dualizm
her şeyin zıttıyla mümkün olması durumu.
ying yang, iyilik kötülük, güzel çirkin, varlık yokluk gibi durumlarla örneklenebilir.
en sevdiğim ise şudur: varoluş nihilizm dualizmi. varoluş yaşam, hiçlik ise ölümdür.
ying yang, iyilik kötülük, güzel çirkin, varlık yokluk gibi durumlarla örneklenebilir.
en sevdiğim ise şudur: varoluş nihilizm dualizmi. varoluş yaşam, hiçlik ise ölümdür.
devamını gör...
sınav haftası
üniversite yıllarında hayatın felç olduğu, stres yoğunluğu üst seviyede ve bitmek bilmeyen bir süreç olarak kendini hissettiren akademik dönemin bir parçası. fakat bazıları için okul yılları bitince hayatin kendisi dev bir sınav haftasına dönüşüyor. bitmiyor üstelik. o sınav haftasının bitişinde gelen rahatlama hissi de yok. devamlı bir geç kalmışlık hissi ve bu saatten sonra yetişir mi acaba kaygısı? fakülte yıllarımın sınav haftalarını bile çok özledim.
devamını gör...
185 cm altı kişilerin yaşam amacı
hemen gidiyorum ölmeye. haddimi bilmeyerek hayatta kaldığım ve siz uzunları üzdüğüm için özür dilerim *
devamını gör...
karşılıklı aşk
güzel kurgu ama çok ütopik. gerçekleşmesi için mucize gerekli dostlar.
devamını gör...
bernard lewis
rahmetlinin hata neredeydi? isimli bir kitabı var. kitap yayinevinin editörleri sağolsunlar, burada da daha evvel dile getirdim, kronik kitap'tan çıktığı için yazım/baskı hataları ile dolu. bu sebeple daha başlarken bir şevkimi kırmıştı. neyse... bahsi geçen kitaba elli sayfa anca dayanabildim.
kitap hakkında diyeceğim tek şey: çöp.
şimdi aranızda hööö koca profesöre ne dedi diyecek olanlar olabilir. diyeceğim şu, ikiyüz sayfalık kitap yazmaya gerek yoktu, ne yazık ki, osmanlı imparatorluğu bir dönem oldu teknolojik gelişmeleri takip edemedi. kitabin özeti bu. aslında edemedi de değil ihtiyacı yoktu. misal coğrafi keşifler. osmanlı'nın buna ihtiyacı yok ki? o zamanki dünya adamın avucunun içinde. matbaa... hakeza okuyan insan yok. yok çünkü herkes çiftçi. okuyanda allame-i cihan oluyor maşallah. türkler yazmıyormuş, arşiv yokmuş. e yazmıyor kardeşim, adam ihtiyaç duymuyor, yani ne yapalım şimdi, attila'yı mezarından çıkarıp asalım mı kardeş sen bu kadar fetihler yaptın niye iki satır yazmadın diye? adam eğlencesine çıktığı seferde papa'ya diz çöktürmüş daha bizimkisi hebele hübele... osmanlıdaki şu katipler işsiz kalacak şeyini geçiniz efendim, kaç tane katip var ki? mesela barutlu silahları yeniçeriler elimiz yüzümüz kir oluyor diye kullanmak istemiyor. vs. osmanlidaki bu "takipsizliği" dini sebeplere bağlamak tam bir cahillik olur ki ortada gün gibi abbasiler dönemi var. şarlman'a gönderilen saate aval aval herkesin nasıl baktığını araştırmanız bu hususta ufkunuzu açacaktır. ve daha nicesi... bu hususta aklıma gelmişken yukarıda bahsi geçen yayıevimsinin bastığı tek düzgün kitap olan bu kitabı tavsiye ederim.
neyse konu çok dağıldı, çenem düştü, okuyan okusun.
kitap hakkında diyeceğim tek şey: çöp.
şimdi aranızda hööö koca profesöre ne dedi diyecek olanlar olabilir. diyeceğim şu, ikiyüz sayfalık kitap yazmaya gerek yoktu, ne yazık ki, osmanlı imparatorluğu bir dönem oldu teknolojik gelişmeleri takip edemedi. kitabin özeti bu. aslında edemedi de değil ihtiyacı yoktu. misal coğrafi keşifler. osmanlı'nın buna ihtiyacı yok ki? o zamanki dünya adamın avucunun içinde. matbaa... hakeza okuyan insan yok. yok çünkü herkes çiftçi. okuyanda allame-i cihan oluyor maşallah. türkler yazmıyormuş, arşiv yokmuş. e yazmıyor kardeşim, adam ihtiyaç duymuyor, yani ne yapalım şimdi, attila'yı mezarından çıkarıp asalım mı kardeş sen bu kadar fetihler yaptın niye iki satır yazmadın diye? adam eğlencesine çıktığı seferde papa'ya diz çöktürmüş daha bizimkisi hebele hübele... osmanlıdaki şu katipler işsiz kalacak şeyini geçiniz efendim, kaç tane katip var ki? mesela barutlu silahları yeniçeriler elimiz yüzümüz kir oluyor diye kullanmak istemiyor. vs. osmanlidaki bu "takipsizliği" dini sebeplere bağlamak tam bir cahillik olur ki ortada gün gibi abbasiler dönemi var. şarlman'a gönderilen saate aval aval herkesin nasıl baktığını araştırmanız bu hususta ufkunuzu açacaktır. ve daha nicesi... bu hususta aklıma gelmişken yukarıda bahsi geçen yayıevimsinin bastığı tek düzgün kitap olan bu kitabı tavsiye ederim.
neyse konu çok dağıldı, çenem düştü, okuyan okusun.
devamını gör...
spider solitaire
bilgisayarın yeni yeni popülerleştiği günlerde bir neslin başından kalkmadığı oyunlar arasındadır. zor seçeneğinde bitirilmesi imkansıza yakındır.
devamını gör...
eleştirilen insana dönüşmek
eleştirdiğimiz insana dönüşmek değilde, aslında eleştirdiğimiz şeyi bizimde yaptığımız gerçeğini kabul etmemiz lazım..
hiçbirşeyi beğenmediğim çok söylendiği için, kendimi geliştirmek adına eleştirdiğim şeyleri bende yapıyormuyum diye düşünmeye başladım, çok kızdığım ve ben hiç yapmıyorum dediğim (hatta, bi insan bunu nasıl yapar yeaa, aptal filan olması lazım, bu kadar basit bi işi yaani bile dediğim hemde) bazı şeyleri benimde yaptığımı farkettiğim oldu, bunu düşünmeye başlamak önemli birşey bence, çünkü bir şekilde kendi kendinizi takip ediyorsunuz heralde, ve başkası yaptığında kızdığınız şeyi, kendinizinde yaptığını, en kötüsü istemeyerek yapılabildiğini görüyorsunuz, o insana kızarken, kasıtlı yaptığını zannedip kızıyorsunuz, ama kendiniz yapınca aslında onunda istemeyerek yapmış olabileceğini, o insanı anlıyorsunuz..
zor ama çok eğitici bir durum, tabi bunu istemeniz lazım önce..
*bunu yaptığınızı birine söylerseniz, hemen size kendi eleştirdiği şeyleri kabul ettirmeye çalışır, çünkü herkes buna can atıyor, istiyorki o herkesi eleştirsin.. ama kimse bi dakka ya ben çok mu doğruyum sanki diyip, aynı gözle bi kendine bakmıyor.. bir insanın herşeyin doğrusunu bilmesi mümkün mü, buna nasıl inanıyoruz.. kendimi de katıyorum.. birde bunu yapana kızıyoruz, aynı şeyi yapıyoruz halbuki..
hiçbirşeyi beğenmediğim çok söylendiği için, kendimi geliştirmek adına eleştirdiğim şeyleri bende yapıyormuyum diye düşünmeye başladım, çok kızdığım ve ben hiç yapmıyorum dediğim (hatta, bi insan bunu nasıl yapar yeaa, aptal filan olması lazım, bu kadar basit bi işi yaani bile dediğim hemde) bazı şeyleri benimde yaptığımı farkettiğim oldu, bunu düşünmeye başlamak önemli birşey bence, çünkü bir şekilde kendi kendinizi takip ediyorsunuz heralde, ve başkası yaptığında kızdığınız şeyi, kendinizinde yaptığını, en kötüsü istemeyerek yapılabildiğini görüyorsunuz, o insana kızarken, kasıtlı yaptığını zannedip kızıyorsunuz, ama kendiniz yapınca aslında onunda istemeyerek yapmış olabileceğini, o insanı anlıyorsunuz..
zor ama çok eğitici bir durum, tabi bunu istemeniz lazım önce..
*bunu yaptığınızı birine söylerseniz, hemen size kendi eleştirdiği şeyleri kabul ettirmeye çalışır, çünkü herkes buna can atıyor, istiyorki o herkesi eleştirsin.. ama kimse bi dakka ya ben çok mu doğruyum sanki diyip, aynı gözle bi kendine bakmıyor.. bir insanın herşeyin doğrusunu bilmesi mümkün mü, buna nasıl inanıyoruz.. kendimi de katıyorum.. birde bunu yapana kızıyoruz, aynı şeyi yapıyoruz halbuki..
devamını gör...
26 aralık 2020 hafter'den türk askerlerine karşı savaş çağrısı
libya'da gayrimeşru silahlı güçlerin lideri hafter, 69'uncu bağımsızlık günü töreninde açıklama yaptı. türkiye'ye yönelik haddini aşan ifadeler kullanan hafter, türk askerinin ülkedeki varlığı yüzünden barış olmayacağını iddia ederek, 'tüm kuvvetlerimizi libya'daki türk kuvvetlerine karşı savaşa hazır olmaya çağırıyorum' dedi.
buradan
buradan
devamını gör...
instagram tipi tanım beğenme özelliği
istem dışı beğeni atılmasına dair bir kaç şikayet aldığımız için çift tıklama aralığını bir miktar kısaltmış bulunmaktayım. özellik halen aktiftir fakat biraz daha seri tıklamak gerekmekte.
devamını gör...
sevilen şiirin en vurucu dizeleri
devamını gör...
pazar alışverişi vs market alışverişi
pazar alışverişine ne zaman gitsem bundan sonra hep pazardan alışveriş yapacağım diyorum. sonra caddenin dört bir yanını kaplamış onlarca süpermarketten birinde buluyorum kendimi.
devamını gör...
küfür etkisi yaratan ama küfür olmayan sözler
senden de bu beklenirdi.
devamını gör...
türk erkeklerinin çirkin olması
ne alakası var.
kenan imirzalioğlu
tarkan
oktay kaynarca
birkan sokullu
can yaman
+2 oğlum gayet yakışıklı.
kenan imirzalioğlu
tarkan
oktay kaynarca
birkan sokullu
can yaman
+2 oğlum gayet yakışıklı.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının çektiği fotoğraflar
portekiz lizbon
buradan
buradan
devamını gör...
asla yapamam dediğiniz meslekler
acil bir duruma müdahale gerektiren, kriz yönetimi becerileri ve soğukkanlılık isteyen herhangi bir alanda çalışmam mümkün değil.
devamını gör...
asla mutlu olamayacak insanlar
duyarlı hassas insanlardır. haksızlıkları, liyakatsızlikleri görüp mutsuzluklarına mutsuzluk katarlar.
devamını gör...
hayattaki küçük mutluluklar
kanal tedavisi için gittiğim diş doktorunun diş hekimliği öğrencisi olduğumu öğrenince meslektaş indirimi yapması. gerçekten çok mutlu etti, 5 lira bile indirim yapsa yine mutlu ederdi.
bi topluluk tarafından sahiplenilmek, aidiyet hissetmek insanı çok sevindiren basit şeyler.
ileride kliniğim olursa ben de gelen öğrencilere ufak jestler yapıp onları mutlu edip şevklendirmek istiyorum.
bi topluluk tarafından sahiplenilmek, aidiyet hissetmek insanı çok sevindiren basit şeyler.
ileride kliniğim olursa ben de gelen öğrencilere ufak jestler yapıp onları mutlu edip şevklendirmek istiyorum.
devamını gör...
biten ilişkinin ardından yapılanlar
çok kestirme yol gibi görünen ama uzun vadede faydalı olsa da kısada sancı veren şeyler de yaptım, çok sindire sindire yaşadığım, her bir objeyle, her bir anıyla, her bir duyguyla vedalaştığım da oldu uzun uzun. hangisi daha doğru bilmiyorum. ya da bu konuda genel geçer bir doğru var mı?
“kimden ayrıldığına bağlı biraz galiba.”
istenmeyen ama herhangi bir sebepten gerçekleşen, zorunlu bir ayrılıksa mesela, karşınızdaki kişiyi hala seviyorsanız, ondan haber almıyor olmak, onunla görüşmüyor olmak size acı* veriyorsa, kızgınlık, kırgınlık gibi duygular yoksa tabloda, bir "aklımdan çıkarmalıyım mücadelesi" vermeniz lazım geliyor. tutunacak güçlü bir motivasyonunuz yoksa bu mücadelenin zorluk seviyesi arşın falan ötesi. şimdi ben nesini, nesine kırdırarak öteleyebilirim ki bu adamı kendimden uzaya?* yani elimde malzeme olsa işleyebilirim. yemin ederim yapabilirim bunu. ama yok. yoksa yoktur bir şey yani. benim suçum ne? e kendime böyle bahaneleri karşımdakinden bulup çıkartamıyorsam geriye "aklımdan çıkarmalıyım mücadelesi" noktasında sadece oyalanmak seçeneği kalıyor. işte en klasik yöntem fiziksel aktivite. dışarı çık, sıklıkla yapmadığın şeyleri yap, eğlenmeye çalış, yeni bir kitaba başla. eşyaları kaldırdın mı gözünün önünden? telefonumu kılıfsız kullanıyorum farkındaysan. heh afferim.
eee? sonra? sonrası yok arkadaşlar. böyle olmuyor. e çivinin de çiviyi sökmediğini öğrendik bu yaşımıza geldiğimizden mütevellit. ben kendi içimde bile adamla ilgili malzeme bulamıyorum, bir de bir karşılaştırma unsuru alınca tabloya hoff iyice karışıyor işler.
-ne yapacağız?
-kadim dostumuz zamana bırakacağız.
-zaman geçiyor mu?
-2 haftayı 812 gün gibi yaşadım böyle durumlarda asla doğrusal akmayan dostum sağ olsun. başka soru?
- …
-ben de öyle tahmin etmiştim.
“ya da biten ilişkinin karakteriyle mi ilgili acaba?”
evet ilişkinin karakteri. baya senle, karşındakiyle bağımlı değişken, (bağımlı “ama” değişken diye bir kavram var mı literatürde?)* aranızdaki iletişimin artık kimyasından mı fiziğinden mi ben bilemem, ama sizden azade bir canlıymış gibi hareket eden bir karakteri oluyor ilişkinin. aksini iddia edenin alnı kaç karışmış itinayla hesap ederim; kanıtlarla gelirim, yemin ediyorum üzülürsünüz. baya doğuyor, çeşitli ödipal dönem sendromlarını falan atlattıktan ergenliğe gidiyor. yeteri kadar saçmaladıktan sonra da yetişkinliğe erişip yaşlanmaya yüz tutuyor, her şey biter; önünde sonunda da ölüyor ilişki. ilişkinin ölmesi demek bitmesi demek değil. o kopuştan bahsediyorum. bildin?
şimdi bu karakteri doğru tanımak, doğru değerlendirmek lazım. öyle "benim ilişkim" deyip kayırırsanız olmaz. bazı ilişki karakterleri sürprizsiz. hikayesi belli. bazılarıysa çok girift. şimdi baştan kokan cins balıklardan da olsa ilişkiniz, sürpriz yumurta da ortak bir nokta var; yaşanacaksa yaşanacak. öyle benim farkındalığım çok yüksek bile bile lades demem ben demeyin. büyük konuşmak yasaklansın hepimiz rahat edelim. göklerden gelen bir karar var neticede. bu hikayesi belli tip ilişkileri yaşadıktan sonra, bitişlerde yani, her şeyin suçunu soyut şeylere atmak, o attığın yerlerde kalmasını sağlamak falan baya basit iş. zaten bu yöntem genel olarak da yaşam konforunu çok artırıyor arkadaşlar. boşuna determinist olmadık. açıklayayım; hayatınızın merkezine bir insan koyduğunuzda örneğin, ya da durumlarla ilgili tartışmaya açık olmayacak şekilde somut varlıkları suçladığınızda çok karmaşık süreçlerin içine girmek zorunda kalıyorsunuz. düşünsene sevgilin seni bekletti, söylediği saatte çıkmadı evden ve hayvani bir trafiğe kaldın sen de sonunda evlerden ırak, bu noktada vardır bir hayır dersen mi daha kolay çıkarsın işin içinden, ben sana kaçta çıkmamız gerektiğini söylemiştim, ona göre hazırlansaydın kavgası verdiğinde mi karşındakiye?* belki erken çıksaydı kaza yapacaktın? belki arabanın üstüne meteor düşecekti, ne belli? yani demem o ki elinizde bir fırsat varsa, kabak gibi ortada olan bir sebep yoksa somut bir varlıkla (kendiniz de olabilirsiniz bu somut varlık) ilişkilendirilebilecek, kaçılacak bir sokak varsa demek istiyorum, daracık falan olmasını umursamayın, girin oraya. en dertsiz, en tasasız iş; vardır bir hayır. ok. oyna devam.
ilişkiye dönelim. kurdunuz di’ mi bağlantıyı?yahu bu ilişkinin biteceği baştan belliydi işte, o ne yapsa, ben ne yapsam olmayacaktı, kimsenin suçu yok, kimya tutmadı bir kere dediğinizce işte çeşitli alışkanlıklar, davranış stilleri, belki bir iki şarkı, fotoğraflar falan... açın rupaul drag race izleyin, 3 sezon bitmeden meseleyi kapatmazsanız oturur konuşuruz yeniden. kesin bilgi, yayalım.
ama işte bazı ilişki karakterleri de zorlayıcı oluyor dediğim gibi. onları bitirince bu kadar hızlı sonuç alabileceğiniz bir yöntem bilmiyorum ben. kimya tutmuş, göze alınan şeyler var, ama sorunlar da var. belki başka biri “gibi” olmanız gerekiyor. belki beklentileriniz doyurulmuyor ama bazıları da hayvan gibi tatmin ediliyor. belki, belki, belki... onların bitişi daha çok ve maalesef öfkeyle. öfkenin kişiye, bu defa kişinin karakterine bağlı olarak yaptırabileceklerini sıralamaya burada 1568 milyon satırlık metin yetmez. geçelim.
“kişinin kendiyle mi alakalı lan yoksa?”
şimdi geldik kişinin kendisineee. heh. ne anlatayım ben şimdi. zaman/duygu korelasyonu mu? dışsal faktörleri mi? amigdala mı? yani burası baya bok bir yer. buraya giremem. girerim de çok kavramsal olur, yav he he diye okursunuz. o pozisyona düşmek istemiyorum. ama anahtar buradaysa çok ironik olmaz mı? ben cevabı bilmiyorum. ne olur siz biliyorsanız da benden ilelebet saklayın. asla bu yanıtı almak istemem.
çıktı:
yazarak çalışmayı seviyorum demişimdir muhakkak bir yerlerde. seviyorum çünkü. ne elde ettik peki bu çalışmadan? görünürde bir şey yok. ama beklemiyorduk zaten di' mi? niks. o iş öyle değil. daha çok kendinizde farkında olmadan bir şeyleri kodlamanız şeklinde çalışan bir yöntem bu. bakalım bu metin nerelerime neler yazdı. zamanla ben farkına varırım, siz de dışavurumuma maruz kalırsınız. hadi bakalım.
“kimden ayrıldığına bağlı biraz galiba.”
istenmeyen ama herhangi bir sebepten gerçekleşen, zorunlu bir ayrılıksa mesela, karşınızdaki kişiyi hala seviyorsanız, ondan haber almıyor olmak, onunla görüşmüyor olmak size acı* veriyorsa, kızgınlık, kırgınlık gibi duygular yoksa tabloda, bir "aklımdan çıkarmalıyım mücadelesi" vermeniz lazım geliyor. tutunacak güçlü bir motivasyonunuz yoksa bu mücadelenin zorluk seviyesi arşın falan ötesi. şimdi ben nesini, nesine kırdırarak öteleyebilirim ki bu adamı kendimden uzaya?* yani elimde malzeme olsa işleyebilirim. yemin ederim yapabilirim bunu. ama yok. yoksa yoktur bir şey yani. benim suçum ne? e kendime böyle bahaneleri karşımdakinden bulup çıkartamıyorsam geriye "aklımdan çıkarmalıyım mücadelesi" noktasında sadece oyalanmak seçeneği kalıyor. işte en klasik yöntem fiziksel aktivite. dışarı çık, sıklıkla yapmadığın şeyleri yap, eğlenmeye çalış, yeni bir kitaba başla. eşyaları kaldırdın mı gözünün önünden? telefonumu kılıfsız kullanıyorum farkındaysan. heh afferim.
eee? sonra? sonrası yok arkadaşlar. böyle olmuyor. e çivinin de çiviyi sökmediğini öğrendik bu yaşımıza geldiğimizden mütevellit. ben kendi içimde bile adamla ilgili malzeme bulamıyorum, bir de bir karşılaştırma unsuru alınca tabloya hoff iyice karışıyor işler.
-ne yapacağız?
-kadim dostumuz zamana bırakacağız.
-zaman geçiyor mu?
-2 haftayı 812 gün gibi yaşadım böyle durumlarda asla doğrusal akmayan dostum sağ olsun. başka soru?
- …
-ben de öyle tahmin etmiştim.
“ya da biten ilişkinin karakteriyle mi ilgili acaba?”
evet ilişkinin karakteri. baya senle, karşındakiyle bağımlı değişken, (bağımlı “ama” değişken diye bir kavram var mı literatürde?)* aranızdaki iletişimin artık kimyasından mı fiziğinden mi ben bilemem, ama sizden azade bir canlıymış gibi hareket eden bir karakteri oluyor ilişkinin. aksini iddia edenin alnı kaç karışmış itinayla hesap ederim; kanıtlarla gelirim, yemin ediyorum üzülürsünüz. baya doğuyor, çeşitli ödipal dönem sendromlarını falan atlattıktan ergenliğe gidiyor. yeteri kadar saçmaladıktan sonra da yetişkinliğe erişip yaşlanmaya yüz tutuyor, her şey biter; önünde sonunda da ölüyor ilişki. ilişkinin ölmesi demek bitmesi demek değil. o kopuştan bahsediyorum. bildin?
şimdi bu karakteri doğru tanımak, doğru değerlendirmek lazım. öyle "benim ilişkim" deyip kayırırsanız olmaz. bazı ilişki karakterleri sürprizsiz. hikayesi belli. bazılarıysa çok girift. şimdi baştan kokan cins balıklardan da olsa ilişkiniz, sürpriz yumurta da ortak bir nokta var; yaşanacaksa yaşanacak. öyle benim farkındalığım çok yüksek bile bile lades demem ben demeyin. büyük konuşmak yasaklansın hepimiz rahat edelim. göklerden gelen bir karar var neticede. bu hikayesi belli tip ilişkileri yaşadıktan sonra, bitişlerde yani, her şeyin suçunu soyut şeylere atmak, o attığın yerlerde kalmasını sağlamak falan baya basit iş. zaten bu yöntem genel olarak da yaşam konforunu çok artırıyor arkadaşlar. boşuna determinist olmadık. açıklayayım; hayatınızın merkezine bir insan koyduğunuzda örneğin, ya da durumlarla ilgili tartışmaya açık olmayacak şekilde somut varlıkları suçladığınızda çok karmaşık süreçlerin içine girmek zorunda kalıyorsunuz. düşünsene sevgilin seni bekletti, söylediği saatte çıkmadı evden ve hayvani bir trafiğe kaldın sen de sonunda evlerden ırak, bu noktada vardır bir hayır dersen mi daha kolay çıkarsın işin içinden, ben sana kaçta çıkmamız gerektiğini söylemiştim, ona göre hazırlansaydın kavgası verdiğinde mi karşındakiye?* belki erken çıksaydı kaza yapacaktın? belki arabanın üstüne meteor düşecekti, ne belli? yani demem o ki elinizde bir fırsat varsa, kabak gibi ortada olan bir sebep yoksa somut bir varlıkla (kendiniz de olabilirsiniz bu somut varlık) ilişkilendirilebilecek, kaçılacak bir sokak varsa demek istiyorum, daracık falan olmasını umursamayın, girin oraya. en dertsiz, en tasasız iş; vardır bir hayır. ok. oyna devam.
ilişkiye dönelim. kurdunuz di’ mi bağlantıyı?yahu bu ilişkinin biteceği baştan belliydi işte, o ne yapsa, ben ne yapsam olmayacaktı, kimsenin suçu yok, kimya tutmadı bir kere dediğinizce işte çeşitli alışkanlıklar, davranış stilleri, belki bir iki şarkı, fotoğraflar falan... açın rupaul drag race izleyin, 3 sezon bitmeden meseleyi kapatmazsanız oturur konuşuruz yeniden. kesin bilgi, yayalım.
ama işte bazı ilişki karakterleri de zorlayıcı oluyor dediğim gibi. onları bitirince bu kadar hızlı sonuç alabileceğiniz bir yöntem bilmiyorum ben. kimya tutmuş, göze alınan şeyler var, ama sorunlar da var. belki başka biri “gibi” olmanız gerekiyor. belki beklentileriniz doyurulmuyor ama bazıları da hayvan gibi tatmin ediliyor. belki, belki, belki... onların bitişi daha çok ve maalesef öfkeyle. öfkenin kişiye, bu defa kişinin karakterine bağlı olarak yaptırabileceklerini sıralamaya burada 1568 milyon satırlık metin yetmez. geçelim.
“kişinin kendiyle mi alakalı lan yoksa?”
şimdi geldik kişinin kendisineee. heh. ne anlatayım ben şimdi. zaman/duygu korelasyonu mu? dışsal faktörleri mi? amigdala mı? yani burası baya bok bir yer. buraya giremem. girerim de çok kavramsal olur, yav he he diye okursunuz. o pozisyona düşmek istemiyorum. ama anahtar buradaysa çok ironik olmaz mı? ben cevabı bilmiyorum. ne olur siz biliyorsanız da benden ilelebet saklayın. asla bu yanıtı almak istemem.
çıktı:
yazarak çalışmayı seviyorum demişimdir muhakkak bir yerlerde. seviyorum çünkü. ne elde ettik peki bu çalışmadan? görünürde bir şey yok. ama beklemiyorduk zaten di' mi? niks. o iş öyle değil. daha çok kendinizde farkında olmadan bir şeyleri kodlamanız şeklinde çalışan bir yöntem bu. bakalım bu metin nerelerime neler yazdı. zamanla ben farkına varırım, siz de dışavurumuma maruz kalırsınız. hadi bakalım.
devamını gör...

