hadi hayvani kestiniz; etinden sutunden hatta yumurtasindan yararlandiniz. bagirsagindan ne istediniz ve bunu nasil bu kadar lezzetli hale getirdiniz?(bkz: kokorec)
devamını gör...

hakkında tanım yazılmamış yazar arkadaşımız için ilk siftah bana düştü. tanım, tespit ve eleştirileri gayet yerinde ve yapıcı olan, mutlak surette takip edilmeye, tanımlarının baştan sona okunmaya ve incelenmeye değer bulduğum saygılı, kibar ve hatırşinas bir sözlüktaşımız. kaleminin sürekli olmasını temenni ediyorum.
devamını gör...

(bkz: tuzlu çubuk kraker).
midenin suyunu tutar ne mübarek bir yiyecek.
devamını gör...

limited slip differential denen, türkçe'de yaygın olarak "kilitli diferansiyel" denen bir diferansiyel türüdür..

otomobillerde diferansiyel denen parça, virajlarda, virajın dış tarafında kalan tekerlerin, iç taraftaki tekerlerden daha fazla dönmesi gerektiğinden, motordan alınan dönme kuvvetini bu tekerlere uygun bir şekilde aktaran dişli sistemidir.. bir oyuncak arabadaki gibi arabadaki tekerler birbirine bir çubuk gibi bağlı değildir.. bir dönüş yaparken iç taraftaki teker daha az döner, çünkü döülen virajın merkezine daha yakındır, yani daha küçük bir çap çizer.. ama dıştaki teker merkeze daha uzaktır, yani daha büyük bir çap çizer.. büyük çapın çevresi, yani dıştaki tekerin alacağı yol daha fazladır, işte diferansiyel hem tekerlerin birbirinden bağımsız bir şekilde dönebilmesini, hem de motordan alınan gücü bu bağımsızlığı bozmadan iki tekere de gereken ölçüde aktarabilmesini sağlar..

kilitli diferansiyele gelirsek; bazen iki tekere de aynı anda aynı gücün eşit olarak bölünmesi gerekir.. off-road araçlarında veya spor araçlarda bu, zaman zaman istenen bir durumdur.. normal bir diferansiyelde motordan gelen döndürme kuvveti yani tork, en az dirençle karşılaştığı tekere iletilir.. bu fizik kuralıdır.. dişli sistemi olduğu için, hangi teker en az dirence sahipse güç ona gider..
şimdi bir off-road aracı düşünün.. tekerlerinden biri buz üzerinde, diğeri de asfalt.. bu araçta gaza basıldığında tork, en az dirence sahip olan tekere, yani buz üstündeki tekere gücü iletir.. çünkü kastedilen direnç, tekerdeki sürtünme kuvvetidir.. ama kilitli diferansiyel varsa, iki tekerde böylesine yüksek sürtünme kuvveti farkı olan bir durumda, kilitli diferansiyel iki tekere de giden torku eşit olacak şekilde kendini "kilitler" yani bir nevi oyuncak araba tekerleri gibi birbirine bir çubukla bağlıymış gibi bir duruma gelir ve asfalttaki tekere de gücü ileterek aracı oradan kurtarır.. her ne kadar günümüzde drift sporu için hayati bir donanım gibi görünse de, günlük yaşamımızda da zaman zaman gereklidir..

peki bu nasıl çalışır..? farklı tipleri vardır, ama yaygın olarak diferansiyelin içinde debreyaj balatasına benzer kavramalar bulunur.. son paragraftaki gibi gaza basıldığında ani direnç farklılıkları olduğu anda, bu debreyajlar birbirine yapışır/kavrar ve iki tekerlek de aynı torka sahip olur.. off-road araçları, eski amerikan araçlarında, spor araçlarda bulunmaktadır..
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
bir başka örnek torsen diferansiyelidir.. kavrama yerine sonsuz dişlilerin çalışma sisteminden yararlanıldığı bir sistemdir.. audi quattro sistemlerinde, honda s2000'lerde ve 90'ların camaro'larında bulunur..
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
yeni örneklerden ise, elektronik olanlardır.. elektromekanik sistemlerde çekiş kontrolü, elektronik olarak kilitler/açar.. iyi yönü, kilitleme oranı ayarlanabilir.. hidrolik olanları falan da vardır.. yeni spor araçlarda ve üst segmentlerde bulunabilir..
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

dünya üzerinde yaşayan en tehlikeli hayvan. rekabet, cahillik, zevke düşkünlük ve şeytanlıktan oluşur doğası. bu hastalıklı doğayı kabul etmeyip ona karşı çıkan azınlık, hala iyilik kavramından bahsetmemizi sağlayan unsurlardan biridir.

rekabet, ilkel homo canavarus sapienslerindeki, en güçlü olup diğerlerini sindirerek rahat bir hayat sürmek ve başkalarının kendilerine kulluk etmelerinden aldıkları tarifsiz zevk sonucu ortaya çıkmış bir terimdir. eskiden kabilenin reisi olmak, beğendiği dişiyi elde etmek veya etin en iyi yerini yemek için birbirlerini katleden insanlar, günümüzde varlığını zamana ayak uydurmuş şekilde sürdürmektedir. modern şeytan, bir kızı elde etmek için rekabette öne geçmek adına, kendi düşüncesinden ve özünden vazgeçip yapmacık hareketlerle savaşı kazanmaya çalışır. yeri gelir onun kölesi olur, yeri gelir maddi imkanlarıyla farkını atar. karşı cinsi ise şövalyelerin savaşarak elde etmesi gereken cennetten düşme bir ödüldür. erkeğin bu ilgisiyle şımaran dişi, artan egosuyla tehlikeli bir kişiliğe dönüşürken, bu hastalıktan etkilenmeyen azınlıkta ki kısım naif ve daha bilge bir yolda gider.

günümüzde rekabette, eskiden etin en lezzetli kısmı için birbirini öldüren insanın yerini, daha iyi bir iş pozisyonu için rakiplerini kötüleyen, iftira atan ve galip gelmek için her şeyi yapabilecek bir hale gelmiş insan almıştır. erdem ve ahlak duygusu hak getire bir durumdadır.

kabilenin reisi olma, yani en büyük hastalık olarak adlandırdığımız egoyu tatmin etmek ise günümüzde eline güç geçti mi yoldan çıkan kişilerde görülür. doğrudan benzerlik ilgisi kurarak, devletin veya bir kurumun başına oturup eline güç geçince, bu güç yüzünden sarhoş olup, kendini zamanla ilah sanmaya başlayanları örnek gösterebiliriz.

dolaylı benzerlik ilgisini ise şöyle kurabiliriz ; karşısında ki insandan ilgi ve saygı gördü mü,buna aynı şekilde karşılık vermek yerine karşısındaki insanın bu davranışının aslında doğal olduğunu, kendisine gösterilen bu ilginin zaten gösterilmesi gerektiği için karşılık vermek gerekmediğini düşünür insan. bu şeytanımız, daha fazla ilgi ve saygı ister, artık aç bir örümcektir, anlamaz karşısındakinin bu davranışı kendi temiz kalbinden dolayı herkese karşı gösterdiğini. kahramanımız ise, zamanla burnu havalarda gezmesi sonucu milletin saygısını yitirir, bu durumun sonucunda öfke ve hasetle dolup etrafına zarar vermeye başlar. insan kibirlidir. yine nereye vardık ? ego. birçok hastalığın kaynağı olduğunu tekrar belirtmeye gerek yok. bu yüzdendir ki naif insan iyidir, candır, değeri bilinmelidir.

insana sözlükte karşılık olarak ‘yok edici’ denmelidir. doğası gereği aklı güzellikleri soldurmaya, kötülük tohumlarının yeşerebilmesi için saflığın ve iyiliğin yetiştiği yerleri yerinden sökmeye çalışır. insan yapıcıyken bile yıkıcıdır. bina yapar doğayı baltalayıp, ağaç katliamı yapar. araba yapar, havayı kirletir. insan sırf yaşamını kolaylaştırmak için dünyaya kalıcı, geri dönüşü olmayacak zararlar verir, gram umursamaz. tek önem verdiği kendisidir, cebinin bolluğu, keyfi ve rahatıdır. insan bencildir, aksini söyleyen yalancıdır. bencil olduğunu reddetme ki en azından dürüstlüğünü kaybetme.

insan sadece kendi yaşamını düşünür, dünyaya verdiği kalıcı zararlar onun derdi değildir ki. kendilerini ilgilendirmeyecek geleceği düşünmezler. kurtuluş savaşındaki insanlar senin için vermedi hayatını, kendi için, kendi bağımsızlığı için savaştı. o savaşta birçok değer için savaşıldı ama kendi neslinden sonraki gelecek bu değerlerden biri değildi. siz şu an diktatörlüğe kendi hayatınızı daha özgür kılmak için karşı koyuyorsunuz, gelecekte ne olacağını siklemiyorsunuz, neden sikleyesiniz ki ?

insandan bahsediyorsak, cehalet de üzerinde durulması gereken konulardandır. “ cehalet mutluluktur.” mottosu vardır. doğrudur, cahil insanın bildiği acı ve düşünüp kafasını yoracağı azdır. kendi küçük dünyasında ufak şeylerle mutlu olarak yaşar. bilge, bunun farkındadır. bilginin beraberinde getirdiği yükü bilir, ama bunu umursamaz. mutlu olmak değildir bilgenin amacı, bu mutluluğun uyuşturucunun verdiği mutluluktan farklı olmadığını bilir.

cahil insan kendine verdiği zararın yanında, eğer cehaleti bir de “yobazlık” ile destekleniyorsa, çevresinde ki insanlara da zarar verir. bu yobaz kavramı oldukça geniştir ki dincinin, solcunun, sağcının, türkçünün, kemalistin vs, kısaca insan o ideolojiye tutsak olduğu sürece her görüşün yobazı mevcuttur. onlara acımak gerekir, beyinleri esaret altındadır, farklı bir görüşü dinlemeye bile tahammül edemezler. sanki dinleyince bile o görüşü kabul etmiş olacaklardır.

insan hiçbir şey bilmez, işin en vahim kısmı, hiçbir şey bilmediğini de bilmez. başkaları tarafından yazılan yazıları, kitapları referans almayı bırak, sanki orada bahsedilen olayları görmüş ve yaşamış gibi savunur, kan döker uğruna. kendi fikrini oluşturmaktansa başkaları tarafından ortaya atılan fikirlere sığınır, rezildir.

savaş, yıkım, adaletsizlik, güce tapma, cehalet, gericilik ve daha birçok hastalık, insan var oldukça olacaktır, beraber barış içinde yaşayamaz insan. ego temelinde büyüyen herhangi bir şeytani değer, en barışçıl toplumu bile bozar. ne yazık ki erdem pek moda olamamıştır insanlar arasında.

zalimlerin zalimi insan. ilk cümlemde ne demiştim ? insan en tehlikeli hayvandır. aslında az dedim, daha ağır sıfatlar getirebilirsiniz. fakat, “google” da “en tehlikeli hayvan” diye ararsanız, karşınıza çıkan aslan, timsah veya diğer yırtıcı hayvanlardan oluşan listeler olacaktır. insan ikiyüzlüdür… bir aslan yırtıcıdır, doğru, ama karnını doyurmak, ailesini korumak dışında diğer canlılara dokunmaz. kocaman bir sürüye girip, ihtiyacı olanı alır, gerisini bırakır. insan, o sürüyü alır. hepsini keser, yer, fazlasını dondurur ve satıp para kazanmaya bakar. aslan bir ceylanla doyarken, insan bir sürüyle doymaz. her zaman fazlasını ister. insan açgözlüdür.

zalim olan bu yaratığın diğer masum canlılara eziyeti bu kadarla bitmez. sizi biraz, güle oynaya gidip gezilen hayvanat bahçelerini düşünmeye sevk ediyorum. var mıdır böyle bir orospu çocukluğu ? doğal ortamında sana bir zararı olmadan ormanda özgürce yaşayan hayvanı al, bir kafese kapat, sonra gelen geçen iki ayaklı pezevenkler yanlarından gülüp geçip, dalga geçerek umursamadan gitsinler. bre şerefsiz, bir bak bakalım o hayvanın gözünün içine. o umutsuzluğu, üzüntüyü ve masumiyeti hiç mi görmedin ! her gün aynı kafesin içinde ömrü acılarla solup gitsin hayvanın, ve insan para kazanmaya devam etsin. yazarken bile sinirlenmemek elde değil böyle konularda. özgürlük lan bu ! bırak bundan para kazanma bari haysiyetsiz ! peki ya o sirkler ? bir siktiğimin numarasını öğrenip, karşısında götünü devirmiş elinde yemeğiyle kahkaha ata ata onları izleyen haysiyetsiz, insan denilen canlıyı iki güldürmek için aylarca işkence görüyor lan bu hayvanlar. oysaki izlerken ne kadar tatlı görünüyorlar değil mi ? bir araştır bakalım, nasıl öğretiliyor o numaralar…

insan orospu çocuğudur. o azınlıkta olan güzel insanlar sayesindedir varsa bir umudumuz. bu barbarlık hiçbir zaman bitmeyecek, ikiyüzlü insan dönüp arkasına bakıp yanlışını telafi etmeyecek. hayat budur işte, aynı şeyler aynı düzenle olur ve biz izlemeye devam ederiz. sadece izleriz, görmezden geliriz. neden ? çünkü insanlığın çoğu için, erdem sadece sözlükte yer alan bir kelimeden ibarettir
devamını gör...

esprisi bile hoş değil lütfen,memati olursa kan çıkar.

sayın yazara da saygılarımı sunuyorum*.kitap ve rütbe beklentisinin volkanlarını kısmen içimde yaşıyordum.*
devamını gör...

içerisinde kurgu ırklar, diyarlar, genellikle sihir ve büyünün bulunduğu, birçok konunun gerçek hayata paralel olarak işlendiği zor bir yazın türüdür.

#38588 şeklinde bu edebiyat türünü tanımlayanlar, hayal gücünden yoksun, düşünüp üretemeyen ve en önemlisi her şeyin merkezine parayı koymuş, yaşamını bu yolda heba edenlerdir. kendilerinin fantastik edebiyat türünden anlamasını beklemek abesle iştigaldir. toplum içinde bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olan insanlar şeklinde tanımlanırlar.

sadece tolkien - yüzüklerin efendisi ekseninde bu dünyayı tanımlamaya kalkmak, resimden ve ressamdan bahsederken bir tek mona lisa konuşmaktır.

bu türün önemli yazarları arasında ursula le guin, r.a. salvatore, david edding, terry brooks, brandon sanderson, george r.r. martin, raymond e. feist, patrick rothfuss, terry pratchett, tracy hickman, margaret weis, nail gaiman, scott lynch gibi isimler vardır.

üstelik bu isimlerden bazıları sir ünvanı ile onurlandırılmıştır.

kaçış edebiyatı olduğu bir noktada doğrudur. ancak hangi roman, hangi öykü, hangi şiir ya da sanatın hangi dalı sizi içinde bulunduğunuz ortamdan, duygusal durumunuzdan ya da o anki sıkıntılı halinizden uzaklaştırmıyor? insanların sanata ve edebiyata yönelmesinin tek sebebi, gerçekliği dibine kadar yaşamak istemesi midir?

iyi ki kitaplar var.
devamını gör...

yoldaş çirkin olamaz,olmamalı.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

aramızda kalsın abazan biri beni bağyan sandı ve özel muamele yaptı.*
devamını gör...

başbakanın yakasından tutup hesap soruluyordu yahut yazar kasa atılıp protesto ediliyordu.
şimdi mi ?
-yooo dostum , o yazar kasayı adama silivride monte ederler , fabrika çıkışı öyleymiş dersin. o denli güzel işçilik yaparlar , aklın gider.


-bereket artık yazar kasalar küçük.
devamını gör...

arkadaşlar neil amcam gerçekten aya çıktı. bakın sırf neil amcamın onuru için burada itiraf ediyorum evet ben neil armstrong'un yeğeniyim. hatta beni de götürdü. tabi bu formumla değil. yanına giderken yemek al demişler bu da portakal almış cebine koymuş. dönüşte de o portakalı yemeyi unuttuğu için getirip babama vermiş babam da ay görmüş portakal deyip afiyetle yemiş. yani ben ay'a vitamin basan ilk portakalım.
devamını gör...

frank mccourt-angelanın külleri ve devam kitabı olan umuda doğru.tamamen kendi hayatını anlattığı bu iki kitap dünya çapında tanınmasına ve 50 yaşından sonra şöhret olmasına yol açtı..
devamını gör...

üniversite yıllarımın kimi zaman çilesi, kimi zaman dinlencesi olan, insanı bazen illallah ettiren, bazen durduk yerde bir gece çiğköfteye aşermiş gibi canının çektiği bir seyahat biçimi.

üniversite istanbulda. aile bir ilçesinde taşrada bir şehrin. iki şehrin ortasında bir ilçe, en yakın hava alanı üç saat falan. baktım dört beş aktarmayla 8-9 saatte gidiyorum uçakla, tek atar temiz atar 15 saat bi şekil akar, diyerek bir kez yolculuk yaptıktan sonra bir daha da uçağa binmedim zaten. sonrası sana dair uzayıp giden bir sürü düşünce.*

ilk sigaramı ödüllü* bir dinlenme tesisinde içtim, bana şimdilerde gülünç gelen bir sebepten. öyle işte, bağrımıza bir hançeri batırır gibi olan ve bitimsizcesine sancıdıkça sancıyan melaneti nasıl da yıllar sonra buruk bir gülümseme ile hatırlayıveriyoruz?

başlarda telefonun ekranına asla bakamazdım. hemen başım ağrıyıverirdi. benim için hayatın en derin sorgulamaları anlamına gelirdi bu. yalan yok iyi de uyurdum. uyumadığım vakitler hayatım film şeridi gibi geçerdi gözlerimin önünden. ilk aşk, ilk kavga, ölümün sıcaklığı karşısındaki ilk sessizlik, ilk intikam ve dahası. nedense her şeyin ilkini hatırlamaya çalışır, bir çoğunu bulandığı griden çıkarır, tozunu alır parlatırdım. hangi his, hangi tepki, hangi insani durum idiyse, üzerinden kaç yıl geçmiş olursa olsun artık benimleydi o ilk.
dahası onca yaşanmışı farklı alternatifleriyle yeniden yeniden yaşardım. bilgi yarışmalarında son soruyu doğru yapar kendimi kürsüde bulurdum birinci olarak. futbol turnuvasında o son penaltıyı gole çevirmiş olurdum ve ellerimin arasında havalanan kupaya gururla bakardım. uzaktan izlemezdim o selvi boylu güzeli, ellerini ellerimin arasına...*

sonra üniversite üçüncü sınıfta kurtlar vadisini izleyeyim dedim öyle birden. yani o kadar birden oldu ki fena sardı, çok fena. işte o zaman ilk defa otobüs yolculuğunda doğru düzgün elime telefonu alıp o yolculuk boyunca dört bölüm izledim. hatta dinlenme tesisinde mercimek çorbasına racon kesen bir polat alemdar olmuştum, öyle keskin bakmaya başlamıştım falan. tabi bu dört bölümü izlemek, artık otobüs yolculuğunda telefon ekranına bakabileceğim anlamına da geliyordu. öyle ki dönüş yolculuğunda en çok sevdiğim şiirimi yazdım. o kadar ki o şiirden önceki tüm şiirlerimi de yırttım attım. o şiir halen canım ciğerim. bana gaza gelip de şair diyenlere; bir gün sahiden o şiirden daha iyisini yazdığımı hissedersem bu meseleyi yeniden konuşuruz dediğim canım şiir*.

ve daha neler. doğrudur, otobüs yolculuğunun çirkinlikleri de çoktur. güzellikleri hatırlayıp, güzellikleri perçinleyip, güzellikleri büyütmeli. bizi başka ne paklar bunca çirkinlikten?*
devamını gör...

kahverengi gözleri var,
fakat gökyüzü gibi bakıyor...
şöyle bir şeydir.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bilim kurgu olmaktan öte tam bir dramatik aşk dizisi olduğunu düşündüğüm dizi. bakış açısı tabi. başroller birbirine o kadar yakışıyor kii

--! spoiler !--

“i’m sadie!”
“i know.”

--! spoiler !--

yukarıdaki sahne şu ana kadar izlediğim dizilerden en çok kalbimi kıran sahnelerden biri olmayı başarmıştır. sadece izleyenler anlar.
devamını gör...

düşeli derd-i firâkın ile sevdâya mey’e
müptelâyım, deliyim, sinmişim esrâr-ı ney’e
feleğin kahpe başında paralansın parası,
ben güzel sevmeye geldim, değil ekmek yemeye.
devamını gör...

türk erkeklerinin ötekileştirmesine, ikinci sınıf insan muamelesi çekmesine, karşısındaki kadının uzman olduğu konularda bile yaptığı mansplaininglerine, hayatına ettiği müdahaleye, araba kullanmasından götüne giydiği dona kadar karışmasına, medeni bir insan olmak için kılını kıpırdatmadığı halde bir de güne ayak uyduran kadınları beğenmemesine, kendi karnını doyurup kıyafetlerini yıkamaktan aciz bir halde kadınlardan bakım beklemesine, ayılığına, şiddetine, tacizine rağmen dimdik ayakta durabilmesidir.
devamını gör...

bir tek benim mi aklım fesat diye düşündüren geri çekme eylemi.
devamını gör...

normalde fesleğene bayılırım kokusu işlevi falan süper bir şey ama yapısı nedeniyle şu küstüm çiçeği denen şey çok hoşuma gidiyor.
devamını gör...

çılgın hırsız 3* animasyon filminde boy gösteren balthazar bratt adındaki karakterdir.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim