evde en çok küfredilen eşyalar
kapı kolu. genelde salaş şeyler giyiniyorum ve girerken çıkarken kıyafetlerim kapı koluna takılıyor sürekli.
devamını gör...
oruç tutmamak için bahaneler
ben allahsızım.
devamını gör...
yazarların bugünkü mutluluk sebebi
kitap aldım.
devamını gör...
günaydın sözlük
günaydın sözlük.
şu kemancı gibi coşturanlara denk geleceğimiz bir gün olsun. olmazsa kemancı ile idare edin.
twitter.com/kulturvesanata/...
şu kemancı gibi coşturanlara denk geleceğimiz bir gün olsun. olmazsa kemancı ile idare edin.
twitter.com/kulturvesanata/...
devamını gör...
sevgili tarafından aldatılmak
bakın bayanlar baylar eğer sevgili durumunda olduğunuz kişiyi sevmiyorsanız, ya da ona olan sevginiz bittiyse, açık açık konuşup ayrılın. sonra ne halt yiyecekseniz ondan sonra yiyin. aldattığınız kişinin gururu ile oynamanın anlamı yok. işte tam burada karakter giriyor devreye. kimsenin dünyasını başına yıkmaya hakkınız yok.
devamını gör...
the second stage
betty friedan kitabıdır.bu kitabında; kadınlara toplum tarafından yüklenen kısıtlamalardan çok,kadının birey olarak tercih özgürlüğünün arttırılmasını üzerine eğilmiştir.
devamını gör...
troll
bu ağın bana hatırlattığı tek şey arkadaş zekai özger'in gezgin şiiridir.
şiirde trol kökünün geçtiği bölüm:
--- alıntı ---
dün ben nerden geldim
ezberlenip unutulmuş bir sıkıntıdan geldim
adı konulmamış bir düşten geldim
terlemiş balıklar gördüm, rengi bozulmuş mavilikler
kabaran denizler gibi coşkun sürücüler
kılçığı beynine saplanmış gözsüz balıklar gördüm
trollenmiş deniz tarlası, iyot vurgunu
derya içindeydim de hani deryayı gördüm
küçük balığı gördüm, peşinde büyük balık
bir su ağası gibi kuvvetli ve saldırgan
oh balık, küçük balık, can balık
anasının kuzusu, deniz kokulum
söyle yavrum, söyle gözüm, söyle kılçığım
kim dokundu senin pullanmamış derine
kim kıydı senin o tazecik gövdene
denizde kum gibi dolgun pullarıyla
doymaz mı büyük balık küçük balığa
ama gördüm ya sonunda
derya içindeki deryayı
büyük balık küçük balık peşindeydi ya
birleşince küçük balık yüzlercesiyle
şaşırıp kaldı büyük balık
şaşırıp kalmadım amma
ne de keskinleşmiş dişleri ol mahilerin
unutulmaz bir deniz anası gibi büyüdü gövdeleri
kıymık kıymık oldu gövdesi büyük balığın
anladım
nice olsa da
denizde kum, büyük balıkta pul
birleşince
edemezmiş küçükleri kendine kul
--- alıntı ---
şiirde trol kökünün geçtiği bölüm:
--- alıntı ---
dün ben nerden geldim
ezberlenip unutulmuş bir sıkıntıdan geldim
adı konulmamış bir düşten geldim
terlemiş balıklar gördüm, rengi bozulmuş mavilikler
kabaran denizler gibi coşkun sürücüler
kılçığı beynine saplanmış gözsüz balıklar gördüm
trollenmiş deniz tarlası, iyot vurgunu
derya içindeydim de hani deryayı gördüm
küçük balığı gördüm, peşinde büyük balık
bir su ağası gibi kuvvetli ve saldırgan
oh balık, küçük balık, can balık
anasının kuzusu, deniz kokulum
söyle yavrum, söyle gözüm, söyle kılçığım
kim dokundu senin pullanmamış derine
kim kıydı senin o tazecik gövdene
denizde kum gibi dolgun pullarıyla
doymaz mı büyük balık küçük balığa
ama gördüm ya sonunda
derya içindeki deryayı
büyük balık küçük balık peşindeydi ya
birleşince küçük balık yüzlercesiyle
şaşırıp kaldı büyük balık
şaşırıp kalmadım amma
ne de keskinleşmiş dişleri ol mahilerin
unutulmaz bir deniz anası gibi büyüdü gövdeleri
kıymık kıymık oldu gövdesi büyük balığın
anladım
nice olsa da
denizde kum, büyük balıkta pul
birleşince
edemezmiş küçükleri kendine kul
--- alıntı ---
devamını gör...
atsız zihniyeti
gerçekten, gerçekten hastalıklı bir zihniyet. başka açıklaması olamaz. kendilerini safkan türk zanneden, aşağılık kompleksli bir güruh. bunların düşüncesi öyle bir saçmalık ki; onlardan olabilmeniz için türk kanı taşımanız yetmiyor. safkan türk olmanız gerekiyor. başka bir milletle bağınız olursa "telef" oluyorsunuz. işin komik tarafı da bu insanlar kendilerini ciddi ciddi safkan türk sanıyor.
yaptıkları bu zihniyetle türkçülüğün adını da lekeliyorlar. ziya gökalp'in, mustafa kemal atatürk'ün kemikleri sızlıyor.
yaptıkları bu zihniyetle türkçülüğün adını da lekeliyorlar. ziya gökalp'in, mustafa kemal atatürk'ün kemikleri sızlıyor.
devamını gör...
erdoğan ikinci atatürk’tür
tamam kenan komutan! istanbul'u da sen fethettin!
devamını gör...
20 yaşındaki erkek ve 20 yaşındaki kız
yaşları toplamı 40 yapar
devamını gör...
normal sözlük moderasyon sevgi sıralaması
gecelerin yargıcı hazall hanım.
devamını gör...
varoluşsal kaygılar
insanların yaşadığı temel kaygılar; ölüm korkusu, yalnızlık, anlamsızlık ve özgürlük olarak sınıflandırılmıştır. bu temel kaygılar
zamansal olarak biraz farklılık gösterse bile her dönem varlığını hissettirmiştir.
kaygılıyız çünkü hangi rolü üstleneceğimizi hangi ilkelere inanacağımızı bilmiyoruz.
kaygı sırasında yaşanılan umutsuzluk duygusu hayvanlarda da gözlemlenmiş. yön bulma, yetersiz tepkiler... varloluşsal kaygının bizim üzerimizdeki kara bulutu hiçlik tehtididir. insan'ın temel kaygısı yokluktur. bu tamamen yeryüzünde var olmak-yok olmak ikileminin arasında yaşanan, yaşamsal halatın kopmaması için verilen mücadelenin huzursuz hissidir. bir diğer tehtid çevredir. bireyselleşmeye saldırıda bulunan kaygılar; özgürlüğe ulaşamama(arzu etme, seçme), toplumdan dışlanma yalnız kalma, insanları anlayamama, hayatta ne olup bittigine anlam verememe..
hepimiz aynı yolun yolcusuyuz ve varoluşun temelindeki trajedilerden muaf olan tek bir insan yoktur
varoluşsal kaygılar ortak ve herkes'in tüm bu duyguları hissettiğinden emin olarak hayata devam etmek belki bir nebze içimizi rahatlatacaktır. tabii bu kaygıyı çok derinden, fazlasıyla hissedecek olanlar için ne diyebilirim bilmiyorum. çünkü bende aynı dertten müzdaribim.
hepimiz kendi hayat'ımızı kendi doğrularımızla kurma çabasındayız. o çabayı kaygılarımızla bölmek kendi ayağımıza sıkmak gibi oluyor bazen. bugün içinde bir sıkıntı var. ama unutma ki dünya üzerinde birçok insan'ın içinde olan kaygıyı paylaşıyorsun.. paylaşıyoruz.. evet bu rahatlatıcı...
zamansal olarak biraz farklılık gösterse bile her dönem varlığını hissettirmiştir.
kaygılıyız çünkü hangi rolü üstleneceğimizi hangi ilkelere inanacağımızı bilmiyoruz.
kaygı sırasında yaşanılan umutsuzluk duygusu hayvanlarda da gözlemlenmiş. yön bulma, yetersiz tepkiler... varloluşsal kaygının bizim üzerimizdeki kara bulutu hiçlik tehtididir. insan'ın temel kaygısı yokluktur. bu tamamen yeryüzünde var olmak-yok olmak ikileminin arasında yaşanan, yaşamsal halatın kopmaması için verilen mücadelenin huzursuz hissidir. bir diğer tehtid çevredir. bireyselleşmeye saldırıda bulunan kaygılar; özgürlüğe ulaşamama(arzu etme, seçme), toplumdan dışlanma yalnız kalma, insanları anlayamama, hayatta ne olup bittigine anlam verememe..
hepimiz aynı yolun yolcusuyuz ve varoluşun temelindeki trajedilerden muaf olan tek bir insan yoktur
varoluşsal kaygılar ortak ve herkes'in tüm bu duyguları hissettiğinden emin olarak hayata devam etmek belki bir nebze içimizi rahatlatacaktır. tabii bu kaygıyı çok derinden, fazlasıyla hissedecek olanlar için ne diyebilirim bilmiyorum. çünkü bende aynı dertten müzdaribim.
hepimiz kendi hayat'ımızı kendi doğrularımızla kurma çabasındayız. o çabayı kaygılarımızla bölmek kendi ayağımıza sıkmak gibi oluyor bazen. bugün içinde bir sıkıntı var. ama unutma ki dünya üzerinde birçok insan'ın içinde olan kaygıyı paylaşıyorsun.. paylaşıyoruz.. evet bu rahatlatıcı...
devamını gör...
edisyon
bası, baskı anlamındadır.
devamını gör...
klasik kitap okuyamam diyen genç
wattpad aşığı gençtir, kötü çocuk falan okuyordur, yanlış yoldadır.
devamını gör...
bir acayip duygu
nâzım hikmet'in bursa tutukevi'ne nakledilişinin birkaç ay sonrasında, o vakitlerde evli olduğu piraye için yazdığı şiir:
***
mürdüm eriği
çiçek açmıştır,
ilk önce zerdali çiçek açar
mürdüm en sonra
sevgilim,
çimenin üzerine
diz üstü oturalım
karşı - be- karşı.
hava lezzetli ve aydınlık
fakat iyice ısınmadı daha
çağlanın kabuğu
yemyeşil tüylüdür
henüz yumuşacık....
bahtiyarız
yaşayabildiğimiz için.
herhalde çoktan öldürülmüştük
sen londra'da olsaydın
ben tobruk'ta olsaydım
bir ingiliz şilebinde yahut...
sevgilim,
ellerini koy dizlerine
bileklerin kalın ve beyaz
sol avucunu çevir:
gün ışığı avucunun içindedir
kayısı gibi...
dünkü hava akınında ölenlerin
yüz kadarı beş yaşından aşağı
yirmi dördü emzikte...
sevgilim,
nar tanesinin rengine bayılırım
nar tanesi, nur tanesi
kavunda ıtrı severim
mayhoşluğu erikte...
...yağmurlu bir gün
yemişlerden ve senden uzak
daha bir tek ağaç bahar açmadı
kar yağması ihtimali bile var
bursa cezaevinde
acayip bir duyguya kapılarak
ve kahredici bir öfke içinde
inadıma yazıyorum bunları,
kendime ve sevgili insanlara inat.
***
bu da kimsesizlerinkimiraikkonen'den küçük bi hatıra:
***
mürdüm eriği
çiçek açmıştır,
ilk önce zerdali çiçek açar
mürdüm en sonra
sevgilim,
çimenin üzerine
diz üstü oturalım
karşı - be- karşı.
hava lezzetli ve aydınlık
fakat iyice ısınmadı daha
çağlanın kabuğu
yemyeşil tüylüdür
henüz yumuşacık....
bahtiyarız
yaşayabildiğimiz için.
herhalde çoktan öldürülmüştük
sen londra'da olsaydın
ben tobruk'ta olsaydım
bir ingiliz şilebinde yahut...
sevgilim,
ellerini koy dizlerine
bileklerin kalın ve beyaz
sol avucunu çevir:
gün ışığı avucunun içindedir
kayısı gibi...
dünkü hava akınında ölenlerin
yüz kadarı beş yaşından aşağı
yirmi dördü emzikte...
sevgilim,
nar tanesinin rengine bayılırım
nar tanesi, nur tanesi
kavunda ıtrı severim
mayhoşluğu erikte...
...yağmurlu bir gün
yemişlerden ve senden uzak
daha bir tek ağaç bahar açmadı
kar yağması ihtimali bile var
bursa cezaevinde
acayip bir duyguya kapılarak
ve kahredici bir öfke içinde
inadıma yazıyorum bunları,
kendime ve sevgili insanlara inat.
***
bu da kimsesizlerinkimiraikkonen'den küçük bi hatıra:
devamını gör...
masalların ardındaki bilinmeyen karanlık gerçekler
pamuk prenses ve yedi cüceler
bu masalın temeli 16. yüzyılda yaşamış margarete von waldeck adlı bir asilzadenin trajik yaşamına dayanıyor. margarete, abisinin küçük çocukları bakır madeninde işçi olarak çalıştırdığı bad wildungen’de büyümüş. madende çalışmanın etkisiyle vücutları ciddi ölçüde deforme olan çocuklar cücelere benzerlermiş o vakitler. meşhur zehirli elma da yaşlı bir adam tarafından işçi çocuklara dağıtılan çürümeye yüz tutmuş meyvelerin bir metaforu imiş. margarete’in üvey annesi onu sürekli küçümser, hor görürmüş. sonunda da başından def etmek için margarete’i brüksel’e göndermeye karar vermiş. margarete güzelliğiyle göz kamaştıran bir genç kızmış ve ispanya kralı’nın oğlu prens ıı. philip, margarete’e kör kütük âşıkmış. bu aşkı onaylamayan ispanya kralı gizli ajanları vasıtasıyla margarete’i zehirletivermiş. görünen o ki margarete ve prens philip pek de öyle sonsuza kadar mutlu yaşayamamışlar.
rapunzel
rapunzel, temelde eski bir hıristiyan öyküsüne dayanıyor. 3. yüzyılda, akdeniz ülkelerinden birinde pagan bir tüccar yaşarmış. bu tüccar kızına garip bir tutku ile bağlıymış. öyle ki kızına evlenmeyi yasaklamış. kıskanç baba seyahate gitmesi gerektiği zaman da kızını kulesine kilitlermiş. saç konusunun nasıl bu kadar önemli hale geldiğine dair elimizde bir veri yok ne yazık ki, fakat babası tarafından kuleye kapatıldığı zamanlarda genç kızımızın yüksek sesle hıristiyan inançlarını dışa vuran dualar ettiği ve dualarının ta kentin öteki yanından duyulduğu biliniyor. kızının kendi pagan tanrılarını reddettiğini ve hıristiyan olduğunu öğrenen tüccar, kızını önce inancını terk edip baba inancına dönmeye zorlamış, istediğini alamayınca da kızının kellesini uçurmuş. bu cinayetten kısa bir süre sonraki bir genel grev sonrasında tüccar da kellesinden olmuş. sesini bütün kasabaya duyurarak tanrısına dualar eden rapunzel ise, azize barbara adıyla, ortodoks kilisesinin azizeleri arasına katılmış.
mavi sakal
perrault, öyküsünü, oğlu tarafından katledileceği kehaneti ile uyarılmış bir ortaçağ hükümdarı olan conomor’un yaşam öyküsü etrafına kurmuş. bu korkuya kapılan coromor ne vakit eşlerinden biri hamile kalsa onu öldürürmüş. perrault bu öyküyü başka bir öyküyle, 15. yüzyılda yaşamış, yüzyıl savaşları’nda başarılar kazanmasının yanı sıra çocukları öldüren bir seri katil olmasıyla da ünlenen ve mavi sakal olarak da anılan bir asilzade olan gilles de rais’in öyküsüyle birleştirmiş. gilles de rais’in mavi sakal olarak anılmasının sebebiyse gerçekten de mavi sakallara sahip olması değil, atının pürüzsüz kürkünün gün ışığında mavi bir yansımaya sahip olmasıymış. gilles de rais kan donduran duruşması sırasında çocukları nasıl avladığını ve onlara nasıl işkence ettiğini de ayrıntılı bir biçimde itiraf etmiş. bu iki korkunç öyküyü harmanlayan perrault ise kendi korkunç kahramanı olan mavi sakal’ı yaratmış.
hansel ve gretel
hansel ve gretel’in öyküsünün çocukları başıboş gezintilerden alıkoymak amacıyla tasarlandığı ortada. fakat 1315-1317 yılları arasında yaşanan ve özellikle avrupa ülkelerini vuran büyük kıtlığın ölümlerin yanı sıra küçük çocuklara yönelen bir yamyamlığı da beraberinde getirdiğini tahmin etmek mümkün değil doğrusu. ayrıca o dönemde ailelerin karnını doyuramadıkları çocuklarını ıssız yerlerde terk etmesi de yaygın bir durummuş. bu hikaye 1600’lerde yaşamış ve yaptığı harika zencefilli kurabiyelerle ünlenmiş katharina schaderin’in kıskanç bir erkek aşçı tarafından cadılıkla suçlanması hikayesiyle birleşince olmuş size hansel ve gretel. hikayenin asıl acıklı yanı ise, cadılık iddiası sebebiyle kasabadan kovulan katharina’nın kasabayı terk ederken bir grup kızgın komşu tarafından yakalanıp eviyle beraber ateşe verilmesi. demek, cadılar kimi zaman sandığımız kadar kötü olmayabilirler.
külkedisi
perrault’un hayat verdiği bu peri kızları kadar güzel ve bir o kadar da bahtsız genç kız aslında rhodopis adlı bir yunan kızının tezahürü. “elma yanak” olarak da anılan bu genç kız, trakya dolaylarında yaşarken esir alınmış ve köle olarak mısır’a satılmış. mısır halkına hiç benzemeyen beyaz tenli yaradılışı onu son derece kıymetli hale getirmiş ve efendisi onu mücevherlerle süsleyerek sergilemeye başlamış, ki bu mücevherlere bir çift altın ayakkabı da dahilmiş. gerek çarpıcı güzelliği, gerekse altın ayakkabıları sayesinde rhodopis, firavun amasis’in de dikkatini çekmiş ve amasis de rhodopis’i eş olarak almış. her ne kadar onun tek eşi olmasa da rhodopis firavunun eşlerinden biri olarak saygı görmüş ve resmi seremonilere gereğince katılmış. ayrıca firavun amais’in cinsel arzularını tatmin etmek için her daim hazır ve nazır da bulunmuş elbette. peki sonradan edindiği bu statü genç rhodopis’in sonsuza kadar mutlu yaşamasını sağlamış mıdır acaba? sanmıyorum.
peşin edit : bu yazıyı “sabit fikir” adlı blog sitesinden aldım.
peşin edit 2 : reddit'te birçok masal, dizi ve çizgi film hakkındaki teorileri de türkçe'ye çevirdikten sonra derleyip sizlerle paylaşmayı düşünüyorum.
bu masalın temeli 16. yüzyılda yaşamış margarete von waldeck adlı bir asilzadenin trajik yaşamına dayanıyor. margarete, abisinin küçük çocukları bakır madeninde işçi olarak çalıştırdığı bad wildungen’de büyümüş. madende çalışmanın etkisiyle vücutları ciddi ölçüde deforme olan çocuklar cücelere benzerlermiş o vakitler. meşhur zehirli elma da yaşlı bir adam tarafından işçi çocuklara dağıtılan çürümeye yüz tutmuş meyvelerin bir metaforu imiş. margarete’in üvey annesi onu sürekli küçümser, hor görürmüş. sonunda da başından def etmek için margarete’i brüksel’e göndermeye karar vermiş. margarete güzelliğiyle göz kamaştıran bir genç kızmış ve ispanya kralı’nın oğlu prens ıı. philip, margarete’e kör kütük âşıkmış. bu aşkı onaylamayan ispanya kralı gizli ajanları vasıtasıyla margarete’i zehirletivermiş. görünen o ki margarete ve prens philip pek de öyle sonsuza kadar mutlu yaşayamamışlar.
rapunzel
rapunzel, temelde eski bir hıristiyan öyküsüne dayanıyor. 3. yüzyılda, akdeniz ülkelerinden birinde pagan bir tüccar yaşarmış. bu tüccar kızına garip bir tutku ile bağlıymış. öyle ki kızına evlenmeyi yasaklamış. kıskanç baba seyahate gitmesi gerektiği zaman da kızını kulesine kilitlermiş. saç konusunun nasıl bu kadar önemli hale geldiğine dair elimizde bir veri yok ne yazık ki, fakat babası tarafından kuleye kapatıldığı zamanlarda genç kızımızın yüksek sesle hıristiyan inançlarını dışa vuran dualar ettiği ve dualarının ta kentin öteki yanından duyulduğu biliniyor. kızının kendi pagan tanrılarını reddettiğini ve hıristiyan olduğunu öğrenen tüccar, kızını önce inancını terk edip baba inancına dönmeye zorlamış, istediğini alamayınca da kızının kellesini uçurmuş. bu cinayetten kısa bir süre sonraki bir genel grev sonrasında tüccar da kellesinden olmuş. sesini bütün kasabaya duyurarak tanrısına dualar eden rapunzel ise, azize barbara adıyla, ortodoks kilisesinin azizeleri arasına katılmış.
mavi sakal
perrault, öyküsünü, oğlu tarafından katledileceği kehaneti ile uyarılmış bir ortaçağ hükümdarı olan conomor’un yaşam öyküsü etrafına kurmuş. bu korkuya kapılan coromor ne vakit eşlerinden biri hamile kalsa onu öldürürmüş. perrault bu öyküyü başka bir öyküyle, 15. yüzyılda yaşamış, yüzyıl savaşları’nda başarılar kazanmasının yanı sıra çocukları öldüren bir seri katil olmasıyla da ünlenen ve mavi sakal olarak da anılan bir asilzade olan gilles de rais’in öyküsüyle birleştirmiş. gilles de rais’in mavi sakal olarak anılmasının sebebiyse gerçekten de mavi sakallara sahip olması değil, atının pürüzsüz kürkünün gün ışığında mavi bir yansımaya sahip olmasıymış. gilles de rais kan donduran duruşması sırasında çocukları nasıl avladığını ve onlara nasıl işkence ettiğini de ayrıntılı bir biçimde itiraf etmiş. bu iki korkunç öyküyü harmanlayan perrault ise kendi korkunç kahramanı olan mavi sakal’ı yaratmış.
hansel ve gretel
hansel ve gretel’in öyküsünün çocukları başıboş gezintilerden alıkoymak amacıyla tasarlandığı ortada. fakat 1315-1317 yılları arasında yaşanan ve özellikle avrupa ülkelerini vuran büyük kıtlığın ölümlerin yanı sıra küçük çocuklara yönelen bir yamyamlığı da beraberinde getirdiğini tahmin etmek mümkün değil doğrusu. ayrıca o dönemde ailelerin karnını doyuramadıkları çocuklarını ıssız yerlerde terk etmesi de yaygın bir durummuş. bu hikaye 1600’lerde yaşamış ve yaptığı harika zencefilli kurabiyelerle ünlenmiş katharina schaderin’in kıskanç bir erkek aşçı tarafından cadılıkla suçlanması hikayesiyle birleşince olmuş size hansel ve gretel. hikayenin asıl acıklı yanı ise, cadılık iddiası sebebiyle kasabadan kovulan katharina’nın kasabayı terk ederken bir grup kızgın komşu tarafından yakalanıp eviyle beraber ateşe verilmesi. demek, cadılar kimi zaman sandığımız kadar kötü olmayabilirler.
külkedisi
perrault’un hayat verdiği bu peri kızları kadar güzel ve bir o kadar da bahtsız genç kız aslında rhodopis adlı bir yunan kızının tezahürü. “elma yanak” olarak da anılan bu genç kız, trakya dolaylarında yaşarken esir alınmış ve köle olarak mısır’a satılmış. mısır halkına hiç benzemeyen beyaz tenli yaradılışı onu son derece kıymetli hale getirmiş ve efendisi onu mücevherlerle süsleyerek sergilemeye başlamış, ki bu mücevherlere bir çift altın ayakkabı da dahilmiş. gerek çarpıcı güzelliği, gerekse altın ayakkabıları sayesinde rhodopis, firavun amasis’in de dikkatini çekmiş ve amasis de rhodopis’i eş olarak almış. her ne kadar onun tek eşi olmasa da rhodopis firavunun eşlerinden biri olarak saygı görmüş ve resmi seremonilere gereğince katılmış. ayrıca firavun amais’in cinsel arzularını tatmin etmek için her daim hazır ve nazır da bulunmuş elbette. peki sonradan edindiği bu statü genç rhodopis’in sonsuza kadar mutlu yaşamasını sağlamış mıdır acaba? sanmıyorum.
peşin edit : bu yazıyı “sabit fikir” adlı blog sitesinden aldım.
peşin edit 2 : reddit'te birçok masal, dizi ve çizgi film hakkındaki teorileri de türkçe'ye çevirdikten sonra derleyip sizlerle paylaşmayı düşünüyorum.
devamını gör...
psg (yazar)
#95314 numaralı tanımda moderatör tarafından nazikçe uyarılmış sözlük yazarı*.
#94976 numaralı tanımda da ulu'yu kafaya taşımış buradan bakabilirsiniz uludağ'daki tanıma.. özgünlük nedir bilir misin sen yazar arkadaşım?
#94976 numaralı tanımda da ulu'yu kafaya taşımış buradan bakabilirsiniz uludağ'daki tanıma.. özgünlük nedir bilir misin sen yazar arkadaşım?
devamını gör...
hiçbir neden yokken gelen mutsuzluk hissi
aslında hiç gitmemiş mutsuzluktur.
devamını gör...

