kulaklıkla son ses dinlenen şarkı
devamını gör...
zorlukların gelişime etkisi
hayattaki, herhangi bir işteki zorlamanın miktarının gelişmeyi etkilediğini düşünüyorum. hiçbir zorlukla karşılaşmayan birey gelişme ihtiyacı duymuyor, aşırı zorlukla karşılaşan da gelişebilecek fırsatı yaratamıyor. belli dozda zorlama insana gelişme isteği ve şansı veriyor. örneğin çok yoksul bir ailede yaşayan çocuk temel ihtiyaçları bile karşılanmadığı, yeterli beslenmediği, ilave kurslara gidemediği için sınavlarda başarılı olamayabilir. çok zengin bir çocuk da hayatı üniversite sınav sonucuna bağlı olmadığı için kendisini çalışmak için motive edemeyebilir. bir memur çocuğu ise hem çalışabilecek uygun ortama, yeterli besine, huzurlu bir aile ortamına sahip olup, daha refah içinde yaşamak için hayaliyle derslerine çok çalışıp sınavda başarılı olabilir.
aynı kuralların farklı ölçeklere uyarlanabileceğini düşünüyorum. bana ilham veren tarihçi toynbee’nin uygarlığın gelişimiyle ilgili fikirleri. toplumlar da zorluklarla karşılaşıyorlar ve bunları çözmeye çalışırken gelişiyorlar. aşırı zorluklar veya aşırı kolaylıklar sağlayan çevrelerde ise daha kısıtlı bir gelişim oluyor. örneğin eskimolar zorlu koşullarda sadece hayatta kalmalarını sağlayabilen barınma ve beslenme yolları geliştirebilmişler ve diğer dünya toplumları gibi bir uygarlık kuramamışlar. amazon havzasındaki yerliler de etraflarındaki yiyecek kaynakları ve çok sınırda olmayan sıcaklıklar nedeniyle zorlu olmayan barınma ihtiyacı nedeniyle yaşam tarzlarını binlerce yıldır korumuşlar, gelişmeye ihtiyaç duymamışlar. nil nehri kenarında ise tarım yapabilmek için sel döngülerini takip ederek bilgi üretmiş ve uygarlık kurmuşlar. sosyal bilimci olmadığım için indirgemeci yaklaşmış olabilirim ama temel olarak bu fikir bana çok yakın ve çeşitli ölçeklerdeki sistemlere uygulanabilir geliyor.
aynı kuralların farklı ölçeklere uyarlanabileceğini düşünüyorum. bana ilham veren tarihçi toynbee’nin uygarlığın gelişimiyle ilgili fikirleri. toplumlar da zorluklarla karşılaşıyorlar ve bunları çözmeye çalışırken gelişiyorlar. aşırı zorluklar veya aşırı kolaylıklar sağlayan çevrelerde ise daha kısıtlı bir gelişim oluyor. örneğin eskimolar zorlu koşullarda sadece hayatta kalmalarını sağlayabilen barınma ve beslenme yolları geliştirebilmişler ve diğer dünya toplumları gibi bir uygarlık kuramamışlar. amazon havzasındaki yerliler de etraflarındaki yiyecek kaynakları ve çok sınırda olmayan sıcaklıklar nedeniyle zorlu olmayan barınma ihtiyacı nedeniyle yaşam tarzlarını binlerce yıldır korumuşlar, gelişmeye ihtiyaç duymamışlar. nil nehri kenarında ise tarım yapabilmek için sel döngülerini takip ederek bilgi üretmiş ve uygarlık kurmuşlar. sosyal bilimci olmadığım için indirgemeci yaklaşmış olabilirim ama temel olarak bu fikir bana çok yakın ve çeşitli ölçeklerdeki sistemlere uygulanabilir geliyor.
devamını gör...
marshall eriksen
doğma büyüme minnesota'lı, bileğini kessen kanı mor-beyaz akan (bkz: minnesota vikings), lily aldrin gibi bir şırfıntıya gönlünü kaptırmış how i met your mother karakteri.
devamını gör...
öğretmen olmak
bazen çok yorucu olsa da keyiflidir, zevklidir. bazı velilerle gereksiz polemik yaşamasak aslında iyi olur lakin o da işin tuzu biberi işte. benim alanım beden eğitimi, branşımı da seviyorum. futbol olsun voleybol olsun basketbol olsun bu sene turnuvalar düzenledik. gerçekten turnuva yönetmek emek isteyen bir şey. antrenmanlar yapıyoruz müsabakalar için, ön hazırlık deyin adına. gecenin bilmem kaçına kadar sırf kazanma uğruna koşturarak çalışıyoruz lan. çok yorucu, çok meşakkatli bi yol fakat bu yolun sonunda güzel şeyler olacaksa da değer bence.
kaç gündür imanımız gevredi, kendimizden geçtik, hırpalandık gençlerle beraber ama ilk maçımızı aldık. bu çok güzel bir şey işte. bazıları beden eğitimi öğretmenlerini yatıyor olarak görür ama kazın ayağı öyle değil. deli gibi koşturuyoruz kaç gündür, şu zaman biraz rahatladık haftaya yine çalışmalar başlayacak. keşke herkesin dediği gibi olsa beden eğitimi öğretmenliği ben de isterim de olmuyor işte. öyle 3 tur koşu birkaç jimnastik hareketler falan yok biz de, yani ben de bu durum söz konusu değildir.
yani demem o ki; her mesleğin her branşın ayrı zorluğu var. bütün öğretmenlere sevgiler saygılar olsun. hakkımız ödenmez valla ha. *
kaç gündür imanımız gevredi, kendimizden geçtik, hırpalandık gençlerle beraber ama ilk maçımızı aldık. bu çok güzel bir şey işte. bazıları beden eğitimi öğretmenlerini yatıyor olarak görür ama kazın ayağı öyle değil. deli gibi koşturuyoruz kaç gündür, şu zaman biraz rahatladık haftaya yine çalışmalar başlayacak. keşke herkesin dediği gibi olsa beden eğitimi öğretmenliği ben de isterim de olmuyor işte. öyle 3 tur koşu birkaç jimnastik hareketler falan yok biz de, yani ben de bu durum söz konusu değildir.
yani demem o ki; her mesleğin her branşın ayrı zorluğu var. bütün öğretmenlere sevgiler saygılar olsun. hakkımız ödenmez valla ha. *
devamını gör...
sözlüğün en azgın yazarı
bunu belli etmeyen kimse, en azgın da odur. genelde bir konuda ortalığı ayağa kaldıranlarda, sürekli bahsettikleri özellik bulunmaz.
bu yazarı arıyorsanız ve bir nedenden dolayı size lazımsa dm kutularında arayın, başlıklarda değil.
bu yazarı arıyorsanız ve bir nedenden dolayı size lazımsa dm kutularında arayın, başlıklarda değil.
devamını gör...
14 şubat'ta yalnız yazarları çift yapıyoruz kampanyası
istediğimiz yazarı alabiliyorsak ben varım ama 15 şubatta ayrılmak şartıyla hediye ve buluşma da olmayacak.
devamını gör...
afrika için neler yapılabilir sorunsalı
sömürgecilik anlayışı yüzünden.
devamını gör...
imparatoriçe theodora
bir rivayete göre mısır başka bir rivayete göre de kıbrıs doğumlu theodora miladın 6. asrı ortalarına doğru doğmuştur. ailesi ile birlikte henüz çocuk yaşta istanbula gelmiş ve ahlak fesadının başı olan hipodromda büyümüştür. bizansın da en meşhur fahişesi olmuştur. hipodrom öyle bir yerdi ki en düşük tebadan en kibar tebaya kadar herkes fahişelerle düşüp kalkar ve onlarla eğlenirdi. saraylarım günlük dedikoları dahi hipodram kaynaklı olabilirdi... sirkler rakkashaneler fuhuşhaneler mevcuttu ve theodora nın ailesi de bu sirklere mensuptu. henüz theodora çok küçükken ölen babası ayı bekçisi idi, o öldükten sonra bu güzel kız istanbul’un birçok serserisi, hırsızı ve kibarının aguşunda büyüyüp serpildi. sahnede onu çıplak izlemek için gelenler salonları, sirkleri doldururdu... fakat namı kötü bir namdı tüm istanbul’u sarmıştı bu nam ama bazı kişiler onu görünce hastalıklı bir insan görmüş gibi kaçarlardı.
bir aralık bir rütbeli bir memur aşığı ile afrikaya kaçtı ve orada yapamadı. iskenderiyeye geldi, orada manastıra girdi ama yine yapamadı. evet yeniden istanbuldaydı şimdi de ... lakin artık uslu, yaşlı ve dingindi.
istanbulun kenar mahallelerinden bir eve kapandı, kırklı yaşlardaydı. hayatını burada sakince geçirmek niyetindeydi.
birden bir tesadüf eseri imparatorun meşhur yeğeni olan prens ıustinianus ile karşılaştı. kırkını geçmiş olan bu kadın onu hemen kendisine aşık etti ve aşkları için onunla evlenebilmek için ıustinianus kanunları değiştirdi (çünkü ahlaksız bir kadınla evlenmek yasaktı oysa imparatoriçelerin türlü ahlaksızlıkları hoşgörülürdü zira ahlaksız kadınla da evlenilmezdi). neticede prens ıustinianus ve theodora evlendi. bir zamanlar ahlaksızlıkla namussuzlukla suçlanan kadın şimdi imparatororiçe ve parmakla gösterilip özenilen, örnek alınan kadın olmuştu. imparatoriçe olduktan sonra ahlak metaneti içerisinde yirmi bir sene saltanat sürdü.
devrinde nika ihtilali baş gösterdi. ümidini kaybeden imparator ve generali tam kaçacak iken onları tuttu ve tesirli sözleri ile etkiledi, oradan ayrılmayacağını ölecekse de imparatoriçe olarak öleceği yeğlediği beyan etti. bunun üzerine tüm cesaretini toplayan imparator ve general ihtilalci halk üzerine saldırarak 50.000 kişiyi bir günde kılıçtan geçirerek ihtilali kanla bastırdı.
theodora, kansere yakalandı ve 548’de ruhu bedenini terk etti. cenazesinde ise imparator ıustinianus’un bir çocuk gibi günlerce ağlayarak “benim uğur yıldızım, mukaddes kadın!”, dediği rivayet ediledurur.
sevgiler...
bir aralık bir rütbeli bir memur aşığı ile afrikaya kaçtı ve orada yapamadı. iskenderiyeye geldi, orada manastıra girdi ama yine yapamadı. evet yeniden istanbuldaydı şimdi de ... lakin artık uslu, yaşlı ve dingindi.
istanbulun kenar mahallelerinden bir eve kapandı, kırklı yaşlardaydı. hayatını burada sakince geçirmek niyetindeydi.
birden bir tesadüf eseri imparatorun meşhur yeğeni olan prens ıustinianus ile karşılaştı. kırkını geçmiş olan bu kadın onu hemen kendisine aşık etti ve aşkları için onunla evlenebilmek için ıustinianus kanunları değiştirdi (çünkü ahlaksız bir kadınla evlenmek yasaktı oysa imparatoriçelerin türlü ahlaksızlıkları hoşgörülürdü zira ahlaksız kadınla da evlenilmezdi). neticede prens ıustinianus ve theodora evlendi. bir zamanlar ahlaksızlıkla namussuzlukla suçlanan kadın şimdi imparatororiçe ve parmakla gösterilip özenilen, örnek alınan kadın olmuştu. imparatoriçe olduktan sonra ahlak metaneti içerisinde yirmi bir sene saltanat sürdü.
devrinde nika ihtilali baş gösterdi. ümidini kaybeden imparator ve generali tam kaçacak iken onları tuttu ve tesirli sözleri ile etkiledi, oradan ayrılmayacağını ölecekse de imparatoriçe olarak öleceği yeğlediği beyan etti. bunun üzerine tüm cesaretini toplayan imparator ve general ihtilalci halk üzerine saldırarak 50.000 kişiyi bir günde kılıçtan geçirerek ihtilali kanla bastırdı.
theodora, kansere yakalandı ve 548’de ruhu bedenini terk etti. cenazesinde ise imparator ıustinianus’un bir çocuk gibi günlerce ağlayarak “benim uğur yıldızım, mukaddes kadın!”, dediği rivayet ediledurur.
sevgiler...
devamını gör...
the matrix resurrections
gecenin bir yarısı ailemle beraber izlemeye gittiğim film. özellikle onlarla gittim çünkü annemle babam tam bir matrix aşığı, özellikle babam sahiden bayılır matrix'e. fakat ikisi de yoğun bir hayal kırıklığına uğradılar sinemadan çıkınca. bunun iki sebebi vardı: birincisi filmin beklentilerinnin çok çok altında kalması, ikincisi neo ve trinity'nin ne kadar yaşlandıklarını görünce onları kendileriyle özdeşleştirip üzülmeleri. ilk sebep konusunda ben de katılıyorum bu arada. filmi izleyen ne kadar tanıdığım kişi varsa onlar da aynı görüşte zaten.
öncelikle açıkçası ben zaten hiçbir zaman beklentiyi karşılayabileceklerini düşünmüyorum çünkü her ne kadar insanlar son iki filmi ilki kadar beğenmese de ilk üç film her açıdan mükemmeldi bana göre. karakterleri, kurgusu, hikayesini anlatış şekli, o yıllara göre kullanılan teknolojik efektler her açıdan çok iyi düşünülmüş filmlerdi. yani çıta her açıdan yüksekti ayrıca para kaygısıyla da çekildikleri için matrix kalitesinde bir film beklemek anlamsız olurdu bana göre. fakat film benim bile beklentilerimin altında kaldı.
ilk olarak matrixi matrix yapan çoğu ögeden yoksundu film. matrixi matrix yapan ögeden kastım çok önemli kilit karakterlerin yokluğu ve bu karakterlerin yerine geçen kişilerin onların boşluğunu dolduramaması, ayrıca matrix üçlemesindeki derinliğin filme bulunmaması. derinlik konusuna sonra geleceğim fakat karakterlerden başlayacak olursak morpheus karakterinin yerine gelen kişi asla olmamıştı. ayrıca yeni ajan smithi izlerken gözlerim hep eskisini aradı. gemi mürettebatını doğru düzgün tanıyamadık bile. ayriyeten bazı şeyler gerçekten çok yüzeysel geçilmişti.
zion'ın yıkılışından sonra neler olduğu çok üstünkörü anlatılmıştı, ayrıca neo the architect ile anlaştıktan sonra ne olup da yerine the analyst'ın geçtiği de doğru düzgün açıklanmamıştı. ayriyeten ben makinelerin bir anda yüksek düzey duygusal bir zekaya erişip (burada kastettiğim bizim yaptığımız türden bir empati, merhamet ve sevgi duygusu geliştirmeleri) insanların tarafına geçmeleri konusunda yapılan açıklamalardan tatmin olmadım
derinlik konusunda da filmin ilk yarısında bir şeyler anlatmaya çalışmışlardı fakat ben ilk üçlemelerde anlatılardan tatmin olduğum kadar tatmin olmadım bu filmin ilk yarısında anlatılanlardan. filmin ikinci yarısı zaten tam bir aksiyon filmi gibiydi.
her ne kadar botların apartmanlardan aşağı canlı bomba olarak atlama fikrini beğensem de trinity'nin uçması çok saçmaydı. ayrıca neo'nun uçamaması hakkında yapılan komedi bile beni filmden bir tık soğuttu, hatta bir an marvel filmi izliyormuş gibi hissettim
tabi bazı iyi yönleri de vardı filmin. mesela efektler genel olarak kaliteliydi, aksiyon sahnelerinin bazıları güzeldi, eski fimlere yapılan bazı atıflar hoştu ve
bilgisayar oyunu
fikrini de beğendim.
fakat total olarak baktığımızda tavsiye eder miyim, etmem. sıradan bir aksiyon filmi olarak düşündüğümüzde fena değildi aslında fakat bir matrix filmi olarak beni gerçekten hâyâl kırıklığına uğrattı. eğer matrixi güzel bir seri olarak hatırlamak istiyorsanız izlemeyin derim
öncelikle açıkçası ben zaten hiçbir zaman beklentiyi karşılayabileceklerini düşünmüyorum çünkü her ne kadar insanlar son iki filmi ilki kadar beğenmese de ilk üç film her açıdan mükemmeldi bana göre. karakterleri, kurgusu, hikayesini anlatış şekli, o yıllara göre kullanılan teknolojik efektler her açıdan çok iyi düşünülmüş filmlerdi. yani çıta her açıdan yüksekti ayrıca para kaygısıyla da çekildikleri için matrix kalitesinde bir film beklemek anlamsız olurdu bana göre. fakat film benim bile beklentilerimin altında kaldı.
ilk olarak matrixi matrix yapan çoğu ögeden yoksundu film. matrixi matrix yapan ögeden kastım çok önemli kilit karakterlerin yokluğu ve bu karakterlerin yerine geçen kişilerin onların boşluğunu dolduramaması, ayrıca matrix üçlemesindeki derinliğin filme bulunmaması. derinlik konusuna sonra geleceğim fakat karakterlerden başlayacak olursak morpheus karakterinin yerine gelen kişi asla olmamıştı. ayrıca yeni ajan smithi izlerken gözlerim hep eskisini aradı. gemi mürettebatını doğru düzgün tanıyamadık bile. ayriyeten bazı şeyler gerçekten çok yüzeysel geçilmişti.
zion'ın yıkılışından sonra neler olduğu çok üstünkörü anlatılmıştı, ayrıca neo the architect ile anlaştıktan sonra ne olup da yerine the analyst'ın geçtiği de doğru düzgün açıklanmamıştı. ayriyeten ben makinelerin bir anda yüksek düzey duygusal bir zekaya erişip (burada kastettiğim bizim yaptığımız türden bir empati, merhamet ve sevgi duygusu geliştirmeleri) insanların tarafına geçmeleri konusunda yapılan açıklamalardan tatmin olmadım
her ne kadar botların apartmanlardan aşağı canlı bomba olarak atlama fikrini beğensem de trinity'nin uçması çok saçmaydı. ayrıca neo'nun uçamaması hakkında yapılan komedi bile beni filmden bir tık soğuttu, hatta bir an marvel filmi izliyormuş gibi hissettim
tabi bazı iyi yönleri de vardı filmin. mesela efektler genel olarak kaliteliydi, aksiyon sahnelerinin bazıları güzeldi, eski fimlere yapılan bazı atıflar hoştu ve
bilgisayar oyunu
fakat total olarak baktığımızda tavsiye eder miyim, etmem. sıradan bir aksiyon filmi olarak düşündüğümüzde fena değildi aslında fakat bir matrix filmi olarak beni gerçekten hâyâl kırıklığına uğrattı. eğer matrixi güzel bir seri olarak hatırlamak istiyorsanız izlemeyin derim
devamını gör...
diyanet’in dergisinde z kuşağına hakaret edilmesi
nedeni şu; (bkz: diyanet'in 100 milyon liraya saray yaptırması)
çünkü z kuşağı bu olaylara tepki gösteriyor. bu olayların din sömürüsü ile normalleşmesini yemiyorlar. tek dertleri bu.
çünkü z kuşağı bu olaylara tepki gösteriyor. bu olayların din sömürüsü ile normalleşmesini yemiyorlar. tek dertleri bu.
devamını gör...
margarinin 10 tl olduğunu duyan müşterinin tüfekle ateş açması
kaynak
yozgat’ın bağazlıyan ilçesinde markette margarin almak için giden bir vatandaş, margarinin fiyatının 10 tl olduğunu öğrenince tüfekle ateş açmış. olayda bazı market çalışanları yaralanırken, markette çalışan bir kişi “işçiyiz, zamları biz yapmıyoruz. bizim ne suçumuz var? bu hükümetin günahını bizden kesmesinler.” diyerek isyan etmiş.
yozgat’ın bağazlıyan ilçesinde markette margarin almak için giden bir vatandaş, margarinin fiyatının 10 tl olduğunu öğrenince tüfekle ateş açmış. olayda bazı market çalışanları yaralanırken, markette çalışan bir kişi “işçiyiz, zamları biz yapmıyoruz. bizim ne suçumuz var? bu hükümetin günahını bizden kesmesinler.” diyerek isyan etmiş.
devamını gör...
dünyanın en samimiyetsiz cümlesi
aziz milletim. (bkz: recep tayyip erdoğan)
devamını gör...
victor hugo
yalan zeka işidir.dürüstlük cesaret. eğer zekan yetmiyorsa yalan söyleme. cesaretini kullanıp dürüst olmayı dene. sözünün sahibidir.
devamını gör...
ingiliz istihbaratı vs rus istihbaratı
ingilizler ile ruslar arasında temeli birinci dünya savaşı, hatta daha da öncesine dayanan bir istihbarat / casusluk savaşı veya rekabeti vardır. birinci dünya savaşı sırasında ortak düşman olan almanya liderliğindeki ittifak birliklerine karşı beraber savaşa girseler de daha sonra istihbari anlamda soğuk bir savaş yaşamışlardır. 1917 yılında rusya'da gerçekleşen ekim devrimi ve ikinci dünya savaşı ile bu paylaşım savaşı bir süre durulsa da soğuk savaş dönemi başlayınca da iki ülke tekrar rekabete girişmiştir.
aslında soğuk savaş dönemi akla ilk abd ile sovyetler birliği istihbarat savaşı gelir. ama bunun yanında ingiltere de sovyetler ile istihbarat mücadelesini sürdürmüştür. bu savaş dönemin ünlü ingiliz casusu olan kim philby ve ekibinin sovyetler birliği adına ajanlık yapmasının ortaya çıkmasıyla iyice kızıştı. bugünlerde dünya haberlerinin en birinci konusu olan rusya ve ukrayna gerilimi, bu istihbarat savaşına adeta tuz biber ekti.
bu istihbari savaşlar, suikastler ile de kendini gösterdi. ingilizler'in koruma altına aldığı bulgar muhalif yazar georgi markov'un londra'da kgb tarafından düzenlenen bir operasyon sonucunda şemsiyeli zehir ile kaza süsü verilerek öldürülmesi, ingiltere'ye sığınan eski kgb ajanı aleksandr litvinenko'nun radyoaktif zehir ile yine londra'da öldürülmesi, 2018 yılında da ingiltere adına çalışan sergey skripal ile kızının noviçok isimli çok etkili bir zehir ile öldürülmeye çalışılması ve bu suikast girişiminin başarısız olması, iki ülke istihbaratı arasındaki ipleri tekrardan germiştir.
aslında soğuk savaş dönemi akla ilk abd ile sovyetler birliği istihbarat savaşı gelir. ama bunun yanında ingiltere de sovyetler ile istihbarat mücadelesini sürdürmüştür. bu savaş dönemin ünlü ingiliz casusu olan kim philby ve ekibinin sovyetler birliği adına ajanlık yapmasının ortaya çıkmasıyla iyice kızıştı. bugünlerde dünya haberlerinin en birinci konusu olan rusya ve ukrayna gerilimi, bu istihbarat savaşına adeta tuz biber ekti.
bu istihbari savaşlar, suikastler ile de kendini gösterdi. ingilizler'in koruma altına aldığı bulgar muhalif yazar georgi markov'un londra'da kgb tarafından düzenlenen bir operasyon sonucunda şemsiyeli zehir ile kaza süsü verilerek öldürülmesi, ingiltere'ye sığınan eski kgb ajanı aleksandr litvinenko'nun radyoaktif zehir ile yine londra'da öldürülmesi, 2018 yılında da ingiltere adına çalışan sergey skripal ile kızının noviçok isimli çok etkili bir zehir ile öldürülmeye çalışılması ve bu suikast girişiminin başarısız olması, iki ülke istihbaratı arasındaki ipleri tekrardan germiştir.
devamını gör...
öğretmenlerin kürtçe tabela önünde hareket çekmeleri
mesela şu 4 tane malın eğitimci olması gerçekten bir utanç hâli.
devamını gör...
alerjik rinit
nisan aylarında mevsimsel olarak ortaya çıkan polenlerden oluşan bahar alerjisinin tıbbi anlamdaki ismi. halk arasında saman nezlesi de deniyor.
devamını gör...
kes deyip tokadı basmak
akabinde karşı tarafın boksör çıkması ve tek yumrukla amel defterinizi kapatması. yani çok tavsiye edilmeyen bir hareket.
devamını gör...
fahişelik neden ahlaksızlıktır sorunsalı
seks işçiliğini ahlaksızlık olarak görmüyorum. bugün ekonomik krizde bir çok sıradan ev kadını bu erkeklerin kurduğu batakhanenin tutsağı olmuşlar. asıl ahlaksızlık insanı bu hale getiren dinci iktidarın yaptığıdır. bu hali görmezden gelmemiz de bizim yozlaşmışlığımızdır.
pezevenklik ahlaksızlıktır. sözlük yönetimine sesleniyorum, fahişe sözcüğünü sansürlemiyorsanız, pezevenkliği de sansürleyemezsiniz. yoksa yani sağda solda kafa sözlük kadına hakerete izin verip, erkeğe hakareti sansürlüyor diye laf çıkar. demedi demeyin.
pezevenklik ahlaksızlıktır. sözlük yönetimine sesleniyorum, fahişe sözcüğünü sansürlemiyorsanız, pezevenkliği de sansürleyemezsiniz. yoksa yani sağda solda kafa sözlük kadına hakerete izin verip, erkeğe hakareti sansürlüyor diye laf çıkar. demedi demeyin.
devamını gör...
makyajını sil tecavüzden kurtul
tecavüze yol açan kadının giyimi ya da hal ve hareketleri değildir; maalesef hemcinslerimin iradesizliğidir. ne kadar salakça bir laf lan bu.
devamını gör...
sâbiîlik
bir diğer ismiyle mandeizm günümüzden yaklaşık 2000 yıl önce ortaya çıktığı düşünülen gnostik ve düaliteye dayanan bir dindir. inanlarının günümüzde bir kaynağa göre 20000 diğerine göre 80000'i geçmediği tahmin edilmektedir çoğu ırak civarında yaşamaktadır. altın gümüş işlemeciliği mesleği yaparlar. kutsal kitapları ginza, draşia d yahya ve kolasta'dır. bunun dışında kutsal kitapları da vardır. içerik olarak hz yahya, dualar, ölüm ve sonrası, büyüler gibi içeriklere sahiptir. sabiiler günlük dil olarak arapça kullanır ancak kutsal kitapları mandence'dir.
sabiiler kendilerine sabii demezler manden* yahut nasuralar* derler. manden tüm sabiiler için nasura daha çok kendi rahipleri için kullanılır. 2000 yıllık dense de sabiiler kendilerini hz ademle birlikte gelen ilk din olarak nitelerler. ilk olarak m.ö filistin taraflarında yahudiliğe karşı olan ekollerden biri olarak ortaya çıkmıştır. yahudiler, yahudilik karşıtı her şeyi nasura olarak adlandırırlar hatta isa ilk geldiğinde ona da nasura demişlerdir.
hz yahya sabiilikte ışık peygamberi ve kutsal kişidir. yahya ile isa dönemdaştır. yahya'ya peygamberlik geldiğinde yahudiliğe karşı çıkmış ve kendi taraftarlarını toplamıştır. telaşlanan yahudiler dönemin kralını kışkırtıp yahya'nın kafasının kesilmesi ile idamına sebep olmuşlardır. ve yahya taraftarı on binlerce nasuralı* katledilmiştir. sabiiler kutsal kitaplarında bu duruma geniş yer verirler. bu katliamdan sonra iran taraflarına göç etmişler, 3. yy'da iran zerdüştlüğü resmi din yaptığına altın çağlarını yaşamışlardır. iran islamiyete geçtiğinde ise sayıları gün geçtikçe azalmıştır.
düalite olgusu sabii inancının temelini oluşturur. bu inanca göre iki tane kadir-i mutlak tanrı vardır. biri ışık kralı* diğeri karanlık kralıdır*. sabiiler ışık kralı "malka d nhura"ya taparlar. sabiilere göre ruh bedende hapistir. bulunduğu ortamdan kurtulmak ve ışığa erişmek istemektedir. nefsi arzular ruhu dünyaya bağlamaya çalışır. tek kurtuluş yolu kutsal bilgi'ye erişmektir ve o öğrenilen değil bahşedilen bir bilgidir. bu ışık ve öğrenilen değil sezgiyle elde edilen görüşlerini (bkz: şihabeddin sühreverdî)'nin işrak felsefesinde de görürüz. zira
sühreverdi'de düalite ve gnostik felsefe'den etkilenmiştir.
sabiilere göre insan madde ve ruhtan oluşan iki farklı unsurdan meydana gelir. ceset maddi varlığı itibarıyla kötülük ve karanlığı, ruh ise iyilik ve nuru temsil eder. ceset varlık itibarıyla bu süfli âleme aittir; ruh ise takdir gereği ilahi ışık âleminden bu süfli dünyaya indirilerek cesede konulmuştur.
sabiilere göre adem ilk insandır ve bir inanandır. havva da adem yalnız kalmasın diye yaratılmıştır ve insanlığın soyu bu ilişkiden devam etmiştir. sabiilere göre ilk yaşamdan kıyamete kadar 480000 sene geçecektir. nuh ve gemisine binenler ve tufan hadisesine de inanırlar. kıyametten sonra ruhlar 7 gözetim evinde hesap verecektir günahları çok olanlar bu duraklarda işkence görecektir. abatur'un terazisinde tartılıp ta günahı çok olanlar suf denizi'ne* atılacak günahlarından temizlendiklerinde de bu ruhlar ışığa erişecektir. sabii olmayanların ise günahları öyle çoktur ki bu denizden asla çıkamazlar.
bu dinde bir nehre girip yıkanmak en temel ibadet kabul edilir. her pazar nehre girip vaftiz olurlar bunun yanında günah işlediklerinde de 3 kez suya girerler. kavga, küfür, yalan büyük günah kabul edilmektedir. bunun yanında oruç, hac, kurban ibadetleri de bulunmaktadır. kuzeye dönerek günde 5 kez ışık kralını andıkları bir dua ibadetleri de vardır. sürekli beyaz giyinirler. ibadethaneleri mandi'dir ve kuzeye bakar.
sabiiler kendilerine sabii demezler manden* yahut nasuralar* derler. manden tüm sabiiler için nasura daha çok kendi rahipleri için kullanılır. 2000 yıllık dense de sabiiler kendilerini hz ademle birlikte gelen ilk din olarak nitelerler. ilk olarak m.ö filistin taraflarında yahudiliğe karşı olan ekollerden biri olarak ortaya çıkmıştır. yahudiler, yahudilik karşıtı her şeyi nasura olarak adlandırırlar hatta isa ilk geldiğinde ona da nasura demişlerdir.
hz yahya sabiilikte ışık peygamberi ve kutsal kişidir. yahya ile isa dönemdaştır. yahya'ya peygamberlik geldiğinde yahudiliğe karşı çıkmış ve kendi taraftarlarını toplamıştır. telaşlanan yahudiler dönemin kralını kışkırtıp yahya'nın kafasının kesilmesi ile idamına sebep olmuşlardır. ve yahya taraftarı on binlerce nasuralı* katledilmiştir. sabiiler kutsal kitaplarında bu duruma geniş yer verirler. bu katliamdan sonra iran taraflarına göç etmişler, 3. yy'da iran zerdüştlüğü resmi din yaptığına altın çağlarını yaşamışlardır. iran islamiyete geçtiğinde ise sayıları gün geçtikçe azalmıştır.
düalite olgusu sabii inancının temelini oluşturur. bu inanca göre iki tane kadir-i mutlak tanrı vardır. biri ışık kralı* diğeri karanlık kralıdır*. sabiiler ışık kralı "malka d nhura"ya taparlar. sabiilere göre ruh bedende hapistir. bulunduğu ortamdan kurtulmak ve ışığa erişmek istemektedir. nefsi arzular ruhu dünyaya bağlamaya çalışır. tek kurtuluş yolu kutsal bilgi'ye erişmektir ve o öğrenilen değil bahşedilen bir bilgidir. bu ışık ve öğrenilen değil sezgiyle elde edilen görüşlerini (bkz: şihabeddin sühreverdî)'nin işrak felsefesinde de görürüz. zira
sühreverdi'de düalite ve gnostik felsefe'den etkilenmiştir.
sabiilere göre insan madde ve ruhtan oluşan iki farklı unsurdan meydana gelir. ceset maddi varlığı itibarıyla kötülük ve karanlığı, ruh ise iyilik ve nuru temsil eder. ceset varlık itibarıyla bu süfli âleme aittir; ruh ise takdir gereği ilahi ışık âleminden bu süfli dünyaya indirilerek cesede konulmuştur.
sabiilere göre adem ilk insandır ve bir inanandır. havva da adem yalnız kalmasın diye yaratılmıştır ve insanlığın soyu bu ilişkiden devam etmiştir. sabiilere göre ilk yaşamdan kıyamete kadar 480000 sene geçecektir. nuh ve gemisine binenler ve tufan hadisesine de inanırlar. kıyametten sonra ruhlar 7 gözetim evinde hesap verecektir günahları çok olanlar bu duraklarda işkence görecektir. abatur'un terazisinde tartılıp ta günahı çok olanlar suf denizi'ne* atılacak günahlarından temizlendiklerinde de bu ruhlar ışığa erişecektir. sabii olmayanların ise günahları öyle çoktur ki bu denizden asla çıkamazlar.
bu dinde bir nehre girip yıkanmak en temel ibadet kabul edilir. her pazar nehre girip vaftiz olurlar bunun yanında günah işlediklerinde de 3 kez suya girerler. kavga, küfür, yalan büyük günah kabul edilmektedir. bunun yanında oruç, hac, kurban ibadetleri de bulunmaktadır. kuzeye dönerek günde 5 kez ışık kralını andıkları bir dua ibadetleri de vardır. sürekli beyaz giyinirler. ibadethaneleri mandi'dir ve kuzeye bakar.
devamını gör...