inna lillahi ve inna ileyhi raciun
bakara suresi 156. ayettir.
onlar; başlarına bir musibet gelince, “biz şüphesiz (her şeyimizle) allah’a aidiz ve şüphesiz o’na döneceğiz” derler.
kaynak
onlar; başlarına bir musibet gelince, “biz şüphesiz (her şeyimizle) allah’a aidiz ve şüphesiz o’na döneceğiz” derler.
kaynak
devamını gör...
yazarların bedava olmasını istediği 3 şey
elektrik su ve internettir. düşünün böyle gelişmiş bir çağda internet gibi bir nimet artık devletlerin vatandaşlarına sağlamasıyla mükellef olmalıdır.
devamını gör...
kafa vadisi
sanat için soyunurum diyen arkadaşları buraya davet ediyoruz. ama soyunup gelmemeleri reca olunur.
devamını gör...
ideal genç
geleceğe umutla bakan, kendini tanıyan, kendini seven, kendini koruyan,
ailesi ile çevresi ile kültürü ile ülkesi ile
dünya ile barışık,
(bkz: sosyal beceri)ler edinmiş,
kendine hedefler koyan, onlar için çalışan,
kendine istediği gibi bir gelecek inşa etmeye çalışan genç.
her gencin ideal olduğu en az bir ortam vardır.
kimini ailesi idealize eder, kimini arkadaşları, kimini kendi.
her genç ayrı ayrı çok kıymetlidir.
yazdığım ideal genç kriterleri her gençte mevcut olan potansiyeldir.
kimi farkındadır kimi değildir.
benim ki sadece alt yazı okuma.
seviyorum sizi gençler, iyi bakın kendinize.
ailesi ile çevresi ile kültürü ile ülkesi ile
dünya ile barışık,
(bkz: sosyal beceri)ler edinmiş,
kendine hedefler koyan, onlar için çalışan,
kendine istediği gibi bir gelecek inşa etmeye çalışan genç.
her gencin ideal olduğu en az bir ortam vardır.
kimini ailesi idealize eder, kimini arkadaşları, kimini kendi.
her genç ayrı ayrı çok kıymetlidir.
yazdığım ideal genç kriterleri her gençte mevcut olan potansiyeldir.
kimi farkındadır kimi değildir.
benim ki sadece alt yazı okuma.
seviyorum sizi gençler, iyi bakın kendinize.
devamını gör...
diyelim ki o bunu okuyor
dilerim gittiğin yerde mutlusundur.
devamını gör...
ödlek
öd kelimesinden türemiş kelimedir. zira öd, vücudun korku duygusuna verdiği mekanizmada, ani bir reflkesle patlayabilmektedir.
dolayısıyla ani tepkilerde bile korkabilen insanlara, ödlek yani ödü kolay patlayabilecek insan anlamında bu ifade kullanılmıştır.
bu anlamda kelime, korkak sıfatından da ayrışmaktadır. çünkü korkak birey, olaylara sadece, korku, ürkü ve kaçınsama tepkileriyle karşılık verirken, ödlek olarak nitelenen birey, daha ağır tepkiler vermekte, düşmek, bayılmak, hatta şok girmek ve öd kesesinin patlaması halinde hastanelik olabilmekte ve belki de ölümle sonuçlanabilecek tepkilerin fitilini ateşlemektedir. bu nedenle toplumda, yapılan basit şakalarda bile dikkatli olunması tembihlenilir hatta ve hatta, uyarıcı olması açısından deyimler dahi bulunmaktadır: (bkz: yarım ödle durmak).
dolayısıyla ani tepkilerde bile korkabilen insanlara, ödlek yani ödü kolay patlayabilecek insan anlamında bu ifade kullanılmıştır.
bu anlamda kelime, korkak sıfatından da ayrışmaktadır. çünkü korkak birey, olaylara sadece, korku, ürkü ve kaçınsama tepkileriyle karşılık verirken, ödlek olarak nitelenen birey, daha ağır tepkiler vermekte, düşmek, bayılmak, hatta şok girmek ve öd kesesinin patlaması halinde hastanelik olabilmekte ve belki de ölümle sonuçlanabilecek tepkilerin fitilini ateşlemektedir. bu nedenle toplumda, yapılan basit şakalarda bile dikkatli olunması tembihlenilir hatta ve hatta, uyarıcı olması açısından deyimler dahi bulunmaktadır: (bkz: yarım ödle durmak).
devamını gör...
sözlüklerde ak partili ve müslüman insanlara saldırılması
rüzgar eken fırtına biçer,
bütün bunları ülkeyi bu kadar kutuplaştırmadan düşünecektiniz. pardon siz de düşünecek bir beyin yok onu şeyhlere, hocalara kiraya veriyorsunuz size mi üzüleceğim?
edit: yukarıda tescilli şakirt pedofili falan demiş al din kardeşlerinin yediği haltlar 2019 a kadar bulabildiklerim #81913.
al bunu nereye dayarsan daya camii de, dergahta çoluk çocuk badeleyen sizler, ülkeyi soyanlar sizinkiler, kul hakkı yemeyi nirvana seviyesine çıkartmış sizler ama suçlu ateistler öyle mi? (bkz: lan bırak)
bütün bunları ülkeyi bu kadar kutuplaştırmadan düşünecektiniz. pardon siz de düşünecek bir beyin yok onu şeyhlere, hocalara kiraya veriyorsunuz size mi üzüleceğim?
edit: yukarıda tescilli şakirt pedofili falan demiş al din kardeşlerinin yediği haltlar 2019 a kadar bulabildiklerim #81913.
al bunu nereye dayarsan daya camii de, dergahta çoluk çocuk badeleyen sizler, ülkeyi soyanlar sizinkiler, kul hakkı yemeyi nirvana seviyesine çıkartmış sizler ama suçlu ateistler öyle mi? (bkz: lan bırak)
devamını gör...
körlük
kitabı okumaya başladığım andan itibaren merak duygusu hiç eksilmedi.
öncelikle her şey bir trafik ışığında arabasında beklerken kör olan bir adamın içine düştüğü durumla başladı.
romana daha ilk başladığımızda tıpkı kafka'nın meşhur böceğe dönüşme sahnesinde olduğu gibi bir anda oldu. tık ışıklar gitti. ve karanlık.
romanı uzun uzun anlatıp sıkmak istemem. üzerinde durmak istediğim yerler var;
öncelikle karakterler doğuştan kör değil. beyaz kör. yani doğadaki şeyler dünyasını tanımlamış ama hayat akışının bir noktasında beyaz kör olmuşlar. doğada bir anda olup biten şeyler yoktur. değişim ve süreç vardır. dolayısıyla biz bu insanlara kör oldular diyemeyiz. duyarsızlık veya duyu yetilerinin alışkanlıkla körleşmesi de diyebiliriz. ve bu hastalık bir kişi hariç herkese bulaşıyor. neden? çünkü insanların anlaşabilmek, ileteşim kurabilmek için ortak mitlere(para gibi) ihtiyacı var. dolayısıyla kaos çıkar. ortak anlaşabildikleri değerlerin yitimine uğradıkları için de nitekim çıkıyor.
körlük trafik ışıklarında başlıyor. neden trafik ışıkları da başka bir yer değil? komutların verildiği bir yerde. her zaman duyumsayıp algılarız. ama ışıklarda olması tesadüf olmayabilir diye düşünüyorum.
ikinci dikkatimi çeken kısımsa yönetimin, bulaşıcı olan körlüğü kontrol altında tutabilmek için vakaları hapsettiği yer.
o kadar seçenek var ama tercih edilen yer eski bir hastane. üstelik de akıl hastanesi! tesadüf mü? tabiki hayır. yazar da yaratıcıdır, ve kusursuz çalışmak ister. herhangi bir obje, nesne veya özne orada olması gerektiği için vardır. fazlalık hiçbir şey yoktur(bence). buradan yola çıkarsak karakterlerin beyaz körlüğünün aslında zihinle ilgili olduğu sonucuna varabiliriz. dolayısıyla evvelden dediğim gibi bu insanlar duyarsızlaştırılmış, alışmış.
şunu da söylemeliyim ki karakterlerin hiçbirinin ismi yok. sahneye çıkan kişinin özelliklerine göre nitelemeler yapılmış. zannımca isim dar bir çerçeve çizerek anlatılmak isteneni/mesajı sınırlar. ama aylak adamdaki gibi "bay c.", gecikmeli ankara tireniyle gelen kadın", "josef k" gibi yaratımlar daha çok evrensellik, kapsayıcılık barındırır.
romanın ana mesajının verildiği yer ise "körlük" tanımın hakkını ise hapishane sahnesindeki distopik gösterim verir. burada bir nevi doğal seleksiyon vardır. güçlünün güçsüze baskın geldiği, kuralları sadece kendisi için geçerli kıldığı bir düzen hakim(güçlü olan grubun istekleriyle romanı okuyunca karşılaşırsınız).
tamamen kaosun geçerli olduğu bir iklim.
eski akıl hastanesinden bozma bir hapishanede beyaz körler ordusunun hayatta kalma mücadelesinde güçlünün güçsüze üstün gelme çabası. insani değerlerin ortadan kalkıp tamamen içgüdülerle hareket edilen kaotik bir ortam.
ama hesaba katılmayan bir şey var. gözleri gören bir kişi var. ve roman boyunca körlükten hiç etkilenmiyor. hatta grubun öncülüğünü, önderliğini, yol göstericiliğini yapıyor.
aklıma gelen bir kısım da; hapishaneden kurtulup eve vardıkları zaman, kadınların balkonda yağmur altında yıkandıkları sahne.
bir arınma, pisliklerden sıyrılma gibi gelmişti. bana.
romanı bir defa okudum. o da yaklaşık 4-5 yıl önce ama etkilediği için tasavvur edebiliyorum. ve düşüncelerim hala aklımda.
aklıma gelen sahneler var, tekrar okuduğum zaman yazıya eklemeler yaparım.
öncelikle her şey bir trafik ışığında arabasında beklerken kör olan bir adamın içine düştüğü durumla başladı.
romana daha ilk başladığımızda tıpkı kafka'nın meşhur böceğe dönüşme sahnesinde olduğu gibi bir anda oldu. tık ışıklar gitti. ve karanlık.
romanı uzun uzun anlatıp sıkmak istemem. üzerinde durmak istediğim yerler var;
öncelikle karakterler doğuştan kör değil. beyaz kör. yani doğadaki şeyler dünyasını tanımlamış ama hayat akışının bir noktasında beyaz kör olmuşlar. doğada bir anda olup biten şeyler yoktur. değişim ve süreç vardır. dolayısıyla biz bu insanlara kör oldular diyemeyiz. duyarsızlık veya duyu yetilerinin alışkanlıkla körleşmesi de diyebiliriz. ve bu hastalık bir kişi hariç herkese bulaşıyor. neden? çünkü insanların anlaşabilmek, ileteşim kurabilmek için ortak mitlere(para gibi) ihtiyacı var. dolayısıyla kaos çıkar. ortak anlaşabildikleri değerlerin yitimine uğradıkları için de nitekim çıkıyor.
körlük trafik ışıklarında başlıyor. neden trafik ışıkları da başka bir yer değil? komutların verildiği bir yerde. her zaman duyumsayıp algılarız. ama ışıklarda olması tesadüf olmayabilir diye düşünüyorum.
ikinci dikkatimi çeken kısımsa yönetimin, bulaşıcı olan körlüğü kontrol altında tutabilmek için vakaları hapsettiği yer.
o kadar seçenek var ama tercih edilen yer eski bir hastane. üstelik de akıl hastanesi! tesadüf mü? tabiki hayır. yazar da yaratıcıdır, ve kusursuz çalışmak ister. herhangi bir obje, nesne veya özne orada olması gerektiği için vardır. fazlalık hiçbir şey yoktur(bence). buradan yola çıkarsak karakterlerin beyaz körlüğünün aslında zihinle ilgili olduğu sonucuna varabiliriz. dolayısıyla evvelden dediğim gibi bu insanlar duyarsızlaştırılmış, alışmış.
şunu da söylemeliyim ki karakterlerin hiçbirinin ismi yok. sahneye çıkan kişinin özelliklerine göre nitelemeler yapılmış. zannımca isim dar bir çerçeve çizerek anlatılmak isteneni/mesajı sınırlar. ama aylak adamdaki gibi "bay c.", gecikmeli ankara tireniyle gelen kadın", "josef k" gibi yaratımlar daha çok evrensellik, kapsayıcılık barındırır.
romanın ana mesajının verildiği yer ise "körlük" tanımın hakkını ise hapishane sahnesindeki distopik gösterim verir. burada bir nevi doğal seleksiyon vardır. güçlünün güçsüze baskın geldiği, kuralları sadece kendisi için geçerli kıldığı bir düzen hakim(güçlü olan grubun istekleriyle romanı okuyunca karşılaşırsınız).
tamamen kaosun geçerli olduğu bir iklim.
eski akıl hastanesinden bozma bir hapishanede beyaz körler ordusunun hayatta kalma mücadelesinde güçlünün güçsüze üstün gelme çabası. insani değerlerin ortadan kalkıp tamamen içgüdülerle hareket edilen kaotik bir ortam.
ama hesaba katılmayan bir şey var. gözleri gören bir kişi var. ve roman boyunca körlükten hiç etkilenmiyor. hatta grubun öncülüğünü, önderliğini, yol göstericiliğini yapıyor.
aklıma gelen bir kısım da; hapishaneden kurtulup eve vardıkları zaman, kadınların balkonda yağmur altında yıkandıkları sahne.
bir arınma, pisliklerden sıyrılma gibi gelmişti. bana.
romanı bir defa okudum. o da yaklaşık 4-5 yıl önce ama etkilediği için tasavvur edebiliyorum. ve düşüncelerim hala aklımda.
aklıma gelen sahneler var, tekrar okuduğum zaman yazıya eklemeler yaparım.
devamını gör...
su tasarrufu için öneriler
her ne kadar bugün istanbul'a yağmur yağmış olsa da, istanbul'daki kuraklık sorunu hâlâ bir olasılık. bunun için de yazarlarımızı ve okurlarımızı, su tüketimi konusunda daha dikkatli davranmak adına birkaç noktaya dikkat etmeye çağırıyorum.
her ne kadar istanbul için yazılıyor olsa da, kuraklık gelecek zamanların en büyük sorunu. su sonsuz değil arkadaşlar. evet.
1- diş fırçalarken suyu kapatmak. hatta suyu neden açar insanlar onu hiç anlamıyorum. dümdüz fırçala, sonra da çarkala ağzını geç. suyu boşa akıtmayın.
2- erkek yazarlar, tıraş olurken suyu boşa akıtmasak mı?
3- meyve ve sebze yıkamak. derinliği olan bir kapta, daha az su tüketerek yıkamak, evet.
4- duş alırken suyu az açmak. evet, tazyik çok güzel, vücuda değince falan ama su bayağı boşa gidiyor. dikkat edelim. hatta mümkünse kova ile yıkanalım.
5- bulaşık yıkarken, ön yıkama olayından kaçınalım. suyla yıkamak yerine, fırça ya da bez yardımıyla fazlalık olan yemekleri sıyırmak daha az su tüketmeyi sağlar.
6- bulaşık makinesini iyice doldurup yıkayalım.
7- çamaşır makinesi de aynı şekilde, daha dolu bir şekilde yıkayalım.
şimdilik aklıma gelen, su tüketimini azaltmamızı sağlayacak basit öneriler bunlar. su hepimiz için önemli, dikkatli kullanalım.
her ne kadar istanbul için yazılıyor olsa da, kuraklık gelecek zamanların en büyük sorunu. su sonsuz değil arkadaşlar. evet.
1- diş fırçalarken suyu kapatmak. hatta suyu neden açar insanlar onu hiç anlamıyorum. dümdüz fırçala, sonra da çarkala ağzını geç. suyu boşa akıtmayın.
2- erkek yazarlar, tıraş olurken suyu boşa akıtmasak mı?
3- meyve ve sebze yıkamak. derinliği olan bir kapta, daha az su tüketerek yıkamak, evet.
4- duş alırken suyu az açmak. evet, tazyik çok güzel, vücuda değince falan ama su bayağı boşa gidiyor. dikkat edelim. hatta mümkünse kova ile yıkanalım.
5- bulaşık yıkarken, ön yıkama olayından kaçınalım. suyla yıkamak yerine, fırça ya da bez yardımıyla fazlalık olan yemekleri sıyırmak daha az su tüketmeyi sağlar.
6- bulaşık makinesini iyice doldurup yıkayalım.
7- çamaşır makinesi de aynı şekilde, daha dolu bir şekilde yıkayalım.
şimdilik aklıma gelen, su tüketimini azaltmamızı sağlayacak basit öneriler bunlar. su hepimiz için önemli, dikkatli kullanalım.
devamını gör...
dans eden ev
çek cumhuriyeti'nin prag şehrinde, vlatava nehri kıyısında yer alan binanın yapımı 4 yıl sürdü. milunic ve gehry tarafından inşa edilen bu binanın tarzı, sanat ve mimarlık çevreleri tarafından yeni barok olarak nitelendiriliyor.
mimarlar, dans eden evi şehrin kültür merkezi yapmayı planladılar ve bu bina zaman içerisinde prag'ın sembollerinden biri haline geldi.

mimarlar, dans eden evi şehrin kültür merkezi yapmayı planladılar ve bu bina zaman içerisinde prag'ın sembollerinden biri haline geldi.

devamını gör...
sözlükteki ateistleri müslüman yapacak bilgi
boyle sacma basliklar acilirsa eger, ters tepki yapip, verdikleri kararin ne kadar yerinde oldugunu dusunebilirler.bu olasilik musluman olmalarindan daha yuksek...
devamını gör...
moderatörlerin biraz şey olması
nabız kontrol eden başlık.
devamını gör...
türkçede ırkçı ifadeler
türkçede çoğu kelimenin veya söylemin kendisinden ziyade üslup ve hedef kitlesi söylemi ırkçı yapar. bu yüzden ırkçı kelime yok zannedilir. halbuki derya denizdir. birkaçını sıralayalım.
gavur inadı ırkçı.
mal bulmuş mağribi gibi geçenlerde bi başlığın içinde geçiyordu. sjw ilan ediliriz korkusuyla ses etmemiştik. meali, mal bulan batılı gibi. endülüs emevilerinin yıkılmasından sonra dağılan ve göçebe hayat yaşayan, fakirlikten dolayı bulduğunu yiyen mağrip* halkını aşağılamak için söylenen ırkçı ifade.
dağdan inme yörük, ne erik bilir ne koruk ırkçı.
iyinin haçı koynunda saklıdır bu kadar gerizekalıca bi söylem duymadım. tanımadığın birinin iyiliğine aldanma, gizli gavur olabilir demek.
ermeni dölü ırkçı.
arap siyah afrikanlara yapılan ırkçı söylem.
kızılbaş ırkçı.
çıfıt yahudilere karşı yapılan ırkçı söylem. hilekar, düzenbaz demek. (bkz: çıfıt çarşısı)
arap saçına dönmek ırkçı.
gündüz feneri yine siyahlara karşı bi ırkçı ifade.
yunan artığı ırkçı.
dürzü tamamen argoya yozlaşmış olsa da, dürzilik mezhebine inanan suriyelileri hedef alır.
kıro bu da yozlaşmış bir kelimedir. kürtçe ve diğer birçok ortadoğu dilinde erkek çocuğu demek. türkçeye farklı bi anlamda geçmiş olsa da yozlaşmadan önceki hali "kürt çocuğu gibi"dir.
çingen çalar kürt oynar bu ifade de kıro gibi yozlaşmıştır. uyumsuz anlar, karmaşık olaylar ve kaos anı için söylenir. ifadeyi ırkçı yapan şey tam da budur.
arap eli öpmekle dudak kararmaz kirli, pis, çirkin bir şeye bulaşmakla, insan kirlenmez anlamını taşıyan ırkçı ifade.
bugün pazar gavurlar azar pazar günü ayin yapan gayrimüslimleri aşağılamaya yönelik ayrımcı bir ifade.
apaçi ırkçı.
çapulcu ırkçı.
arnavut inadı ırkçı.
gavur inadı ırkçı.
mal bulmuş mağribi gibi geçenlerde bi başlığın içinde geçiyordu. sjw ilan ediliriz korkusuyla ses etmemiştik. meali, mal bulan batılı gibi. endülüs emevilerinin yıkılmasından sonra dağılan ve göçebe hayat yaşayan, fakirlikten dolayı bulduğunu yiyen mağrip* halkını aşağılamak için söylenen ırkçı ifade.
dağdan inme yörük, ne erik bilir ne koruk ırkçı.
iyinin haçı koynunda saklıdır bu kadar gerizekalıca bi söylem duymadım. tanımadığın birinin iyiliğine aldanma, gizli gavur olabilir demek.
ermeni dölü ırkçı.
arap siyah afrikanlara yapılan ırkçı söylem.
kızılbaş ırkçı.
çıfıt yahudilere karşı yapılan ırkçı söylem. hilekar, düzenbaz demek. (bkz: çıfıt çarşısı)
arap saçına dönmek ırkçı.
gündüz feneri yine siyahlara karşı bi ırkçı ifade.
yunan artığı ırkçı.
dürzü tamamen argoya yozlaşmış olsa da, dürzilik mezhebine inanan suriyelileri hedef alır.
kıro bu da yozlaşmış bir kelimedir. kürtçe ve diğer birçok ortadoğu dilinde erkek çocuğu demek. türkçeye farklı bi anlamda geçmiş olsa da yozlaşmadan önceki hali "kürt çocuğu gibi"dir.
çingen çalar kürt oynar bu ifade de kıro gibi yozlaşmıştır. uyumsuz anlar, karmaşık olaylar ve kaos anı için söylenir. ifadeyi ırkçı yapan şey tam da budur.
arap eli öpmekle dudak kararmaz kirli, pis, çirkin bir şeye bulaşmakla, insan kirlenmez anlamını taşıyan ırkçı ifade.
bugün pazar gavurlar azar pazar günü ayin yapan gayrimüslimleri aşağılamaya yönelik ayrımcı bir ifade.
apaçi ırkçı.
çapulcu ırkçı.
arnavut inadı ırkçı.
devamını gör...
fayyum portreleri
antik mısır'ın mumyalama tekniğinde, mumyanın konulduğu sandukanın yüz kısmına ahşaptan bir plaka konularak ölen kişinin portresi çizilir. bizde mezarlıklarda çok yaygın olmasa da ölen kişinin mezar taşının üzerine vesikalık fotoğraf baskısı yapılmasına benzer. bu tekniğin oluşmasında romalılar'ın etkisi vardır. herkese değil, yüksek tabakadan ölenlere yapılır.


devamını gör...
kiloyla barışık olma güzelliği
peki benim bu başlığı salça ekmek yerken görmem? işte hep bu güzellikten. *
devamını gör...
tükenmez kalemin tükenmesi
insan öldüğünde beden tükenir ama ruh tükenmez onun gibi düşünebiliriz mürekkep tükenir ama kalem tükenmez
devamını gör...
eksi butonunun arandığı anlar
hoşlanılmayan tanım ile karşılaşma anıdır. sıkın dişinizi yakın da gelir.
devamını gör...


