ölümü hakkında doğruluğu tartışılan iki kaynak mevcut: plutarch the parallel lives'ın xviii. bölümü olan the comparison of nicias and crassus'da başka bir şey anlatır cassius dio ise dio's rome xl*'ın v. bölümünde* daha sembolik bir ölümden söz eder. bu iki kaynağın hangisinin gerçeğe daha yakın olduğunu tartışmadan önce crassus kadar manipülatif bir politikacı ve askeri anlamda güçlü bir stratejist olan bir figürün nasıl bu kadar basit hatalar yapıp kendi sonunu getirdiğini anlamak gerekir. bunun için ise part'lar ile olan savaşından çok daha öncesine, hırslarının temel kaynağı olan rekabete göz atmak lazım geliyor.

söylenenin aksine crassus kariyerine köle ayaklanmalarından çok daha önce başlamış, ilk kayda değer başarısını collina kapısı muharebesinde yakalamıştır fakat bu muharebe onu hırsları yüzünden ölüme götürecek olan marcus licinius crassus - gnaeus pompeius magnus rekabetinin de görünen başlangıcı olarak tarihte yer alır çünkü bu muharebenin sonucunda lucius cornelius sulla felix ile pompeius arasında gelişen akrabalık ilişkisi - sulla'nın üvey kızının pompeius ile evlenmesine onay vermesi- crassus'u iyiden iyiye genç pompeius'a karşı kışkırtmıştır. köle ayaklanmalarındaki başarısı ise askeri olarak gerçek bir başarı olsa bile kariyeri açısından hüsrandan başka bir şey getirmemiştir. bunun üzerinde de kısaca durmam gerekecek çünkü konu yine pompeius ile bağlantılı.

pompeius başarıları ile yükselmeye devam ederken bu süreçte spartaküs'ün ön ayak olduğu köle isyanını bastırmak ile görevlendirilen crassus isyanı bastırmayı başarsa bile görünürde bitirici hamleyi yapan pompeius pastadan daha büyük bir pay almıştır ve bu durum crassus'un daha da hırslanmasına sebep olur çünkü açıkça isyan birliklerinin direncini kıran crassus olsa bile isyanı tam olarak sonlandıran pompeius'un lejyonları olmuştur ve bu durum crassus'un ondan daha az ödüllendirilmesine ve başarısının gölgelenmesine sebep olur. crassus bunu açıkça itibar saldırısı olarak görse bile içten içe hırslanmaya devam etmiş fakat görünürde bir şey yapmamıştır.

burada ek bir bilgi vermek gerekirse eğer, crassus'un appian yolunda çarmıha gerdiği köleler george r.r. martin'e esin kaynağı olmuş ve a song of ice and fire serisinde meeren'de çarmıha gerilen köleler roma birliklerinin bu uygulamalarından yola çıkılarak yazılmıştır.

bu süreçten sonra pompeius doğu'ya yaptığı seferler ile gittikçe askeri anlamda adından söz ettirmeye devam etti ve daha sonrasında bu iki rakip gaius julius caesar'in ön ayak olması ile beraber first triumvirate ittifakında bir araya geldi ama crassus ne kadar çıkarlarına uyduğu için bu ittifakta yer alsa da içten içe pompeius'a karşı bilenmeye devam eder.

en sonunda kendini kanıtlama çabası, pompeius'a karşı içinde kök salmış olan kıskançlık ve hırs ile gözlerini part imparatorluğuna dikti. düşünülenin aksine crassus rakibini küçümsemiyordu, eğer küçümseseydi bu zaferi istemez ve hiç gerek olmadığı halde partlara saldırmazdı. o pastadaki büyük payın peşinde olduğu için gözlerini bu imparatorluğa dikmişti zaten. asıl mesele kendini olduğundan daha büyük görmesi veya diğerlerinin onu böyle görmesini istemesiydi. neticede hırslarının kurbanı oldu ve hiç lüzumu olmayan bu savaşta kral ii. orodes'in emrinde olan komutan spahbod surena tarafından katafrakt'ların da ezici gücüyle beraber hüsrana uğradı. sırf hırslarından ve pompeius'dan daha yetkin olduğunu kanıtlama çabasından ötürü armenia'nın göndermeyi talep ettiği birlikleri reddetmesiyle beraber de partların oldukça ezici bir zaferle carrhae muharebesi'nden çıkması kaçınılmaz bir hale geldi. plutarch bu muharebenin detaylarını çok anlatmasa bile part'ların nasıl ezici bir üstünlük kurduğundan söz etmiştir.

crassus'u ölüme götüren yol hırslarıydı ama ölümü nasıl gerçekleşti? tanımın başında ele aldığım konuya bu noktada girmek daha uygun olur çünkü öncesi için aktardığım bilgiler kafi. baştan belirtmek gerekirse crassus'un ölümü yüksek ihtimalle plutarch'ın anlattığı biçimde; kafası ve elleri kesilip part kralı ii. orodes'e gönderilmesi ile gerçekleşmiştir ama bu dio'nun anlatısını yanlış veya yalan olarak adlandırmaya yetmez. plutarch ve/veya plutarkhos daha genç yaşında akhaia prokonsülüne elçi olarak gönderilmesinden itibaren roma'da pek çok bilgiye erişebilme şansını elde etmiştir ve eserlerinde de ne inançlarının ne kişisel düşüncelerinin ne de bir millete duyulan yakınlığın izleri görünmez. olabildiğince gerçekçi bir anlatım sunmayı amaçlamış ve tarihi çarpıtmamaya özen göstermiştir. elbette bu demek değil ki birebir bir aktarım söz konusu. edward hallett carr'ın what is history eserinde de altını çizdiği gibi tarihsel gerçekliği objektif bir biçimde aktarabilmek kısmen mümkün değildir bundan ötürü tarih, tarihçinin yazdığıdır yani kısmi bir gerçekliktir yalnızca. yine de plutarch'ın tutumu, roma'da bulunan kaynaklara erişimi ve crassus'un dönemine cassius dio'dan daha yakın olması sebebi ile crassus'un ölümüne dair aktardıkları bu kısmi gerçekliğe en uygun düşen anlatıdır ama dediğim gibi bu cassius dio'nun hatalı bir bilgi verdiğini göstermiyor.

cassius dio'ya baktığımızda görünürde olmayan bir gerçeklikle beraber daha öğütvari bir anlatı ile aktarıyor crassus'un ölümünü ama bu sembolizmde ufak bir yanlışlık söz konusu ama ondan daha sonra bahsedeceğim. dio'nun anlatımına göre crassus boğazına altın dökülerek öldürülmedi, bu başlıktaki yanlış bilgilendirmelerden bir diğeri. cassius dio dio's rome xl - 26. bölümde açıkça belirtir ki crassus ya canlı bir biçimde düşmanın eline geçmesin diye kendi lejyonerlerinden biri tarafından öldürülmüştür ya da oldukça ağır yaralandığından ötürü düşman tarafından öldürülmüştür. yani dio boğazına altın dökülerek öldürüldü diye bir ifade kullanmamış ölümü hakkında kesin bir bilgi olmadığını belirterek öldürüldükten sonra boğazına erimiş altın döküldüğünden söz etmiştir yani iki tarihçi birbirinin söylediğine zıt bir şey dile getirmemiştir esasında sadece dio fazladan bir detay aktarır crassus'un ölümüne dair. bu ise iki ihtimali ortaya çıkarır:

birinci ihtimal dio ve plutarch'ın anlatısı birbirinin uzantısı olabilir yani crassus öldürüldükten sonra gerçekten boğazına erimiş altın dökülmüş ve daha sonra kafası ve elleri kesilerek kral ii. orodes'e gönderilmiş olma ihtimali olasıdır.

ikinci ihtimal ise cassius dio'nun aktardığı bilgi tarihi bir gerçekliği ifade etmese bile carrhae muharebesi sonrası partların veya romalıların arasında dolaşmaya başlayan söylentilerden ileri geliyor olabilir ki bu ihtimal ilkine göre daha olasıdır bana kalırsa. yani dio bir söylentiyi gerçekmiş gibi aktarmış olabilir. eğer romalıların arasında yayılan bir söylenti ise bunun esas sebebi crassus'un pek çok dost edindiği gibi pek çok düşman edinmesinden kaynaklanıyor çünkü crassus yanan evleri söndürmek için sahiplerinden o evleri düşük bir ücrete alıp yeniliyor ve daha yüksek fiyata satıyordu ki zaten zengin bir aileden gelmeyen crassus bu şekilde zenginleşmeye başlamıştır ve savaş ganimetlerini paylaşmaktan sık sık kaçındığı da belirtilir bundan ötürü kendi halkı arasında düşmanlar edinmesi kaçınılmazdı. yine de tarih bize aynı zamanda crassus'un oldukça iyi bir hitabet yeteneğine sahip olduğundan, ne kadar pinti olsa da zaman zaman işine yarayacaksa oldukça cömert davrandığından ve alt tabakada bulunan insanlara dahi muazzam bir kibarlık ile yaklaştığından da söz eder. gerçek bir manipülasyon ustası olduğundan ötürü edindiği düşman sayısı yüksek ihtimalle dost edindiklerinden oldukça azdı. bu yüzden bu söylentilerin partlar arasında yayılması çok daha olası. orduların zaman zaman güç gösterisinde bulunmak için yersiz katliamlar yaptıkları, etrafa ve düşmanlara korku salmak için bunları abartarak aktardıkları bir gerçek. ve yine şu var ki partların krali ii.orodes'in bu savaşı anlamsız bulup crassus'a elçiler gönderdiğini de aktarıyor bize tarih. yani üstünlükle kazandığı savaşı aslında hiç istemiyordu orodes ve böyle büyük bir zaferden sonra; part imparatorluğuna saldırmakta ısrarcı olmuş zengin romalının trajik ölümü söylentisinin yayılması tam bir kazan-kazan durumu oluşturuyordu. eğer tarihi anlatı bir söylentinin ürünü ise belirttiğim sebeplerden ötürü muhtemelen partlardan çıkmış bir söylentiden ileri geliyordur.

ama yine başa dönecek olursak ve dio'nun sembolizm kaygısı ile uydurma bir tarih yaratmaya çalıştığından söz edersek -ki dio her ne kadar roma sevgisinden ötürü objektif kalmayı başaramasa bile bu tarz öğütvari bir üslup hiç benimsememiştir- bu sembolizmin başlı başına hatalı olduğunu söylemekte fayda var. crassus için para yalnızca hırslarının bir uzantısıydı, kendi yıkımını getiren şey paraya olan tutkusu değil hırslarının gözünü boyamasaydı. para onun için amaçtan ziyade araç oldu çünkü o zamanlar roma'da bir roma vatandaşının statüsü ona bağlılığı bulunanların sayısı ile ölçülüyordu ve crassus doğru yerde parayı doğru bir biçimde harcayarak -bağışlar ve yüksek mevkide olan veya olma ihtimali olan kişilere verilen borçlar ile- kendi mevkisini sağlamlaştırma amacı güdüyordu. para onu hırslarının yönlendirdiği yolda daha hızlı ilerlemesini sağlayan bir taşıttan farksızdı.

o yüzden böyle sembolik bir ölüm daha başından hatalıdır çünkü crassus paranın değil hırslarının kölesiydi ve daha 60 yaşında ona tarihe hüsranla geçecek olan bir ölümü getiren de bundan başka bir şey değildi.

yani esasında demek istediğim şu ki, tarih; senin, benim veya onun anlattığı değildir. tarih kısmi bir gerçeklik olarak sunulur ve verilen bu kısmi gerçeklik ile mevcut veriler ışığında gerçekliğe en yakın olan senaryoyu yaratmaktan ileri gelir ama bu yine de onu gerçek kılmaya yetmez. bu sadece gerçeğe en yakın senaryoyu bulma oyunundan ibarettir hepsi bu. crassus'un ölümü hakkında olası gerçek nedir ne değildir -şayet zamanda belirli bir tarihe istemli bir biçimde yolculuk yapabilmek mümkün olmaz ise- hiç bir zaman tam olarak bilinemeyecek bir gizemden ibarettir. ne tarihçilerin tamamen objektif ve tarafsız olduğu kesindir ne de yazılı kaynakların birebir gerçeği hiç çarpıtmadan aktarmış olduğu.
devamını gör...

unutulmayan rolleriyle yeşilçam tarihine damga vurmuş olan oyunculardan biridir.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
çok kötü filmlerde de oynamıştır bir dönem ama bu kötü filmler ilyas salman’ın unutulmaz rollerini gölgede bırakmaz benim için. kendini türkiye’nin en yakışıklı adamlarından biri sayan ilyas salman özellikle şener şen ile muhteşem işler yapmıştır.

benim için ilyas salman’ın en iyi performanslarından biri bir tunç okan filmi olan sarı mercedes’tir. bu filmdeki bayram rolü ile ankara film festivalinde ve siyad ödüllerinde en iyi erkek oyuncu ödülü kazanmıştır.

diğer bir film ise efsaneler arasına girmiş olan şekerpare filmidir. bu filmde de bekçi cumali rolüyle çok başarılı olmuş ve şener şen ve şevket altuğ ile muazzam bir ekip oluşturmuştur.

müjde ar’la oynadığı çirkinler de sever ve bir devam filmi olan hababam sınıfı güle güle filmleriyle de yine siyad’da en iyi erkek oyuncu ödülünü kazanmıştır.

ve çiçek abbas. sinan çetin’in olduğuna inanmakta hala güçlük çektiğim bu filmdeki performansı bambaşkadır. filmi kaç kere izlediğimi hatırlamıyorum bile. özellikle de daha önce tanımını da yazdığım sahnede minibüs için bu gördüğün şahsiyetin deyişindeki anlam yükü benim için çok özeldir.

bunlar dışında dolap beygiri, talihli amele ve tabii ki banker bilo de en sevdiğim filmlerindedir.
devamını gör...

2013 senesinde çıkan sagopa kajmer albümüdür.
albümde 19 şarkı bulunur.
kapılar açılır introsuyla başlar ve kapılar kapanır outrosu ile biter.
fiziksel olarak satın aldığım dinlerken büyük keyif aldığım bir albümdü.

eskiden çok aşırı şekilde sagopa kajmer hayranıydım. albümü çıkar çıkmaz almak istemiştim. ilk gün müzik markete gelmemişti. iki gün sonra kavuşmuştum. korsan dinlemeyi tercih etmemiştim çok büyük sagopa kajmer hayranı olduğum için.
hala hayranıyım ama eskisi gibi bağlılıkla değil tabii.

albümü satın aldıktan sonra bilgisayara takıp bir iki kere bütün albümü dinlemiştim. sonra telefona yükleme falan derken baya sevmiştim. önemli bir albüm benim için. sanırım ulaşması zor olduğu için bu kadar sevdim.

albümün içeriğine gelecek olursak sagopa kajmer’in iç dünyasını anlatan sözler albümde bolca mevcut. sagopa kajmer beatleri her zaman olduğu gibi nefisti.
albümde en sevdiğim şarkı meftun şarkısıydı ve şarkının beatinde ismail tunçbilek bağlama çalmıştı. hala favori şarkılarımdan birisidir.
albümde nakaratlar uzun ve eski tarzda, dini göndermeler bolca kullanılıyor. toplamına geldiğimizde güzel bir albümdü.

sagopa kajmer türkçe rap tarihinde kendi türünü icra eden bir rapçidir. bu albüm kendi türünde bir albümdü.
has eski sagopa kajmer kitlesi pek beğenmemişti tabii.
şahsen en sevdiğim sagopa kajmer albümü değil ama sevdiğim albümlerinden bir tanesi.

yunus abimize tekrar teşekkür ediyoruz. yeni albüm yap lan diyoruz ve yazımızı sonlandırıyoruz.
devamını gör...

sahip olma arzusu.
sahip olmak için elinden geleni yapar. bu yolda gerekirse çirkefleşir. ama elde edince de oyuncaktan hevesini almış çocuk gibi bir köşeye atar. ta ki tekrar kaybedip değerini anlayıncaya kadar. değişik varlıklarız vesselâm.
devamını gör...

relative clause olsa beğenirsiniz ama kamiller sizi..
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

sorunun cevabı sıfır değildir.
çünkü sonsuz bir sayı değildir.
sorunun cevabı tanımsızdır.
aslında tanımsız da değildir.
böyle bir soru yoktur.
böyle bir soru olamaz.
ne salak salak sorular bunlar ya
devamını gör...

insanın otomatik pilot özelliği.

siz araba kullanırken vites değiştirirken hangi pedala nasıl ne kadar basmanız gerektiğini otomatik yaparsınız.
yüzünüze doğru hızla yaklaşan bir nesne varsa gözünüzü kapatırsınız.
gözünüze ışık tutulunca göz bebeğiniz (pupil) küçülür. hem bu reflekstir, hem de yüzünüze doğru uçan nesnedeki gibi (bu suratınıza uçan bir tokat olabilir, böcek olabilir, duş alırken kafanıza boşalan su olabilir, denize havuza gittiğinizde suya balıklama atladığınızda suya dalmadan hemen önceki gibi) gözünüzü kapatma olabilir...
ele kola bacağa iğne batırınca hızlıca çekersiniz.

ayrım yapacağımız tek bir nokta var, otonom refleks mi somatik mi, sadece bu.

otonom sizin kontrolünüzde olmayanlar. yani öğrenilmiş davranışlar buna girmez. göze ışık tutunca göz bebeğinin küçülmesi mesela. ya da mesela hava sıcaklığına göre damar büzüşmesi veya genişlemesi (vazokonstrüksiyon veya vazodilatasyon),

somatik refleks ise kasları içeren refleks. vites değiştirirken yaptığınız hareket bu. öğrenilmiş davranışların otomatik pilotta seyrettiği hal işte. genel amacı vücudu dışarıdan gelen hasara karşı korumak. kafanızın üstünden beyzbol sopası savursalar çömelirsiniz ya hani, o da somatik refleks, doktorun dizinize vurup patellar refleks ölçtüğü de somatik refleks. şöyle bir tüyo vereyim size: eğer işin içine istemli yaptığınız bir hareket giriyorsa (iskelet kası olaylara dahil oluyorsa) bilin ki somatik refleks. hemen quiz yapalım, aşağıdakilerin hangisi somatik hangisi otonom reflekstir?
1. çiçek kokluyorsunuz içinde arı varmış. fark edince çiçeği fırlatıp kafanızı geri çekip çılgınca "arıııı" diye bagiriyorsunuz.
2. karaköy güllüoğluna gittiniz, baklava yediniz ve kan şekeriniz çıktı (afiyet olsun. soruda bile kaliteli baklava yiyonuz, zaten anca böyle soruda falan yeriz öyle kaliteli şeyleri). yükselen kan şeker seviyesine bağlı olarak pankreas çalışmaya başladı ve insülin üretip kana salmaya başladı.
3. coffee sapiens bir de öğrendiniz ki yeniden pumpkin latte yapmaya başlamış ve ne tesadüftür ki santiago da var vitrinde. görür görmez ağzınız sulanmaya başlıyor, yutkunmaya başlıyorsunuz.

süreniz başlamıştır. başarılar *

p.s
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
bu otonom refleks tablosu

encrypted-tbn0.gstatic.com/...
bu da otonom ile somatik refleks farkı tablosu
devamını gör...

bazı insanlarla aynı memlekette yaşamadığımı fark ettiğim başlık. eşlerine çiftlik hayvanı gibi davranan insanlar var. keşke kadının rızası alınsa da razı olup olmaması gerektiğini tartışmak bize kalsa. razı olmak için rıza sorulmalı önce. bir insan olduğu dahi hissettirilmeyen, iradesinin varlığı dahi unutturulmuş kadınlardan söz ediyorum.

istemese ne olacak? ben söyleyeyim, eşek sudan gelinceye kadar dayak. vücudu çürük içinde ama belki de konu komşu görmesin diye suratında gram iz yok. haydi diyelim tası tarağı topladı, ailesine gitti bir şekilde. "yuvanı yıkma kızım." neden yıkamaz yuvasını? bu şartlarda boşanan kadın arafta kalıyor çünkü. kocasının evinde kalamaz, ana baba evinde zaten yapamaz. başka bir hayat ihtimali ise o yaşına kadar hizmet etmek dışında bir şey yapmamış biri için çok güç.

"razı" olsa ne olacak? çiftlik hayvanı gibi kullanılan kadın yükünü paylaşacak biriyle yaşayacak. cinsel arzuları, evlilikten beklentileri, bir güler yüz beklentisi dahi buruşturulup atılmış kadın. ilişkisinden geriye sadece iş gücü olmak kalan kadın. bu kumalığı aklamaz ancak bunu kabul eden her kadın sırf keyfinden buyursun gelsin demez.

hayat yaşadığımız duvarlardan, gördüğümüz ilişkilerden ibaret değil.
devamını gör...

nuri bilge ceylan kompleksi rahatsızlığına yakalanmış, azımsanamayacak bir kitle tarafından yönetmen olduğu iddia edilen bir zat.
fırsat buldukça, nuri bilge ceylan'a sallamayı kendine şiar edinmiştir. söyledikleriyle eleştiriden çok, itibarsızlaştırma maksadı gütmektedir.
sinema ona göre; insanların eğlence için kullandığı bir araçtır. söylediği her şey genel geçermiş gibi bir otör edasıyla konuşur. karşıt görüşe falan da saygısı yoktur. her şeyin en iyisini bilir o.

peki, nuri bilge ceylan cannes'da ödül koleksiyonu yaparken kendisi ne yapmıştır?

kendisinin uzun metrajı yoktur. rezil kısa metraj filmleri vardır. birkaçını izledim, eğer bahsettiği eğlence buysa; eğlenceden ırak, hikaye örgüsünden kopuk bir yapısı vardı. koca nuri bilge ceylan külliyatı saatlerce izlenir ama onun 10 dakikalık kısa filmi izlenmez, izlenilmeye tahammül edilmez. masaya konulup eleştirilecek bir yanı da yok.

velhasıl kelam; nuri bilge ceylan da herkes gibi eleştirilebilir, beğenilmeyebilir bunda hem fikiriz. ama bunu yönetmen olduğunu iddia eden sözde meslektaşı yaparsa orada dur deriz. çek daha iyisini de izleyelim deriz. cannes kapısından içeri gir de, şöyle bir smokinli seni de görelim deriz.
devamını gör...

ipek çalışlar 'ın yeniden yayımlanan kitabı. yeni baskının kapak resminde halide edip' in falcı kıyafetiyle babası ile çektirdiği fotoğrafı var. küçük halide, fotoğrafta babasının el falına bakıyor. baba kız eğlenceli vakit geçiriyorlar.
devamını gör...

ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden
eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak
ve bir zaman bakacaksın semaya ağlayarak…
sular sarardı… yüzün perde perde solmakta
kızıl havaları seyret ki akşam olmakta…

eğilmiş arza, kanar, muttasıl kanar güller
durur alev gibi dallarda kanlı bülbüller
sular mı yandı? neden tunca benziyor mermer?
bu bir lisân-ı hafîdir ki rûha dolmakta
kızıl havaları seyret ki akşam olmakta…
devamını gör...

çocukken büyüklerin inandırdığı travmalardan biri.. ölmüşsün sanarsın medrano sirkine performans sanatçısı olarak katılacaksın..

ulan ölmüşsün bir salın hacım. kıldan inceymiş de abdestsiz gezersen o köprü yürü yürü bitmezmiş de.. çok güzel kafalar.
devamını gör...

farklı konu ve bakış açılarıyla, farklı kültürlerle gayet de güzel olan dizilerdir.*
devamını gör...

h.h.munro’nun kendine has mizahı ile kurguladığı muhteşem öykü kitabı insanlar hayvanlar ve yırtıcı hayvanlar isimli kitabının tobermory öyküsünde geçen yapay ve mitolojik sıfattır.

sisifos mitolojideki mafyatik oluşuma kafa tutup yeraltı dünyasındaki mitoloji, seks, mafya üçgenine ağır darbeler vurunca tanrıların gazabına uğramıştır.

bu gazap mitolojik tanrıların sadece acımasız değil aynı zamanda yaratıcı ve de muzip olduklarını da gösterir bize. zira sisifos boyundan büyük bir kayayı bir tepeye ite ite çıkarmaya mahkum edilmiştir. ama zirveye her varışta kaya tekrar geri yuvarlanır. ve sisifos her şeye yeniden başlamak zorunda kalır. bu ceza günümüzde boş çabaları anlatmak için kullanılan bir deyim haline de gelmiştir. zavallı sisifos!

munro’nun kitabında ise bambaşka bir sıfat olarak çıkar karşımıza ve bu sıfat munro’ya olan hayranlığımı bir üst seviyeye taşır. sisifos-çatlatan diye nitelenen şey bir arabadır çünkü.

bahsedilen külüstür araba kendinden o kadar vazgeçmiştir ki gitmek, ilerlemek için insani bir yardıma ihtiyaç duyar. hele de yokuşlarda. eğer bu tırmanışlarda onu birisi itmezse ilerlemeye niyet bile etmez. öyle bir arabadır ki bu, sisifos bu arabayla uğraşmaya kalksa kayasını özler.
devamını gör...

zamanda yolculuk gibi,insanı büyüleyen bir atmosferi vardır.
devamını gör...

burundaki kılcal damarların hassasiyetlesmesi sonucu oluşan kanamalar.pamuk,peçete vs. steril malzemelerle tampon yapılarak kanama durdurulur.halk arasında yapılan yanlış bir uygulama var sık karşılaşıyorum bununla ama burun kanamalarında kafa asla yukarıya doğru tutulmaz.
devamını gör...

kedilerin içinde su içerisinde en yetenekli olanıdır.
devamını gör...

bir gabriel garcia marquez kitabıdır.

edebiyatla ilgilenen, en çok da birçok yazarın takıntı ile sevdiği bir rütbedir albaylık. her şeyi albaya soran, albaya dert yanan büyük yazarların yanısıra albayı bir çöpçatan olarak kullanmaya çalışıp nezahat’a göz koyanların de derdi gücü albaydır. ama kimse albaya mektup yazmaz. acı değil mi bu? üzücü değil mi?

albay emekli olup çektiği acıların bir son bulması için belki de, emekli olduğunu bildiren o mektubunu gelmesini bekler iki gözü yollarda, daha doğrusu iki gözü posta kutusunda. ama hiçbir hareket olmaz, o mektup asla gelmez.

dünya çoğu kıtadan kanamaya devam etmektedir. ama bence en çok kanayan kıtalar başta afrika sonra da güney amerika’dır. işte albayım da mektubu güney amerika’da bekler ve beklerken de el altından dağıtılan bildirilerle ve halka en sert tepkiyi veren insanlar arasında bir hayalet gibi yaşar hayatını. bir de horoz elbette.

albay mektup beklemekte ancak albaya mektup yok. sevgili sözlük yazarları bir el atalım bu sorunu. bu kadar sorumluluğun altında albay bir mektubu hak ediyor bence.
devamını gör...

tanrım,
bana değiştiremeyeceklerimi kabullenmek için sabır,değiştirebileceklerimi değiştirmek için cesaret, farkı anlamak için akıl ver.

bundan daha iyi duamı olur, kitaplarında ki her cümle günlerce düşünülebilir. böyle büyük insanların tüm yazdıkları herkese zorla okutulmalı bence.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim