siddal
bu sözlükte her yazısını severek okuduğum, sıkı takipçisi olduğum nadir yazarlardan biridir (bkz: yeşilevham). kendisinde garip bir şeyler var. çözemedim. nedense hiçbir iletişimimiz olmasına rağmen çok samimi buluyorum kendisini. yazdıkları, çizdikleri, üslubu...
her profiline girdiğimde uzun uzun, hiç sıkılmadan okuyorum tanımlarını. bugüne kadar ilgimi çekmeyen tanımı olmadı sanırım*. yazmayı hiç bırakmamasını dilediğim, çok değer verdiğim bir yazar. hep yaz, hep ol güzel dostum. keyifli sözlükler...
her profiline girdiğimde uzun uzun, hiç sıkılmadan okuyorum tanımlarını. bugüne kadar ilgimi çekmeyen tanımı olmadı sanırım*. yazmayı hiç bırakmamasını dilediğim, çok değer verdiğim bir yazar. hep yaz, hep ol güzel dostum. keyifli sözlükler...
devamını gör...
sözlükteki puan tablosunun asla gerçeği yansıtmaması
reklamları izleyerek x2 puan kazanmayı keşfedemeyen yazar başlığıdır.
devamını gör...
psikologların aşırı ücret talep etmesi
birini tavsiye ettiler, ücretini sordum seans 500 dediler, duyunca birden psikolojim düzeldi, sanırım psikologlar da bu etki için ücreti yüksek tutuyorlar, kendi kendine düzelecek hastalar hiç gelmesin de işimize bakalım hesabı.
devamını gör...
fight club
yönetmenliğini , david fincher'in yaptığı 1999 yapımı film. oyuncuları ise brad pitt, edward norton, helena bonham carter.
bundan sonrasını spoi takıntısı olanlar okumasın lütfen .
film amerika'da çokça bulunan terapi gruplarının eleştirisini jack ve tylar üzerinden yapmaktadır. bu arada kapitalizm eleştirisini de çat çat yapmaktan da geri kalmaz.
jack temiz titiz, düzenli, eşyaları kendisi için önemli, toplumsal normlardan şaşmayan bir heriftir. burada jack düzenli terapi gruplarının temsilidir. aynı zamanda kapitalist düzenin temsilidir.
tylar, jackın olmadığı; dolayısı ile düzenli terapi gruplarının olmadığı her şeydir. o ''dövüş kulübü'' terapi grubudur. düzenin ise eleştirisidir.
filmin başlama noktası, jackin uykusuzluğundan bahsetmesidir. jack'ın 6 aydır acı çektiği uykusuzluğunu doktoruna danışıyor. doktoru onu küçümsüyor ve testis kanseri hastalarına git de gör acı neymiş diye başından savıyor.
o da terapi gruplarına gidiyor. üstelikte bir sene boyunca, ve nihayetinde tyların kurduğu döğüş kulübüne de katılıyor. ve bu katıldığı terapi grupları uykusuzluğuna çözüm oluyor efem .
bir terapi grubunda meme kanseri olan bir kadının, ''sonunun geldiğini'' ''ölmekten korkmadığını'' söylemesi, peşine de ''ölmeden önce son defa sevişmek istiyorum'' demesi ve çevredekilerin bu olayı tuhaf karşıladığını görmemiz ile aslında düzenli terapi gruplarında seks ve saldırganlığın bir tabu olduğunu anlıyoruz. zaten kadın susturuluyor. ölümden acıdan bahsetmek normal, ancak seksten bahsetmek yasak.
döğüş kılübünde tabu yoktur. saldırganlık ve seks olmazsa olmazdır. zaten tylar ve marla'nın sabaha kadar sevişmesi buna itirazdır. çünkü sevişmek doğaldır.
filmde tyların yaptığı bir konuşmada güçlü ve zeki erkeklerin kapitalizmin pençeleri altında ezildiğini; ömürlerinin benzin pompalayarak, garsonluk yaparak, nefret edilen işlerde çalışarak erkek olmaya çalışmanınzor olduğu söyleniyor. . bu anlamda erkekliği kaybetme korkusu da işlenmiş filmde . kapitalizm erkekleri hadım ediyor. bir zamanların erkek vücut güzeli bob gibi... kapitalizm size ''güzel'' görünmenizi söyler. bunun için ihtiyaçlarınız olmayan doping ilaçları alırsınız. ama ilaç yan etki gösterir memeleriniz çıkar ve testisiniz alınır.
yani bu film o kadar güzel ki; her bir anından bir film çıkar. anlatmakla bitmez.
filmin sonunda jack'te ki bozukluk nasıl tyları yaratıyorsa, yani tylar jackin alternatifi ise; düzen de düzensizliğin alternatifi haline geliyor. kapitalizm'in alternatifi olan kaos projesini yaratıyor. ama proje, ortada kapitalizm var olduğu için var. kapitalizmin alternatifinin kaos projesi olduğunu tokat gibi suratımıza yiyoruz.
süprüz sonlarıyla beni benden alan, yazanın, yönetenin, oynayanın eline yüreğine sağlık diyeceğimiz harika bir filmdir. izlemeyeni olduğunu sanmıyorum ama izlemeyen varsa hemen izlesin.
fight club soundtrack çalışmasını da şuraya bırakalım.
bundan sonrasını spoi takıntısı olanlar okumasın lütfen .
film amerika'da çokça bulunan terapi gruplarının eleştirisini jack ve tylar üzerinden yapmaktadır. bu arada kapitalizm eleştirisini de çat çat yapmaktan da geri kalmaz.
jack temiz titiz, düzenli, eşyaları kendisi için önemli, toplumsal normlardan şaşmayan bir heriftir. burada jack düzenli terapi gruplarının temsilidir. aynı zamanda kapitalist düzenin temsilidir.
tylar, jackın olmadığı; dolayısı ile düzenli terapi gruplarının olmadığı her şeydir. o ''dövüş kulübü'' terapi grubudur. düzenin ise eleştirisidir.
filmin başlama noktası, jackin uykusuzluğundan bahsetmesidir. jack'ın 6 aydır acı çektiği uykusuzluğunu doktoruna danışıyor. doktoru onu küçümsüyor ve testis kanseri hastalarına git de gör acı neymiş diye başından savıyor.
o da terapi gruplarına gidiyor. üstelikte bir sene boyunca, ve nihayetinde tyların kurduğu döğüş kulübüne de katılıyor. ve bu katıldığı terapi grupları uykusuzluğuna çözüm oluyor efem .
bir terapi grubunda meme kanseri olan bir kadının, ''sonunun geldiğini'' ''ölmekten korkmadığını'' söylemesi, peşine de ''ölmeden önce son defa sevişmek istiyorum'' demesi ve çevredekilerin bu olayı tuhaf karşıladığını görmemiz ile aslında düzenli terapi gruplarında seks ve saldırganlığın bir tabu olduğunu anlıyoruz. zaten kadın susturuluyor. ölümden acıdan bahsetmek normal, ancak seksten bahsetmek yasak.
döğüş kılübünde tabu yoktur. saldırganlık ve seks olmazsa olmazdır. zaten tylar ve marla'nın sabaha kadar sevişmesi buna itirazdır. çünkü sevişmek doğaldır.
filmde tyların yaptığı bir konuşmada güçlü ve zeki erkeklerin kapitalizmin pençeleri altında ezildiğini; ömürlerinin benzin pompalayarak, garsonluk yaparak, nefret edilen işlerde çalışarak erkek olmaya çalışmanınzor olduğu söyleniyor. . bu anlamda erkekliği kaybetme korkusu da işlenmiş filmde . kapitalizm erkekleri hadım ediyor. bir zamanların erkek vücut güzeli bob gibi... kapitalizm size ''güzel'' görünmenizi söyler. bunun için ihtiyaçlarınız olmayan doping ilaçları alırsınız. ama ilaç yan etki gösterir memeleriniz çıkar ve testisiniz alınır.
yani bu film o kadar güzel ki; her bir anından bir film çıkar. anlatmakla bitmez.
filmin sonunda jack'te ki bozukluk nasıl tyları yaratıyorsa, yani tylar jackin alternatifi ise; düzen de düzensizliğin alternatifi haline geliyor. kapitalizm'in alternatifi olan kaos projesini yaratıyor. ama proje, ortada kapitalizm var olduğu için var. kapitalizmin alternatifinin kaos projesi olduğunu tokat gibi suratımıza yiyoruz.
süprüz sonlarıyla beni benden alan, yazanın, yönetenin, oynayanın eline yüreğine sağlık diyeceğimiz harika bir filmdir. izlemeyeni olduğunu sanmıyorum ama izlemeyen varsa hemen izlesin.
fight club soundtrack çalışmasını da şuraya bırakalım.
devamını gör...
bir insanın kendisine yapabileceği en büyük iyilik
hayır diyebilmeyi başarıp içine sinmeyen hiçbir şeyi yapmamak.
devamını gör...
nasılsın sorusuna verilecek cevaplar
memleket gibiyim. edip cansever'in dediği gibi:
"gülemiyorsun ya, gülmek bir halk gülüyorsa gülmektir
ne kadar benziyoruz türkiye'ye ahmet abi"
"gülemiyorsun ya, gülmek bir halk gülüyorsa gülmektir
ne kadar benziyoruz türkiye'ye ahmet abi"
devamını gör...
ders çalışma süresine eklenen kayıp zaman
2 saatlik çalışma süresinde bir telefon çalmıştır, bir tuvalete gidilmiştir, bir kahve yapılmıştır. 2 saati doldurunca maçın hakemi gibi kayıp zaman belirleyip çalışma ona göre tamamlanır. yavaş yavaş kafayı sıyırdığımın belgesidir bu başlık.
devamını gör...
normal sözlük'teki aile ortamı
serserisi olmayı kabul edeceğim ailedir. herkes uyuduktan sonra mutfakta gürültü yaparım ama.
devamını gör...
türk milletinin gereksiz kutsallaştırdığı şeyler
kesinlikle rakı ve edebiyatı,bu kadar kötü bir içkinin bu kadar metaforlaşması çok saçma.
devamını gör...
intihar etmeden ölmenin yolları
reflü.
sürüm sürüm süründürür, miden ağzında gezersin, yatsan uyutmaz, kalksan ağzından gelir. içini kemirir yeri gelir yakar. illet bir şey bu.
sürüm sürüm süründürür, miden ağzında gezersin, yatsan uyutmaz, kalksan ağzından gelir. içini kemirir yeri gelir yakar. illet bir şey bu.
devamını gör...
hayatınızın mottosu olan sözler
hezar gıpta o devr-i kadim efendisine ne kendi kimseye benzer, ne kimse kendisine...
yahya kemal / süleyman nazif
yahya kemal / süleyman nazif
devamını gör...
yazarların şu an duymak istediği söz
“çayı demle sana geliyoruz.”
çok sıkıldım evet. arkadaşlarımı da çok özledim. öyle böyle değil ağlicam şimdi.
çok sıkıldım evet. arkadaşlarımı da çok özledim. öyle böyle değil ağlicam şimdi.
devamını gör...
erkek yazarlardan kadın yazarlara sorular
#945837
her kadın feminist değil sayın yazar. sorunuz genelleme dolu. herkes beğenilmek ister; bazısı fiziğini kullanır bazısı yeteneğini bazısı zekasını.
her kadın feminist değil sayın yazar. sorunuz genelleme dolu. herkes beğenilmek ister; bazısı fiziğini kullanır bazısı yeteneğini bazısı zekasını.
devamını gör...
insanı strese sokan mesajlar
bir şey sorucağım mesajı. korkunç.
devamını gör...
juliette binoche
'64 doğumlu fransız oyuncu. sanatçı bir aileden geliyor. heykeltıraş ve yönetmen bir baba, yönetmen ve oyuncu bir anne. paris'te oyunculuk eğitimini tamamladıktan sonra henüz 23 yaşındayken philip kaufman yönetmenliğinde the unbearable lightness of being gibi kült olmuş bir filmde başrolü oynayabildi. evet oynayabilmek bu. kitabı okuduysanız ya da en azından filmi izlediyseniz anlıyorsunuz beni eminim. hikaye de karakterler de öyle zorlayıcı ki oyuncunun tek filmi bu olsaydı bile, altından hakkıyla kalktığı için adını sinemaseverler hiçbir zaman unutmazlardı. evet iddialıyım.
milan kundera'nın ünlü romanı varolmanın dayanılmaz hafifliği'nden uyarlanan ve otoritelerce iyi kitap uyarlamalarından biri olarak kabul edilen bu filmde daniel day lewis ile birlikte oynadıktan sonra kariyer basamaklarını tırmanmaya devam etti juliette binoche. üç renk üçlemesi'nin ilk filmi olan trois couleurs bleu'da psikanalitik bir kadın hikayesi ile karşımıza çıktı ve performansı ile öyle gözler doldurdu ki film gösterime girdikten çok kısa bir süre sonra kendisine alınabilecek tüm ödülleri kazandıracak the english patient filminin başrolü hanna teklif edildi. oscar, bafta, altın ayı ve daha birçok uluslararası ödülü kaptığı bu rolüyle tüm dünyada tanındıktan sonra da durmadı. juliette binoche en çok kazanan fransız oyunculardan biri olarak güzelliğinin ve kariyerinin zirvesinde olduğu dönemde bir mükemmel filmde daha oynayarak filmografisini taçlandırdı; chocolat.
ben bir de clouds of sils maria'daki performansından söz etmek istiyorum yalnız. filmi zaten çok severim ancak maria o kadar katmanlı bir karakter ki bu filmin kastında juliette binoche gibi çok yönlü bir oyuncunun tercih edilmiş olmasının asla rastlantı olmadığına inanıyorum.
böyle oyuncuları çok görmüyoruz. aslında çok da lazım değil. iyi oyuncu demek belli bir kalıba sahip olmamak, her filminde başka biri olabilmek veya "çok juliette olmamak" demek değil. ancak işte bazıları böyle. her bir hikayede, canlandırdığı her karakterde vücut dili, enerjisi, mimikleri bile farklı. seviyorum. başlığın ilk entrysini yazmış olmanın ve bu entrynin kadının güzelliği ile alakalı olmamasının haklı gururunu yaşıyorum. yalan yok benim de bahsedesim geldi bundan bir ara ama çaktırmayın.
milan kundera'nın ünlü romanı varolmanın dayanılmaz hafifliği'nden uyarlanan ve otoritelerce iyi kitap uyarlamalarından biri olarak kabul edilen bu filmde daniel day lewis ile birlikte oynadıktan sonra kariyer basamaklarını tırmanmaya devam etti juliette binoche. üç renk üçlemesi'nin ilk filmi olan trois couleurs bleu'da psikanalitik bir kadın hikayesi ile karşımıza çıktı ve performansı ile öyle gözler doldurdu ki film gösterime girdikten çok kısa bir süre sonra kendisine alınabilecek tüm ödülleri kazandıracak the english patient filminin başrolü hanna teklif edildi. oscar, bafta, altın ayı ve daha birçok uluslararası ödülü kaptığı bu rolüyle tüm dünyada tanındıktan sonra da durmadı. juliette binoche en çok kazanan fransız oyunculardan biri olarak güzelliğinin ve kariyerinin zirvesinde olduğu dönemde bir mükemmel filmde daha oynayarak filmografisini taçlandırdı; chocolat.
ben bir de clouds of sils maria'daki performansından söz etmek istiyorum yalnız. filmi zaten çok severim ancak maria o kadar katmanlı bir karakter ki bu filmin kastında juliette binoche gibi çok yönlü bir oyuncunun tercih edilmiş olmasının asla rastlantı olmadığına inanıyorum.
böyle oyuncuları çok görmüyoruz. aslında çok da lazım değil. iyi oyuncu demek belli bir kalıba sahip olmamak, her filminde başka biri olabilmek veya "çok juliette olmamak" demek değil. ancak işte bazıları böyle. her bir hikayede, canlandırdığı her karakterde vücut dili, enerjisi, mimikleri bile farklı. seviyorum. başlığın ilk entrysini yazmış olmanın ve bu entrynin kadının güzelliği ile alakalı olmamasının haklı gururunu yaşıyorum. yalan yok benim de bahsedesim geldi bundan bir ara ama çaktırmayın.
devamını gör...
ömür hanımla güz konuşmaları
beni anlatan dizeleri;
oysa ben bir akşamüstü oturup turuncu bir yangının
eteklerine, yüreği avuçlarımda atan bir can yoldaşıyla
dünyayı ve kendimi tüketmek isterdim. öyle bir tüketmek
ki, sonucu yepyeni bir "ben"e ulaştırırdı beni, kederli dal-
gınlığımdan her döndüğümde...bir ben ki tüm ilişkilerin
perde arkasını görür de gülerdim sessizce yapay ya-
kınlıklarına insanların. kim kimi ne kadar anlayabilir
ömür hanım?
oysa ben bir akşamüstü oturup turuncu bir yangının
eteklerine, yüreği avuçlarımda atan bir can yoldaşıyla
dünyayı ve kendimi tüketmek isterdim. öyle bir tüketmek
ki, sonucu yepyeni bir "ben"e ulaştırırdı beni, kederli dal-
gınlığımdan her döndüğümde...bir ben ki tüm ilişkilerin
perde arkasını görür de gülerdim sessizce yapay ya-
kınlıklarına insanların. kim kimi ne kadar anlayabilir
ömür hanım?
devamını gör...



