sabahattin ali
hapse atılmasına sebep olan şiir:
hey anavatandan ayrılmayanlar
bulanık dereler durulmuş mudur?
dinmiş mi olukla akan o kanlar?
büyük hedeflere varılmış mıdır?
asarlar mı hâlâ hakka tapanı?
mebus yaparlar mı her şaklabanı?
köylünün elinde var mı sabanı?
sıska öküzleri dirilmiş midir?
cümlesi belî der enelhak dese,
hâlâ taparlar mı koca terese?
ismet girmedi mi hâlâ kodese?
kel ali'nin boynu vurulmuş mudur?
koca teres kafayı bir çekince
iskendere bile dudak bükünce
hicabından yerler yarılmış mıdır?
bu da hapishaneden sonra yazdığı şiir:
bir kalemin ucundan hislerimiz akınca
bir ince yol onları sıkıyor, daraltıyor;
beni anlayamazsan gözlerime bakınca
göğsümü parçala bak kalbim nasıl atıyor.
daha pek doymamışken yaşamanın tadına
gönül bağlanmaz oldu ne kıza, ne kadına…
gönlüm yüz sürmek ister yalnız senin katına.
senden başka her şeyi bir mangıra satıyor.
sensin, kalbim değildir, böyle göğsüme vuran,
sensin “ülkü” adıyla beynimde dimdik duran.
sensin çeyrek asırlık günlerimi dolduran;
seni çıkarsam, ömrüm başlamadan bitiyor.
hem bunları ne çıkar anlatsam bir dizeye?
hisler kambur oluyor dökülünce yazıya.
kısacası gönlümü verdim ulu gazi’ye.
göğsümde şimdi yalnız onun aşkı yatıyor.
hey anavatandan ayrılmayanlar
bulanık dereler durulmuş mudur?
dinmiş mi olukla akan o kanlar?
büyük hedeflere varılmış mıdır?
asarlar mı hâlâ hakka tapanı?
mebus yaparlar mı her şaklabanı?
köylünün elinde var mı sabanı?
sıska öküzleri dirilmiş midir?
cümlesi belî der enelhak dese,
hâlâ taparlar mı koca terese?
ismet girmedi mi hâlâ kodese?
kel ali'nin boynu vurulmuş mudur?
koca teres kafayı bir çekince
iskendere bile dudak bükünce
hicabından yerler yarılmış mıdır?
bu da hapishaneden sonra yazdığı şiir:
bir kalemin ucundan hislerimiz akınca
bir ince yol onları sıkıyor, daraltıyor;
beni anlayamazsan gözlerime bakınca
göğsümü parçala bak kalbim nasıl atıyor.
daha pek doymamışken yaşamanın tadına
gönül bağlanmaz oldu ne kıza, ne kadına…
gönlüm yüz sürmek ister yalnız senin katına.
senden başka her şeyi bir mangıra satıyor.
sensin, kalbim değildir, böyle göğsüme vuran,
sensin “ülkü” adıyla beynimde dimdik duran.
sensin çeyrek asırlık günlerimi dolduran;
seni çıkarsam, ömrüm başlamadan bitiyor.
hem bunları ne çıkar anlatsam bir dizeye?
hisler kambur oluyor dökülünce yazıya.
kısacası gönlümü verdim ulu gazi’ye.
göğsümde şimdi yalnız onun aşkı yatıyor.
devamını gör...
2020 yılına söylenebilecek tek söz
sadece 2020 değil tüm geçen yıllara edeceğim bir kelime var boşluk.
devamını gör...
geceye güzel bir kadın görseli bırak
devamını gör...
sineklerin tanrısı
kitap okuduğunuz zaman gözlerinizle okumanız gerektiğinin ıspatı niteliğinde golding romanı.
türkçeye mina urgan çevirmiştir.
peki neden gözlerimizle okumalıyız? efendim bir defa sineklerin tanrısı'na sürükleyicilikten uzak derseniz çarpılırsınız. kitabın hem ingilizce orijinalini, hem de türkçesini okudum ve bu konudaki görüşüm nettir. ziyadesiyle sürükleyici, üç boyutlu karakterlere sahip bir kitaptır sineklerin tanrısı.
kitaba kurgu yoksunu da elbette ki diyebilirsiniz ancak bu sizin sadece edebiyat kuramı bilmediğinizi ıspatlar. kitap, toplumsal düzenin olmadığı -daha doğrusu yeniden inşa edilmeye çalışıldığı- bir adada mahsur kalan çocukların işbu düzeni inşa çabasını ustalıkla anlatır; kurgunun belkemiği olarak kabul edilebilecek alt-metin açısından da ziyadesiyle zengindir, insan doğasının temeline dair rousseau'cu ya da hobbes'çu bir okumasını, hatta ve hatta marquis de sade merkezli bir okumasını dahi yapabilirsiniz.
vahşileşen insanın bir kısmının düzene, diğer bir kısmının ise kana susamışlığa ve düzensizliğe yönelmesi üzerinden, apollon-dionysos odaklı nietzsche'ci bir okuması da yapılabilir bu romanın. kaç farklı kuram saydığımı saydınız değil mi? güzel. zira bu kadar çok kuramla okunabilecek bir roman, iddia edildiği gibi kurgusuz olsa böylesine zengin bir hinterland'ı okuyucuya sunamazdı.
"adı duyulduğu için çok satanlar listesine girmesi" meselesine gelince; külliyen yalan. türkiye'deki baskısını iş bankası yayınları yapmıştır bu kitabın, doğal olarak da iyi satmıştır. zira iş bankası yayınları kötü kitaba kolay kolay yatırım yapmaz. kitabın özelliği "adı duyulduğu için çok satması" olsaydı, edebiyat bölümlerinin postmodern edebiyat kuramı dersinde okutulmazdı diye düşünüyorum.
ha bir de tabii, "çok satan kitap kötü kitaptır" mentalitesini artık bir kenara bırakalım yahu.
bir kitabın çok satmasıyla onun iyi ya da kötü olmasının alakası her zaman yok. ancak gidip de jane eyre'e "adı duyulduğu için çok satıyor" derseniz, rezil olmanız işten bile değildir. gerçi bi' saniye. ha. neyse, tamam.
iyi okumalar. ingiliz edebiyatının başyapıtlarındandır diyemem bu kitap için, ancak iyidir.
sosyologlar, psikologlar okurken bayağı eğlenebilir.
gerçi ben nereden bileceğim ya, uzman mıyım ben? keh keh. *
türkçeye mina urgan çevirmiştir.
peki neden gözlerimizle okumalıyız? efendim bir defa sineklerin tanrısı'na sürükleyicilikten uzak derseniz çarpılırsınız. kitabın hem ingilizce orijinalini, hem de türkçesini okudum ve bu konudaki görüşüm nettir. ziyadesiyle sürükleyici, üç boyutlu karakterlere sahip bir kitaptır sineklerin tanrısı.
kitaba kurgu yoksunu da elbette ki diyebilirsiniz ancak bu sizin sadece edebiyat kuramı bilmediğinizi ıspatlar. kitap, toplumsal düzenin olmadığı -daha doğrusu yeniden inşa edilmeye çalışıldığı- bir adada mahsur kalan çocukların işbu düzeni inşa çabasını ustalıkla anlatır; kurgunun belkemiği olarak kabul edilebilecek alt-metin açısından da ziyadesiyle zengindir, insan doğasının temeline dair rousseau'cu ya da hobbes'çu bir okumasını, hatta ve hatta marquis de sade merkezli bir okumasını dahi yapabilirsiniz.
vahşileşen insanın bir kısmının düzene, diğer bir kısmının ise kana susamışlığa ve düzensizliğe yönelmesi üzerinden, apollon-dionysos odaklı nietzsche'ci bir okuması da yapılabilir bu romanın. kaç farklı kuram saydığımı saydınız değil mi? güzel. zira bu kadar çok kuramla okunabilecek bir roman, iddia edildiği gibi kurgusuz olsa böylesine zengin bir hinterland'ı okuyucuya sunamazdı.
"adı duyulduğu için çok satanlar listesine girmesi" meselesine gelince; külliyen yalan. türkiye'deki baskısını iş bankası yayınları yapmıştır bu kitabın, doğal olarak da iyi satmıştır. zira iş bankası yayınları kötü kitaba kolay kolay yatırım yapmaz. kitabın özelliği "adı duyulduğu için çok satması" olsaydı, edebiyat bölümlerinin postmodern edebiyat kuramı dersinde okutulmazdı diye düşünüyorum.
ha bir de tabii, "çok satan kitap kötü kitaptır" mentalitesini artık bir kenara bırakalım yahu.
bir kitabın çok satmasıyla onun iyi ya da kötü olmasının alakası her zaman yok. ancak gidip de jane eyre'e "adı duyulduğu için çok satıyor" derseniz, rezil olmanız işten bile değildir. gerçi bi' saniye. ha. neyse, tamam.
iyi okumalar. ingiliz edebiyatının başyapıtlarındandır diyemem bu kitap için, ancak iyidir.
sosyologlar, psikologlar okurken bayağı eğlenebilir.
gerçi ben nereden bileceğim ya, uzman mıyım ben? keh keh. *
devamını gör...
sahra çölünü değiştiriyorum
estoy modificando el sahara.
bir jorge luis borges cümlesidir.
bir gün, gözleri görmediği halde bu dünya üzerinde yaşayan çoğu insandan fazlasını gören jorge luis borges sahra çölündeyken avuçlarını sahra’nın yakıcı kumlarını alır ve avucundaki büyük bir değişimin habercisi olan kumları biraz öteye bir yere döker. ardından da bu cümleyi kurar. ve böylelikle de dünyanın en büyük çölü olan uçsuz bucaksız sahra çölünü değiştirmiş olur.
devasa bir şeyi değiştirmek için simgesel de olsa küçücük bir hareket yeterlidir. ben hep buna inandım. hala da inanıyorum. ve inanmaya da devam edeceğim.
dünya daha güzel bir yer olmayacak gibi görünüyor. hepimiz çok mutlu olmayacağız. eşitlik asla tam olarak sağlanmayacak. savaşlar kesinlikle son bulmayacak. adalet asla o kadar adil olmayacak. ve belli ki masum insanlar ölmeye devam edecek.
ama daha güzel olmayacağını bildiğimiz bu dünyayı daha yaşanılır bir yere çevirmek için bir şeyler yapmamıza engel değil bu yukarıda yazdıklarım.
belki sadece borges gibi yapmamız gerekir. avucumuza biraz kum alıp bir başka yere taşımamız yeter her şeyi daha anlamlı kılmak için.
belki her zaman borges gibi yapmamız gerekir . gözlerimiz kapatıp dünyayı olduğu gibi görmeye çalışmak.
bir jorge luis borges cümlesidir.
bir gün, gözleri görmediği halde bu dünya üzerinde yaşayan çoğu insandan fazlasını gören jorge luis borges sahra çölündeyken avuçlarını sahra’nın yakıcı kumlarını alır ve avucundaki büyük bir değişimin habercisi olan kumları biraz öteye bir yere döker. ardından da bu cümleyi kurar. ve böylelikle de dünyanın en büyük çölü olan uçsuz bucaksız sahra çölünü değiştirmiş olur.
devasa bir şeyi değiştirmek için simgesel de olsa küçücük bir hareket yeterlidir. ben hep buna inandım. hala da inanıyorum. ve inanmaya da devam edeceğim.
dünya daha güzel bir yer olmayacak gibi görünüyor. hepimiz çok mutlu olmayacağız. eşitlik asla tam olarak sağlanmayacak. savaşlar kesinlikle son bulmayacak. adalet asla o kadar adil olmayacak. ve belli ki masum insanlar ölmeye devam edecek.
ama daha güzel olmayacağını bildiğimiz bu dünyayı daha yaşanılır bir yere çevirmek için bir şeyler yapmamıza engel değil bu yukarıda yazdıklarım.
belki sadece borges gibi yapmamız gerekir. avucumuza biraz kum alıp bir başka yere taşımamız yeter her şeyi daha anlamlı kılmak için.
belki her zaman borges gibi yapmamız gerekir . gözlerimiz kapatıp dünyayı olduğu gibi görmeye çalışmak.
devamını gör...
normal sözlük'te tanışıp evlenecek ilk çift
ermolettin'in burası çok sesli ortam ben çıkıyorum diye homurdanacağı, yeni evli çifte beş kuruş para takmayacağı, boşanırsanız haber edinde biraz mutlu olayım diyeceği düğün günüdür. ermolettin için acı verici ama merak ettiği içinde katılacağı düğündür. ben bir kasa dolusu vişne getiririm benden çok şey beklemeyin. arada sarhoşu,huysuzu muhakkak olacaktır. kaotik bir ortam olur bence silah seslerini duyar gibi oldum.
devamını gör...
pm
çok fazla şeyin kısaltmasıdır.
en yaygın ve en popüler olandan başlayalım.
pm, 1 gün içinde yer alan 24 saati yarıya böldüğümüzde öğleden sonraki zaman dilimini belirtir.
öğleden önceki zaman dilimine ise am denir.
12.00-23.59 = pm
00.00-11.59 am
pm açılımı : post meridiem
am açılımı : ante meridiem
bir diğer pm açılımı ise private message.
yani özel mesaj.
genelde online oyunlarda kullanılır.
bir diğer pm açılımı ise protected mode.
bir windows işletim sistemi tabiridir ama halk arasında korumalarıyla dolaşan ünlü kişilerin bulundukları hali de anlatır.
türkçede de parti meclisinin kısaltması olarak kullanılıyor.
kılıçdaroğlu pm'de konuştu gibi.
en yaygın ve en popüler olandan başlayalım.
pm, 1 gün içinde yer alan 24 saati yarıya böldüğümüzde öğleden sonraki zaman dilimini belirtir.
öğleden önceki zaman dilimine ise am denir.
12.00-23.59 = pm
00.00-11.59 am
pm açılımı : post meridiem
am açılımı : ante meridiem
bir diğer pm açılımı ise private message.
yani özel mesaj.
genelde online oyunlarda kullanılır.
bir diğer pm açılımı ise protected mode.
bir windows işletim sistemi tabiridir ama halk arasında korumalarıyla dolaşan ünlü kişilerin bulundukları hali de anlatır.
türkçede de parti meclisinin kısaltması olarak kullanılıyor.
kılıçdaroğlu pm'de konuştu gibi.
devamını gör...
4 aralık 2020 rtük başkanı şahin‘dan ceza açıklaması
demek ki yıllarca abuk subuk sebeplerden paşaları içeri attıklarında göz bebekleri ve manevi değer taşımıyormuş ordumuzun kendi bakış açılarında. ay g.tüm.
devamını gör...
doğum günü kutlaması istemeyen insan
dogum günü
mezuniyet
düğün
nişan
herhangi bir özel gün olarak görüp artırıyorum.
mezuniyet
düğün
nişan
herhangi bir özel gün olarak görüp artırıyorum.
devamını gör...
joker
öncelikle joker karakteri iyi ve kötünün ötesinde anlamsızlığa vurgu yapar. onun nihilist bakış açısına göre hiçbir şey doğru yada yanlış değildir. joker kötü karakterden ziyade iyiliğe karşı radikal bir kayıtsızlık içerisindedir." one bad day " tek bir kötü gün sayesinde bütün insanların aynı dönüşümü yaşayacağına inanır. sevgi ahlak dürüstlük gibi değerlerin bir yalandan ibaret olduğu " one bad day " sayesinde herkesin, toplumun bu ahlaki iki yüzlülüğünü fark ederek onun gibi iyi veya kötüye tamamen kayıtsız kalabileceğidir. joker diğer "kötü" adamlar gibi iyileri ve masumları gelişi güzel öldürmez. tam tersine onlara tek bir kötü gün vererek kendi yaşadığı dönüşümün benzerini yaşatmaya çalışır. geleneksel ahlak anlayışının ne kadar kırılgan olduğunun farkında olduğu için hep bu noktaya baskı yapar.
" why so serious"
schopenhauer kahkahanın nedenini bir bağlam ile gerçek objeler arasındaki tutarsızlığın aniden algılanması, kahkahanın kendisini ise bu tutarsızlığın dışa vurumu olarak tanımlar. kahkahaya sebep olan şeyler işte bu paradokslardır. joker nihilizminde bu " absurde" yi bulmuştur. camusun felsefesinde "absurde" anlam ve amaçtan yoksun olan dünyaya insanların anlam yükleme çabalarının saçmalığı olarak tanımlanabilir. ışte why so serious ve o meşhur kahkahaların ifade ettiği paradoks tam olarak budur. tüm saçmalığıyla gülünç olan bu kozmik dramanın bir nevi kahkahalar yoluyla dışavurumu. yani jokerin amacı, toplumun kendini tanımladığı gibi ahlaklı erdemli ve iyi niyetli yapısıyla, her bireyin özünde çıkarcı bencil vahşi yönünü ve bu ikisi arasındaki saçmayı ortaya çıkarmak. bunu yaparken de son derece keyif alır. çünkü jokere göre geleneksel ahlak çerçevesinde şekillenen toplum yapısı son derece kırılgan fikirlerle ayakta durur. bunu ortaya çıkarmak için ise " one bad day " yeterlidir. jokerin bütün hikayesi diğer insanların onun gibi olması için o gereken " one bad day" i verme üzerinedir.
filmi gayet başarılı buldum. özellikle arthurun jokere dönüşüm sürecindeki o tek kötü gün, absurd ile her yüzleştiğinde o kayıtsızlık ve kahkahalar, üstüne üstlük joaquin phoenixin muazzam performansı bize jokerin felsefesindeki alt metinleri sunmakla kalmıyor insanı iyi ve kötü kavramlarını sorgulamaya da itiyor. trende vurduğu üç eleman, thomas wayne yada kafasından vurduğu murray karakterlerinin ölmesine üzülen var mı bilmem. ışte film baştan sona toplumun bu iki yüzlülüğü ve ahlak paradokslarıyla bizi baş başa bırakırken bunların tam ortasında şekillenen joker karakteriyle yakınlaşmamızı hatta empati kurmamızı sağlıyor. hatta bütün gotham halkı bu gerçeklerle yüzleşerek kahkahalar eşliğinde toplumsal düzeni ve gothamı yerle bir ediyor. son sahnedeki kaosta herkesin yüzünde joker maskesi olması, anlamsız ahlak kodlarıyla köleleştirilmiş sefil hayatlar süren gotham halkının gereken baskıyla tek tek zincirlerinden kurtulmasını simgeliyor. jokerin arabanın üzerine çıkarak bu absurdun farkına varması, devamında gelen olana bitene kayıtsız dansı ve kahkahaları ile bu mesaj seyirciye de veriliyor. ben filmden beklediğimi aldım. beklentiniz uçmalı kaçmalı bir aksiyon filmi yada abd askeri üstlerinde yapılan deneylerde mutasyon geçiren super evil karakterin sağı solu amaçsızca yakıp yıkması değilse çoğu kişininde seveceğini düşünüyorum.
" why so serious"
schopenhauer kahkahanın nedenini bir bağlam ile gerçek objeler arasındaki tutarsızlığın aniden algılanması, kahkahanın kendisini ise bu tutarsızlığın dışa vurumu olarak tanımlar. kahkahaya sebep olan şeyler işte bu paradokslardır. joker nihilizminde bu " absurde" yi bulmuştur. camusun felsefesinde "absurde" anlam ve amaçtan yoksun olan dünyaya insanların anlam yükleme çabalarının saçmalığı olarak tanımlanabilir. ışte why so serious ve o meşhur kahkahaların ifade ettiği paradoks tam olarak budur. tüm saçmalığıyla gülünç olan bu kozmik dramanın bir nevi kahkahalar yoluyla dışavurumu. yani jokerin amacı, toplumun kendini tanımladığı gibi ahlaklı erdemli ve iyi niyetli yapısıyla, her bireyin özünde çıkarcı bencil vahşi yönünü ve bu ikisi arasındaki saçmayı ortaya çıkarmak. bunu yaparken de son derece keyif alır. çünkü jokere göre geleneksel ahlak çerçevesinde şekillenen toplum yapısı son derece kırılgan fikirlerle ayakta durur. bunu ortaya çıkarmak için ise " one bad day " yeterlidir. jokerin bütün hikayesi diğer insanların onun gibi olması için o gereken " one bad day" i verme üzerinedir.
filmi gayet başarılı buldum. özellikle arthurun jokere dönüşüm sürecindeki o tek kötü gün, absurd ile her yüzleştiğinde o kayıtsızlık ve kahkahalar, üstüne üstlük joaquin phoenixin muazzam performansı bize jokerin felsefesindeki alt metinleri sunmakla kalmıyor insanı iyi ve kötü kavramlarını sorgulamaya da itiyor. trende vurduğu üç eleman, thomas wayne yada kafasından vurduğu murray karakterlerinin ölmesine üzülen var mı bilmem. ışte film baştan sona toplumun bu iki yüzlülüğü ve ahlak paradokslarıyla bizi baş başa bırakırken bunların tam ortasında şekillenen joker karakteriyle yakınlaşmamızı hatta empati kurmamızı sağlıyor. hatta bütün gotham halkı bu gerçeklerle yüzleşerek kahkahalar eşliğinde toplumsal düzeni ve gothamı yerle bir ediyor. son sahnedeki kaosta herkesin yüzünde joker maskesi olması, anlamsız ahlak kodlarıyla köleleştirilmiş sefil hayatlar süren gotham halkının gereken baskıyla tek tek zincirlerinden kurtulmasını simgeliyor. jokerin arabanın üzerine çıkarak bu absurdun farkına varması, devamında gelen olana bitene kayıtsız dansı ve kahkahaları ile bu mesaj seyirciye de veriliyor. ben filmden beklediğimi aldım. beklentiniz uçmalı kaçmalı bir aksiyon filmi yada abd askeri üstlerinde yapılan deneylerde mutasyon geçiren super evil karakterin sağı solu amaçsızca yakıp yıkması değilse çoğu kişininde seveceğini düşünüyorum.
devamını gör...
astral seyahat
çok istediğim ama gerçekleştirmek için çaba harcamadığım bir olaydır.
devamını gör...
geceye bir şarkı bırak
neşet ertaş - ne güzel yaratmış seni yaradan
güzelsin sevdiğim gülden goncadan
uzanmasın sana yar yar eller incitir
güzelsin sevdiğim gülden goncadan
uzanmasın sana yar yar eller incitir
devamını gör...
bir kız yazara nasıl yürünülür sorunsalı
öncelikle kız olduğuna emin olun. kesin emin olun. bir kazaya kurban gitmeyesiniz.*
devamını gör...
kaju
sakız ağacıgillerden bir tropikal iklim bitkisi kendileri. ana yurdu brezilya. ama portekizliler tarafından dünyaya tanıtılmış. en yoğun bulunduğu bölge ekvator'un çevresi olarak görülüyor. bir ağaçtan anca bir kaç kilo kaju fıstığı elde edilebiliyormuş ve toplanması hazırlanmasında pek zormuş. bu nedenle pahalıymış.
genel kültür bilgilerini geçersek. benim kajuyla (isim olarak) ilk tanışıklılığım yıllar yıllar öncesine dayanıyor. sevdiğim bir çift vardı. hoş hala varlar ama eskisi kadar pek görüşmüyorum. neyse efem gökhan abi eşi sinem ablaya kajum diye seslenir, hitap eder. sevgi sözcüğü olarak kullanırdı bu kelimeyi. ilk duyduğumda 'ne diyor bu değişik?' demiştim. sonra zaten kendisi ballandıra ballandıra anlattı. dünyanın en lezzetli kuruyemişi bilmem ne cart curt diye. işte yukarıdaki genel kültür bilgilerinden bir kesit verdi falan.
sonra bir ara almış geldi ikram etti. sanırım ben kafamda pek büyütmüşüm. yediğim an 'bu ne be?' demiştim. sonra bir iki şans daha verdim ama yok yani tadı benim için pek uygun değildi. yani şimdi yazar arkadaşlarıma da bakıyorum herkes bayılmış. acaba bu kadar pahalı diye beğenmem gerek psikolojisi mi diye geçirmedim değil içimden hahah klasik fakir tepkisi. (1 kadın 1 erkek dizisinde bir bölüm vardı. fırın alacaklardı adam öncesinde fırınların para etiketlerini değiştirmiş ve tahmin ettiği gibi eşi pahalı olanı beğenmişti daha doğrusu öyle sanmıştı.) (buna bir kaç yerde yine şahit olmuştum.)
neyse efem belki benim ki bir kompleks kim bilir? malum antepliyim dünyanın en güzel kuruyemişi deyip kajuyu göstermek antepli yanımı hırpalanmış olabilir hahaha.
şaka bir yana tabi zevk meselesi ama ben pek sevemedim. hala daha karışığın içinde falan çıktığında ayırırım. isteyen varsa ayırdıklarımı adresine kargolarım. bir dm atmanız yeter hahah.
genel kültür bilgilerini geçersek. benim kajuyla (isim olarak) ilk tanışıklılığım yıllar yıllar öncesine dayanıyor. sevdiğim bir çift vardı. hoş hala varlar ama eskisi kadar pek görüşmüyorum. neyse efem gökhan abi eşi sinem ablaya kajum diye seslenir, hitap eder. sevgi sözcüğü olarak kullanırdı bu kelimeyi. ilk duyduğumda 'ne diyor bu değişik?' demiştim. sonra zaten kendisi ballandıra ballandıra anlattı. dünyanın en lezzetli kuruyemişi bilmem ne cart curt diye. işte yukarıdaki genel kültür bilgilerinden bir kesit verdi falan.
sonra bir ara almış geldi ikram etti. sanırım ben kafamda pek büyütmüşüm. yediğim an 'bu ne be?' demiştim. sonra bir iki şans daha verdim ama yok yani tadı benim için pek uygun değildi. yani şimdi yazar arkadaşlarıma da bakıyorum herkes bayılmış. acaba bu kadar pahalı diye beğenmem gerek psikolojisi mi diye geçirmedim değil içimden hahah klasik fakir tepkisi. (1 kadın 1 erkek dizisinde bir bölüm vardı. fırın alacaklardı adam öncesinde fırınların para etiketlerini değiştirmiş ve tahmin ettiği gibi eşi pahalı olanı beğenmişti daha doğrusu öyle sanmıştı.) (buna bir kaç yerde yine şahit olmuştum.)
neyse efem belki benim ki bir kompleks kim bilir? malum antepliyim dünyanın en güzel kuruyemişi deyip kajuyu göstermek antepli yanımı hırpalanmış olabilir hahaha.
şaka bir yana tabi zevk meselesi ama ben pek sevemedim. hala daha karışığın içinde falan çıktığında ayırırım. isteyen varsa ayırdıklarımı adresine kargolarım. bir dm atmanız yeter hahah.
devamını gör...
değişmek
dekan hoca dersinde sıkca şöyle derdi; "değişmeyen tek şey değişimin kendisidir. " herakleitos.
sonra kısa bir sessizlik ve ardından güzel bir küfür ederdi. *
herşey değişir efendim. sabit fikirli olmamak gerek. bazen acı acı, bazen tatlı tatlı değişir. zaman akıyor, kuşlar uçuyor.
birileri değişimden şikayet ederken, birileri de değişmemesinden şikayetçidir. halbuki aslında herşey her an değişir.
mühim olan akışta olan bu değişime aynı hızda reaksiyon verebilmektir.
sonra kısa bir sessizlik ve ardından güzel bir küfür ederdi. *
herşey değişir efendim. sabit fikirli olmamak gerek. bazen acı acı, bazen tatlı tatlı değişir. zaman akıyor, kuşlar uçuyor.
birileri değişimden şikayet ederken, birileri de değişmemesinden şikayetçidir. halbuki aslında herşey her an değişir.
mühim olan akışta olan bu değişime aynı hızda reaksiyon verebilmektir.
devamını gör...
yazarların şu an olmak istedikleri yerler
eskien çok eskiden,teoman henüz doğmamışken,otopark olmamış çiçek pasajında olmak isterdim.
devamını gör...
kadınların sorunlu erkekleri sevip onları düzeltmek istemeleri
sorun sahibi olmak ile sorunlu olmak çok farklı olmakla beraber sorun sahibi bir insana yardım edilebilirken, sorunlu kişinin uzman yardımına ihtiyacı vardır. sorunlu bir kişi ile karşılaşırsam topuklayarak kaçıyorum çünkü onunla uğraşmaya ne zamanım, ne gücüm ne de isteğim var.
t: sadece işgüzarların işi.
t: sadece işgüzarların işi.
devamını gör...

