kitabın en başından beri titreten, tüyleri ürperten bir yapısı var. masumluğun, insanın vahşi yapısının şiddeti gösteren bu durumlar bazılarımızı rahatsız etse de olay bu. savaş ortamı, çocukların, sırf birbirlerini sevdikleri için stadyumlarda taşlanan çiftlerin durumu bu. ortadoğu gençler burası. yazara müteşekkirim bana bu kadar akıcı bir romanda felsefe sosyoloji tarih psikolojiye bu kadar değinen bir kitap verdiği için.
devamını gör...

aldigi batı muzigi egitimleriyle ve bas bariton sesiyle, turk halk müziğinin çağdaş yorumlanmasinda öncülük eden ruhi su'nun katkisini unutmamak gerekir.
devamını gör...

bugünün karikatürü sevgili cinci hoca'ya gelsin efendim. malum kendisi nefesi kuvvetli, tüm sözlüğü selam ve dua ile ayakta tutan muhterem bir zat.
yolu yolumuz, sözleri ışığımızdır.*
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

yine her şeyi yazmışsınız, size kalsa insanlar birbirine hitap edip diyalog başlatamaz. işaret diline de dönelim ister misiniz acaba? kardeşim, sen gibi kelimeler insanı nasıl rahatsız eder acaba? biri de hocam dışında hitap etmesinler demiş, oldu sayın cumhurbaşkanım da desinler mi?

itici gelen ağızdan çıkan kelimelerden çok ses tonu ve söyleme şeklidir. samimiyetsiz birinin yapmacıkça hanımefendi/beyfendi demesi bile itici gelebilir.
devamını gör...

içim içime sığmıyor günlerdir,ne yatabiliyorum ne oturabiliyorum elime aldığım kitabı bir iki sayfadan fazla okuyamayıp bırakıyorum.
yediğim içtiğim bir iki lokma hep saman tadında,saman da yemiştim geçmiş zamanda oradan anımsıyorum tadını...
günler geceleri kovalarken tek yaptığım balkonda oturup çay kahve içmeye çalışmak onu bile doğru dürüst yapamadım.
sırt çantamı hazırladım bir gece sabah ilk uçakla yurt dışına çıktım,ara ara küçük anektodlar ile andığım ormana...
burası beni hep çağırırdı belki koca ağaçların kökleri kanım ile ıslandığı için belki dostlar ile orada geçirdiğimiz vakitler için,bilmiyorum.
havaalanından çıkışta bir taksiye binip ormanın adını söylediğim de taksici geriye dönüp bana bakınca “sür” dedim.
ormana yakın bir yerde inip yürümeye başladım adımlarım sıklaştıkça içimde bir ferahlık duyuyordum bir kavuşma vardı o an orada bir özlemin bir hasretin vuslata ermesi.
yükseklere tırmandıkça tırmandım taa ki takatim kesilene kadar,sırtımı koca bir gövdeye yaslayıp bir sigara yaktım ve sessizliğin sesini dinlemeye koyuldum.
geceyi bekliyorum en karanlık anını işte o zaman içimdeki en karanlık ben ortaya çıkacak,kimselere anlatamadığım her ne varsa ormanda yüzyüze gelecektim bir daha...
zifiri bir gece daha binlerce gecem gibi,içim gibi kalbim gibi.
ne çok sevdiğimi uğurlamışım çocukluktan bu yana bir de kendime bakıyorum ve diyorum doğruymuş o söz “iyiler uzun yaşamazmış”
içimde biriken öfke bir haykırış ile patlarken o sesten korkan hayvanların sesleri ve kanat çırpışları geliyor kulağıma,sonra?
sonrası yok.
bir su sesi ile uyanıyorum üstüm çıplak sırtım her yerim çizikler içinde ellerim de kurumuş kanlar ve çıkmış bir kaç parmak.
onları yerine oturturken sağlam acı çekiyorum ama ses çıkaracak halim kalmamış.
avuç avuç su içiyorum günlerce su içmemiş gibi,saatler sonra çantamı bulup sigarayı çakmağı görünce tebessüm edip bir kaç sigara içip yedek olarak aldığım tişörtü giyip yürümeye başladım.
hafiflemiştim biraz ormandan çıkarken dönüp koca ormana teşekkür ettim beni çağırdığı ve misafir ettiği için.
şimdi dönüş zamanı...
devamını gör...

son zamanlarda estetik ve makyajın iyice artması profesyonelleşmesi sonucu olan ilüzyon. yüzüne dikkatli bakarsanız anlarsınız zaten öyle olmadığını. tabi bunu abazan duygularınızı bastırdığınızı varsayarak söylüyorum.
devamını gör...

1945 yılında meydana gelen, sovyetlerin kafkasları yurtlarından edip 6000 kadarının intihar etmesine yol açtığı bir katliamdır. 3000 kafkas drau nehri'ne atlayarak intihar etmiştir. 3000'ini ise kızılcık nehri'ne atlamıştır.

••

bazı kaynaklarda olay şöyle geçiyor; mavi alay adı verilen ve 8000 kırım türk'ünün oluşturduğu bir grup vardır. bu grup ülkelerinden çıkarılır, sürgüne yollanırlar. 3000 kırım türk'ü akıllarındaki "kızlarımızın ırzına geçerler, erkeklerimizi deşerler, çocuklarımızı öldürürler" düşüncesiyle kızılcık nehri'ne atlar. kalan 5000 kişinin 3000'ini de aynı düşünceyle kendini drau nehri'nin sularına bırakır. kalanlarda sınırda sovyet askerleri tarafından kurşundan geçirilir.

magazin rivayetlerine göre bu faciadan sağ kurtulan bir kişi tek vardır; türk olduğu sanılan askerlerden birinin âşık olup ölmesine gün yumamadığı ayşe adındaki bir kırım kadını. ne kadar doğru allah bilir ama rivayetler bu yönde. eğer olayla ilgili bilgiyi kitaptan öğrenmek istiyorsanız zülfü livaneli'nin serenad'ını okuyabilirsiniz. bu kitapta söylenene göre 2000 kırım türk'ünü sınırda kurşuna dizen askerler türk askerleridir.

(bkz: zülfü livaneli)
(bkz: drau nehri)
(bkz: kızılcık nehri)
(bkz: drau katliamı)
devamını gör...

çok doğru bir karar, bu kurslara okuma yazma dahi bilmeyen çocuklar gönderiliyor, ve bilmediği, o yaşta anlayamayacağı şeyler öğretiliyor, eminim aramızda bir çok kişi çocuk yaşta böyle bir şeye maruz kalmıştır. öğrenmek isteyen yaşı geldiğinde öğrenir, bu şekilde beyin yıkayan kurumlara gerek yok diye düşünüyorum ve türkiye'nin kara lekelerinden biri olan bu tarz kurumlarda yaşanan çocuk tacizlerinden bahsetmek dahi istemiyorum bile.
devamını gör...

an itibariyle "gönlüm ataşlara yandı" çalan radyodur. gomercan beni bul yiğidim.
devamını gör...

evlendikten sonra başörtüsünü açtıracaksa evlenmesin. evlenecekse de kadının fikirlerine saygı duysun.
devamını gör...

az daha kitap okuyayım diye.
devamını gör...

barışçububuğutüttürenmasumkunduz'nun seçtiği müthiş şarkıyı seslendirdiği müthiş yayın. çok güzel sesler duyuyoruz bu gece*.
devamını gör...

bence olumlu veya olumsuz kişinin yüzüne karşı söyleyemeyeceğin şeyleri nickaltına da yazmamak gerekir.

ama maalesef sosyal medyanın insana verdiği bir cürret var ve bu hep kullanıldı, kullanılacak.

bence direkt gidip yazanlar da sorun değil, ama fırsat kollayıp arkasından yazıyorsa sıkıntı.
devamını gör...

sözlüğün en yüksek, en havadar ve yeşil yerine sırça köşkünü inşa ettirmek istediğim ışık saçan kadın yazar.
yazdıklarını biraz okumak bile yeterli oluyor samimiyetini anlamak ve tecrübesine saygı duymak için.
hayata baktığı penceresi dilerim hep böyle en güzel manzaralara açılsın.
mutlu sözlükler.
devamını gör...

bir daha bu yolları aynı hevesle yürür müyüm?
devamını gör...

fransızca.
devamını gör...

şu anlık beni rahatsız etmeyen durum. ilerde ne olur bilemeyiz tabii.
devamını gör...

çok sevdiğim ve kaybetmekten çok korktuğum insanları hissetmeyi severim. bedenlerini, ruhlarını, saç tellerinden dudak kıvrımlarına kadar. sadece dokunmaya cesaret edebileceğim insanlara dokunurum. elleri, yüzleri ve saçlarıyla oynar hafızama sonsuz kez kaydetmek isterim. küçüklükten gelen bir alışkanlık bu. mesela sevdiğim biriyle uyurken yanağını tutarım hep, gitmesinden korktugum için midir? bilinmez.

hayatımda en değer verdiğim insan, ailem dediğim kişi, bana aile olan biri. saçları yumuşacık. çok seviyorum onlarla oynamayı. elleri incecik. burnu hafif kemerli, dudakları ince, kirpikleri gür. parka gidiyoruz birlikte, kucağıma yatıyor. ben onun yüzü ve saçlarıyla oynuyorum o bana saatlerce büyük bir hevesle bir şeyler anlatıyor. ıkimiz de küçüğüz ama yaşlıyız.

üzerinden aylar geçiyor. gitmek zorunda kalıyorum. sadece bedenlerimiz ayrılıyor. hala her gün konuşuyoruz. yine günlerin birinde arıyorum, açan yok. bir hafta ulaşamıyorum ona. her gün defalarca arıyorum pes etmeden. bir hafta sonra arıyor beni. hastanedeyim diyor. hastaymışım
"neymiş" diyorum, "hastalığın neymiş?"
biz de bilmiyoruz ki diyor. daha bulamadılar hastalığımı.
1 ay yatıyor hastanede. hala tanı koyulamıyor. bir denek misali her gün farklı bir ilaç deneniyorlar üzerinde. bir ay sonra görmeye gidiyorum onu...

o sevmeye kıyamadığım saçları var ya. dökülmüş hepsi. o incecik zarif elleri delik deşik olmuş iğne izleriyle. o kirpikleri yok artik. zayıf olan bedeni daha da zayıflamış yok olmak ister gibi. gülümsüyorum sadece. konuşamıyorum. konuşursam....

3 yıl gözlerimin önünde eriyor, elimden hiçbir şey gelmeden yok oluşunu izliyorum. ıçimden küfürler savuruyorum hayata. dinmek bilmiyor nefretim.

çaresizlik... bir kor gibi yakıyor içimi

ne benim küçük vücudum, ne de onun bitmiş ruhu dayanıyor bu acıya. gözlerimin önünde yalvarıyor bana. "nolur" diyor. "öleyim artık, bitsin, dinsin bu acılar "

"şşstt geçecek canımın içi, geçecek. hayallerimizi gerçeklestirecegiz, deme öyle"

gözlerime öyle bir acıyla ve çaresizlikle bakıyor ki. ölmek istiyorum, yok olmak. hiç var olmamış olmak o öyle baktıkça ben bir yaş daha yaşlanıyorum. onun gözünden göz yaşları aktıkça nefret ediyorum ağlamaktan.

neyse fazla uzattım lafı yine. ilk sigaramı onun gidişine yakıyorum. ondan geriye bir battaniye ve bir fotoğraf kalıyor bana. yavaş yavaş sesini unutmaya başlıyorum önce. daha sonra rüyalarıma da uğramaz oluyor. en son ne zaman geldi rüyalarıma, hatırlamıyorum...

bu gece saat 5 e dogru. parmak uçlarımda hissediyorum onu. saçlarının her telini, olmayan kirpiklerini, dudaklarını, yüzünün her bir zerresini. hissediyorum gülümsüyor. ağlıyorum, deliler gibi ağlıyorum. gitme diyorum yalvarırım gitme. yine bir başıma bırakma beni şu dünyada, yalvarırım...

o gidiyor, ben uyanıyorum, tekrar uyumak istiyorum, uyuyamayacak kadar bitkinim. yastığım sırılsıklam. ağzımın içi bok gibi. canım acıyor, ruhumun her zerresi...
devamını gör...

kelimelere gereğinden fazla anlam yüklemek yerine zihinlerde yer edinen düşüncelere bir anlam yüklemek gerektiğini düşünüyorum. feminizm başlığı altında fazla yanlış düşüncelerin yer edindiği doğru fakat feminizm'e fazlasıyla ön yargının olduğu da bir gerçek. önce feminizm'in asıl anlamına bakmak gerekiyor, feminizm erkek düşmanlığı kesinlikle değildir! feminizm çatısı altında ne yazık ki erkek düşmanlığı yapacak derecede olanlar vardır ama her feminist erkek düşmanıdır demek erkek düşmanlığı yapmak kadar tehlikelidir.

feminizm, kadın ile erkeğin eşit haklarda olması gerektiğini vurgular ve bunun için çabalar. eğer bir kadın sırf cinsiyetinden dolayı işinde hak ettiği yere gelemiyorsa veya gelmek için erkeklerden daha fazla çabalıyorsa, ve geldiğinde de ''şunun sevgilisiydi zaten onun için yükseldi'' deniliyorsa, bu herkesin kabul etmek zorunda olduğu bir haksızlık ve eşitsizliktir. bu en basit örneğiydi, dünyada daha binlerce örneği mevcut. feministler de bunun olmaması gerektiğini savunuyor fakat bence bir eşitsizliğe karşı gelmek için feminist olmaya da gerek yok, adalet duygusu olup gerçek manasıyla düşünebilen insanlar zaten bu eşitsizliğin olmaması gerektiğini fark eder.
devamını gör...

teorik bir zaman makinesi.

frank tipler tarafından düşünülen alet, sonsuz uzunluk ve yüksek yoğunluklu bir silindir fikrine dayanıyor. bu silindirin tam ortasına dikey bir eksen koyuyoruz ve silindiri bu eksen etrafında döndürüyoruz. tipler'e göre bu, kapalı bir zaman döngüsü elde etmeyi sağlıyor çünkü silindir boyunca ortaya çıkan hareket uzayı büküyor ve bükülmüş bu bölgeye giren kişi bir zaman döngüsü içerisine düşmüş oluyor.

işler teoride mümkünmüş gibi dursa da, sonsuz uzunlukta bir silindir gerektirdiğinden, pratikte tabi ki mümkün değil.

görsel ngxinzhaomonk.blogspot. com'dan alıntı:

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim