebinden çıkardığı mendille gözyaşlarını siliyor ve ona sarılıyor. yapılanlardan rahatsız olan birkaç seyirci de araya giriyor. azınlık kesim sanatçının yaralarını temizliyor, üstünü örtüyor ve ona sigara ikram ediyor.
6 saatlik süren bu performansın ardından abramoviç, salonda hareket etmeye başlıyor. izleyiciler karşılarındaki savunmasız bir objenin hareket etmesi üzerine yaptıklarıyla yüzleşemedikleri için alanı kaçarak terk ediyorlar. güçsüz gördükleri bir nesnenin yeniden insan formatına dönüşmesi onları korkutuyor.
kötülüğün bulaşıcı olduğunu ve insanların birbirlerinden cesaret aldığını kanıtlayan performans sanatçısı abramoviç, insanlığın içinde yatan acımasızlığı gözler önüne seriyor. aslında basit bir performansmış gibi gözüken bu gösteri çarpıcı bir sosyal deneye dönüşüyor. abramoviç performansın ardından bir röportajında bizlere şunları söylüyor:
“gösterinin başında herkes çok utangaç ve yumuşaktı, bana güller veriyorlardı. daha sonra kıyafetlerimi makasla ile yırtmaya, bıçakla boğazımı kesip kanımı içmeye başladılar. herkes delirmişti. 6 saat sonra gösteri bitmişti, performansımdan çıkıp kendim olmaya başladım. yarı çıplaktım, her yerimde kan vardı. gözlerim yaşarmıştı. izleyicilerin arasında hareket etmeye başladım. kaçtılar. hepsi kaçtı. artık kendim olmama katlanamıyorlardı. otele gidip aynaya baktığımda kendi kendime "halk seni öldürebilir, gerçekten" dediğimi hatırlıyorum."
kaynak
şu linkten olayın görüntülerini izleyebilir abramoviç'in kendi ağzından olaylar dinleyebilirsiniz.
vimeo.com/channels/67720/71...
inanılmaz bir karakter. gördüğüm en etkili sosyal deney. (bkz: rhythm 0) bana hep karşılık vermediğinde tepki göstermediğinde insanların sana neler yapabileceğini hatırlatıyor. o yüzden hiç aklımdan çıkaramadığım bir gösteri. içime işledi. yapılan şey çok saçma geliyor ama sonuca bakınca insana çok şey öğretiyor.
devamını gör...
demagoji yapmak
üstün bir hitabet ve propaganda yeteneği gerektirir.
devamını gör...
jeyan mahfi tözüm

yazıya şu video ile başlamak istiyorum.
böyle bir kahkaha yok efendiler. şu yazıyı yazarken bile defalarca dinledim. yıllarca bu kahkahanın hülya koçyiğit'e ait olduğunu zannederdim. bir belgesel sonucu kahkaha sahibinin ünlü seslendirme oyuncusu "jeyan mahfi tözüm" olduğunu öğrendiğim an yaşadığım şoku anlatamam. şoku atlattıktan sonra bile benim için muhteşem ikili olarak kalmaya devam etmişlerdir.
mesanet fatma jeyan mahfi ayral tözüm , 6 ağustos 1928 istanbul doğumludur. babası türk tiyatrosuna büyük emekler harcamış necdet mahfi ayral'dır. eşi türkiye'nin ilk ses mühendislerinden rauf tözüm'dür. yazılacak çok şey var fakat kendisi çok güzel anlattığı için yazmıyorum lütfen izleyin diyorum. iyi izlemeler.
görsel kaynağı : buradan
ayrıca bakınız: tr.wikipedia.org/wiki/Jeyan...
devamını gör...
para mutluluğu satın almaz
bir yerden duymuştum "para mutluluğu satın almaz ama kuzey ışıklarını izleyebilmemize olanak sağlar".
devamını gör...
sözlük radyosu kaçak yayınları
ahahahaah mükkeeemmeel şarkı. harikasın gomercan!!*
devamını gör...
yalnızken yapılacak en güzel aktivite
uzun zamandır yapmayı ertelediğin bir şey varsa onu yapmak. örneğin birini aramak gibi... yapacak bir şeyim yok dediğin bir ansa yazsa balkona , kışsa içeri oturup kitabını / filmini ve kahveni başlamak en güzeli.
devamını gör...
