ev telefonu.
devamını gör...

kasık bölgesine sağlam bir tekme yememiş ve bu yüzden de tarif edilen ağrıyı anlayamayacak insanların görüşüdür bu genellikle.

yanlış anlaşılmasın. bunu, regl ağrısının şiddetinin daha iyi anlaşılması açısından söylüyorum. kasık bölgenize, otomatiğe bağlanmış şekilde seri tekmeler yediğinizi düşünün; elde edilen şiddet regl sancısına denktir.
devamını gör...

dünyanın en kısa romanını yazdığı iddia edilen yazar. romanın türkçesi ise şöyle:

"satılık: bebek ayakkabısı. hiç giyilmedi."

ingilizcesi:
"for sale: baby shoes, never worn."

böyle roman mı olur?! diyenler için öykü başlığı altındaki uzun tanımımı okumanızı öneririm. ufkunuzun açılacağını düşünüyorum bu konuda.
devamını gör...

türkiye'de pek az bilinen bi alan olarak etnomatematik... bu alanda bildiğim kadarıyla hiç telif eser yok türkiye'de. yalnızca birkaç çeviri mevcut.

adından da anlaşılacağı üzere, matematiğe küresel bi perspektiften bakan bi disiplindir. özellikle ilkel olarak nitelenen halkların benimsedikleri farklı matematiksel anlayışlar incelenerek matematik tarihine ciddi bi katkı sunulur. bugün matematik icat edilmiş bir dil olarak ''batı''lıdır. ancak bu dilin içinde bulunan unsurların ilk defa batı tarafından kullanıldığı söylenemez. kültürlerin içinde sınırı çizilmemiş ve bir disipline hasredilmemiş şekilde bulunurlar. etnomatematik bu dağınık olan matematiksel unsurları araştırıp, o kültürün anlam bütünlüğü içinde hangi konumda olduğunu anlamaya çalışır. bir nevi matematiğin antropolojisidir.
devamını gör...

cumhurbaşkanının ibrahim tatlıses ile çekilmiş fotoğrafıdır.
tatlıses, mikrofonu cumhurbaşkanına vermiş, cumhurbaşkanı büyük bir şevkle,
sıradan bir insan gibi, gerçekten eğlenerek, içinden gelerek şarkı söylemekte.
özledik be bu görüntüleri.
türkiye neşesini kaybetti.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

insanları anlamaktan çok eleştirdiğimiz , kendimizi mükemmel sanıp kusurlarını aradığımız, kendi derdimizin onların derdinden çok önemli olduğunu düşündüğümüz , kıyaslama yaptığımızdandır. aslında onların yerine seviniyormuş gibi yaptığımız onların üzüntüleriyle ağlıyor gibi yaptığımız için. yalnız olmak bir yerde dursun insan olmaka çabalamadığımız için.
devamını gör...

bu videoyu paylaşmak istediğim başlık:

devamını gör...

son derece cesur, insanı şerefi, onuru uğruna ölmeye teşvik eden bir güzel atalar sözü kalıbı.

diyor ki; eğer ahlaksız, şerefsiz bir durumda kalırsan ve sen de o ahlaksızlığa, şerefsizliğe ortak olduğunda, kendini kurtarma olanağın, olasılığın varsa, doğru olanı seç; şerefsizlik yapma, gerekirse bu uğurda canını ver ama onurunu her daim koru.

hemen karşısında "köprüyü geçinceye kadar ayıya dayı derler" atasözünü de söyleyen bir millet olarak ilk atasözümüzün ne kadar geçerli olduğunu uzunca tartışabiliriz.

birbirinin tam zıddı atasözlerimizin listesi yapılmış mıdır bilmiyorum ama bu konuda diğer milletlerden aşağı kaldığımızı hiç sanmıyorum. yaşanılan her durum halkın hafızasında bir şekilde yer ediyor, buna benzeyen atalar sözü haline geliyor.

sizleri, yukarıdaki iki zıt atasözünü de içinde barındırdığına inandığım ünlü dede korkut hikayesi duha koca oğlu deli dumrul destanı ile baş başa bırakayım. okumayan ve okumak isteyen varsa da bir boş zamanında okur diyerek.

"meğer hanım, oğuz’da duha koca oğlu deli dumrul derlerdi bir er var idi. bir kuru çayın üzerine bir köprü yaptırmıştı. geçeninden otuz üç akçe alırdı, geçmeyeninden döve döve kırk akçe alırdı. bunu niçin böyle ederdi? onun için ki benden deli, benden güçlü er var mıdır ki çıksın benimle savaşsın der idi, benim erliğim, bahadırlığım, kahramanlığım, yiğitliğim rum'a, şam'a gitsin, ün salsın der idi.

meğer bir gün köprüsünün yanında bir bölük oba konmuştu. o obada bir iyi, güzel yiğit hasta düşmüştü. allah’ın emriyle o yiğit öldü. kimi oğul diye, kimi kardeş diye ağladı. o yiğit üzerine dehşetli kara feryat koptu.

ansızın deli dumrul dört nala yetişti. der: bre kavatlar, ne ağlıyorsunuz, benim köprümün yanında bu gürültü nedir, niye feryat ediyorsunuz dedi. dediler: hanım, bir güzel yiğidimiz öldü, ona ağlıyoruz dediler.

deli dumrul der: bre yiğidinizi kim öldürdü? dediler: vallah bey yiğit, allah taala’dan buyruk oldu, al kanatlı azrail o yiğidin canını aldı. deli dumrul der: bre, azrail dediğiniz ne kişidir ki adamın canını alıyor, ya kadir allah, birliğin varlığın hakkı için azrail’i benim gözüme göster, savaşayım, çekişeyim, mücadele edeyim, güzel yiğidin canını kurtarayım, bir daha güzel yiğidin canını almasın dedi. çekildi döndü deli dumrul evine geldi.

hak teala’ya dumrul’un sözü hoş gelmedi. bak bak, bre deli kavat benim birliğimi tanımıyor, birliğime şükür kılmıyor, benim ulu dergahımda gezsin, benlik eylesin dedi. azrail’e buyruk eyledi kim ya azrail, var ve o deli kavatın gözüne görün, benzini sarart, dedi, canını hırıldat, al dedi.

deli dumrul kırk yiğit ile yiyip içip otururken ansızın azrail çıka geldi. azrail’i ne çavuş gördü ne kapıcı. deli dumrul’un görür gözü görmez oldu, tutar elleri tutmaz oldu. dünya alem deli dumrul’un gözüne karanlık oldu. çağırıp deli dumruj söyler, görelim hanım ne söyler:

der:

bre ne heybetli ihtiyarım
kapıcılar seni görmedi
çavuşlar seni duymadı
benim görür gözlerim görmez oldu
tutar benim ellerim tutmaz oldu
titredi benim canım cuşa geldi
altın kadehim elimden vere düştü
ağzımın içi buz gibi
kemiklerim tuz gibi oldu
bre sakalcığı akça ihtiyar
gözceğizi fersiz ihtiyar
bre ne heybetli ihtiyarsın söyle bana
kazam belam dokunur bugün sana

dedi. böyle diyince azrail’in hiddeti tuttu, der:

bre deli kavat
gözümün fersiz olduğunu ne beğenmiyorsun
gözü güzel kızların gelinlerin canım çok almışım
sakalımın ağardığını ne beğenmiyorsun
ak sakallı kara sakallı yiğitlerin canım çok almışım
sakalımın ağarmasının manası budur

dedi. bre deli kavat övünüyordun: al kanatlı azrail benim elime geçse, öldüreydim, güzel yiğidin canını onun elinden kurtaraydım diyordun, şimdi bre deli geldim ki senin canını alayım, verir misin yoksa benimle cenk eder misin dedi.

deli dumrul der: bre, al kanatlı azrail sen misin dedi. evet benim dedi. bu güzel yiğitlerin canını sen mi alıyorsun dedi. evet, ben alıyorum dedi. bre azrail, ben seni geniş yerde istiyordum, dar yerde iyi elime girdin değil mi dedi. ben seni öldüreyim, güzel yiğidin canını kurtarayım dedi.

kara kılıcını sıyırdı eline aldı. azrail’e çalmağa hamle kıldı. azrail bir güvercin oldu. pencereden uçtu gitti. insan oğlunun ejderhası deli dumrul elini eline çaldı, kah kah güldü. der: yiğitlerim azrail’in gözünü öyle korkuttum ki geniş kapıyı bıraktı dar bacadan kaçtı, mademki benim elimden güvercin gibi kuş oldu uçtu, bre ben onu bırakır mıyım doğana aldırmayınca dedi.

kalktı atma bindi, doğanını eline aldı, ardına düştü. bir iki güvercin öldürdü. döndü, evine gelirken azrail atının gözüne göründü. at ürktü. deli dumrul’u kaldırdı yere vurdu. kara başı bunaldı, darda kaldı. ak göğsünün üzerine azrail basıp kondu. demin mırıldanıyordu, şimdi hırıldanmağa başladı.

der:

bre azrail aman
tanrının birliğine yoktur güman
ben seni böyle bilmezdim
hırsız gibi can aldığını duymazdım
tepesi büyük büyük bizim dağlarımız olur
o dağlarımızda bağlarımız olur
o bağların kara salkımlı üzümü olur
o üzümü sıkarlar al şarabı olur
o şaraptan içen sarhoş olur
şaraplıydım duymadım
ne söyledim bilmedim
beylikten usanmadım yiğitliğe doymadım
canımı alma azrail medet

dedi. azrail der: bre deli kavat bana ne yalvarıyorsun. allah taala’ya yalvar, benim de elimde ne var, ben de bir emir kuluyum dedi. deli dumrul der: peki ya can veren can alan allah taala mıdır? evet odur dedi. döndü azrail’e, peki ya sen ne eylemekli belasın, sen aradan çık, ben allah teala ile haberleşeyim dedi.

deli dumrul burada söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:

yücelerden yücesin
kimse bilmez nicesin
güzel tanrı
nice cahiller seni gökte arar yerde ister
sen bizzat müminlerin gönlündesin
daim duran cebbar tanrı
baki kalan settar tanrı
benim canımı alacaksan sen al
azraile almağa bırakma
dedi. allah teala’ya deli dumrul’un burada sözü hoş geldi. azrail’e nida eyledi ki madem deli kavat benim birliğimi bildi, birliğime şükür kıldı, ya azrail, deli dumrul can yerine can bulsun, onun canı azat olsun der.

azrail der: bre deli dumrul allah teala’nın emri böyle oldu ki deli dumrul canı yerine can bulsun, onun canı azat olsun dedi.

deli dumrul der: ben nasıl can bulayım, yalnız, bir ihtiyar babam, bir ihtiyar anam var, gel gelelim. ikisinden biri belki canını verir, al, benim canımı bırak dedi.

deli dumrul sürdü babasının yanına geldi.

babasının elini öpüp söylemiş, görelim hanım ne söylemiş :

ak sakallı aziz izzetli canım baba
biliyor musun neler oldu
küfür söz söyledim
hak teala'ya hoş gelmedi
gök üzerinde al kanatlı azrail'e emreyledi
uçup geldi
benim akça göğsümü bastırıp kondu
hırıldatıp tatlı canımı alır oldu
baba senden can dilerim verir misin
yoksa oğul deli dumrul diye ağlar mısın

babası der:

oğul oğul ay oğul
canımın parçası oğul
doğduğunda dokuz erkek deve kestiğim aslan oğul
penceresi altın otağımın kabzası oğul
kaza benzer kızımın gelinimin çiçeği oğul
karşı yatan kara dağım gerek ise
söyle gelsin azrailin yaylası olsun
soğuk soğuk pınarlarım gerek ise
ona içme olsun
tavla tavla koç atlarım gerek ise
ona binek olsun
katar katar develerim gerek ise
ona yük taşıyıcı olsun
ağıllarda akça koyunum gerek ise
kara mutfak altında onun şöleni olsun
altın gümüş para gerek ise
ona harçlık olsun
dünya tatlı can aziz
canımı kıyamam belli bil
benden aziz benden sevgili anandır
oğul anana var

dedi. deli dumrul babasından yüz bulmayıp sürdü anasına geldi. der:

ana biliyor musun neler oldu
gök yüzünden al kanatlı azrail uçup geldi
benim akça göğsümü bastırıp kondu
hırıldatıp canımı alır oldu
babamdan can diledim ana vermedi
senden can dilerim ana
canını bana verir misin
yoksa oğul deli dumrul diye ağlar mısın
acı tırnak ak yüzüne çalar mısın
kargı gibi kara saçını yolar mısın ana

dedi. anası burada söylemiş, görelim hanım ne söylemiş : anası der:

oğul oğul ay oğul
dokuz ay dar karnımda taşıdığım oğul
on ay diyince dünya yüzüne getirdiğim oğul
dolma beşiklerle belediğim oğul
dolu dolu ak sütümü emzirdiğim oğul
akça burçlu hisarlarda tutulaydın oğul
pis dinli kafir elinde esir olaydın oğul
altın akçe gücüne dayanarak seni kurtaraydım oğul
yaman yere varmışsın varamam
dünya tatlı can aziz
canımı kıyamam belli bil

dedi, anası da canını vermedi. böyle diyince azrail geldi deli dumrul’un canını almağa. deli dumrul der:

bre azrail aman
tanrının birliğine yoktur güman

azrail der: bre deli kavat daha ne aman diliyorsun, ak sakallı babanın yanına vardın can vermedi, ak bürçekli ananın yanına vardın can vermedi, daha kim verecek dedi. deli dumrul der: hasretlim vardır, buluşayım dedi. azrail der: bre deli hasretlin kimdir? der: el kızı helallim var, ondan benim iki oğlancığım var, emanetim var, ısmarlayacağım onlara, ondan sonra benim canımı alasın dedi.

sürdü helallisinin yanına geldi, der:

biliyor musun neler oldu
gök yüzünden al kanatlı azrail uçup geldi.
benim beyaz göğsümü bastırıp kondu
benim tatlı canımı alır oldu
babama ver dedim can vermedi
anama vardım can vermedi
dünya şirin can tatlı dediler
şimdi
yüksek yüksek kara dağlarım sana yaylak olsun
soğuk soğuk sularım sana içme olsun
tavla tavla koç atlarım sana binek olsun
penceresi altın otağım sana gölge olsun
katar katar develerim sana yük taşıyıcı olsun
ağıllarda beyaz koyunum sana şölen olsun
gözün kimi tutarsa
gönlün kimi severse
sen ona var
iki oğlancığı öksüz koyma

dedi. kadın burada söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:

der:

ne diyorsun ne söylüyorsun
göz açıp da gördüğüm
gönül verip sevdiğim
koç yiğidim şah yiğidim
tatlı damak verip öpüştüğüm
bir yastıkta baş koyup emiştiğim
karşı yatan kara dağları
senden sonra ben neylerim
yaylar olsam benim mezarım olsun
soğuk soğuk sularını
içer olsam benim kanım olsun
altın akçeni harcar olsam benim kefenim olsun
tavla tavla koç atını
biner olsam benim tabutum olsun
senden sonra bir yiğidi
sevip varsam beraber yatsam
alaca yılan olup beni soksun
senin o namert anan baban
bir canda ne var ki sana kıyamamışlar
arşşahit olsun sekizinci kat gök şahit olsun
yer şahit olsun gök şahit olsun
kadir tanrı şahit olsun
benim canım senin canına kurban olsun

dedi, razı oldu.

azrail hatunun canını almağa geldi, insan oğlunun ejderhası eşine kıyamadı. allah teala’ya burada yalvarmış, görelim nasıl yalvarmış:

der:

yücelerden yücesin
kimse bilmez nicesin
güzel tanrı
çok cahiller seni gökte arar yerde ister
sen bizzat müminlerin gönlündesin
daim duran cebbar tanrı
ulu yollar üzerine
imaretler yapayım senin için
aç görsem donatayım senin için
alırsan ikimizin canını beraber al
bırakırsan ikimizin canını beraber bırak
keremi çok kadir tanrı

dedi. hak teala’ya deli dumrul’un sözü hoş geldi. azrail’e emreyledi: deli dumrul’un babasının, anasının canını al, o iki helalliye yüz kırk yıl ömür verdim dedi. azrail de babasının anasının derhal canını aldı. deli dumrul yüz kırk yıl daha eşi ile ömür sürdü.

dedem korkut gelip destan söyledi, deyiş dedi. bu destan deli dumrul’un olsun, benden sonra alp ozanlar söylesin, alnı açık cömert erenler dinlesin dedi.

dua edeyim hanım: yerli kara dağların yıkılmasın. gölgeli koca ağacın kesilmesin. taşkın akan güzel suyun kurumasın. kadir tanrı seni namerde muhtaç etmesin. ak alnında beş kelime dua kıldık, olsun kabul. derlesin toplasın günahınızı adı güzel muhammed’e bağışlasın hanım hey!"

son not: hikayeyi okuyup bitirdiyseniz, sizin de dikkatinizi muhakkak çekmiştir, hikayenin 15. yy civarında yazıya geçirildiği tahmin edilmesine rağmen, tanrı ve azrail'le olan bu teklifsiz samimiyet, aslında bu hikayenin çok daha önce, türkler islamiyeti yeni yeni kabul ettiği zamanlardan kalma olduğunu gösteriyor. bunu da not düşmek istedim.
devamını gör...

kahkaha attığım başlıktır. bayılıyorum böyle saçma komik şeylere. ilk buluşmada hes kodu isteyen kız sorumluluk sahibi bilinçli bir kızdır evlenin onunla.
devamını gör...

rus şair andrey voznesenski'nin 1959 yılında yazdığı savaş karşıtı şiir. voznesenski daha çocukluğunda ispanyol ressam francisco de goya'nın savaşın felaketleri* isimli gravürlerinin etkisi altında kalır ve 1984 yılında yayımladığı proraby dukha'da bu gravürler ile ilk karşılaştığı an yaşadığı dehşetten söz eder. tam da konstantin balmont'un hayal ettiği goya'dır bu. bu şiirin yazılmasına sebep olan bir diğer etken ise ikinci dünya savaşının bitmesine yakın bir dönemde yarısı sivil olan 7000 kişinin öldüğü deniz felaketidir. tarih 16 nisan 1945'i gösterdiğinde yani tam da francisco de goya'nın 117. ölüm yıldönümünde sscb denizaltılarından biri olan l-3, yaralı askerleri ve sivilleri taşıyan goya isimli alman gemisini torpido saldırıları ile batırır ve bu saldırıda binlerce insan hayatını kaybeder. oldum olası savaşa karşı büyük bir tiksinti duyan voznesenski tüm bunların etkisi ile 1959 yılında goya ismi ile de anılan ben goya'yım şiirini yazar ve bu şiir öyle etkili olur ki hayatında; gel zoya şiirinin zoya'sı ve voznesenski'nin eşi zoya boguslavskaya voznesenski'nin öldüğü gün yatağında şu cümleleri mırıldandığını anlatır:

"umutsuzluğa kapılma... ben goya'yım."

voznesenksi savaşın kan donduran tüm detaylarını fırçası elinde bir goya gibi kalemi ile kağıda işler. cümlelerine zarafet katmak ile uğraşmaz ve yorucu bir sembolizmden kaçar. net bir savaş sonrası vardır ben goya'yım şiirinde ve 41 karlarında yanmış bir şehrin görüntüsü.


ben goya'yım!
çorak bir tarlaya kuzgunlar gibi süzülen düşman
yuvalarından oydu gözlerimi.
ben acıyım!

ben iniltisiyim
savaşın. 41 karlarında yanmış
şehirlerim ben.

ben açlığım!

ben kırılmış boynuyum
çıplak alana çanlar gibi sallanarak asılmış
bir ihtiyar kadının...
ben goya'yım!

ey gazap üzümleri!
top sesleriyle yürüdüm batı'ya,
çağrısız konuğun külleriyim ben!

o unutulmaz göğe tabut çivileri gibi
sert yıldızlar çaktım!
ben goya'yım!
devamını gör...

son 1 aydır genel durumum. aynı zamanda ilgili yazarın* 2 hafta sonraki modu olmayacaktır. ne dediğim hakkında en ufak bir fikri olan var mı? benim de yok, evet.

ayrıca çok sevdiğimiz ve nickaltını böyle böyle kirlettiğimiz yazar. sever, severiz.
devamını gör...

bahsedildiği gibi başkalarının duyma ihtimalinin düşük olduğu bir yerde yapılması makul olan eylem. kimsenin umrunda olmadığı ve saçmalamaya en müsait yer olan köyde yapıyorum ben bunu. çok rahatlatıyor hatta özgür hissettiriyor.
devamını gör...

buradan bakınca hala parladığını gördüğüm yazar. kendisi benim yapacağım gibi sözlüğe ara vermiş. kısa zaman önce takip etmeye başladığım ve tanımlarını beğendiğim bir yazardı. yks'de sana da kendime de başarılar diliyorum sevgili yazar*.
devamını gör...

huzur.

çünkü huzur ''tek başına'' var olan bir his değildir; tam anlamıyla huzurlu olabilmek için kendinize ve yaşantınıza dair pek çok noktada başka güzel hislere de sahip olmanız gerekir ki tam da bu yüzden huzur dünyanın en güzel ve en kırılgan hissidir.
devamını gör...

bana anketçilerden gına geldi. ben de yapıyorum ama 10 tanımımın 10'u da anket değil. akışta ilk 5 başlık neredeyse her zaman anket başlığı oluyor.
devamını gör...

kaleci saçlı adam ve sarı bıyık unutulmaz.
devamını gör...

(bkz: neil degrasse tyson)'ın bir konuşmasından hatırladığım kadarıyla, bilirsiniz enerji yoktan var olmaz ve asla yok olmaz. sadece form değiştirir. ölü bedendeki enerjiyi tekrar sisteme kazandırabilmenin en verimli yolu gömüp çözünmesini sağlamaktır. eğer yakılırsa ısı ve ışık olarak verimsiz bir dönüşüme uğrar. yani ölü bedeni yakmak yapılacak en saçma şeydir.
devamını gör...

şeytan iş başında.
devamını gör...

sebebi, eski türkiye'nin daha huzurlu olmasıdır.
devamını gör...

gerçekten nasılsın, iyi misin?
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim