yazarların evlenmek istememe nedenleri
önce kendi başıma özgür bir birey olmanın keyfini yaşamam, benliğimi bulmam, ruhumdaki saklı koyları keşfedip kamp yapmam gerek.
içinde bulunduğun ruh hali ve konjonktürde hayatıma kimi alırsam alayım mantıklı bir karar olmayacaktır.
içinde bulunduğun ruh hali ve konjonktürde hayatıma kimi alırsam alayım mantıklı bir karar olmayacaktır.
devamını gör...
sözlükteki hoşça kalın intihar ediyorum modası
genel düzeltme: baktım ki başlık ve entry yanlış anlaşılıyor konuyu daha düzgün yazayım.
niyetiniz ciddi olsun ya da olmasın burada bu tür şeyler yazmak intihara özendirici davranışlardır. ve kanunen * suçtur.
yaptığınız şey ilgi için olsun ya da olmasın yanlıştır. şu konudan çıkalım artık.
yazdığınız şeyler zayıf yapılı insanları da etkiliyor.
niyetiniz ciddi olsun ya da olmasın burada bu tür şeyler yazmak intihara özendirici davranışlardır. ve kanunen * suçtur.
yaptığınız şey ilgi için olsun ya da olmasın yanlıştır. şu konudan çıkalım artık.
yazdığınız şeyler zayıf yapılı insanları da etkiliyor.
devamını gör...
grup abdal
sahibini tanıdığım bir mekanda konser veren, ancak biletlerin tamamının satılamaması üzerine peşin aldıkları paranın yarısını mekan sahibine iade eden güzel yürekli insanların oluşturduğu müzik grubu.
her ayın son cumartesi gününde soframı kurar türkü gecesi yaparım. onlarda kulaklarıma misafir olur.
gafil, gezme şaşkın!
her ayın son cumartesi gününde soframı kurar türkü gecesi yaparım. onlarda kulaklarıma misafir olur.
gafil, gezme şaşkın!
devamını gör...
kesmeşeker
onu bunu boşver de hakikaten bu tren ne zaman gitti? bitmeyen derslerde mi, kalbi kırıklar bankasındayken mi? tek kişiyim ben hala zaten, e zaten.
derin uyku adamı, azın azı. içten. uçsuz bucaksız değil. mükemmel değil, şehirde. en sevdiğim kum. sonra aşk ve para gelir. karanlıktan korkan bebekler olduğumuz için vahşiyizdir. el mecbur abi.
daha nizami olabilecek çok şey vardır muhakkak, yapılabilir de. kusura bakma, eskiler çok doluydu.
ilk duyduğum, kirazdan küpe, sallanır bize, ayaz ayaz.
cenk taner az insanda çok derin izler bırakmıştır bence, kaç değil kim olanlarda. zaten.
derin uyku adamı, azın azı. içten. uçsuz bucaksız değil. mükemmel değil, şehirde. en sevdiğim kum. sonra aşk ve para gelir. karanlıktan korkan bebekler olduğumuz için vahşiyizdir. el mecbur abi.
daha nizami olabilecek çok şey vardır muhakkak, yapılabilir de. kusura bakma, eskiler çok doluydu.
ilk duyduğum, kirazdan küpe, sallanır bize, ayaz ayaz.
cenk taner az insanda çok derin izler bırakmıştır bence, kaç değil kim olanlarda. zaten.
devamını gör...
daha sonra tekrar deneyiniz (yazar)
kısa sürede kanımın kaynadığı,tanımlarıyla ve sohbetiyle içimi ısıtan güleç insan.
süpürge sapıyla dövülecek kadar ne yaptığını da merak etmekteyim.
varlığı daim olsun.
süpürge sapıyla dövülecek kadar ne yaptığını da merak etmekteyim.
varlığı daim olsun.
devamını gör...
erkeklerin regl olması durumunda yaşanabilecekler
ya özel günümdeyim kızım idare et birkaç gün diyorum.
devamını gör...
ted mosby
dizinin kafa açan karakteri, ucubesi ve aynı zamanda başrolü. kendinizi bu adama benzetiyorsanız ucube olabilirsiniz kankalar, acı ama gerçek.
devamını gör...
eletrik süpürgesi
sesi anne karnındaki seslere benzemesinden sebep çocukların uyurken sesini dinlemeyi sevdikleri, ev süpürmeye yarayan elektronik alet. toz torbalıları vardı eskiden şimdi toz torbasız ve su hazneli olanları var ama bana göre en sağlıklıları temizlik robotu şeklinde olan daha fonksiyonelleri. oldum olası sesi ben eğrelti etmiştir. vın vın vınnn... neyseki artık az ses çıkartanları veya sessiz olanları var.
devamını gör...
botoks
botoks, clostridiumbotulinum adlı bakteriden laboratuar koşullarında elde edilen, estetik tıpta yüz kırışıklıkları ve aşırı terleme tedavisinde kullanılan bir ekzotoksindir. ilaveten gece uyku hâlinde diş sıkması problemi yaşayan bireyler için çene kasına uygulanarak konforlu bir uyku da mümkündür.
botoks, sinir uçlarında iletimi sağlayan maddelerin salınımını engeller. sinirler ile onların uyardığı kaslar ya da ter bezleri arasındaki elektriksel iletimi geçici olarak durdurarak etkisini gösterir. botoks sadece enjekte edildiği bölgede etkisini gösterir. sistemik olarak tüm kaslara etki etmez.
botoks, en çok yüzdeki kırışıklıkların giderilmesi ve koltukaltı terlemelerinin tedavisinde kullanılır. hem tedavi edici, hem de koruyucu özelliği vardır. yıllar içerisinde yüze yerleşmiş çizgilerin tamamen açılmasını sağladığı gibi, henüz yüze yerleşmemiş ancak tekrarlayan kas hareketleriyle belirginleşen çizgilerin derinleşmeden düzelmesini sağlar. ayrıca ter bezlerini bloke edici etkisiyle aşırı terlemeyi sonlandırır, yaz aylarında büyük rahatlık sağlar.
devamını gör...
vücudunuzun sizi ele vermesi
vücut dili ile aslında karşı tarafa istemeden de olsa bir çok sinyal göndermemiz ve kimi zaman bunun işin ehilleri tarafından kolayca çözümlenmesi durumudur.
en çok bilinen ve acemilerce yapılan hareket; yalan söylerken gözlerin kaçırılması ya da başka bir tarafa doğru bakılmasıdır.
birkaç örnek vermek gerekirse; konuşma esnasında kollarınızı bağlıyorsanız ( çiçek oluyorsanız (u: swh) ) aslında o an konuşmaya kapalı olduğunuzu ve daha fazla fikir beyan etmeyeceğinizi söylemiş oluyorsunuz.
diyelim ki üç arkadaş ayakta sohbet ediyorsunuz. eğer ayak uçlarınız oluşturulan çemberin merkezine doğru bakıyorsa, konu ve kişiler sizin için önemli demektir. ancak, ayak uçları çemberin dışını işaret ediyorsa, konudan uzak olma ve o anki kişileri pek de tınmadığınız çok büyük bir olasılık.
özellikle iş görüşmelerinde, birçok profesyonel bu hareketleri gözlemleyerek içinde bulunduğunuz ruh halini ve söylemlerinizin tutarlılığını değerlendirebilir.
en çok bilinen ve acemilerce yapılan hareket; yalan söylerken gözlerin kaçırılması ya da başka bir tarafa doğru bakılmasıdır.
birkaç örnek vermek gerekirse; konuşma esnasında kollarınızı bağlıyorsanız ( çiçek oluyorsanız (u: swh) ) aslında o an konuşmaya kapalı olduğunuzu ve daha fazla fikir beyan etmeyeceğinizi söylemiş oluyorsunuz.
diyelim ki üç arkadaş ayakta sohbet ediyorsunuz. eğer ayak uçlarınız oluşturulan çemberin merkezine doğru bakıyorsa, konu ve kişiler sizin için önemli demektir. ancak, ayak uçları çemberin dışını işaret ediyorsa, konudan uzak olma ve o anki kişileri pek de tınmadığınız çok büyük bir olasılık.
özellikle iş görüşmelerinde, birçok profesyonel bu hareketleri gözlemleyerek içinde bulunduğunuz ruh halini ve söylemlerinizin tutarlılığını değerlendirebilir.
devamını gör...
sözlükte haddini bilmeyen bir kesimin olması
dünden beri bizzat yaşadığım duruma binaen bu başlığı açtım.
kendimce birşeyler yazıp çizmeye çalıştığım bu ve benzer mecralarda kişilerle birebir sürtüşme yaşamaktan özellikle kaçınmama rağmen, hiç kimseyi bireysel olarak konu etmememe rağmen, tam da bu söylediklerimi oldukça rahat biçimde yapan bir kesim var .
gerek entry altına, gerekse özelden mesaj yoluyla , karşısındaki kişinin kim olduğuyla ilgili hiç bir fikri olmadan ,
öğüt vermeye kalkanlar
git şunu öğren diyenler,
ben bilirim sen bilmezsin tarzı kişiye üstten bakan , kendini beğenmiş havasında olanlar ,
ukala ukala kelimelerle cevap yazanlar ,
daha az önce açtığım bir başlığın altına, açık açık ' çöp başlık ' diyebilecek kadar hadsiz olanlar, vs.
bunları çoğaltmak mümkün.
yazdıklarımı beğenmeyebilirsin,
sana, hayat görüşüne ters olabilir,
bir çok yazı benim hayat görüşüme de ters ama, her işin bir usulü var.
bunu bireysel hakarete , hadsizliğe götürmeden de pekala dile getirebilirsin.
kaldı ki, kimsenin bir diğerinden üstünlüğünün olmadığı bu tür yerlerde bunu en iyi biçimde yapmanın yolu da yine akıl kullanılarak üretilmiş cümlelerdir.
düşünür, bana bireysel saldırıya girişmeden pekala cevap verebilirsin.
ha bunu yapamıyorsan da , burada durma zaten , yanlış yerdesin .
ben yanılıyo olabilirim, sen gibi 'ben bilirim ' demiyorum.
ancak bunu belirtmenin etik bir yolu olduğunu, senin de bunu bulman , öğrenmen gerektiğini söylüyorum.
sözlük kurallarının dışında da olsa , şu andan itibaren bireysel hadsizliğe giren her türlü davranışı, yaklaşımı, yazıyı karşılıksız bırakmayacağımı bildirir , gerekirse bunları açık açık deşifre edeceğimi tüm katılımcılara bildiririm .
herkes haddini bilecek nokta
edit; evet , bu durum ülkenin sorunu olabilir,
bu ülke sorunudur deyip susalım, dile getirmeyelim , bu sorunla yaşamaya devam mı edelim ?
ben dile getiricem, sen dile getireceksin , bu kafa yapısındaki sorunluları , bir sekilde olması gerektiği kulvara getireceğiz.
aksi halde bunu kabullenmiş olmuyor muyuz ?
edit 2 ;
yazar arkadaşlar okumadan , meselenin özünü anlamadan gelip direkt yorum yapıyor.
sözlüklerin kaderi sanırım bu .
ben eleştiriden kaçan korkan bir insan değilim.
ancak eleştiri diyorum , hakaret değil.
ışın içine hakaret girince olayın rengi değişiyor.
adam gelmiş bana özel mesajla saldırıyor, yetmiyor direkt bana entry yazıyor. sözlüklerde böyle bir üslub yok diye biliyorum ben .
fikrini söyler çekilirsin kenara. karşılıklı bire-bir sohbete devam etmezsin .
burada tam da bu yapılıyor.
ıs mesaja dönüyor, orada da bir sürü densizlik alıp başını gidiyor .
ıs eleştiriden çok ahlaksızlığa terbiyesizlige doğru evriliyor .
ben şimdi bu başlık altında beni haksız gören yazarların başlıklarına gidip , hepsine tek tek bıkıp usanmadan ' bu başlıklar çöp , bir boka yaramazlar ' yazicam .
öyle ya eleştiri özgürlüğüm var ve onu kullanabilirim.
kimse de bundan rahatsız olmayacak .olan olursa buradaki yazılarını gösteririm kendilerine.
bunu mu yapalım meselenin özünü anlamanız için ?
kendimce birşeyler yazıp çizmeye çalıştığım bu ve benzer mecralarda kişilerle birebir sürtüşme yaşamaktan özellikle kaçınmama rağmen, hiç kimseyi bireysel olarak konu etmememe rağmen, tam da bu söylediklerimi oldukça rahat biçimde yapan bir kesim var .
gerek entry altına, gerekse özelden mesaj yoluyla , karşısındaki kişinin kim olduğuyla ilgili hiç bir fikri olmadan ,
öğüt vermeye kalkanlar
git şunu öğren diyenler,
ben bilirim sen bilmezsin tarzı kişiye üstten bakan , kendini beğenmiş havasında olanlar ,
ukala ukala kelimelerle cevap yazanlar ,
daha az önce açtığım bir başlığın altına, açık açık ' çöp başlık ' diyebilecek kadar hadsiz olanlar, vs.
bunları çoğaltmak mümkün.
yazdıklarımı beğenmeyebilirsin,
sana, hayat görüşüne ters olabilir,
bir çok yazı benim hayat görüşüme de ters ama, her işin bir usulü var.
bunu bireysel hakarete , hadsizliğe götürmeden de pekala dile getirebilirsin.
kaldı ki, kimsenin bir diğerinden üstünlüğünün olmadığı bu tür yerlerde bunu en iyi biçimde yapmanın yolu da yine akıl kullanılarak üretilmiş cümlelerdir.
düşünür, bana bireysel saldırıya girişmeden pekala cevap verebilirsin.
ha bunu yapamıyorsan da , burada durma zaten , yanlış yerdesin .
ben yanılıyo olabilirim, sen gibi 'ben bilirim ' demiyorum.
ancak bunu belirtmenin etik bir yolu olduğunu, senin de bunu bulman , öğrenmen gerektiğini söylüyorum.
sözlük kurallarının dışında da olsa , şu andan itibaren bireysel hadsizliğe giren her türlü davranışı, yaklaşımı, yazıyı karşılıksız bırakmayacağımı bildirir , gerekirse bunları açık açık deşifre edeceğimi tüm katılımcılara bildiririm .
herkes haddini bilecek nokta
edit; evet , bu durum ülkenin sorunu olabilir,
bu ülke sorunudur deyip susalım, dile getirmeyelim , bu sorunla yaşamaya devam mı edelim ?
ben dile getiricem, sen dile getireceksin , bu kafa yapısındaki sorunluları , bir sekilde olması gerektiği kulvara getireceğiz.
aksi halde bunu kabullenmiş olmuyor muyuz ?
edit 2 ;
yazar arkadaşlar okumadan , meselenin özünü anlamadan gelip direkt yorum yapıyor.
sözlüklerin kaderi sanırım bu .
ben eleştiriden kaçan korkan bir insan değilim.
ancak eleştiri diyorum , hakaret değil.
ışın içine hakaret girince olayın rengi değişiyor.
adam gelmiş bana özel mesajla saldırıyor, yetmiyor direkt bana entry yazıyor. sözlüklerde böyle bir üslub yok diye biliyorum ben .
fikrini söyler çekilirsin kenara. karşılıklı bire-bir sohbete devam etmezsin .
burada tam da bu yapılıyor.
ıs mesaja dönüyor, orada da bir sürü densizlik alıp başını gidiyor .
ıs eleştiriden çok ahlaksızlığa terbiyesizlige doğru evriliyor .
ben şimdi bu başlık altında beni haksız gören yazarların başlıklarına gidip , hepsine tek tek bıkıp usanmadan ' bu başlıklar çöp , bir boka yaramazlar ' yazicam .
öyle ya eleştiri özgürlüğüm var ve onu kullanabilirim.
kimse de bundan rahatsız olmayacak .olan olursa buradaki yazılarını gösteririm kendilerine.
bunu mu yapalım meselenin özünü anlamanız için ?
devamını gör...
camel natural
piyasadan uzun zaman önce kalkmış olan sigaradır. yoğun bir acı tadı olmasına rağmen pek bir sevilendi.
çok nadir de olsa halen sağda solda bulunabiliyor.
çok nadir de olsa halen sağda solda bulunabiliyor.
devamını gör...
muhabbet kuşunun ölmesi
az önce, ikinci kez başıma gelen berbat olay. çok üzgünüm. ilk akla gelen, gördüğümde ve duyduğumda en çok üzüldüğüm şey; "nihayetinde bir kuş, bu kadar üzülecek ne var" yaklaşımı. çok üzülüyorsunuz, bildiğiniz eliniz ayağınız tutmuyor. şu an o kadar üzgünüm ki nefes bile almak zor geliyor bana.
çok yakın bir dostumdu kendisi. kıpır kıpırdı, heyecanlıydı. kuşlar, kediler, köpekler insan hayatında, bizim bildiğimiz insan ilişkilerinden; arkadaşlık, dostluk, sevgililikten farklı bir yerde konumlanıyorlar. güçlü değiller, seni kayıtsız şartsız seviyorlar. sabah uyandığınızda kafesinden kafalarını aşağı eğip ya da yukarı kaldırıp sana bakıyorlar. "hadi beni çıkar şuradan da azıcık oynayalım" diyorlar. güç sende, kudret sende.
işte bu kudret, her insana gelmiyor. ben bu hayvanlara sahiplik yapmanın ağırlığını taşıyamıyorum şahsen. kuşlarım hasta olma emaresi gösterdiği an veterinere koşarım; "bana yardım edin" diye. bu kuşumda da dört defa gittik, dört ayrı ilaç kullandık. olmuyor, hassas bir insansanız "elimizden geleni yaptık ne yapalım artık" diye içinizi soğutamıyorsunuz. "ne vardı da aldın, senin neyine ya" diyorsunuz. bir canlının sorumluluğunu almak demek, onun babası, annesi, kardeşi, her şeyi olmanız demek. sizin her şeyleri olduğunuzu da her an gösterdikleri için, bu ağır sevginin altında eziliyorsunuz.
bir hayvan beslemek isteyenler, bu ne olursa olsun, onun yokluğunun sizde büyük bir boşluk oluşturacağını unutmasınlar. hasta olmaya başladığından ölene kadar süren tüm süreçte uykusuzluklar, ağır üzüntü halleri, dibe batmalar yaşıyorsunuz. insanız biz, zayıfız, o hayvanların bize yüklediği kadar kudretli değiliz. canı alan da canı veren de değiliz. eğer bu yükün altında ezilmeyeceğinizi düşünüyorsanız ki bunu için taş kalpli bir ruh hastası olmanız lazım, beslemeye karar verirken iki kere düşünün.
çok üzgünüm can dostum, çok.
not: aşağıda gördüğüm "ölüm gerçek, antrenman yapmalı, alışın buna" yaklaşımı da yanlış değil ancak geçersiz bir yaklaşım. ben babamı kaybettim. ölümü bilmek, yenilerine olan üzüntünüzü hafifletmiyor. her kaybın hüznü, acısı, sızısı farklı.
çok yakın bir dostumdu kendisi. kıpır kıpırdı, heyecanlıydı. kuşlar, kediler, köpekler insan hayatında, bizim bildiğimiz insan ilişkilerinden; arkadaşlık, dostluk, sevgililikten farklı bir yerde konumlanıyorlar. güçlü değiller, seni kayıtsız şartsız seviyorlar. sabah uyandığınızda kafesinden kafalarını aşağı eğip ya da yukarı kaldırıp sana bakıyorlar. "hadi beni çıkar şuradan da azıcık oynayalım" diyorlar. güç sende, kudret sende.
işte bu kudret, her insana gelmiyor. ben bu hayvanlara sahiplik yapmanın ağırlığını taşıyamıyorum şahsen. kuşlarım hasta olma emaresi gösterdiği an veterinere koşarım; "bana yardım edin" diye. bu kuşumda da dört defa gittik, dört ayrı ilaç kullandık. olmuyor, hassas bir insansanız "elimizden geleni yaptık ne yapalım artık" diye içinizi soğutamıyorsunuz. "ne vardı da aldın, senin neyine ya" diyorsunuz. bir canlının sorumluluğunu almak demek, onun babası, annesi, kardeşi, her şeyi olmanız demek. sizin her şeyleri olduğunuzu da her an gösterdikleri için, bu ağır sevginin altında eziliyorsunuz.
bir hayvan beslemek isteyenler, bu ne olursa olsun, onun yokluğunun sizde büyük bir boşluk oluşturacağını unutmasınlar. hasta olmaya başladığından ölene kadar süren tüm süreçte uykusuzluklar, ağır üzüntü halleri, dibe batmalar yaşıyorsunuz. insanız biz, zayıfız, o hayvanların bize yüklediği kadar kudretli değiliz. canı alan da canı veren de değiliz. eğer bu yükün altında ezilmeyeceğinizi düşünüyorsanız ki bunu için taş kalpli bir ruh hastası olmanız lazım, beslemeye karar verirken iki kere düşünün.
çok üzgünüm can dostum, çok.
not: aşağıda gördüğüm "ölüm gerçek, antrenman yapmalı, alışın buna" yaklaşımı da yanlış değil ancak geçersiz bir yaklaşım. ben babamı kaybettim. ölümü bilmek, yenilerine olan üzüntünüzü hafifletmiyor. her kaybın hüznü, acısı, sızısı farklı.
devamını gör...
on the beach
benim bu kitapla tanışmam biraz erken dönemlere denk geliyor. ortaokul hazırlık sınıfı bittiği zaman, yaz tatiline çıkmadan önce ingilizce öğretmenlerimden birisi tarafından bana önerilmişti. hatırladığım kadarıyla kitabı bulmak da zor olmuştu. babamın gayretleri neticesinde kitap alınmış, kucağıma bir saatli bomba misali bırakılmıştı. tabi yeni yeni pişmeye başladığımız için kitabı okurken ciddi anlamda zorlanıyordum. elimde bir kalem, yanımda bir defter sürekli not alarak ve anlamaya çalışarak okuduğum için kitap neredeyse benim için bir anlam rehberi haline gelmişti. bu zorlu ve sıkı başlangıçtan sonra bir kaç kere daha okudum kitabı. eh pişmiştik artık ama her okuyuşumda farklı bir yerlere takılmayı ya da daha doğru bir tabirle farklı şeyler keşfetmeyi ihmal etmedim. düşünüyorum da, bendeki irlanda zaafının sebebi de bu kitap olabilir. * nevil shute yüzünden irlanda'nın halini ahvalini düşünmekten alamamıştım kendimi. itiraf ediyorum henüz ortaokul sıralarında içinizdeki irlandalı ben oldum. nasıl oldum kısmı nevil shute'ın bizatihi kendisinde gizli o yüzden açık etmeyeceğim bu durumu. kırılmasın sonra bana.
kitaba gelecek olursak kıyametin ortasında bu kadar dingin, bu kadar sakin bir anlatımı başka bir kitapta zor bulursunuz. ama bunda nevil shute'ın tanık olduğu ve yaşadığı olayların etkisi var diye düşünüyorum. zira adam iki dünya savaşının da tam orta yerinde kalmış, yeterince felaket görmüş ve bunlar üzerine düşünme fırsatı da bulmuş. zaten bu kitabın ortaya çıkmasının sebebi de bizatihi bu. dwight towers ve peter holmes karakterleri ise diğer roman karakterlerine pek benzemez onlar üzerine çokça şey yazmasam iyi olur. kitabı okuduğunuz da bu iki adamın size ne hissettirdiği mühim diye düşünüyorum. tüm bu olağan akış içerisinde radyo sinyalleri ve radyoaktif dalgalar derken, kendinizi dünyanın sonu geldiğinde millet nelerle uğraşıyor yahu diye düşünürken bulabilirsiniz ya da bulmaya bilirsiniz bilemiyorum * başkaca pek çok soru da kafanızı kurcalayacaktır.
malum artık dünyanın sonu temalı kitap ve film örnekleri ziyadesi ile arttı. lakin son zamanlarda yazılan/çekilen, kitap ve filmlerde sürekli bir atraksiyon var. neticede kitap bu konuyu derinlemesine işleyen ilk örneklerden birisi ve sizi daha çok düşünmeye sevk etmesi sebebi ile muhakkak okunmalı diye düşünüyorum. ha zombi istilası falan dururken ne işim var böyle sakin ve derinlemesine bir dünyanın sonu kurgusuna derseniz onu da anlayışla karşılarım. kafasına kafasına vurun o alçak zombilerin ne diyeyim...
kitaba gelecek olursak kıyametin ortasında bu kadar dingin, bu kadar sakin bir anlatımı başka bir kitapta zor bulursunuz. ama bunda nevil shute'ın tanık olduğu ve yaşadığı olayların etkisi var diye düşünüyorum. zira adam iki dünya savaşının da tam orta yerinde kalmış, yeterince felaket görmüş ve bunlar üzerine düşünme fırsatı da bulmuş. zaten bu kitabın ortaya çıkmasının sebebi de bizatihi bu. dwight towers ve peter holmes karakterleri ise diğer roman karakterlerine pek benzemez onlar üzerine çokça şey yazmasam iyi olur. kitabı okuduğunuz da bu iki adamın size ne hissettirdiği mühim diye düşünüyorum. tüm bu olağan akış içerisinde radyo sinyalleri ve radyoaktif dalgalar derken, kendinizi dünyanın sonu geldiğinde millet nelerle uğraşıyor yahu diye düşünürken bulabilirsiniz ya da bulmaya bilirsiniz bilemiyorum * başkaca pek çok soru da kafanızı kurcalayacaktır.
malum artık dünyanın sonu temalı kitap ve film örnekleri ziyadesi ile arttı. lakin son zamanlarda yazılan/çekilen, kitap ve filmlerde sürekli bir atraksiyon var. neticede kitap bu konuyu derinlemesine işleyen ilk örneklerden birisi ve sizi daha çok düşünmeye sevk etmesi sebebi ile muhakkak okunmalı diye düşünüyorum. ha zombi istilası falan dururken ne işim var böyle sakin ve derinlemesine bir dünyanın sonu kurgusuna derseniz onu da anlayışla karşılarım. kafasına kafasına vurun o alçak zombilerin ne diyeyim...
devamını gör...
sibirya’da 50 bin yıl sonra soyu tükenmiş gergedan bulunması
kutuplara yakınlaştıkça yapılan kazı araştırmaları daha verimli sonuçlar vermekte. bulunan veriler kesinlikle daha korunmuş oluyor. merakla detaylarını bekliyorum.
devamını gör...
leyla ile mecnun
türkiye'nin gelmiş geçmiş, en iyi reyting ve ımdb'yeburadan sahip dizisizi. senaristliğini burak aksak'ın yaptığı dizinin, yönetmenliğini onur ünlü üstlendi. bir çok usta oyuncuyu kadrosunda barındıran, izlerken hiç bitmesini istemediğiniz bir diziydi. kamu kanalında mevcut sistemi en güzel şekilde eleştiren bir diziydi. bu tarz nedenlerden dolayı yayından sıklıkla kaldırılsa da, ekranda ki yerini bir şekilde almayı başardı. en iyi reytinge sahip olmasına rağmen, yayından kaldırılmasının nedeni reyting gösterilmişti. bir yerde ahmet mümtaz taylan'ın verdiği bir demeçten okuduğum bilgiye göre dizi kadrosunda yer alan oyuncuların gezi olayında yer almasından dolayı yayından kaldırıldığı biliniyor... dizinin yönetmeni bir çok yönüyle öne çıktığı gibi ah muhsin ünlü mahlasıyla şiir de yazıyor. şimdi acun medya bünyesinde bulunan exxen platformunda seyircilerle tekrar buluşması için gerekli hazırlıklar yapılıyor. fakat erdal bakkal karakterini canlandıran cengiz bozkurt'un kabul etmediği ileri sürülüyor. ben de leyla ile mecnun dizisini çok seven birisi olarak tekrar başlamasını istemem...
devamını gör...
kırgınlık ve kızgınlık arasındaki fark
kişilerin hayatımızdaki yeri ve öneminin belirlediği fark.
nihayetinde tanıdığınız tanımadığınız herkese kızabilirsiniz, siyasetçisinden futbolcusuna, patronunuzdan arkadaşınıza kadar. ama yürürken elindeki çöpü yere atan hiç tanımadığınız bir insana da kırılmazsınız. yani kızgınlık genel ve geçici, kırgınlık ise özel ve kalıcı bir duygudur.
nihayetinde tanıdığınız tanımadığınız herkese kızabilirsiniz, siyasetçisinden futbolcusuna, patronunuzdan arkadaşınıza kadar. ama yürürken elindeki çöpü yere atan hiç tanımadığınız bir insana da kırılmazsınız. yani kızgınlık genel ve geçici, kırgınlık ise özel ve kalıcı bir duygudur.
devamını gör...
babaya sigara içerken yakalanmak
kafede fenerbahçe'nin maçını izliyorum. ana avrat söverken pata küte sigara içiyorum tabi. arkamdan bi lavuk ateş istedi bakmadan uzattım. maçın sonuna doğruydu zaten, maç bitti kalabalık dağıldı, çakmak yalan oldu dedim. neyse sonra eve gittiğimde babam çayını içiyor.
- sen sigara mı içiyorsun lan pezevenk?
annem kaş göz yapıyor. o biliyor içtiğimi de ne demeye çalıştığını anlamıyorum.
- ne alaka baba, içsek içiyoruz deriz, allah allah.
- artistlik yapma lan, sıçarım bacağına. al şu çakmağını, bir daha da yalan söyleme bana.
- sen sigara mı içiyorsun lan pezevenk?
annem kaş göz yapıyor. o biliyor içtiğimi de ne demeye çalıştığını anlamıyorum.
- ne alaka baba, içsek içiyoruz deriz, allah allah.
- artistlik yapma lan, sıçarım bacağına. al şu çakmağını, bir daha da yalan söyleme bana.
devamını gör...

