iş teklifi aldım yarın işe başlıyorum sözlük. mutluyum. çok mutluyum.
devamını gör...

türkü bitti ama marikaki sayesinde yüzümde oluşan gülümseme kaybolmadı hâlâ , sağ olsun...
devamını gör...

ilk defa olmak istediğim kadar çevresindeki olaylara kayıtsız kalabilen hayali karakter.

şimdi bu kadar kayıtsız olmayı isteyip-istemediğimi tekrar düşünüyorum. kendisini hiçbir şey için zorlamıyor. üstelik ne geçmişten pişmanlığı, ne de gelecekten endişesi var.
ne güzel ulan.*

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kim bilir kaçıncı kez tanımadığı bir yatakta uyanıyordu. usulca doğrulup etrafında ne var ne yok göz gezdirdi. anımsamaya çalıştı odadaki nesneleri. çok fazla eşya yoktu. kırık dökük bir masa, yanında ahşap sallanan bir sandalye, üç çekmecesi olan bir elbise dolabı. şimdilik gözüne çarpan bunlardı. uyanır uyanmaz odayı yokladıktan sonra ilk aklına gelen evde kendisinden başka biri olup olmadığını kontrol etmek oldu. yataktan hafifçe sıyrıldı, başucundaki hırkayı üzerine geçirip yola koyuldu. teker teker mutfağa, salona ve banyoya baktı. bu ufak ve bir o kadar soğuk, yabancı evde tek başınaydı.

uzun zamandan beri adı konulmamış bu hastalığın ya da sendromun pençesindeydi buğra. uykuya dalmadan önce ertesi sabah nerede uyanacağını bilmeden kafasında soru işaretleri ve içinden çıkamadığı bir bilinmezlikle boğuşuyordu. bir ailesi yoktu, daha doğrusu onları hiç tanımamıştı. varlıklarından bir haber olduğu aile daha yolun başında onu yalnız bırakmıştı. kendini bildiğinde yetimhanedeydi. ev diyebileceği, uyandığında aidiyet hissedebileceği, yanıdığı tek yuva orasıydı. azımsanmayacak bir zamandır yuvadan uzaktaydı. zaman mefhumunda bir sıkıntı olmasa da mekanda süregelen bir bilinmezlik mevcuttu. kim olduğunu, hangi yılın hangi ayının hangi gününde olduğunu biliyordu. sürekli değişen ise nerede olduğuydu.

bugün günlerden pazartesi, buna eminim. bütün pazarımı ikinci el eşya ve kitap satan dükkanın tozlu raflarını temizlemek ve düzene sokmakla geçirmiştim. zor ya da öğrenilmesi vakit alacak bir iş değildi. kalıcı olmadığımı bilsem de bu işi sevmiştim. dükkan sahibi sadık abi anlayışlı ve halden anlayan bir adamdı. yabancılık süreci yaşatmadı desem yeridir. o pazardan tam iki hafta önce bu dükkanın asma katındaki kanepeden bozma yatakta uyanmıştım. sadık abi beni bulduğunda hırsız olduğuma ihtimal vermediği için şanslıydım. belli bir süredir bu mekansız uyanmalardan muzdarip olduğumdan artık uyanınca yapacağım izahatler hazır oluyordu. bu sefer hikaye uydurmam gerekmedi. sadık ne söylerse onaylıyordum. senaryoyu benim yerime o yazmıştı. evsiz olduğumu, sığınacak bir yer ararken kendisinin dükkanını bulduğumu, allaha emanet kapısını zorlanmadan açtığımı ve geceyi burada geçirdiğimi onayladım. kimsesiz olduğumu zaten ilk bakışta anlamıştı. galiba yüzüme ve duruşuma işlemişti bu süresiz yalnızlık. bir dahaki bilinmez uyanışa kadar burada kalabilirdim. sanki o asma kat zaten uzun zamandır beni bekliyormuş gibiydi. işim de olmuştu, dükkanın getir götürünü, temizliğini yapıyordum. burada geçen günlerimi arayacaktım, eminim. insanın hiçbir yere ait olamaması kadar acı verici bir şey olmasa gerek. bundan daha kötüsü kim olduğunu bilmemek, sokaklarda kimliksiz dolaşmak olurdu ancak.

peki şimdi neredeydim? bu ev kimindi ve ben yine ait olmadığım bu yere nasıl gelmiştim? her sabah böyle olmuyordu, hatta bu sendromun sıklığıyla ilgili en ufak bir istatistiğim dahi yoktu. bazen üç ay, bazen iki hafta, bazense bir gün. ama muhakkak er ya da geç oluyordu. muhakkak bir sabah uyandığımda evvelki gece bulunduğum mekanın dışında yabancı olduğum yeni bir yerde gözlerimi açıyordum. bitmek bilmiyordu bu ızdırap. hiçbir yere alışamıyor, hiçbir yerde tam anlamıyla yerleşemiyordum. mutfağa girdiğimde kimsenin evde olmadığına artık emin olmuştum. diğer mekanlarda kimseye rastlamadığı gibi evin içinde gezinirken yeltendiği "kimse var mı?" soruları da cevapsız kalmıştı. şansına buzdolabında kahvaltı için malzemeler mevcuttu. üstünkörü de olsa bir şeyler atıştırdıktan sonra keşif turu için üzerini değiştirmeden evden ayrıldı. dolapta kendinin olup olmadığından emin olamadığı kıyafetleri şimdilik denemedi. zaten üstünde gündelik elbiselerle uyumuş olduğundan hazır bir şekilde evden çıktı. ilk işi sokağın başındaki bakkala gitmek oldu. ilk zamanlarda olduğu gibi "ben nerdeyim", "burası hangi şehir", "hangi mahalledeyiz" sorularını karşı tarafı ürkütmemek için artık sormuyordu. bulunduğu mekanı kavramak için daha dolaylı yollara başvuruyordu. bakkaldan yerel bir gazete aldı, gazetenin üstünde eskişehir merhaba gazetesi yazıyordu. dün istanbul'da uykuya dalan buğra bugün eskişehir'de gözlerini açmıştı. zaman zaman bu oluyordu, şehir değiştirme. ilk başlarda sadece aynı şehir içerisinde mekan değiştiren bedeni zaman içerisinde bir sabah ankara bir sabah sakarya gezer olmuştu. işin en acıklı yanı ise buğra'nın bu durumu paylaşabileceği kimsesi olmamasıydı.

aklına ilk istanbul'a dönme fikri geldi. daha önce de denemişti. önceden bulunduğu mekanı, tanıştığı insanları bulabilmek için yeni uyandığı yerden eskisine yolculuğa çıkmıştı. ama bir önceki adresine gittiğinde ne kaldığı yerden, ne yaptığı işten, ne de tanıştığı insanlardan bir iz bulabilmişti. sanki o anlar hiç varolmamış gibiydi. yine hüsranla karşılaşmamak için istanbul'a dönme fikrini şimdilik erteledi. eskişehir'de ne işi vardı onu bulmalıydı. cüzdanını kontrol etmek yeni aklına gelmişti. anadolu üniversitesi'ne ait personel kartı gözüne ilişti. bunun yanında bir maaş kartı, birkaç da kartvizit vardı cüzdanda. acaba buradaki yolculuğu ne kadar sürecekti, burada ne işi olduğunu çözmeye değecek kadar süre geçirip geçirmeyeceğini bilmese de araştırmaya karar verdi. şarkıda sil baştan başlamak gerek bazen diyordu ya, buğra için artık sil baştan başlamamak gerekiyordu. kim bilir kaçıncı kez sıfırdan başladığı hayatı artık onu usandırmıştı. adımlarına bu durumun yarattığı yılgınlık sirayet etmişti ama daha tam olarak pes etmemişti. biliyordu. bir gün artık buraya kadar deyip pes edecek ve belki de bu hayata artık daha fazla katlanamadığını farkedip kısa yoldan bu işi bitirecekti. ama şimdi değil.

üniversiteye vardığında kimlik kartını turnikeye okutup içeri girdi.kapıdaki güvenlik uzun süredir tanıdığına delalet eden bir iyi günler dileğiyle karşıladı onu. evet ama şimdilik ne yapacaktı. güvenliğe burada ne işi olduğunu sormak abes olurdu. içeride yolunu yardım olmadan bulmak ise imkansız. havadan sudan bir muhabbetle konuyu buradaki işine getirebilirdi ve denedi. şansına geveze güvenlik konuştukça konuştu ve bir ara kütüphanede işler nasıl cümlesi geçti. bingo ! kütüphanede memurdu buğra. doğrudan oraya yönelmedi, biraz daha sohbet etti ve öyle yoluna gitti, istediğini almıştı. kütüphaneyi bulduğunda saat 10'u geçmişti. bankoda görevli olan, emekliliğine az kalmış yaşlı kurt ihsan nerede kaldın yahu, başına bir iş geldi sandık diye karşıladı onu. telefonun da kapalı, kaç kere aradım. bunca yılın tecrübesine rağmen buğra bu sabah en önemli şeyi atlamıştı, telefonunu kontrol etmek. bu kadar uğraşmasına gerek kalmayacaktı belki. şarjım bitmiş, farketmemişim diye başından savdı ihtiyarı. kütüphane içerisinde şüphe çekmeden bir tur attı, o sırada ihsan'ın şüpheli bakışları onu takip etmeye devam ediyordu. bu çocukta bir haller var bugün ama hayırlısı dedi içinden. sonrasında daha fazla dayanamadı. " oğlum buğra ne dolanıp duruyorsun, gel otursana yerine" diye seslendi. neyse ki yeri belliydi, zaman içerisinde bu ihtiyardan yaptığı işi de öğrenirdi. gerçi şimdiden belliydi neyin ne olduğu az çok. kütüphanede öğrencilerin aldığı kitapları sisteme işliyorlar, iade kitapları yerlerine yerleştiriyorlar, kısacası bir kütüphane memuru gün içerisinde ne yaparsa onu yapıyorlardı. ihsan'ı fazla şüphelendirmemek için çok soru sormadı. öğle yemeğine kadar yerinde sakince oturup onu takip ederek işinin gerekliliklerini kafasında bir yere not etti. bu kaçıncı iş öğrenişim diye geçti aklından bir ara. artık hafızası doluyordu. sürekli yeni bir işe adapte olmak zorunda kalmak, işin gereksinimlerini öğrenmek yoruyordu onu. ama bu seferki çok zorlayıcı sayılmazdı.

günün sonunda yorgun hissediyordu. eve dönüş yolunu bulma derdi olmadı. kapının önündeki servisçi sabah yoktun buğra bey deyince anladı mevzuyu. kısa bir izahat sonrası servise atladı, evin önündeki sokakta indi. eskişehir'deki ilk işi günü bitmişti. akşam yemeği için bakkaldan birkaç şey aldıktan sonra eve geldi. evden çıkmadan pencereleri açmadığına pişman oldu, boğucu ve havasız bir ortam karşıladı onu. temizlik yapmaya değer mi diye düşündü, biraz beklemeliydi. burada ne kadar kalacağını bilmediğinden öteledi bu işi de. yemeğini yedikten sonra telefonunu kurcalama vakti geldi nihayet. buğra'nın bir sosyal medya hesabı yoktu ama internetten ya da mail adresinden bir şeyler öğrenebilirdi. okula ait mail adresinde okunmamış 72 mail bekliyordu. çoğu okulla alakalı duyurular olan gereksiz mail yığını arasında biri ilgisini çekmişti. gelen mail suat'tandı. yetimhanede edindiği ender arkadaşlardan biriydi. yazıda kendisine uzun zamandır ulaşmaya çalıştığını, internette ismini aratırken üniversitenin sitesinden mail adresine ulaştığını belirtiyordu. bunca zamandır ne yaptığını, nerelerde olduğunu da iliştirmişti soru olarak. buğra için yeni bir umut ışığı doğmuştu, sonunda hayatının normal seyrinde olduğu çocukluk günlerinden biri ona ulaşmıştı. suat'ın yazdıkları arasında kendisinden bahsettiği kısımlara tekrardan göz attı ve ankara'da yaşadığını gördü. mailin sonunda müsait oldukları bir zamanda buluşalım diye eklemişti.

sisli bir ankara sabahunda gözleri suat'ı arıyordu kızılay meydanında. bir dönem bu şehirde yaşamıştı, üç ay kadar. o zamanlar bakanlıklardan birinde uzman yardımcısı görevindeydi. uyanışların en iyilerinden birisiydi. oldukça prestijli bir hayata uyanmıştı ankara'da. tabi sürdüremedi bu durumu. iki yıl aradan sonra aynı şehirde bulunmak garip hissettirmişte, hafifçe ürperdi. saat tam 10'da suat'ı üzerinde gri bir palto, omzunda bir evrak çantası kendisine doğru gülümseyerek gelirken farketti. mailde yetişkin haline ait fotoğrafını iliştirdiği için tanımak zor olmadı. meydana yakın kafelerden birine girdiler. geçmişle ilgili kısa bir konuşmanın ardından şimdiki zaman geldi sıra. suat avukat olmuştu, çankaya'da bir hukuk bürosunda çalışıyordu. evlenmiş, bir kız çocuğu sahibi olmuştu. kılık kıyafetinden de anlaşılacağı üzere hali vakti yerindeydi. kendisi hakkında olan biteni anlattıktan sonra buğra'ya gelmişti sıra. kısaca eskişehir'den bahsetti. orada yeni olduğunu ve uyanışları anlatmadı. aslında buraya gelirken niyeti bunları ona anlatmaktı ama deli damgası yemekten korkuyordu. sonuçta anlatacakları aklı başında kimseye mantıklı gelecek türden şeyler değildi. bunu denese kaybedecek bir şeyi olmazdı belki, suat bu zamana kadar ortalarda yoktu, bundan sonra onu deli belleyip görüşmese ne eksilirdi. sadece kendine yediremediğindendi bu tavır, yoksa suat'ın ne düşüneceği çok da umrunda olmazdı. neden sonra muhabbet bir anda yetimhaneye geldi, ikisi de ayrıldıktan sonra bir daha oraya uğramamıştı. oradan hatıra kalan birini görmek bir anda buğra'ya buraya tekrar gitme isteği uyandırmıştı. ne kaybederdi ki.

ve her şeyin başladığı yerdedir. aradan geçen 12 yıldan sonra yetimhanededir. doğrusunu söylemek gerekirse artık burası bir yetimhane de değildir. terk edileli uzun zaman olmuş, metruk, yıkık dökük bir yer halini almıştır. buğra etrafında kimselerin olmadığı binanın içerisine yavaş adımlarla girer. kapı ardından kapandığında bir an süren karanlığın ardından her şeyi yerli yerinde bulur. koğuşu, ranzası, yemekhane, ilk yardım odası. her şey 12 yıl önce bıraktığı gibidir. koğuşuna gider, yatağını bulur. yorgunluktan kapanan gözlerini açık tutamaz ve uykuya dalar. artık ait olduğu yerdedir. hatta bu hayatta ait olabileceği tek yerdedir. uyandığında ve tekrar uyuduğunda, değişmeyen tek yerdedir.
devamını gör...

üst edit : kazanan 286 numarasıyla nurinaolmuştur. #48131

canım yazarlarım, her hafta düzenli olarak yapmayı planladığımız d&r 50 tl hediye kodu çekilişin ilki ile karşınızdayım.
her hafta sözlük yazarlarından 1 kişiye 50 tl online d&r hediye çeki vermeyi amaçlıyoruz.

çekilişe nasıl katılabilirim ?

buradaki linke tıkladığın anda sana numara tanımayacak bir sistem hazırladık. numaranı beğenmezsen sayfayı yenileyerek farklı bir numara alabilirsin.
çekiliş numaranı belirledikten sonra yukarıda belirtilen kutulara kafa sözlük'e kayıtlı olduğun e posta adresini ve mahlasını girmen yeterli.
her şey tamamsa, gönder butonuna basabilirsin.

her yazar 1 adet numara sahibi olabilir.

"çekilişe müthiş bir şekilde katıldın". yazısından sonra, çekilişe katılmış oluyorsun.

sana tavsiyem, numaranı unutmamak için bu başlık altına girebilirsin.


22 kasım pazar saat 22.00'da çekilişi, yine her zamanki gibi canlı yayın ile gerçekleştirip, 1 yazarımıza hediye kodunu tanımlayacağız.

soru: çekilişe katılmam için bir şey beğenmeme gerek var mı ?
cevap : yalnızca yazarımız olman yeterli, başka bir şeye gerek yok.
konudan bağımsız olarak bizi sosyal medyada takip etmen hoş olur tabi *

soru : herhangi bir şart var mı ?
cevap : sürekli fake hesap açılıp çekilişin manipüle edilmemesi için minimum 10 tanım girmiş yazarlar çekilişe katılabilir.

herkese bol şans *
devamını gör...

#999206 tanımıyla dikkatimi çekmiş olan, müsaade almadan takip ettiğim*, nickaltıma yaptığı tanımıyla günümün güzelleşmesine katkısı olmuş yazarımızdır. mahlasını seçerken füruğ ferruhzad'ın green illusion şiirinden esinlendiğini düşünüyorum. gelen tabak bizde boş dönmez efendim. takipteyiz, elinize yüreğinize sağlık.
devamını gör...

şimdiye kadar fuck the system yerine kullandığım söz kalıbını nick olarak karşımda gördüm ya, bi değişik oldum. böylesi daha eğlenceli değil mi? sözlüğe ara verip dönmüş yazar. hoşgelmiş. *
devamını gör...

insanın her zaman modu yüksek olmuyor. enerjim olursa ben de yazıyorum. şakalar, komiklikler gırla gidiyor lakin sinüs eğrisi gibi her yükselişin bir düşüşü de oluyor.
devamını gör...

(bkz: high definition media interface) 'in kısaltmasıdır, yani yüksek çözünürlüklü medya arayüzü. birkaç farklı sürümü vardır ve hepsinin desteklediği veri akış hızı ve dolayısıyla desteklediği çözünürlük/yenilenme oranı farklıdır.

edit: alttaki yazara teşekkürlerimi iletirim.
devamını gör...

gamzenin suçu ne ulan yarma diye sormak istediğim ingiliz mi türk mü belli olmayan şahıs. türkiyede eğitim sistemi bu kadar conki en azından o kadar konuşmuş kız yani. belki sultanbeyliden çıktı geldi oralara ne biliyosun?
devamını gör...

sevgili erkekler edward cullen ayağına gizemli olmaya çalışmaktan vazgeçip düşündüğünüz her şeyi bizimle paylaşınca emin olun daha çekici oluyorsunuz.
devamını gör...

hakan günday’ın bana göre bir romanda okuduğum, okuyabileceğim, insana-insanoğluna dair en kısa, en net, en özet ve en derin tespiti 2 cümle ile yaptığı kitabıdır ziyan…

‘’insanın hayvandan farkı alet kullanabilmesiydi. insanın kullandığı ilk alet de başka bir insandı…’’

kitap, hayatı boyunca defalarca suikast girişimine uğramış mustafa kemal atatürk’ün, izmir suikasti teşebbüsünden başarısızlıkla çıkan, ama idam edilmekten kurtulamayan ziya hurşit ve onun birkaç kuşak sonraki torunu olan bir jandarma erinin etrafında şekillenen olayları anlatmaktadır.

bana göre hakan günday’ın en güzel kitabıdır. ama öyle kurgu falan filan teknik şeylerden ötürü demiyorum bunu. her şeyi ile, kapak tasarımından tutun kitaba verilen ismin seçilmesine kadar her şeyiyle ama her şeyiyle beni memnun eden bir kitaptı. ya o kadar seviyorum ki bu kitabı, şu an alıp kitabı önüme açıp, satır satır tanım olarak girebilirim.

neresine baksam, hangi sayfasını açsam bir sürü alıntı, aforizma çıkartasım geliyor. hangisini alıntı yapsam diye şu an karar vermekte zorlanıyorum. mesela bir devlet tanımı var ki, evlere şenlik… oturduğum yerde kalkıp önümü ilikleyesim geldi okurken:

‘’devlet öyle bir binadır ki; çöktüğü zaman altında sadece halk kalır. yıkıntılarının arasından çıkan tek ceset, halka ait olandır. devleti yönetenlerse hayatta kalmak için, pazarlık yapar. buna can pazarlığı denir. mide bulandıran bir alışveriştir…’’

ya müthiş eleştiriler barındırıyor mesela kitap kendi içerisinde. sorgulamadan karşı çıktığımız bir çok şeyi sorgulatıyor:

‘’ kürtçe-türkçe sözlük var mı?” diye sorduğumdaysa, “otuz yıldır bu dükkânı işletiyorum. ilk defa biri bunu soruyor” yanıtını alıyordum. oysa önünde, istanbul life’ın eski sayıları ve kapaklarında, onlara bakanlardan bambaşka yüzlerin sıralandığı bir tezgahı bile vardı. ama sözlük yoktu. demek ki, anlaşmamak için anlaşmıştık. sorun yok. nasıl olsa, midyatlı doğu beyazıtlıyı, harranlı da cizreliyi anlamıyordu. sorun yok.
hiçbir sorun yok. nasıl olsa geberip gideceğiz. sözlüğe ne gerek var?’’

mesela şu kısmı okuyup da içi köpürmeyen, gözleri dolmayan, lanet olsun diye çığlık atmayan var mıdır merak ediyorum gerçekten:

‘’ o**spu televizyonun çocuğu haberler! kar seviyesi mi? kayak için uygun! peki, yolları kara batmış köylerin, bir yaşındaki çocukları böcek gibi ölürken dili kıpırdamayan leşlerinin, yüz bir yaşındaki dedelerini yaşatmak için fatiha dağını kızakla aşıp van yoluna çıkmaları için de uygun mu?kar seviyesi! ‘’

gerçekten okuyun. çünkü yazdıklarım sahiden yetersiz bu kitap için. anlamanız için kitabı paylaşmam lazım.

ki, bu suçu işlemeye değecek bir kitap benim için…

ayrıca; her ne kadar konu ile ilgili hakan günday'ın ağzından bir açıklama olmadıysa da bugüne kadar ( varsa da ben bilmiyorum) ziya hurşit bir rivayete göre hakan günday'ın dedesinin kardeşi imiş...
devamını gör...

alfa romeo*
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

büyük düşünceler, büyük bir zekadan çok, büyük bir kalpten doğar.
devamını gör...

yalan haber. benim 20 oldu mu başladı.
devamını gör...

benim bir arkadaşımın annesi ankaranın köklü üniversitelerinin birinde profesör babası da mit 'ı birincilikle bitirmiş çok bilgili bir profesör. yine ankarının en iyi üniversitelerinden birinde.

kızlarını özel bir kolejin ibdp sınıfına verdiler, her yaz maltaya dil okuluna ve california'ya yolladılar.ben yarım yamalak konuşurken kız anadili gibi ingilizce konuşuyordu. yks gibi aptal bir sınava hazırlanmak yerine sat sınavına hazırlanıyordu. 44/45 puan almış. şimdi stanford üniversitesinde bilgisayar bilimleri okuyor.amerikanın en pahalı eyaletinde yaşıyor ve babası her ay en az 10 bin dolar gönderiyor. kısacası imkan meselesi. ailen sana ne sunarsa osun.
devamını gör...

katil olmama sebeptir.

manyak mısın oğlum, ne işin var yedi ceddinin katilinin evinde? daha geçen bizimkiler ilaçlama yapmıştı. akıllanmadınız mı?

edit: yazım yanlışı.
devamını gör...

1995 yazı, arkadaşlarımla gece dışarı çıkmama izin verilen ilk yazdı.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

nerden biliyorsun tanımadığını? isteyen istediğini yapar. kimse seni nickaltında pohpohlamadı diye başkalarınınkine laf atmak da ne bileyim. işiniz gücünüz millete sallamak zaten.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim