böyle giyinirsen bakarız diyen yaşlımsı
ahada link burada artık yazacak bir kelime bile bulamıyorum, torunu yaşında belki.
www.sondakika.com/haber/hab...
www.sondakika.com/haber/hab...
devamını gör...
saartjie baartman
saartjie baartman 1789’da büyük kalçalara sahip anatomik yapıları ile bilinen afrika’daki khoisan - hottentot kabilesi’nde dünyaya gelir.
“steatopygia” yani vücut yağının kalçalarda toplanması ve devasa vajinalara sahip olmaları bu kabilenin kadınlarının genetik özelliğidir.
saartjie, köle olarak bir çiftlikte çalışırken ona sarah diyen ingiliz bir doktor tarafından satın alınır. doktor onu londra’ya götürüp kafes içinde boynuna tasma takarak çocuk yaştaki kızı çıplak olarak sergileyip para kazanır.
1.60 mt boyu, oldukça çıkıntılı büyük kalçası ve epey büyük vajinası olan saartjie onu görmeye gelenlerin tacizine uğrar.

daha sonra parisli bir vahşi hayvan terbiyecisine satılır. hayvanlarla birlikte sirklerde gösterilerde kullanılmaya başlanan kızcağız, terbiyecisinin emirlerine uyan bir sirk hayvanı gibi görülür.
onun vücudu üzerinden değerlendirme yapılarak beyaz ırkın üstünlüğünü öven sözde bilimsel makaleler yazılır.
onu aşağılayan fransız sosyetesinin, bilim adamlarının ve avrupalı zengin erkeklerin saartjie ile cinsel ilişki yaşamak için sıraya girdiğini de eklemek lazım.
köle, hayvan, canavar olarak nitelendirdikleri bu afrikalı kadınla cinsel ilişki yaşamak için saartjie’nin sahibine avuç dolusu para dökülmesi ikiyüzlülüğün net bir göstergesi olarak tarihe yazılmıştır.
batı dünyası ona hottentot venüsü diyerek alay eder. insan olduğu bile unutturulmuş bu gencecik kadın çektiği zulüme dayanamaz ve ölür.
ne var ki napolyon’un cerrahı ve zoolog yazar george cuvier, üzerinde çalışmak için canavar diye tanımladığı sarah’ın bedenini parçalara ayırır.
bu parçalar daha sonra birleştirilerek mumyalanır ve paris’teki musee de l’homme’da halka açık bir şekilde sergilenir.
güney afrika'nın en eski halkı olan khoisanlılar 200 yıl boyunca kızlarının müzede sergilenen parçalarını geri ister.
ama fransızlar bu isteği “fransız müzelerinde sergilenen tüm eserler fransa’ya aittir” diye geri çevirir.
diana ferrus bir şiir yazar
seni eve götürmeye geldim.
eve, hatırlar mısın bozkırı?
yemyeşil çimeni büyük meşe ağaçlarının altındaki hava serindir.
orada güneş yakmaz.
bir tepenin eteğine serdim yatağını
battaniyen çalı çırpıyla ve nane yapraklarıyla çevrili,
sarı beyaz çiçeklerle kaplı
akarsuyun şarkısı işitiliyor
çakıl taşlarının üstünden sekerek akarken.
fransız senatör nicolas about çok etkilendiği şiiri senatoda okurken “onu bir canavar, bir ucube olarak kayda geçmek istiyorlar ama bu işte gerçek canavarlık nerede" diye sorar.
ve nihayet saartjie'nin parçaları doğduğu topraklarda kadınlar günü’nde düzenlenen törenle toprağa verilir
kadın hakları kuruluşlarının önemli bir referansı haline gelen saartjie baartman’ın yaşamı, makalelere, kitaplara, filmlere konu olmuştur.
onun hayat hikâyesini anlatan “venus noire” adlı filmi
abdellatif kechiche tarafından yönetilmiş ve birçok ödüle layık görülmüştür.
saartjie'nin 23 yıllık hayatında bu kadar acı çekmesinin tek nedeni ise kadın olmasıdır.
saartjie’nin ait olduğu hottentot kabilesi erkeklerinin devasa boyutlarda penisleri olduğu tespit edilmiştir. hottentot erkeğini avrupa’ya götürüp çıplak olarak sergilemeyi hiçbir batılı erkek göze alamamıştır.
“steatopygia” yani vücut yağının kalçalarda toplanması ve devasa vajinalara sahip olmaları bu kabilenin kadınlarının genetik özelliğidir.
saartjie, köle olarak bir çiftlikte çalışırken ona sarah diyen ingiliz bir doktor tarafından satın alınır. doktor onu londra’ya götürüp kafes içinde boynuna tasma takarak çocuk yaştaki kızı çıplak olarak sergileyip para kazanır.
1.60 mt boyu, oldukça çıkıntılı büyük kalçası ve epey büyük vajinası olan saartjie onu görmeye gelenlerin tacizine uğrar.

daha sonra parisli bir vahşi hayvan terbiyecisine satılır. hayvanlarla birlikte sirklerde gösterilerde kullanılmaya başlanan kızcağız, terbiyecisinin emirlerine uyan bir sirk hayvanı gibi görülür.
onun vücudu üzerinden değerlendirme yapılarak beyaz ırkın üstünlüğünü öven sözde bilimsel makaleler yazılır.
onu aşağılayan fransız sosyetesinin, bilim adamlarının ve avrupalı zengin erkeklerin saartjie ile cinsel ilişki yaşamak için sıraya girdiğini de eklemek lazım.
köle, hayvan, canavar olarak nitelendirdikleri bu afrikalı kadınla cinsel ilişki yaşamak için saartjie’nin sahibine avuç dolusu para dökülmesi ikiyüzlülüğün net bir göstergesi olarak tarihe yazılmıştır.
batı dünyası ona hottentot venüsü diyerek alay eder. insan olduğu bile unutturulmuş bu gencecik kadın çektiği zulüme dayanamaz ve ölür.
ne var ki napolyon’un cerrahı ve zoolog yazar george cuvier, üzerinde çalışmak için canavar diye tanımladığı sarah’ın bedenini parçalara ayırır.
bu parçalar daha sonra birleştirilerek mumyalanır ve paris’teki musee de l’homme’da halka açık bir şekilde sergilenir.
güney afrika'nın en eski halkı olan khoisanlılar 200 yıl boyunca kızlarının müzede sergilenen parçalarını geri ister.
ama fransızlar bu isteği “fransız müzelerinde sergilenen tüm eserler fransa’ya aittir” diye geri çevirir.
diana ferrus bir şiir yazar
seni eve götürmeye geldim.
eve, hatırlar mısın bozkırı?
yemyeşil çimeni büyük meşe ağaçlarının altındaki hava serindir.
orada güneş yakmaz.
bir tepenin eteğine serdim yatağını
battaniyen çalı çırpıyla ve nane yapraklarıyla çevrili,
sarı beyaz çiçeklerle kaplı
akarsuyun şarkısı işitiliyor
çakıl taşlarının üstünden sekerek akarken.
fransız senatör nicolas about çok etkilendiği şiiri senatoda okurken “onu bir canavar, bir ucube olarak kayda geçmek istiyorlar ama bu işte gerçek canavarlık nerede" diye sorar.
ve nihayet saartjie'nin parçaları doğduğu topraklarda kadınlar günü’nde düzenlenen törenle toprağa verilir
kadın hakları kuruluşlarının önemli bir referansı haline gelen saartjie baartman’ın yaşamı, makalelere, kitaplara, filmlere konu olmuştur.
onun hayat hikâyesini anlatan “venus noire” adlı filmi
abdellatif kechiche tarafından yönetilmiş ve birçok ödüle layık görülmüştür.
saartjie'nin 23 yıllık hayatında bu kadar acı çekmesinin tek nedeni ise kadın olmasıdır.
saartjie’nin ait olduğu hottentot kabilesi erkeklerinin devasa boyutlarda penisleri olduğu tespit edilmiştir. hottentot erkeğini avrupa’ya götürüp çıplak olarak sergilemeyi hiçbir batılı erkek göze alamamıştır.
devamını gör...
esrar bitti
adı damağımda kalması üzerine biraz spoiler içerebilecek olan bir entry girmeme sebep olacak güzellikteki film. siz dışarıdan bakan bir çift gözsünüz bir kere filmde. hiç kendinizi filmdeki herhangi birinin yerine koyamıyorsunuz, koymayın da zaten. filmin müziksiz olmadığını bilmiyordum en başta mute moduna aldım sandım, ama başlangıçta hiç müzik olmadığı gibi filmin devamı ve bitiminde de bir kuple bir şey duyamadık. bu da filmin gerçek yaşam öyküsü gibi hissedilmesine sebep olan bir durum. al pacino, ah al pacino... 30' lu yaşlarındaki al pacino daha o zamanlardan bağırmış buram buram ben oyuncuyum diye. yakın çekimdeki gözleri, o bir çift elayı görüp de etkilenmeyecek hatun milleti yoktur, erkekler de etkilenebilir sakınca yok. ben olsam etkilenirdim yani. afişinde dediği gidi "allah yardımcıları olsun" luk bir çift var gözlerimizin önünde. önce aşklarını, sonra saygılarını ve en sonunda hayallerini, kendilerini, umutlarını kaybettiklerine birer birer şahit oluyoruz. filmde öyle olağan dışı bir senaryo durumu yok, requiem for a dream gibi tam isabet yediğiniz yumruklar da yok. filmden yapılacak çıkarım tamamen izleyiciye bırakılmış. zaten dan diye bitiyor ve "yaa, bu kadar mı amaaa!" diyorsunuz. tükenmiş hissettiğiniz zamanlar harici izlemeniz yazarın naçizane tavsiyesidir.
devamını gör...
sözlüğün en büyük vurgunu
tarafımdan yapılmış olan vurgundur. tam 4000 karma kastım.neyse ki iko erken uyandı da 4000 karmamı sildi.* siz siz olun fazla kurcalamayın.*
devamını gör...
seri artı oy veren melek
girdiğim başlıkta beğendiğim bir yorum okuduysam, yazan kişinin profiline gidiyorum, merak ettiğim diğer başlıklardaki yorumlarınıda okuyorum ve beğendiklerimi oyluyorum, olay tamamen bu şekilde :)
birtek benmi yapıyorum, kimse merak etmiyormu gerçekten, bu yazar diğer konulara ne yazmış diye
benimde birden fazla yorumumu beğeniyorsa başka bir yazar, aynen bunu anlıyorum, yani "yazdıklarımı" beğenmiş, benim yaptığım gibi..
burada meleklik yada sapıklık bir şeyde göremiyorum açıkcası
birtek benmi yapıyorum, kimse merak etmiyormu gerçekten, bu yazar diğer konulara ne yazmış diye
benimde birden fazla yorumumu beğeniyorsa başka bir yazar, aynen bunu anlıyorum, yani "yazdıklarımı" beğenmiş, benim yaptığım gibi..
burada meleklik yada sapıklık bir şeyde göremiyorum açıkcası
devamını gör...
bostan korkuluğu
kuşlar korkup yaklaşamasın ve ürünlere zarar vermesinler diye tarlalara dikilen insan şekilli maket.
devamını gör...
gülümsemek
iyileştirir...
devamını gör...
çoklu kişilik bozukluğu
bizim hastalığım.
devamını gör...
annenin yemek saklaması
mutfağa her girdiğimde talan ettiğim için annemin genellikle tatlı olan yemekler için yaptığı eylemdir.
bence haklıdır da. yemeği oğluşundan esirgeyecek hali yok ama kilo almasını ve sağlıksız olmasını istemiyor.
bence haklıdır da. yemeği oğluşundan esirgeyecek hali yok ama kilo almasını ve sağlıksız olmasını istemiyor.
devamını gör...
kızların bir şey söylemeden önce bir şey söyleyeceğim demesi
önemli bir şey söylenilecekken karşındakine 'pat' diye söylemek yerine 'bir şey söylicemm' diyerek onu hazırlamakta bir sorun çıkabileceğini düşünmüyorum ya hatta böyle kızılacak bir şeyse daha sevimli hallere bürünerek o kızma duygusu bile hafifletilebilir (denendi onaylandı)
devamını gör...
bakan
bakma eylemini gerçekleştiren kişi.
devamını gör...
mustafa kemal atatürk'ün vecizeleri
''acizler için imkansız, korkaklar için müthiş gözüken şeyler kahramanlar için idealdir.''
devamını gör...
ip adresi
windows'ta komut satırında ipconfig komutuyla bulunabilir. hatta daha spesifik olarak:
ipconfig | findstr /r /c:"ıpv4 address" (son ı harfini büyük yazmalısınız aksi halde sonuç dönmez)
ile doğrudan ipv4 adresinizin karşılığını görebilirsiniz.
not: sanal ağ adaptörünüz ya da ikincil bir bağlantınız vs. mevcutsa tek satır sonuç dönmeyecektir.
ipconfig | findstr /r /c:"ıpv4 address" (son ı harfini büyük yazmalısınız aksi halde sonuç dönmez)
ile doğrudan ipv4 adresinizin karşılığını görebilirsiniz.
not: sanal ağ adaptörünüz ya da ikincil bir bağlantınız vs. mevcutsa tek satır sonuç dönmeyecektir.
devamını gör...
selvi boylum al yazmalım
aşk ile sevgi arasında ki farkı gösteren ve sevginin aşkı yendiği, kalbimize taht kurmuş, unutulmayan yeşil çam klasiklerinden.
“sahi neydi sevgi? sevgi iyilikti, dostluktu, emekti.”
“sahi neydi sevgi? sevgi iyilikti, dostluktu, emekti.”
devamını gör...
normal sözlük’e girince bildirim görmek
ben dahil insanın içini hoşnut eden bir yanı vardır bu yüzden bildirim gitmesi adına başlıktaki bütün entrylere artı oy atıyorum.
devamını gör...
yazarların korsan kitap hakkındaki naçizane düşünceleri
ben fakirim ve korsan kitap er ne kadar emeğe saygı olsa da okumak istiyorum. ve bu konuda asla haklı çıkmam ama biri bana aylık 50tl kitap maaşı bağlarsa korsan kitabı bırakırım
devamını gör...
gereksiz romantize edilen kavramlar
hemen hemen her şey.
sigara mesela, "en dipte olduğum zaman da en mutlu olduğum anda da yanımda sigaram var." diyenler var. sanırsın ki sigara bir hışım gelip kendi kendini yakıyor.
sigara mesela, "en dipte olduğum zaman da en mutlu olduğum anda da yanımda sigaram var." diyenler var. sanırsın ki sigara bir hışım gelip kendi kendini yakıyor.
devamını gör...
kadınların kendilerini bulunmaz hint kumaşı sanması
kızlara bunu hissettiren insanlardan hesap sorun, kızlardan değil. siz memnun değilsiniz fakat kızların böyle hissetmesindne memnun olan kesimin hatası bu dediğim başlıktır.
devamını gör...
bildirim sorunu
iko uyuma, sabrımızı taşırma.*
devamını gör...
kushimoto
japonya'nın güneyinde bir bölgedir. türk-japon dostluğunun en üst seviyede olduğu yerdir ayrıca. buraya gittiğinizde ve türk olduğunuzu söylediğinizde size karşı özel bir ilgi olacaktır. tabii ki bir hikayesi var. ilginizi çekeceğini düşündüğüm bu hikayeyi kısaca özetlemeye çalıştım, umarım beğenirsiniz.
hikaye 1890 yılında geçiyor. japon imparatoru meiji'nin, 2. abdülhamit'e hediyeler göndermesi üzerine osmanlı gelen hediye karşılıksız bırakılmaz anlayışı ile hediye göndermek isterler. bunun üzerine dönemin sahip oldukları en ihtişamlı ama bir okadar da yıpranmış ve eski bir gemi olan ertuğrul fırkateyni 655 mürettebat ile pruvasını japonya'ya çevirir ve yola koyulur. gemi birkaç kez yolda kalıp bakım görse bile en sonunda hedefe varmış ve hediye gönderilmiştir. 3 ay boyunca tokyo'da bekleyen mürettebat tam da japonya için tayfun ayları sayılan eylül, ekim aylarında bir geri gitme kararı alır. japonlar her ne kadar gitmemelerini, denizin bu aylarda tehlikeli olduğunu ısrarla söylemelerine rağmen tahmin edeceğiniz gibi kendi bildiğine yola koyulmuş gemi. aslında dönmekte bu kadar ısrarcı olma nedenleri ise tayfun döneminin bitmesini beklerlerse paralarının bitmesi, mürettebata yemek veremeyecek olmaları ve osmanlı'nın o dönemdeki zayıf parasal kaynaklarıydı. şimdi diyeceksiniz neden bize o kadar hediye gönderen japonya neden mürettebatın ihtiyaçlarını karşılamasın. sebebi bizimkilerin o kadar yol boyu hediye getirip yardım istemenin türk gururuna yakışmayacağını düşünmelerindendi. sonra gemi tokyo limanından ayrıldıktan 4 gün sonra kushimoto açıklarında tayfuna yakalanmış. bunun sonucu gemi pek fazla dayanamaz. gemi su almaya başlar. son anda bir deniz feneri görürler ve tam sürat ulaşıp kurtulmayı hedeflerlerken gemi o an görünmeyen kayalıklara oturur. kushimoto köyündekiler bu durumu görür ve canları pahasına denize atlar ve askerleri kurtarmak için yardım eder. son durumda 69 mürettebat kurtulabilmiş bunun yanında yardıma gelen bazı köylüler ve geri kalan mürettebat maalesef vefat etmişlerdir. bu olay üzerine kushimoto köyüne vefat eden askerler anısına anıt yapılmış ve bir türk müzesi kurulmuştur. ayrıca bu dostluğun bir göstergesi olarak mersin'de bir sokağa kushimoto sokağı adı verilmiş. dostluğun anısına bir başka somut örnek olarak türk hava yolları bir uçağına nostalji boyama yaparak adını kushimoto koymuştur. türk-japon dostluğunun en önemli hikayesidir kushimoto.
hikaye 1890 yılında geçiyor. japon imparatoru meiji'nin, 2. abdülhamit'e hediyeler göndermesi üzerine osmanlı gelen hediye karşılıksız bırakılmaz anlayışı ile hediye göndermek isterler. bunun üzerine dönemin sahip oldukları en ihtişamlı ama bir okadar da yıpranmış ve eski bir gemi olan ertuğrul fırkateyni 655 mürettebat ile pruvasını japonya'ya çevirir ve yola koyulur. gemi birkaç kez yolda kalıp bakım görse bile en sonunda hedefe varmış ve hediye gönderilmiştir. 3 ay boyunca tokyo'da bekleyen mürettebat tam da japonya için tayfun ayları sayılan eylül, ekim aylarında bir geri gitme kararı alır. japonlar her ne kadar gitmemelerini, denizin bu aylarda tehlikeli olduğunu ısrarla söylemelerine rağmen tahmin edeceğiniz gibi kendi bildiğine yola koyulmuş gemi. aslında dönmekte bu kadar ısrarcı olma nedenleri ise tayfun döneminin bitmesini beklerlerse paralarının bitmesi, mürettebata yemek veremeyecek olmaları ve osmanlı'nın o dönemdeki zayıf parasal kaynaklarıydı. şimdi diyeceksiniz neden bize o kadar hediye gönderen japonya neden mürettebatın ihtiyaçlarını karşılamasın. sebebi bizimkilerin o kadar yol boyu hediye getirip yardım istemenin türk gururuna yakışmayacağını düşünmelerindendi. sonra gemi tokyo limanından ayrıldıktan 4 gün sonra kushimoto açıklarında tayfuna yakalanmış. bunun sonucu gemi pek fazla dayanamaz. gemi su almaya başlar. son anda bir deniz feneri görürler ve tam sürat ulaşıp kurtulmayı hedeflerlerken gemi o an görünmeyen kayalıklara oturur. kushimoto köyündekiler bu durumu görür ve canları pahasına denize atlar ve askerleri kurtarmak için yardım eder. son durumda 69 mürettebat kurtulabilmiş bunun yanında yardıma gelen bazı köylüler ve geri kalan mürettebat maalesef vefat etmişlerdir. bu olay üzerine kushimoto köyüne vefat eden askerler anısına anıt yapılmış ve bir türk müzesi kurulmuştur. ayrıca bu dostluğun bir göstergesi olarak mersin'de bir sokağa kushimoto sokağı adı verilmiş. dostluğun anısına bir başka somut örnek olarak türk hava yolları bir uçağına nostalji boyama yaparak adını kushimoto koymuştur. türk-japon dostluğunun en önemli hikayesidir kushimoto.
devamını gör...