dünyanın en güzel kadını olduğu düşünülen kadınlar
devamını gör...
soğuk amerikan esprileri
“burda -bilmem bir şeyi -bulmak için kiminle yatmam gerekiyor ? “gibi bir klişe esprileri vardır.
devamını gör...
normal sözlük'te aldığınız en tuhaf mesajlar
direkt copy paste yapıyorum, yazım tuhaflıkları tamamen ona ait;
"ne donun biter ne tshirtun uskskskshah"
içimi acıtmasını boş verdim, bir de kel kafamla dalga geçti daha sonra.
(bkz: allahım neden ben)
(bkz: hayır bir de kıdemli yani)
"ne donun biter ne tshirtun uskskskshah"
içimi acıtmasını boş verdim, bir de kel kafamla dalga geçti daha sonra.
(bkz: allahım neden ben)
(bkz: hayır bir de kıdemli yani)
devamını gör...
fleabag
kara mizah ve "mockumentary" severlerin kaçırmaması gerektiğini düşündüğüm, kendisini bir çırpıda izleten, adeta şeytan tüyüne sahip dizi.
künyesini pas geçiyorum. ne hakkında olduğuna dair sağda solda bir şeyler okumadan, direkt olarak balıklama dalınması gereken bir dizi bence fleabag. bunun birkaç sebebi var. ilki, derdini daha ilk birkaç dakikadan anlatabiliyor. olayların ve diyalogların akıcılığı kadar, izleyici olarak bizleri de birer karakter haline getirmesinden kaynaklı bence bu. dizi boyunca gerçek adını asla duymadığımız fleabag, kendisini sürekli takip eden izleyiciye olanı biteni anlatmak, kameraya ara sıra haylaz bakışlar atmak ya da hiçbir kelimesine gerek kalmadan ne hissettiğini anlamamızı sağlayacak şekilde mimikler kullanmak suretiyle bizi dizinin içine çekiyor. adeta orada olan ama fleabag hariç kimsenin bunu bilmediği bir avatar gibi dolanıyoruz etrafta.
ikinci sebep ise, sadece bir ya da birkaç konuya saplanıp kalmaması yahut gerçek hayata bir ya da birkaç konuyla özetlenemeyecek kadar fazla kökle bağlanmış olması. 12 bölüm boyunca kendimizi aşkı, seksi, aileyi, sanatı, kariyeri, dini, felsefeyi, sosyolojiyi, ekonomiyi, psikolojiyi aynı zaman parçacıklarında anlamlandırmaya, bunlara dair zincirleme sorgular yapmaya dalmışken buluyoruz. her bir karakter o kadar incelikli ve duyarlı yazılmış ki, sahnelerin birçoğu en az iki karakterin herhangi bir sebeple kutuplaşması üzerine kurulu olsa da, bir haklı ya da haksız atayamıyoruz çünkü her iki tarafı da anlayabiliyor, özümseyebiliyoruz. dizinin kurgusu ve mimarisi buna izin veriyor. başarılması çok zor bir şey bu: bir kurgu içinde gerçek hayatı, gerçek hayatı yaşayan birilerine anlatmak. hissetmesini, merak etmesini, düşünmesini, sorgulamasını, empati yapmasını sağlamak. özellikle bir mini dizi için, harikulade bir başarı.
birçok detay var hoşuma giden ama, fleabag ve claire arasındaki abla-kardeş ilişkisinde her iki tarafın da kendilerinden en beklenmedik anlarda özverili davranabilmesi, dizi boyunca herkesin elinden geçen heykelin fleabag'in karakter gelişimini yansıtır şekilde oradan oraya savrulması ve aslında fleabag'in annesinden esinlenilmesi, fleabag'in bizimle konuştuğunu bir tek aşık olduğu rahibin duyması çünkü fleabag'i gerçekten can kulağıyla dinleyen tek karakterin o olması, kredi başvurusu için mülakata girdiği bankacıyla sürdürdükleri sessiz sakin ama samimi dostluk sanırım hafızamda kalıcı yer edinenlerden.
künyesini pas geçiyorum. ne hakkında olduğuna dair sağda solda bir şeyler okumadan, direkt olarak balıklama dalınması gereken bir dizi bence fleabag. bunun birkaç sebebi var. ilki, derdini daha ilk birkaç dakikadan anlatabiliyor. olayların ve diyalogların akıcılığı kadar, izleyici olarak bizleri de birer karakter haline getirmesinden kaynaklı bence bu. dizi boyunca gerçek adını asla duymadığımız fleabag, kendisini sürekli takip eden izleyiciye olanı biteni anlatmak, kameraya ara sıra haylaz bakışlar atmak ya da hiçbir kelimesine gerek kalmadan ne hissettiğini anlamamızı sağlayacak şekilde mimikler kullanmak suretiyle bizi dizinin içine çekiyor. adeta orada olan ama fleabag hariç kimsenin bunu bilmediği bir avatar gibi dolanıyoruz etrafta.
ikinci sebep ise, sadece bir ya da birkaç konuya saplanıp kalmaması yahut gerçek hayata bir ya da birkaç konuyla özetlenemeyecek kadar fazla kökle bağlanmış olması. 12 bölüm boyunca kendimizi aşkı, seksi, aileyi, sanatı, kariyeri, dini, felsefeyi, sosyolojiyi, ekonomiyi, psikolojiyi aynı zaman parçacıklarında anlamlandırmaya, bunlara dair zincirleme sorgular yapmaya dalmışken buluyoruz. her bir karakter o kadar incelikli ve duyarlı yazılmış ki, sahnelerin birçoğu en az iki karakterin herhangi bir sebeple kutuplaşması üzerine kurulu olsa da, bir haklı ya da haksız atayamıyoruz çünkü her iki tarafı da anlayabiliyor, özümseyebiliyoruz. dizinin kurgusu ve mimarisi buna izin veriyor. başarılması çok zor bir şey bu: bir kurgu içinde gerçek hayatı, gerçek hayatı yaşayan birilerine anlatmak. hissetmesini, merak etmesini, düşünmesini, sorgulamasını, empati yapmasını sağlamak. özellikle bir mini dizi için, harikulade bir başarı.
birçok detay var hoşuma giden ama, fleabag ve claire arasındaki abla-kardeş ilişkisinde her iki tarafın da kendilerinden en beklenmedik anlarda özverili davranabilmesi, dizi boyunca herkesin elinden geçen heykelin fleabag'in karakter gelişimini yansıtır şekilde oradan oraya savrulması ve aslında fleabag'in annesinden esinlenilmesi, fleabag'in bizimle konuştuğunu bir tek aşık olduğu rahibin duyması çünkü fleabag'i gerçekten can kulağıyla dinleyen tek karakterin o olması, kredi başvurusu için mülakata girdiği bankacıyla sürdürdükleri sessiz sakin ama samimi dostluk sanırım hafızamda kalıcı yer edinenlerden.
devamını gör...
markalaşmış normal sözlük yazarları
(bkz: ben) mesela yani. *
devamını gör...
spontane radyo yayını
en sevdiğim radyo programı olma yolunda ilerliyor bu harika yayınnn.. sohbet hoş, şarkılar mükemmel. bayıldımm.*
devamını gör...
yazarların canını yakan şarkı
ayna - anlatmalıymış meğer
" o günlerden bir rüzgar eser, ümitlerin seni terk eder senden o bakışları gizler kapkaranlık bir keder"
" o günlerden bir rüzgar eser, ümitlerin seni terk eder senden o bakışları gizler kapkaranlık bir keder"
devamını gör...
epsilon (yazar)
edit: yoruldum arkadaşlar. kadin yazarlarimizi anliyorum. zormuş valla. saygilar.
devamını gör...
mansur ark
esmer bir şarkıcıydı. gazla gitsin diye bir şarkısı vardı.
hey gidi gençliğim..
hey gidi gençliğim..
devamını gör...
dünyanın en güzel kokusu
yeni alınmış kitap kokusu
devamını gör...
bir günlüğüne olmak istenen kişi
kişi değil de deli olmak isterdim.
devamını gör...
apgar testi
bebeğin apgar skorunun yüksek olması beklenir. 0, 1, 2 puanlar verilerek toplam puan üzerinden değerlendirme yapılır. bebekte bakılanlar şunlardır:
-kasların sağlığı
-kalp atışı
-yüz ifadesi
-cilt rengi
-solunum
7- 10 puan alan bebekler normal kabul edilir. 4-7 puan alan bebeklere oksijen desteği gerekebilir. 0-3 puan alan bebeklere resüsitaston gerekir.
-kasların sağlığı
-kalp atışı
-yüz ifadesi
-cilt rengi
-solunum
7- 10 puan alan bebekler normal kabul edilir. 4-7 puan alan bebeklere oksijen desteği gerekebilir. 0-3 puan alan bebeklere resüsitaston gerekir.
devamını gör...
due effect
kumarbaz safsatası.
kumarbazları içinden çıkamadığı sonsuz döngü.
kumarbazları içinden çıkamadığı sonsuz döngü.
devamını gör...
the following
ilk yayın tarihi 2013 olan cnbc-e polisiye dizisi. içinde ‘polisiye’ geçen yapımları sevmesem de uzun zaman etkisinde kalarak izlediğim bir diziydi. üzerinden epey zaman geçtiği için hatırladığım kadarını yazacağım.
toplamda 3 sezon süren dizi 45 bölümden oluşuyor. ilk 2 sezon etkileyici olsa da son sezonda uzatmaları oynuyor. yine tadında bırakılmamış, tek sezonda harikalar yaratacak bir diziydi. başrolde kevin bacon var ve bu role çok uygun olduğunu düşünüyorum. kendisi zeki bir fbi ajanı ve aynı zamanda argo tabirle biraz kırık. hayatı katillerle geçen ve akıl almaz sahnelere şahit olan bir adam için normal. bu karakteri iyi yansıtarak, çok iyi bir oyunculuk sergiliyor.
konusu;ünlü bir seri katil olan joe carrol, hapishaneden kaçıyor ve kendisi yeterince tehlikeli değilmiş gibi başka katillerle de iletişim kuruyor ve bir katil ağı oluşturuluyor. carrol’ın asıl hedefi kendisini hapse tıkan ryan hardy( kevin bacon). hardy de , carrol’ın tekrar yakalanması için çağrılıyor. çünkü onu yakalamak için çok uğraşmıştır ve onu en iyi tanıyan kişi odur.
dizinin isminden de anlaşılacağı gibi, carrol’ın peşinden gelen , ona hayranlık duyan bir çok insan olacak. rahatsız edici sahneleri var; o yönden biraz hannibal’ı andırıyor( insan falan yenmiyor tabi). polisiye sevmeyen biri bile severek izler diyorum. fragmanı da aşağıda.
toplamda 3 sezon süren dizi 45 bölümden oluşuyor. ilk 2 sezon etkileyici olsa da son sezonda uzatmaları oynuyor. yine tadında bırakılmamış, tek sezonda harikalar yaratacak bir diziydi. başrolde kevin bacon var ve bu role çok uygun olduğunu düşünüyorum. kendisi zeki bir fbi ajanı ve aynı zamanda argo tabirle biraz kırık. hayatı katillerle geçen ve akıl almaz sahnelere şahit olan bir adam için normal. bu karakteri iyi yansıtarak, çok iyi bir oyunculuk sergiliyor.
konusu;ünlü bir seri katil olan joe carrol, hapishaneden kaçıyor ve kendisi yeterince tehlikeli değilmiş gibi başka katillerle de iletişim kuruyor ve bir katil ağı oluşturuluyor. carrol’ın asıl hedefi kendisini hapse tıkan ryan hardy( kevin bacon). hardy de , carrol’ın tekrar yakalanması için çağrılıyor. çünkü onu yakalamak için çok uğraşmıştır ve onu en iyi tanıyan kişi odur.
dizinin isminden de anlaşılacağı gibi, carrol’ın peşinden gelen , ona hayranlık duyan bir çok insan olacak. rahatsız edici sahneleri var; o yönden biraz hannibal’ı andırıyor( insan falan yenmiyor tabi). polisiye sevmeyen biri bile severek izler diyorum. fragmanı da aşağıda.
devamını gör...
otostopçunun galaksi rehberi
çocukluğumun ve gençliğimin en güzel yıllarını 42 kapı nolu evde geçirmiş olmam...
hayatımın aşkıyla tanıştığım ve aynı zamanda en b.ktan günlerimi geçirdiğim yerin 42 plaka nolu şehir olması.
bu şehirde küllerimden doğup , 07 plakaya sahip şehirde hayata yeniden başlamam.
7 sayısına da başka bir entryde değiniriz artık.*
hayatımın aşkıyla tanıştığım ve aynı zamanda en b.ktan günlerimi geçirdiğim yerin 42 plaka nolu şehir olması.
bu şehirde küllerimden doğup , 07 plakaya sahip şehirde hayata yeniden başlamam.
7 sayısına da başka bir entryde değiniriz artık.*
devamını gör...





