çocuklara iki isim verme modası
3 çocuğa 6 isim vererek, benim de zamanında takip ettiğim moda.
dahaden çocuklarımın bundan muzdarip olduğunu görmedim. soyadı kısa olan herkes verebilir, uzun soyadlarında handikap yaratabilir.
dahaden çocuklarımın bundan muzdarip olduğunu görmedim. soyadı kısa olan herkes verebilir, uzun soyadlarında handikap yaratabilir.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının şiirleri
aşk nedir.
devamını gör...
kafa sözlük
kazıklı maria'dan görüp geldiğim bir sözlük.şu ana kadar hiçbir sözlük kullanmamama rağmen gerek yaptığı yardımlar gerek sözlükteki ortam olsun beni kendisine bağlamış ilk ve tek sözlüktür kendisi.
devamını gör...
gitmek mi zor kalmak mı sorunsalı
kalan her daim acı çeken olacağı için ve olduğu yerde kalacağı için kalmak zordur. giden kendine yeni bir yol çizmiştir. kalanın yolu da evi de eskidir.
devamını gör...
yaşamın anlamı
yaşamın anlamı zaten ona bir anlam bulmaya çalışmak değil midir?
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
başka bir başlığa yazmıştım ama yok, hiçbir başlık altına gelmiyor düşüncelerim. en iyi karalama defterine gider. çok üzgünüm bu gece. sizinle dertleşesim var. yine uzun olacak. şu hayatımda hiçbir şeyi kısa kesemedim ki zaten.
sevdayı anlatan çok şarkı dinledim ben. jale'nin sevdam acıyor'undan gülden karaböceğin sevsen ne olurdu'suna, bergen'inden emre aydın'ına kadar. hepsinin yeri bende farklıdır, inci gibidirler benim için. lakin bir şarkıyı dinledikçe sizin üzerinizdeki etkisini kaybeder. başlarda şarkıdan alacağınız haz, daha onu dinlemeden başlardı. sonra yavaş yavaş terk eder sizi; hislerinizi yeterince kabartmıştır ve görevini yapmıştır. daha önemsiz olur, listede aşağılara gider. arada açıp anarsınız ama hiç o ilk dinlediğiniz gibi tüylerinizi ürpertmez, yüreğinizi titretmez.
benim bir şarkım vardı. çok özeldi benim için. ben bu olayı bildiğim için de bu şarkıyı çok nadir dinlerdim. çünkü zamanında gerçekten sevmiş olanlar bilirler ki; bir zaman sonra o insanı hatırlarken yüreğinizde hissettiğiniz sızıyı bile özler duruma gelirsiniz. hissizleşmek, insanda peydah olan dünyanın en kötü halidir. ben bu hali hiç sevemedim. sevgisizliği, sevmesizliği hiç sevemedim. daha erken zamanlarda, tüm biralarımı devirecek şarkılar bulmakta mahir olduğum zamanlarda birçoğunu tüketmeyi başarmıştım. pek az şarkı beni heyecanlandırıyordu artık, saçma, anlamsız şarkılar dinlemekten de hiç haz etmediğimden müzik tarzımı değiştirmiştim. doğrusu "sen yorulmuş bi kızsın, madem seni çok istiyolardı öylece ortaya koymasalardı" gibi sözleriyle "sıcak su bardağı çatlatır" gibi boktan grupları sevmiyordum. bunları sevenin de kendisine saygısı yoktur zaten. "gül bahara güz düşmüş gibi, mor dağlara kış vurmuş gibi yüreciğim taş olmuş gibi" diyen sanatçılardan "seni aldım bikere vermicem" noktasına asla gelemezdim, böyle saygısızlıkları tolere edebilmek için yeterince genç hissetmiyordum kendimi.
neyse, yıllar sonra cüneyt ergün'ün "bilinmeyen saat uygulaması" diye bir şarkı çalındı kulağıma. bir yerde duydum, hemen kulaklarımdan kalbime bir yol açıldığını hissettim. adeta cengiz holding şantiyeyi kurmuştu vücuduma; "bu adamın a.na koyacağız" diyordu. ben de hemen şarkıyı bulup kaydettim. iki kere dinledikten sonra şarkıyı sakladım. özel günlerde, ortam kurduğumda, masaya bir yetmişlik açıldığında hala kalbimin olduğunu hissetmek için, birileri sevgilerini masaya yatırdıklarında yalnız hissetmemek için dinliyordum. bir kezdi. dört dakika kırk sekiz saniye bana yetiyordu. azla yetinmeyi bilenler için yeter de artar bile. son zamanlarda dinleyecek hiç şarkı bulamaz oldum. iş yoğunluğu, radyo gibi alışkanlıklarımın olmaması falan derken de iyice hiçliğe doğru yol almaya başlamıştım yeniden. dedim bir açayım şu şarkıyı. çıktım balkona, yaktım sigaramı ve dinlemeye başladım: "seni bir saat ileri almışlar, beni bir saat geri"
tabularımız vardır; bastırdıkça bizi zehirleyen tutkularımız vardır. bunları tutan bir eşik vardır. o eşiği bir kez aşarsanız, bir daha asla o çizgiden geri adım atmazsınız. sizi tanıyan insanlar bu eşiği aştığınızı görür ve "sen çok değiştin" derler. bu olağan bir şeydir halbuki, değişime mukavemet gösteremezsiniz, sizi ittirir arkanızdan. siz direndikçe uçuruma doğru sürükler sizi. zaman gelir, sizi zehirleyen tutkularınız ruhunuzu öldürmeye başlar. daha fazla direnenlerin hali nice olmuştur, görürüz, duyarız bunları. sözler söylenmiştir hakkında, kitaplar yazılmış, ağıtları yakılmıştır. o eşiklerden birini aşmıştım o gece. içimde hapsettiğim, zaman zaman dışarı çıkmasına izin verdiğim tutkumu serbest bırakmıştım. sınırı geçmiştim, büyüyü bozmuştum. geri dönemiyordum, ilkeler yıkılmıştı.
sonra dinlemeye devam ettim. saatlerce dinledim. sigara paketim dibini görene kadar yaktım anılarıma. en dipte kalan anıları canlandırmaya çalıştım. yavaş yavaş kendilerine geliyorlardı. seneler öncesinden bir bakıştı aradığım "son bakıştaki o gözler kaldı aklımızda" demişlerdi ya, o bakış kalmış aklımızda. mutluydum, yine özlemekten memnundum. yine o tatlı sızıyı hissetmekten, yollar sonra yeniden "her şey çok farklı olabilirdi" diyebildiğim için, "ölüm değilse bizi ayıran, yazık olmuş" diyebildiğim için mutluydum. hissizlikten hislere yolculuk yaptığım için, kalbimdeki o ince titreşimi yeniden duyabildiğim için memnundum. sonraki günler de ara ara dinledim. şimdilerde etkisini kaybetmeye, listede gerilere gitmeye başladığını hissediyorum.
az önce açıp dinledim. beni terk ediyor. şarkıya veda ediyorum resmen. ihanet içinde hissediyorum. dinledikçe kalbimi daha az işlemeye başladı ve o titreşimi duyabilmek için daha fazla dinlemeye başladım. bu işler böyledir, yıkım başladığında durdurmak zordur. yavaş yavaş veda ediyoruz birbirimize. çok üzgünüm gerçekten. derdine koyayımlık bir durum değil. inanın bana çok baba dertlerim var benim. şöyle veya böyle diyerek küçümseyemeyeceğiniz, sessizce dinleyebileceğiniz dertlerim var. lakin sapla samanı karıştıramayız. bunun yeri farklıydı.
onu bir saat ileri, beni bir saat geri almışlardı. zaman bizim düşmanımızdı gerçekten. ben, tüm sevilmeyişimle, kapısından giremediğim bir yüreğin sitemini taşırım. kimselere anlatamadığım gurursuzluğumdur bu benim. cüneyt abi "şimdi kimler sensiz kalır, bilemem" derken sevginin karşısındaki gurursuzluğu yeniden hissederdim. saçlarına bir başkasının dokunamayacağına dair edilmiş tüm yeminlerin yere battığı, artık onun kim bilir kim olduğunun merak edildiği bir dönemin tezahürüydü benim için. yıllar sonra bile bir zamanların sitemiydi. yanlış zamana, yanlış mekana, nasipsizliğe bir ağıttı. çok özeldi benim için. çok üzgünüm.
sevdayı anlatan çok şarkı dinledim ben. jale'nin sevdam acıyor'undan gülden karaböceğin sevsen ne olurdu'suna, bergen'inden emre aydın'ına kadar. hepsinin yeri bende farklıdır, inci gibidirler benim için. lakin bir şarkıyı dinledikçe sizin üzerinizdeki etkisini kaybeder. başlarda şarkıdan alacağınız haz, daha onu dinlemeden başlardı. sonra yavaş yavaş terk eder sizi; hislerinizi yeterince kabartmıştır ve görevini yapmıştır. daha önemsiz olur, listede aşağılara gider. arada açıp anarsınız ama hiç o ilk dinlediğiniz gibi tüylerinizi ürpertmez, yüreğinizi titretmez.
benim bir şarkım vardı. çok özeldi benim için. ben bu olayı bildiğim için de bu şarkıyı çok nadir dinlerdim. çünkü zamanında gerçekten sevmiş olanlar bilirler ki; bir zaman sonra o insanı hatırlarken yüreğinizde hissettiğiniz sızıyı bile özler duruma gelirsiniz. hissizleşmek, insanda peydah olan dünyanın en kötü halidir. ben bu hali hiç sevemedim. sevgisizliği, sevmesizliği hiç sevemedim. daha erken zamanlarda, tüm biralarımı devirecek şarkılar bulmakta mahir olduğum zamanlarda birçoğunu tüketmeyi başarmıştım. pek az şarkı beni heyecanlandırıyordu artık, saçma, anlamsız şarkılar dinlemekten de hiç haz etmediğimden müzik tarzımı değiştirmiştim. doğrusu "sen yorulmuş bi kızsın, madem seni çok istiyolardı öylece ortaya koymasalardı" gibi sözleriyle "sıcak su bardağı çatlatır" gibi boktan grupları sevmiyordum. bunları sevenin de kendisine saygısı yoktur zaten. "gül bahara güz düşmüş gibi, mor dağlara kış vurmuş gibi yüreciğim taş olmuş gibi" diyen sanatçılardan "seni aldım bikere vermicem" noktasına asla gelemezdim, böyle saygısızlıkları tolere edebilmek için yeterince genç hissetmiyordum kendimi.
neyse, yıllar sonra cüneyt ergün'ün "bilinmeyen saat uygulaması" diye bir şarkı çalındı kulağıma. bir yerde duydum, hemen kulaklarımdan kalbime bir yol açıldığını hissettim. adeta cengiz holding şantiyeyi kurmuştu vücuduma; "bu adamın a.na koyacağız" diyordu. ben de hemen şarkıyı bulup kaydettim. iki kere dinledikten sonra şarkıyı sakladım. özel günlerde, ortam kurduğumda, masaya bir yetmişlik açıldığında hala kalbimin olduğunu hissetmek için, birileri sevgilerini masaya yatırdıklarında yalnız hissetmemek için dinliyordum. bir kezdi. dört dakika kırk sekiz saniye bana yetiyordu. azla yetinmeyi bilenler için yeter de artar bile. son zamanlarda dinleyecek hiç şarkı bulamaz oldum. iş yoğunluğu, radyo gibi alışkanlıklarımın olmaması falan derken de iyice hiçliğe doğru yol almaya başlamıştım yeniden. dedim bir açayım şu şarkıyı. çıktım balkona, yaktım sigaramı ve dinlemeye başladım: "seni bir saat ileri almışlar, beni bir saat geri"
tabularımız vardır; bastırdıkça bizi zehirleyen tutkularımız vardır. bunları tutan bir eşik vardır. o eşiği bir kez aşarsanız, bir daha asla o çizgiden geri adım atmazsınız. sizi tanıyan insanlar bu eşiği aştığınızı görür ve "sen çok değiştin" derler. bu olağan bir şeydir halbuki, değişime mukavemet gösteremezsiniz, sizi ittirir arkanızdan. siz direndikçe uçuruma doğru sürükler sizi. zaman gelir, sizi zehirleyen tutkularınız ruhunuzu öldürmeye başlar. daha fazla direnenlerin hali nice olmuştur, görürüz, duyarız bunları. sözler söylenmiştir hakkında, kitaplar yazılmış, ağıtları yakılmıştır. o eşiklerden birini aşmıştım o gece. içimde hapsettiğim, zaman zaman dışarı çıkmasına izin verdiğim tutkumu serbest bırakmıştım. sınırı geçmiştim, büyüyü bozmuştum. geri dönemiyordum, ilkeler yıkılmıştı.
sonra dinlemeye devam ettim. saatlerce dinledim. sigara paketim dibini görene kadar yaktım anılarıma. en dipte kalan anıları canlandırmaya çalıştım. yavaş yavaş kendilerine geliyorlardı. seneler öncesinden bir bakıştı aradığım "son bakıştaki o gözler kaldı aklımızda" demişlerdi ya, o bakış kalmış aklımızda. mutluydum, yine özlemekten memnundum. yine o tatlı sızıyı hissetmekten, yollar sonra yeniden "her şey çok farklı olabilirdi" diyebildiğim için, "ölüm değilse bizi ayıran, yazık olmuş" diyebildiğim için mutluydum. hissizlikten hislere yolculuk yaptığım için, kalbimdeki o ince titreşimi yeniden duyabildiğim için memnundum. sonraki günler de ara ara dinledim. şimdilerde etkisini kaybetmeye, listede gerilere gitmeye başladığını hissediyorum.
az önce açıp dinledim. beni terk ediyor. şarkıya veda ediyorum resmen. ihanet içinde hissediyorum. dinledikçe kalbimi daha az işlemeye başladı ve o titreşimi duyabilmek için daha fazla dinlemeye başladım. bu işler böyledir, yıkım başladığında durdurmak zordur. yavaş yavaş veda ediyoruz birbirimize. çok üzgünüm gerçekten. derdine koyayımlık bir durum değil. inanın bana çok baba dertlerim var benim. şöyle veya böyle diyerek küçümseyemeyeceğiniz, sessizce dinleyebileceğiniz dertlerim var. lakin sapla samanı karıştıramayız. bunun yeri farklıydı.
onu bir saat ileri, beni bir saat geri almışlardı. zaman bizim düşmanımızdı gerçekten. ben, tüm sevilmeyişimle, kapısından giremediğim bir yüreğin sitemini taşırım. kimselere anlatamadığım gurursuzluğumdur bu benim. cüneyt abi "şimdi kimler sensiz kalır, bilemem" derken sevginin karşısındaki gurursuzluğu yeniden hissederdim. saçlarına bir başkasının dokunamayacağına dair edilmiş tüm yeminlerin yere battığı, artık onun kim bilir kim olduğunun merak edildiği bir dönemin tezahürüydü benim için. yıllar sonra bile bir zamanların sitemiydi. yanlış zamana, yanlış mekana, nasipsizliğe bir ağıttı. çok özeldi benim için. çok üzgünüm.
devamını gör...
kadınların yönlendirilmeyi sevmeleri
ömründe kadın görmemiş yazar beyanı.
siz trafik polis misiniz ki kadınları yönlendiriyorsunuz. ayrıca bu kadınlar hangi sanayide hangi torna tezgahından çıkıyor, bilelim de bize uygun olanlarını gidip alalım. kadınlar böyle fütursuzca genellendiğine göre hepsi tek tip demek ki.
siz trafik polis misiniz ki kadınları yönlendiriyorsunuz. ayrıca bu kadınlar hangi sanayide hangi torna tezgahından çıkıyor, bilelim de bize uygun olanlarını gidip alalım. kadınlar böyle fütursuzca genellendiğine göre hepsi tek tip demek ki.
devamını gör...
miasma
yunan mitolojisinde, kirlenme durumu. kendi başına ayrı bir hayat yaşayan bulaşıcı bir güçtür.
miasma (saflık anlamındaki katharia kavramına karşılık kirlenme anlamında), adam öldürme, konuksever olmama, iğrenç hastalıklar, doğum, cesetlerle fiziksel temasta bulunma ve kötü rüya gibi ahlaki açıdan kötü eylemlerden nötr sayılan eylemlere kadar değişen çeşitli eylemlerle bağdaştırılabilirdi. miasma defedilmeyecek olursa tıpkı nemesis gibi bir insanı yokedebilirdi. miasma'dan kurtulma, öfkeli tanrıların teskin edilmesi veya ahlaki reformla değil, ritüel temizlenme yoluyla gerçekleşir; bu temizlenme genellikle domuz kanı veya deniz suyuyla yapılırdı, çünkü antik dünyada tuzun kötülüğü uzaklaştırdığına inanılırdı.
(bkz: jeffrey burton russell)(bkz: the devil: perception of evil from antiquity to primitive christianity)
miasma (saflık anlamındaki katharia kavramına karşılık kirlenme anlamında), adam öldürme, konuksever olmama, iğrenç hastalıklar, doğum, cesetlerle fiziksel temasta bulunma ve kötü rüya gibi ahlaki açıdan kötü eylemlerden nötr sayılan eylemlere kadar değişen çeşitli eylemlerle bağdaştırılabilirdi. miasma defedilmeyecek olursa tıpkı nemesis gibi bir insanı yokedebilirdi. miasma'dan kurtulma, öfkeli tanrıların teskin edilmesi veya ahlaki reformla değil, ritüel temizlenme yoluyla gerçekleşir; bu temizlenme genellikle domuz kanı veya deniz suyuyla yapılırdı, çünkü antik dünyada tuzun kötülüğü uzaklaştırdığına inanılırdı.
devamını gör...
favorileyen yazarın profiline bakmak
ulan bu yaştan sonra sözlük sayesinde değişik değişik meraklar başladı.
mesela biri tanımımı favorilediyse kimmiş la bu diye profile bir bakıyorum.
böyle de dürüstüm.
(bkz: geceye bir itiraf bırak)
mesela biri tanımımı favorilediyse kimmiş la bu diye profile bir bakıyorum.
böyle de dürüstüm.
(bkz: geceye bir itiraf bırak)
devamını gör...
bir evi daha yaşanılır kılan detaylar
aile evindeyseniz eğer, kendinize ait bir oda olmasıdır. yalnız yaşıyorsanız da, az eşyalı ve tamamen açık, canlı renklerle döşenmiş bir ev. rengarenk de olabilir.* ve kesinlikle bir evcil hayvan. uyurken yanınıza gelmesi bile yeter.
devamını gör...
mükemmel bir düğün için olması gerekenler
evlenen kişilerin birbirini sevmesidir. gerisi pek de önemli değildir efenim.
devamını gör...
bohem hayatı
açık tenli çingene olan bohemyalılar, avrupa - çingene melezi bir halktır. ortaçağ kaynaklarında bohemien diye geçer. bu yüzden çok gezen, sefa içinde, dertten tasadan uzak, parayı hayatının merkezine almadan yaşayan kişiler için bohem hayatı sürmek tabiri kullanılır.
devamını gör...
bir erkeğin en tatlı olduğu an
üç yaşına olan an' dır.
o yaştan sonra, saçmalamaya başlıyoruz.
o yaştan sonra, saçmalamaya başlıyoruz.
devamını gör...
agora meyhanesi radyo yayını
sevgili yazarlarımızın kalitesinin yayına yansıması oldukça keyifli ve dolu dolu bir program dinlememize vesile oluyor. sesiniz eksik olmasın güzel insanlar.
devamını gör...
aslında havalı olmayan şeyler
çayı şekersiz içmek. ben de şekersiz içiyorum ama havalı olunacak bir şey değil, bir tercihtir.
tanım: havalı olduğu zannedilen ama havalı olmayan şeyleri paylaştığımız başlık.
tanım: havalı olduğu zannedilen ama havalı olmayan şeyleri paylaştığımız başlık.
devamını gör...
rumeli türküleri
daha bir huzur verici ve anlamlı gelmiştir bana her zaman.
örnek;
bir fırtına tuttu bizi
bülbülüm altın kafeste
örnek;
bir fırtına tuttu bizi
bülbülüm altın kafeste
devamını gör...
östrojen çekilme kanaması
disfonksiyonel uterin kanamalardan birisidir.
nedenleri:
ekzojen östrojen tedavisinin aniden kesilmesi
bilateral ooforektomi(yumurtalıkların alınması)
radyoterapi sonrası
menstruasyon ortasında görülen ovulasyon kanaması
yenidoğanda görülen maternal östrojen çekilmesi.
nedenleri:
ekzojen östrojen tedavisinin aniden kesilmesi
bilateral ooforektomi(yumurtalıkların alınması)
radyoterapi sonrası
menstruasyon ortasında görülen ovulasyon kanaması
yenidoğanda görülen maternal östrojen çekilmesi.
devamını gör...
doğal işsizlik oranı
bir ekonominin normal çalışma seviyesindeyken mevcut olan işsizlik düzeyine verilen isimdir. genellikle bu oran %5'tir.
devamını gör...

