fil yutmuş boa yılanı
küçük prens kitabından aşina olduğumuz resimdir.
fil yutmuş boa yılanından başka bir şey görüyorsanız büyümüşsünüz demektir.*
fil yutmuş boa yılanından başka bir şey görüyorsanız büyümüşsünüz demektir.*
devamını gör...
1000kitap
kullanım kolaylığını ve işlevselliğini çok sevdiğim, ancak ortamından tiksindiğim uygulamadır. derdi kitap olmayan kim varsa bu uygulamada toplanmış sanki; gereksiz, boş tip kaynıyor ve kaliteli paylaşım yapanlara göre sayıca çok fazlalar maalesef. bu nedenle ben de uzun süredir mesaj alımlarını kapattım ve keşfet kısmına da girmiyorum. uygulamayı sadece okuduğum kitapları kaydetmek ve hoşuma giden alıntıları paylaşmak amacıyla kullanıyorum.
devamını gör...
kim kardashian'ın genç görünmek için bok bile yerim demesi
(bkz: celal şendöşyan)
devamını gör...
9 kere leyla
uğruna üyelik alanları hüsrana uğratma olasılığı yüksek olan bir film. ezel akay’ın rengarenk ve kafa şişiren bir filmi daha. şimdi sorsan ne anlattın bu filmde ne cevap verir acaba yönetmen. sinema sanatı üzerine günlerce ahkam kesecek kişilerin ortaya çıkardığı bu tür filmler aklındakileri pratiğe dökmekte bir sorun olduğunun veya anlatacak bir şeylerinin olmadığını göstermektedir. yok bilmem kimin oyunculuğu için izlenir demek bu sanata ihanettir. oyuncu seçmesi yapmıyoruz, hayatamızın birkaç saatini bu yönetmen arkadaşın dünyasında geçiriyoruz. bitiremediğimiz nadir filmlerden biri oldu. tebrik ediyorum. haluk bilginer ve demet akbağ sonuçtan memnun mu acaba. sanmıyorum.
devamını gör...
yazarların itiraf köşesi
sanırım hayatımda ilk defa bu kadar içtim, içmek istedim ve unutmak, her şeyi...
başta plan biraz çakır keyif olup güzel bir gün geçirmekti ama günün sonunda çok farklı bir yerde buldum kendimi.
en son aklımda can yakan bir şarkının melodileri, elimde yol parasından arta kalan parayla alınmış kalitesiz ve en ucuzundan bir şarap, gözlerimde yaşla
bilekliğime bakarak oturuyordum halının üzerinde. hala deli gibi başım ağrıyor, midem bulanıyor ve her şey kaldığı yerden devam ediyor. bile bile lades olmaktı bugünkü sarhoşluğum, bir o kadar da gereksiz.
gecenin sonunda ise hala bulgur pilavı kaşıklarken beklemeye devam ediyorum. bir cuma gecesi dediğim gibi. ben hep beklerim ki...*
başta plan biraz çakır keyif olup güzel bir gün geçirmekti ama günün sonunda çok farklı bir yerde buldum kendimi.
en son aklımda can yakan bir şarkının melodileri, elimde yol parasından arta kalan parayla alınmış kalitesiz ve en ucuzundan bir şarap, gözlerimde yaşla
bilekliğime bakarak oturuyordum halının üzerinde. hala deli gibi başım ağrıyor, midem bulanıyor ve her şey kaldığı yerden devam ediyor. bile bile lades olmaktı bugünkü sarhoşluğum, bir o kadar da gereksiz.
gecenin sonunda ise hala bulgur pilavı kaşıklarken beklemeye devam ediyorum. bir cuma gecesi dediğim gibi. ben hep beklerim ki...*
devamını gör...
fritillaria delavayi
yapılan çalışmalar sonucunda insandan gizlendiği ortaya çıkan çiçek.
genellikle çin'de, daha az olmak kaydıyla da bhutan'da görülen sarımsı yeşil, ampul şeklindeki çiçeğinin çapı yaklaşık 2 cm kadar. boyu ise maksimum 7 cm'ye kadar uzayabiliyor. çiçeğin 2000 yıldan daha uzun zamandır, insanlar tarafından alternatif tıpta kullanıldığı biliniyor.
yakın zamanda yapılan bir çalışma, çiçeğin toplandığı bölgelerde, görülmemek için bulunduğu zemine rengini uydurarak bir çeşit kamuflaj davranışı geliştirdiği gözlenmiş. insanların pek ulaşamadığı bölgelerde yeşil kalan çiçek, fazlaca toplandığı yerlerde kahverengi veya gri tonlara bürünerek, kendisini ortamdaki taşa toprağa benzetiyormuş.

(görsel, allthatsinteresting. com'dan alıntıdır.)
edit: imla/düzeltme. urlalı'ya teşekkür ediyorum.
genellikle çin'de, daha az olmak kaydıyla da bhutan'da görülen sarımsı yeşil, ampul şeklindeki çiçeğinin çapı yaklaşık 2 cm kadar. boyu ise maksimum 7 cm'ye kadar uzayabiliyor. çiçeğin 2000 yıldan daha uzun zamandır, insanlar tarafından alternatif tıpta kullanıldığı biliniyor.
yakın zamanda yapılan bir çalışma, çiçeğin toplandığı bölgelerde, görülmemek için bulunduğu zemine rengini uydurarak bir çeşit kamuflaj davranışı geliştirdiği gözlenmiş. insanların pek ulaşamadığı bölgelerde yeşil kalan çiçek, fazlaca toplandığı yerlerde kahverengi veya gri tonlara bürünerek, kendisini ortamdaki taşa toprağa benzetiyormuş.

(görsel, allthatsinteresting. com'dan alıntıdır.)
edit: imla/düzeltme. urlalı'ya teşekkür ediyorum.
devamını gör...
mülksüzler
ursula k. le guin'in 1974 yılı çıkışlı bilim kurgu(?) olarak adlandırılan romanı. romanın adı tam anlamıyla ''mülksüzler''. bu bağlamda adı, ursula'nın tasvir ettiği anarşist toplumu nitelemek anlamında oldukça önemli. çünkü annares evreninde yaşayan odocuların en önemli özelliği mutlak mülksüzlük. (ayrıca marx işçi sınıfını tanımlarken de bu adı sık sık kullanmıştır)
roman olay örgüsü ve olguları bakımından hemen hemen diyalektik karşıtlık ilkesine dayanıyor diyebiliriz. anlatılanlarda her şey zıttıyla birlikte var olmaktadır: (bkz: annares) ve (bkz: urras) ya da gidiş ve dönüş... kitaptaki pek çok özel-kurgulanmış ismin aslında günümüz uluslararası devletler sisteminden ilham alınarak uydurulduğu aşikar. kelime oyunları oldukça başarılı. böylece iletilmek istenen mesaj daha doğrudan iletilmiş oluyor.
anarşizmi, devletçiliği, mülkiyetçiliği, kapitalizmi, doğayı, bilimi, felsefeyi, insanı, insanı ve insanı didik didik eden bir roman. son derece sorgulayıcı, şüpheci ve tüm bunlara rağmen yumuşak. brave new world'deki direkt dil yok mesela, sudan çıkmış balığa çevirmek yerine okuyucuyu yavaş yavaş yoruyor ve yoğuruyor. bu bakımdan son derece dikkatle okunması gerektiği kanısındayım. elbette brave new world ile içerik analizi bakımından kıyaslamak doğru olmaz, biri 20. yüzyılın en önemli distopyalarından biri iken diğerinin amacı bir distopya yaratmaktan öte iki ''olabilir'' evreni kendi içinde kıyaslayarak sınırları zorlamak... ikinci kez okuyuşumda farkında olmadığım ya da atladığım bir takım detaylar romanı kafamdaki yerden alıp başka bir noktaya oturtmamı sağladı. yani mümkünse birkaç yıl sonra tekrar okuyunuz.
roman olay örgüsü ve olguları bakımından hemen hemen diyalektik karşıtlık ilkesine dayanıyor diyebiliriz. anlatılanlarda her şey zıttıyla birlikte var olmaktadır: (bkz: annares) ve (bkz: urras) ya da gidiş ve dönüş... kitaptaki pek çok özel-kurgulanmış ismin aslında günümüz uluslararası devletler sisteminden ilham alınarak uydurulduğu aşikar. kelime oyunları oldukça başarılı. böylece iletilmek istenen mesaj daha doğrudan iletilmiş oluyor.
anarşizmi, devletçiliği, mülkiyetçiliği, kapitalizmi, doğayı, bilimi, felsefeyi, insanı, insanı ve insanı didik didik eden bir roman. son derece sorgulayıcı, şüpheci ve tüm bunlara rağmen yumuşak. brave new world'deki direkt dil yok mesela, sudan çıkmış balığa çevirmek yerine okuyucuyu yavaş yavaş yoruyor ve yoğuruyor. bu bakımdan son derece dikkatle okunması gerektiği kanısındayım. elbette brave new world ile içerik analizi bakımından kıyaslamak doğru olmaz, biri 20. yüzyılın en önemli distopyalarından biri iken diğerinin amacı bir distopya yaratmaktan öte iki ''olabilir'' evreni kendi içinde kıyaslayarak sınırları zorlamak... ikinci kez okuyuşumda farkında olmadığım ya da atladığım bir takım detaylar romanı kafamdaki yerden alıp başka bir noktaya oturtmamı sağladı. yani mümkünse birkaç yıl sonra tekrar okuyunuz.
devamını gör...
taze ot görmüş eşek gibi sırıtmak
t: "keyif veren bir durum karşısında bön bön gülmek" anlamına gelen deyim. mevzu yine gariban eşeklere patlamış.
"+" kişisi gelir ve gökyüzüne bakmakta olan "-" kişisine sorar:
+o'lum ne lan öyle taze ot görmüş eşek gibi sırıtıyorsun?
-abi, şu buluta bak, ne şekil dimi a**, sigaraya benzemiyo' mu? ehehe
+...
-...
"+" kişisi gelir ve gökyüzüne bakmakta olan "-" kişisine sorar:
+o'lum ne lan öyle taze ot görmüş eşek gibi sırıtıyorsun?
-abi, şu buluta bak, ne şekil dimi a**, sigaraya benzemiyo' mu? ehehe
+...
-...
devamını gör...
ateizm eşiğindeki gençlere tavsiyeler
eşikten atlayın.
'inançlarınızı kalıplaştırmayın. şuna ya da buna inanmak ya da inanmamak zorundayım gibi. ben birçok şuna ya da buna aynı anda inanıyorum bazen de inanmıyorum. illa bir tercih mi yapmalıyım? *' şeklinde tavsiyede bulunup uzaklaştığım başlık.
'inançlarınızı kalıplaştırmayın. şuna ya da buna inanmak ya da inanmamak zorundayım gibi. ben birçok şuna ya da buna aynı anda inanıyorum bazen de inanmıyorum. illa bir tercih mi yapmalıyım? *' şeklinde tavsiyede bulunup uzaklaştığım başlık.
devamını gör...
mezar taşına yazılması istenen söz
benim için var olmayan söz. ölüp gitmişim, ne yazdığından bana ne o saatten sonra!
dağa taşa bir şey yazdırmaktansa adımı tarihe (özellikle bilim tarihine) güzel bir şekilde yazdırmayı tercih ederim.
dağa taşa bir şey yazdırmaktansa adımı tarihe (özellikle bilim tarihine) güzel bir şekilde yazdırmayı tercih ederim.
devamını gör...
anadolu çomarı
sözlükte izine sık rastlanmamakla birlikte, genelde saldırgan, kendilerinden emin ve derdini küfürsüz anlatamayan güruh.
devamını gör...
eisoptrofobi
aynalardan korkmadır.
devamını gör...
kişisel gelişim kitapları zırvalığı
dünyadaki bütün kişisel gelişim kitapları birleşse bir suç ve ceza kadar insan yaşamına ve aklına etki etmemesine rağmen tüketici toplumun gerektirdiği şekilde bol bol yazıldığı ve satıldığı için hayatımızdan uzun bir süre çıkmayacak zırvalıklardır..
devamını gör...
squash ile hayat arasındaki benzerlikler
squash diyince *
şimdi şöyle bir konsepti var bu sporun, özel bir zemin ve duvar filan gerektirdiği için üst segment spor salonlarında var, başlığı görünce direk aklıma geldi, bu o kadar çok anlatmak istediğim bir hikayedir ki
eşi benzeri yok..
en son çalıştığım işyerimde, bir müdürüm vardı, dış ticaretle birlikte finans işini de kabul etmiştim mecburen (yalnız yaşıyorum o zaman) benim için mali işler departmanı, pavyona düşmek gibi bir şey (yani esas işim değil o yüzden, sadece mecbur kaldığımdan, istemeyerek çalıştığım için, benim kendi işim çok hareketli, sabit durup aynı şeyi sürekli yaparken, içimden ağlıyorum ben (u: ?) bu müdürümde benden 2 yaş büyük, evli bir kadın ama çok iddialı, bana ikide bir diyorki ben isteseydim tek başıma yaşardım ama hiç öyle bir şey istemedim, senin ailen de istanbulda, nerden aklına geldi filan, (bırakın yapabileceğini, böyle bir şeyi hayal edebileceğini bile beni tanıyınca farketti) bu arada tipimden ve tarzımdan dolayı, bana kız sosyete sen bilirsin, avm kadını filan diyor (benim özel bir çabam asla yok, tipim zengin görünüyormuş)
şimdi bu kadın, bizi yanına çağırıp çağırıp, şu elbisemi güzel, bumu, amaaan kaç para ki, ikisinide aldım gitti filan diyor, sonra bu bir spor salonuna yazıldı, oradan kulüp diye bahsediyor ama bize :) bir gün havuzunu anlatıyor, bir gün kafesini, işte spor yapmasak da gidip takılıyoruz eşimle filan diyor, çok eğleniyoruz diyor, ikide bir, yıllık fiyatını söyleyip, onlar için ne kadar önemsiz bir rakam olduğunu anlatıyor, sizde yazılın ödersiniz ya, ben indirim yaptırırım, bişey değil filan diyor...
yine bir gün bu spor salonundan bahsederken, açmış internetten web sitesini, dediki gelin bakın gösteriyim size, (sanki çok merak ediyormuşuz gibi) salonun girişteki bankosunu, bekleme koltuklarını filan gösteriyor, bakın diyor çok lüks bir yer, dekorasyonu filan çok güzel *
ben bir iki saniye baktım ve dedimki,
me : squash varmı?
müd : o ney...
me : hani varya böyle odada tenis gibi duvara topu atıyosun
müd : nasıl yazılıyor (web sitesinde aradı)
me : squ.... ajhgffbkkl
müd : yokmuş... seninde bilmediğin yok (hüsran+sinir+şişmek+düşen surat)
ya gerçekten onu bozmak için sormamıştım ama gerçekten...
üzüldüm de sonra, bir hevesle bize hava atacak, kendini tatmin edecekti ama
olmadı *
şimdi şöyle bir konsepti var bu sporun, özel bir zemin ve duvar filan gerektirdiği için üst segment spor salonlarında var, başlığı görünce direk aklıma geldi, bu o kadar çok anlatmak istediğim bir hikayedir ki
eşi benzeri yok..
en son çalıştığım işyerimde, bir müdürüm vardı, dış ticaretle birlikte finans işini de kabul etmiştim mecburen (yalnız yaşıyorum o zaman) benim için mali işler departmanı, pavyona düşmek gibi bir şey (yani esas işim değil o yüzden, sadece mecbur kaldığımdan, istemeyerek çalıştığım için, benim kendi işim çok hareketli, sabit durup aynı şeyi sürekli yaparken, içimden ağlıyorum ben (u: ?) bu müdürümde benden 2 yaş büyük, evli bir kadın ama çok iddialı, bana ikide bir diyorki ben isteseydim tek başıma yaşardım ama hiç öyle bir şey istemedim, senin ailen de istanbulda, nerden aklına geldi filan, (bırakın yapabileceğini, böyle bir şeyi hayal edebileceğini bile beni tanıyınca farketti) bu arada tipimden ve tarzımdan dolayı, bana kız sosyete sen bilirsin, avm kadını filan diyor (benim özel bir çabam asla yok, tipim zengin görünüyormuş)
şimdi bu kadın, bizi yanına çağırıp çağırıp, şu elbisemi güzel, bumu, amaaan kaç para ki, ikisinide aldım gitti filan diyor, sonra bu bir spor salonuna yazıldı, oradan kulüp diye bahsediyor ama bize :) bir gün havuzunu anlatıyor, bir gün kafesini, işte spor yapmasak da gidip takılıyoruz eşimle filan diyor, çok eğleniyoruz diyor, ikide bir, yıllık fiyatını söyleyip, onlar için ne kadar önemsiz bir rakam olduğunu anlatıyor, sizde yazılın ödersiniz ya, ben indirim yaptırırım, bişey değil filan diyor...
yine bir gün bu spor salonundan bahsederken, açmış internetten web sitesini, dediki gelin bakın gösteriyim size, (sanki çok merak ediyormuşuz gibi) salonun girişteki bankosunu, bekleme koltuklarını filan gösteriyor, bakın diyor çok lüks bir yer, dekorasyonu filan çok güzel *
ben bir iki saniye baktım ve dedimki,
me : squash varmı?
müd : o ney...
me : hani varya böyle odada tenis gibi duvara topu atıyosun
müd : nasıl yazılıyor (web sitesinde aradı)
me : squ.... ajhgffbkkl
müd : yokmuş... seninde bilmediğin yok (hüsran+sinir+şişmek+düşen surat)
ya gerçekten onu bozmak için sormamıştım ama gerçekten...
üzüldüm de sonra, bir hevesle bize hava atacak, kendini tatmin edecekti ama
olmadı *
devamını gör...
otobiyografinize yazacağınız son cümle
ne sevdi ne sevmedi bu dünyayı, yalnızca yaşadı olması gerektiği gibi.
devamını gör...
yazarların gerçek isimlerinin ve soy isimlerinin kısaltması
r.a evet güneş tanrısı olan.
devamını gör...
de ki işte
on dört baskı yapan, metis yayınları tarafından basılan, yüz altmış sayfa kadar olan bir oruç aruoba kitabıdır. felsefe ağırlıklıdır. çok sağlam tespitler içerir.
--- alıntı ---
ölüm yaşamdan daha belirgindir.
ölüm yaşamdan daha kesindir.
yaşam belirsizdir; oysa ölüm,
belirgin ve kesindir.
hep bir süreç olan yaşam, ölüm anında,
sonunu değil, sonucunu bulur: ölüm
yaşamın sonucudur - kişinin nasıl bir
yaşam yaşadığı, öldüğü ölümden bellidir.
ölümü bilen, onun bilincinde olan bir yaşam,
yaşam sürecinin her anında ölümü yaşama katarak,
yaşamı bilinçli kılar - ölümü yaşamdan koparmadan,
ama ölümün yaşamı kaplamasına da izin vermeden,
ölümü, her an, yaşam kılar.
--- alıntı ---
--- alıntı ---
ölüm yaşamdan daha belirgindir.
ölüm yaşamdan daha kesindir.
yaşam belirsizdir; oysa ölüm,
belirgin ve kesindir.
hep bir süreç olan yaşam, ölüm anında,
sonunu değil, sonucunu bulur: ölüm
yaşamın sonucudur - kişinin nasıl bir
yaşam yaşadığı, öldüğü ölümden bellidir.
ölümü bilen, onun bilincinde olan bir yaşam,
yaşam sürecinin her anında ölümü yaşama katarak,
yaşamı bilinçli kılar - ölümü yaşamdan koparmadan,
ama ölümün yaşamı kaplamasına da izin vermeden,
ölümü, her an, yaşam kılar.
--- alıntı ---
devamını gör...
engelli biriyle evlenmemek
yalnızlık sapasağlamsan tercihtir.
engelliysen, mecburiyet. demiş ekşi sözlükten bir yazar.
daha doğmadan bedeniyle cezalandırılmak ne zor olmalı. tanrı nerde? bunu neden yapıyor?
engelliysen, mecburiyet. demiş ekşi sözlükten bir yazar.
daha doğmadan bedeniyle cezalandırılmak ne zor olmalı. tanrı nerde? bunu neden yapıyor?
devamını gör...
subcomandante marcos
herkes gibi olduğunu gösteren maskesi -çünkü zapatistalar dikkate alınmak için bir dev yaratmalıydı ve o devi maske takarak buldular- , kapitalist tütün şirketlerine karşı durduğunu gösteren piposuyla yerelde chiapashalkının ve meksika yerlilerin genelde bütün dışlanmışların isyancısı ve sözcüdür. doğum ismi bir yerlerde yazıyordur merak eden bakabilir.
comandante*, ona göre hem emiliano zapata hem de hizmetçisi ve sözcüsü olduğu yerli halktır. o yüzden comandante sıfatını kullanmaz. ondan olsa olsa subcomandante* olurdu, o da onu oldu. ezln* lideri olduğu düşünülür ama meksika meclisinde konuşan o değildir çünkü dediğimiz gibi o topu topu bir sözcü ve hizmetçidir. meksika ordusu ve devleti kendisiyle baş edemeyeceklerini anlayınca hakkında eşcinsel dedikodusu uydurmuşlardır. onun verdiği cevapsa temel kişilik özellikleri ve dünya görüşünü yansıtır.
evet marcos eşcinseldir. marcos, san francisco'da eşcinsel, güney afrika'da siyah, avrupa'da bir asyalı, san ysidro'da bir chicano, ispanya'da bir anarşist, israil'de bir filistinli, san cristobal sokaklarında bir maya yerlisi, almanya'da bir yahudi,polonya'da bir çingene, quebec'te bir mohawk, bosna'da bir barış yanlısı, saat 22.00'de metrodaki yalnız kadın, topraksız bir köylü, kenar mahallelerde bir çete üyesi, işsiz bir işçi, mutsuz bir öğrenci ve tabii ki dağlarda bir zapatista'dır.
solun edebiyatı burjuvaziye terk ettiğini düşünür. mücadelenin en önemli kısmı ona göre sözlerimizdir. sözümüz silahımızdır sloganı ona aittir. bir gün bir meltemin hepimizi uyandıracak hafif esintisine inanacak kadar romantikken “bir gerilla örgütünün, savaşı kazanması çok zordur, kaybetmesi ise imkansızdır.” diyebilecek kadar da realisttir. kendisi 20. ve 21. yüzyılın gördüğü en büyük ve en karizmatik devrimcilerdendir. aynı zamanda büyülü gerçekçilik akımının ve latin amerika edebiyatının en önemli isimlerindendir.
şimdilerde hayatını subcomandante ınsurgente galeano olarak sürdürmektedir çünkü mektubunda açıkladığı gibi artık marcos’a gerek yoktur. marcos'un bir fotoğrafını bırakalım da aşağıya belki burada da bir meltem eser.
comandante*, ona göre hem emiliano zapata hem de hizmetçisi ve sözcüsü olduğu yerli halktır. o yüzden comandante sıfatını kullanmaz. ondan olsa olsa subcomandante* olurdu, o da onu oldu. ezln* lideri olduğu düşünülür ama meksika meclisinde konuşan o değildir çünkü dediğimiz gibi o topu topu bir sözcü ve hizmetçidir. meksika ordusu ve devleti kendisiyle baş edemeyeceklerini anlayınca hakkında eşcinsel dedikodusu uydurmuşlardır. onun verdiği cevapsa temel kişilik özellikleri ve dünya görüşünü yansıtır.
evet marcos eşcinseldir. marcos, san francisco'da eşcinsel, güney afrika'da siyah, avrupa'da bir asyalı, san ysidro'da bir chicano, ispanya'da bir anarşist, israil'de bir filistinli, san cristobal sokaklarında bir maya yerlisi, almanya'da bir yahudi,polonya'da bir çingene, quebec'te bir mohawk, bosna'da bir barış yanlısı, saat 22.00'de metrodaki yalnız kadın, topraksız bir köylü, kenar mahallelerde bir çete üyesi, işsiz bir işçi, mutsuz bir öğrenci ve tabii ki dağlarda bir zapatista'dır.
solun edebiyatı burjuvaziye terk ettiğini düşünür. mücadelenin en önemli kısmı ona göre sözlerimizdir. sözümüz silahımızdır sloganı ona aittir. bir gün bir meltemin hepimizi uyandıracak hafif esintisine inanacak kadar romantikken “bir gerilla örgütünün, savaşı kazanması çok zordur, kaybetmesi ise imkansızdır.” diyebilecek kadar da realisttir. kendisi 20. ve 21. yüzyılın gördüğü en büyük ve en karizmatik devrimcilerdendir. aynı zamanda büyülü gerçekçilik akımının ve latin amerika edebiyatının en önemli isimlerindendir.
şimdilerde hayatını subcomandante ınsurgente galeano olarak sürdürmektedir çünkü mektubunda açıkladığı gibi artık marcos’a gerek yoktur. marcos'un bir fotoğrafını bırakalım da aşağıya belki burada da bir meltem eser.
devamını gör...
