yalnızlık ömür boyu
doğru olan önermedir. zira mezara bile yanlız gireceğiz.
devamını gör...
kürtleri sevmemek
şimdi bu yazarı muhatap alsam, bana yakışmaz, almazsam çokta tın olduğundan haberi olmayacaktı.
git kinini başka yere kus, ne yaran varsa artık.
git kinini başka yere kus, ne yaran varsa artık.
devamını gör...
raelizm
insanlığın (ırkın) ilerlemiş uzaylı türlerin klonlanmasıyla yaratıldığını savunan raelizm bir çeşit topluluk, tarikat ya da akım olarak adlandırılmaktadır. uzay dini, ufo dini olarak da bilinen raelian 1973 ve 1975 yıllarında toplamda iki kez uzaylılar tarafından kaçırılan ya da uzaylılarla karşılan claude vorilhon (claude maurice marcel vorilhon) tarafından ortaya çıkarılmıştır.
lider anlamındaki rael olarak bilinen claude vorilhon, 1973 yılında sönmüş bir volkanda rael gezegeninden gelen uzaylı biliminsanlarıyla karşılaştığını dile getirmiş ve insanlığın kökeni, geleceğiyle ilgili bazı mesajlar aldığını söylemiştir. raelian felsefesine göre insanlar, hayvanlar ve bitkiler, rael gezegeninden 25 bin yıl önce dünyaya gelen elohim adındaki (gökten gelenler anlamındadır, yüksek rütbeler için kullanılır misal kral, prens hatta tanrı gibi) uzaylılar tarafından laboratuvarlarca yaratılmıştır (sonradan klonlanarak çoğalma olmuş).
bu şahsa göre uzaylılar tekrar gelecek ve bunun için de uzaylılar kendisine dünyada bir elçilik kurulmasını talep etmişler. elçi olarak da kendisini seçmişler. o günden sonra da adamımız tüm bilgisini dünyaya yaymak için madech isimli topluluğu kurmuştur. felsefesi de: şimdi inanma zamanı değil, anlama zamanı.
lider anlamındaki rael olarak bilinen claude vorilhon, 1973 yılında sönmüş bir volkanda rael gezegeninden gelen uzaylı biliminsanlarıyla karşılaştığını dile getirmiş ve insanlığın kökeni, geleceğiyle ilgili bazı mesajlar aldığını söylemiştir. raelian felsefesine göre insanlar, hayvanlar ve bitkiler, rael gezegeninden 25 bin yıl önce dünyaya gelen elohim adındaki (gökten gelenler anlamındadır, yüksek rütbeler için kullanılır misal kral, prens hatta tanrı gibi) uzaylılar tarafından laboratuvarlarca yaratılmıştır (sonradan klonlanarak çoğalma olmuş).
bu şahsa göre uzaylılar tekrar gelecek ve bunun için de uzaylılar kendisine dünyada bir elçilik kurulmasını talep etmişler. elçi olarak da kendisini seçmişler. o günden sonra da adamımız tüm bilgisini dünyaya yaymak için madech isimli topluluğu kurmuştur. felsefesi de: şimdi inanma zamanı değil, anlama zamanı.
devamını gör...
unutulmayan aşk-ı memnu replikleri
unutulmayan final sahnesi olabilir. "beni beni..bihter'ini".
devamını gör...
kalıplaşmış öğretmen cümleleri
listeden seçiyorum.
devamını gör...
ferdi tayfur
esas dönemi ve verimli zamanı 70'li ve 80'li yıllardır. özellikle seni dilendim, bizim sokaklar, günaha girme şarkılarının başında çalan yaylılar, senfoni orkestrası havası veriyor ve ses tınıları dalga gibi taşıyor dinleyeni.
devamını gör...
normal sözlük’ün çok sıkıcı olması sorunsalı
yeri gelmişken bende naçizane fikrimi söyleyeyim başlığı açan yazardan bağımsız. evet şu sıralar bana da sıkıcı geliyor ama başlıklardan şikayet ediyorsan eğlenceli olsun diyorsan bu da senin elinde,bu seçeneği bize yaratabilirsin bizde nasibimizi alırız.(eğlenceyi dozunda kullanmalı aman dikkat)maalesef burada başlık açanı ilk eleştirip sonra cevap yazan çok arkadaş var belki bende dahilimdir buna, önce linç sonra cevap mantığı işliyor.hafif eğlenceli başlığı açan ya ucunu kaçıyor ya da çok ciddi tepkiler veriliyor bu da başlık açma konusunda yazarların girişken olmamalarına sebebiyet verilebilir. gerçekten şu mizah işini güzel yapan yazar arkadaşlar varsa ortaya çıksın derim.nerede saklanıyorsunuz bakim? ben ilk kaydolanlardan olduğum için belki de erken tükettim bilemiyorum.yeni gelenlerin daha fazla yazacağı şey vardır.çok uzattım.. sözcük bu ara durağan ama bende bu konuda yaratıcı değilim maalesef sadece boş boş yazıyorum işte..
devamını gör...
osmanlı imparatorluğu
“hoşgörü” kavramı ihtiva ettiği anlam itibarıyla “eşitsizliğe” vurgu yapar.
ben senden daha kıymetliyim, seni yok edebilecek kuvvete sahibim fakat buna rağmen zor kullanmıyorum ve sana tahammül ediyorum demektir esasında.
bu anlayışın bir ürünü olarak: “millet-i sadıka” benzetmesi yapılmıştır ermenilere. yani bize itaat eden, sadık kalan, sözümüzden çıkmayan, haddini bilen ulus manasında...
ben senden daha kıymetliyim, seni yok edebilecek kuvvete sahibim fakat buna rağmen zor kullanmıyorum ve sana tahammül ediyorum demektir esasında.
bu anlayışın bir ürünü olarak: “millet-i sadıka” benzetmesi yapılmıştır ermenilere. yani bize itaat eden, sadık kalan, sözümüzden çıkmayan, haddini bilen ulus manasında...
devamını gör...
normal sözlük aşık atışması
yazarlar aşık olup atışmış;
okudum şiraze biraz kaymış.
sizi efendi biliriz etmeyin.
zira sonu kavgaya varmış.
okudum şiraze biraz kaymış.
sizi efendi biliriz etmeyin.
zira sonu kavgaya varmış.
devamını gör...
pastanın ortasına bardak batırmak
ilk defa duyduğum korkunç, dehşet verici, barbarik eylem.
devamını gör...
diyelim ki o bunu okuyor
bu yazdiklarimi gormezsin lakin yine de yazayim... anlayamiyorum ben seni gercekten anlayamiyorum. bir gun en yakinimsin, bir gun el gibisin. bazen sicaciksin bazen buz gibi. sahi tam olarak sen nesin? gercekten hayaletsin sanirim. bir gun var olan, bir gun yok olan.neyse saglik olsun
devamını gör...
normal sözlük'te herkesin fakir olması
neden benim oğlumun flütü yok. kaç para ulan bir flüt? diye isyan ettiğim durum. gerçi benim oğlum da yok ama olsun.
edit: 'da' ayrı uyarısı yapan (bkz: ugursuzbirsey)e teşekkürler.
edit: 'da' ayrı uyarısı yapan (bkz: ugursuzbirsey)e teşekkürler.
devamını gör...
ibrahim kafesoğlu
türk islâm sentezi'nin fikir babalarından olan tarihçi. özellikle "islam'ın sancaktarı türkler" söylemlerinin ortaya çıkışında etkisi büyüktür.
kafesoğlu, 1914'de tefenni'nin önde gelen bir ailesine doğar. babasını 1. dünya savaşı'nda kaybeder, dedesi tarafından büyütülür ve 1932'de izmir darülmualliminini bitirir. afyon'da ilkokul öğretmeni olarak eğitim camiasına girer.
1936'da yeni kurulan dil tarih ve coğrafya fakültesi'nin ilk öğrencilerinden biridir
burada fuat köprülü ve abdulkadir inan gibi hocalarda okur. 1940'da lisans eğitimini tamamladıktan sonra da dtcf'de asistan olarak kalır. yedek subaylığını müteakip 1943'te üniversitede araştırmalar yapmak üzere budapeşte'ye gider, burada faşist miklos horthy rejiminin sonunu ve sovyetlerin macaristan'ı kurtarışını görür. derken sovyet askerlerince tutuklanır, neden sonra bir şekilde kaçar. 1945'te ülkesine döner...
türkiye'ye dönüşünde istanbul üniversitesinde doktora eğitimine başlar. mükrimin halil yinanç ve zeki velidi togan'ın yanında 1949'da doktorasını tamamlayan, 1953'te doçent 1959'da profesör olan ibrahim kafesoğlu, 1970'de togan'ın ölümüyle türk tarihi genel kürsüsü başkanlığına getirilir, 1983'teki emekliliğine kadar bu görevi sürdürür. bir dönem çapa yüksek öğretmen okulu müdürlüğü de yapar (hatta galiba ibrahim kaypakkaya'nın okuldan atılması onun döneminde olmuş). bu arada milliyetçi cephe hükümetinin "milli tarih" kitaplarını hazırlar, 1967'de aydınlar ocağı'nın kuruluşunda yer alır ve 1974'e kadar genel başkanlıkta bulunur. türk islam sentezinin kurucularından olduğunu söylemiştik. acaba bunda neyin etkisi vardı, genel olarak tarih veya edebiyat çalışanlarda görülen bir milliyetçilik miydi, hocanın babasını ruslarla savaşta kaybetmesi mi yoksa 2. dünya savaşı'nda komünistlerce gözaltına alınmasının mı? merak etmiyor değilim...
kafesoğlu'nun türk milli kültür tarihi kitabı, antik türk tarihiyle ilgilenenler için önemli bir giriş kaynağıdır. ayrıca bugün bile tartışılan "moğolların türklüğü" konusuna kafesoğlu "moğollar türk değillerdir" iddiasıyla yaklaşır ki, 1953'te yayınlanan "türk tarihinde moğollar ve cengiz meselesi" makalesi bu konudaki resmi tarihe karşı ilk çıkışlardandır. bu konudaki görüşleri türk islâm senteziyle ilişkili de olabilir. türk'ü olmayan sade islamcılar, mesela bizim fesli kadir; moğolları "abbasi hilafetini yıktılar" diye hiç sevmez çünkü... ha, "moğollar da cengiz de türk değildir" görüşünün en önemli dayanaklarından biri kafesoğlu'dur, o ayrı.
emekliliğin tadını sadece bir yıl çıkarabilen ibrahim kafesoğlu, 18 ağustos 1984'te kalp krizinden ölür. edirnekapı mezarlığında toprağa verilir...
kaynak: genel olarak bu yazı, ayrıca tdv islâm ansiklopedisi'nin ilgili maddesi.
kafesoğlu, 1914'de tefenni'nin önde gelen bir ailesine doğar. babasını 1. dünya savaşı'nda kaybeder, dedesi tarafından büyütülür ve 1932'de izmir darülmualliminini bitirir. afyon'da ilkokul öğretmeni olarak eğitim camiasına girer.
1936'da yeni kurulan dil tarih ve coğrafya fakültesi'nin ilk öğrencilerinden biridir
burada fuat köprülü ve abdulkadir inan gibi hocalarda okur. 1940'da lisans eğitimini tamamladıktan sonra da dtcf'de asistan olarak kalır. yedek subaylığını müteakip 1943'te üniversitede araştırmalar yapmak üzere budapeşte'ye gider, burada faşist miklos horthy rejiminin sonunu ve sovyetlerin macaristan'ı kurtarışını görür. derken sovyet askerlerince tutuklanır, neden sonra bir şekilde kaçar. 1945'te ülkesine döner...
türkiye'ye dönüşünde istanbul üniversitesinde doktora eğitimine başlar. mükrimin halil yinanç ve zeki velidi togan'ın yanında 1949'da doktorasını tamamlayan, 1953'te doçent 1959'da profesör olan ibrahim kafesoğlu, 1970'de togan'ın ölümüyle türk tarihi genel kürsüsü başkanlığına getirilir, 1983'teki emekliliğine kadar bu görevi sürdürür. bir dönem çapa yüksek öğretmen okulu müdürlüğü de yapar (hatta galiba ibrahim kaypakkaya'nın okuldan atılması onun döneminde olmuş). bu arada milliyetçi cephe hükümetinin "milli tarih" kitaplarını hazırlar, 1967'de aydınlar ocağı'nın kuruluşunda yer alır ve 1974'e kadar genel başkanlıkta bulunur. türk islam sentezinin kurucularından olduğunu söylemiştik. acaba bunda neyin etkisi vardı, genel olarak tarih veya edebiyat çalışanlarda görülen bir milliyetçilik miydi, hocanın babasını ruslarla savaşta kaybetmesi mi yoksa 2. dünya savaşı'nda komünistlerce gözaltına alınmasının mı? merak etmiyor değilim...
kafesoğlu'nun türk milli kültür tarihi kitabı, antik türk tarihiyle ilgilenenler için önemli bir giriş kaynağıdır. ayrıca bugün bile tartışılan "moğolların türklüğü" konusuna kafesoğlu "moğollar türk değillerdir" iddiasıyla yaklaşır ki, 1953'te yayınlanan "türk tarihinde moğollar ve cengiz meselesi" makalesi bu konudaki resmi tarihe karşı ilk çıkışlardandır. bu konudaki görüşleri türk islâm senteziyle ilişkili de olabilir. türk'ü olmayan sade islamcılar, mesela bizim fesli kadir; moğolları "abbasi hilafetini yıktılar" diye hiç sevmez çünkü... ha, "moğollar da cengiz de türk değildir" görüşünün en önemli dayanaklarından biri kafesoğlu'dur, o ayrı.
emekliliğin tadını sadece bir yıl çıkarabilen ibrahim kafesoğlu, 18 ağustos 1984'te kalp krizinden ölür. edirnekapı mezarlığında toprağa verilir...
kaynak: genel olarak bu yazı, ayrıca tdv islâm ansiklopedisi'nin ilgili maddesi.
devamını gör...
albert camus
özellikle yabancı kitabını çok sevdiğim yazar.
meursault gibi uyumsuz bir kahramanı çok güzel ve etkili anlatmış.
meursault gibi uyumsuz bir kahramanı çok güzel ve etkili anlatmış.
devamını gör...
toplum sözleşmesi
zamanın devrim niteliğinde olan kitabında;hükümetlere iktidarı halkın verdiğini ve dolayısıyla da halkın bunu geri de alabileceğini savunmuştur.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
hangi dağın tepesine çıkıp haykırmam gerek içimden geçmişi gözyaşı ile uğurlamak için? hangi dağ bu yükü taşır kalbimden başka? çözüm değil dumanlanmak ama içimi hissetmemem için bunu yapmam gerek. ağlasam çocuk gibi günlerce ya da lâl olmaya devam mı etmeliyim? bilmiyorum.. ah belirsizlik.. müebbet yesem bu kadar sıkmaz canımı, çarmıha gerilsem bu kadar yanmaz canım.
titrek ellerim ve yorgun bedenim.. bende görünen tek şey bunlar, yangın yeri görüyor bana bakanlar. ama sabaha yine gülerek başlamak zorundayım değil mi? yanlış, ben içmeden kafası güzel olanlardanım. doğru, bitiğim.
titrek ellerim ve yorgun bedenim.. bende görünen tek şey bunlar, yangın yeri görüyor bana bakanlar. ama sabaha yine gülerek başlamak zorundayım değil mi? yanlış, ben içmeden kafası güzel olanlardanım. doğru, bitiğim.
devamını gör...
sözlüğe nesilciliğin gelmesi
vay bee demek 2.nesil geldi he. hoşgelsinler madem. bundan bi 20 yıl sonra hala buralarda olursam ben bu sözlüğün ilk yazarlarındandım diye hava atıcam millete.
devamını gör...
tamirat tadilat ve tesisat bilgisi olan insan
mecbur kalınca annem ve ben.
babam döneminin iyi kazanan mimarlarından biriydi ama elinden hiçbir iş gelmezdi. parası neyse vereyim de yapsınlar kafasında bir adamdı daha çok. ona ver gezmeyi, ver tozmayı, ver alkolü eğlenceyi... tamirat falan hak getire! beceremezdi.
oysa dedem, ilkokula bile gitmediği halde elektrikli aletlere karşı olan merakı sayesinde kendince ufak icatlar yapan biriydi. bayılırdım onun olmadık yerlere monte ettiği lambalara, yattığı yerden kalkmadan radyoyu açıp kapatabilmek için yaptığı bir çeşit uzaktan kumanda olan düğmeye...
babam vefat edince bütün iş annemin başına düştü tabii. sağlığında yiyip içip eğlenmekten dolayı yapmadığı yatırımlar, almadığı evler gibi birtakım eksiklerimiz ve hatta son yıllarda ettiği iflas nedeniyle maddi durumumuz pek parlak değildi. o yüzden "parası neyse vereyim de yapsınlar" mottosu bizlik bir şey olamadı hiçbir zaman.
annem yeri geldi, aldı eline tornavidayı çamaşır makinesini, kombiyi tamir etti. yeri geldi banyonun, tuvaletin menfezini kendisi değiştirdi. yeri geldi duvarlara köşebent çekti. ben de anneme çektim o konuda. ihtiyaç oldu mu aldım elime fırçayı, ruloyu, tüm evi, mutfak dolaplarını boyadım, tamir ettim. yeri geldi testereyle dolapları kesip biçip istediğim ebata soktum, yeri geldi bilgisayarların formatını, fan temizliğini ben yaptım.
hani şu meşhur kutu vardır ya; erkeklerin ömür boyu sakladığı kutu... hah işte o kutudan bende de var. içi matkap, kablolar, havya, tornavida seti ve bağırsakları tarafımdan sökülerek dışarıya dökülmüş bir sürü elektronik aletle dolu. neden? çünkü kendi başının çaresine bakabilmek bunu gerektirir.
var tabii bilgimizin, gücümüzün yetmediği yerler ama bir şekilde üstesinden geliyoruz işte tamirciyle falan. arada olur o kadar, değil mi?
babam döneminin iyi kazanan mimarlarından biriydi ama elinden hiçbir iş gelmezdi. parası neyse vereyim de yapsınlar kafasında bir adamdı daha çok. ona ver gezmeyi, ver tozmayı, ver alkolü eğlenceyi... tamirat falan hak getire! beceremezdi.
oysa dedem, ilkokula bile gitmediği halde elektrikli aletlere karşı olan merakı sayesinde kendince ufak icatlar yapan biriydi. bayılırdım onun olmadık yerlere monte ettiği lambalara, yattığı yerden kalkmadan radyoyu açıp kapatabilmek için yaptığı bir çeşit uzaktan kumanda olan düğmeye...
babam vefat edince bütün iş annemin başına düştü tabii. sağlığında yiyip içip eğlenmekten dolayı yapmadığı yatırımlar, almadığı evler gibi birtakım eksiklerimiz ve hatta son yıllarda ettiği iflas nedeniyle maddi durumumuz pek parlak değildi. o yüzden "parası neyse vereyim de yapsınlar" mottosu bizlik bir şey olamadı hiçbir zaman.
annem yeri geldi, aldı eline tornavidayı çamaşır makinesini, kombiyi tamir etti. yeri geldi banyonun, tuvaletin menfezini kendisi değiştirdi. yeri geldi duvarlara köşebent çekti. ben de anneme çektim o konuda. ihtiyaç oldu mu aldım elime fırçayı, ruloyu, tüm evi, mutfak dolaplarını boyadım, tamir ettim. yeri geldi testereyle dolapları kesip biçip istediğim ebata soktum, yeri geldi bilgisayarların formatını, fan temizliğini ben yaptım.
hani şu meşhur kutu vardır ya; erkeklerin ömür boyu sakladığı kutu... hah işte o kutudan bende de var. içi matkap, kablolar, havya, tornavida seti ve bağırsakları tarafımdan sökülerek dışarıya dökülmüş bir sürü elektronik aletle dolu. neden? çünkü kendi başının çaresine bakabilmek bunu gerektirir.
var tabii bilgimizin, gücümüzün yetmediği yerler ama bir şekilde üstesinden geliyoruz işte tamirciyle falan. arada olur o kadar, değil mi?
devamını gör...
akineton
hapçıların doktora yazdırıp yazdırıp piyasada sattıkları ilaç. bu nedenle bu ilacı yazarken dikkatli olmak gerekir.
devamını gör...
