141.
körsem,
senden gayrısına yoksam,
bozuksam,
can benim, düş benim,
ellere nesi?
hadi gel,
ay karanlık...
anısına saygıyla...
devamını gör...
142.
"canımın gizlisinde bir can idin ki
kan değil sevdamız akardı geceye,"
devamını gör...
143.
(bkz: şiire küstüren adam)

herifle alakası yok he. burada acayip fanları vardı. zaten şiir sevmezdim bu agamdan ve avanelerinden ötürü iyice nefret ettim.
devamını gör...
144.
"hırsla çakarım kibriti ilk nefeste yarılanır cıgaram." diyerek hasar tespit raporunu yüzümüze vurmuştur.
devamını gör...
145.
içim ne zaman neşe dolsa, mutlu olsam birden çıkagelir şiirleri, kanayan veyahutta kabuk bağlayan yaramın iyileştiğini gösterir bana… yumuş yumuş yanaklarından öptüğüm, devrin daim olsun da hissedeyim birinde seni…
devamını gör...
146.
bir ülke düşünün sadece komünist olmanız bile hapise girmeniz için yeterli bir sebep.

1951 yılında tkp tevkifatı denilen yani türkiye cumhuriyeti tarihinde yasa dışı olarak faaliyet gösteren türkiye komünist partisi (tkp) üyelerine, sempatizanlarına ve sol görüşlü aydınlara yönelik olarak emniyet ve devlet güçleri tarafından yapılan geniş çaplı, kitlesel tutuklama ve tasfiye operasyonları...
sadece düşüncelerini satırlara dökmekten tutuklanır ahmet arif.
gizli örgüt kurmak ve komünizm propagandası yapmak ile suçlanır
tek suçu şdüşüncelerini mısralara dökmektir..
​ dönemin işkence merkezi olan sansaryan han’da aylarca çok ağır, insanlık dışı işkencelere maruz kalır. günlerce süren açlık, uykusuzluk ve fiziksel darplar sonucunda şairin bedeni daha fazla dayanamaz ve bir gün işkence odasında bayılır, nabzı neredeyse durma noktasına gelir.
​işkenceciler, ahmed arif’in öldüğünü düşünürler ve harbiye’deki askeri kışlanın arkasındaki boş, çöp dökülen bir araziye bırakıp kaçarlar. amaçları, cesedin orada bulunması ve olaya "faili meçhul" süsü verilmesidir.
​ancak ahmed arif ölmemiştir. sabaha karşı arazideki soğuk havanın, çiğin veya yağmurun yüzüne vurmasıyla mucizevi bir şekilde gözlerini açar. şair, o anı ve sonrasını daha sonra dostlarına ve röportajlarında şu sarsıcı sözlerle anlatacaktır:

​"gözümü açtım ki bir çöplükteyim. her tarafım yara bere içinde, kımıldayamıyorum. soğuk beni kendime getirmiş. öldü diye atmışlar... üzerime konan kargaları, kuşları kovalamaya mecalim yoktu. ama yaşadığımı hissettim. direndim ve oradan sürünerek çıktım."
​bu ağır travma ve ölümün kıyısından dönüş, onun hayata ve halkına olan bağlılığını koparmaya yetmez aksine o karanlık hücrelerde ve boş arazilerde yaşadığı acıları, türk şiirinin zirvesi olan hasretinden prangalar eskittim"kitabındaki o ölümsüz dizelere döker.

​kendisini ölüme terk edenlerin karşısına hep o mağrur, başı dik duruşuyla çıktı. onun şiirindeki yiğitlik inkâr gelinmez. vurgusu, o'nun hücrelerden ve boş arazilerden sağ çıkmış bir bedenin haykırışıdır...

"öyle yıkma kendini,
öyle mahzun, öyle garip...
nerede olursan ol,
içerde, dışarda, derste, sırada,
yürü üstüne - üstüne,
tükür yüzüne celladın,
fırsatçının, fesatçının, hayının...
dayan kitap ile
dayan iş ile.
tırnak ile, diş ile,
umut ile, sevda ile, düş ile
dayan rüsva etme beni.
"

ahmed arif

anısına saygıyla ....
devamını gör...
147.
bugün birine yazarsın, iki mavi tik düşer. cevap gelmez. oturur ekranı izlersin. acaba yoğun mu, acaba unuttu mu, acaba ben mi saçmaladım? diye beynini kemirirsin.

ahmed arif'in zamanında mavi tik yok.

onun yerine posta kutusu var.

ve inanılmaz bir sabır.

1956'nın bir akşamı.

ankara'nın ayazı öyle bir çökmüş ki, insanın cebindeki son sigarayı bile üşütüyor. kahvede bir masada ahmed arif oturuyor. önünde çay değil, bekleyiş var. cebinde para yok. kafasında memleket. yüreğinde ise tek kişilik bir izdiham: leyla.

şiir yazmıyor aslında. mektup yazıyor. şiir diye okuduklarımızın bir kısmı posta pulu yalarken çıkan şeyler.

mektubu bitiriyor.

sen ister dostum ol ister sevgilim, yeter ki hayatımda ol.

zarfı kapatıyor.

posta kutusuna atıyor.

ve yine bekliyor.

işte tam burada insanın içinden şöyle bir sitem yükseliyor:

yaaaa leyla abla, insan hiç mi biraz kıyamaz?

adam sana mektuplarda sevgili, dost, yoldaş, evlat, hatta neredeyse tanrıça muamelesi yapmış. seni hayatının merkezine koymuş.

sen ise ilişkiyi hep dostluk çizgisinde tutmuşsun.

tabii ki kimse kimseyi sevmek zorunda değil. aşk dilekçe değil ki onaylansın.

ama düşünmeden edemiyor insan.

bir tarafta hasretinden prangalar eskittim seviyesinde bir adam.

öbür tarafta arkadaş kalalım seviyesinde bir kadın.

kozmik dengesizlik resmen.

sonra yıllar geçiyor.

şiirler büyüyor.

efsane büyüyor.

mektuplar sararıyor.

ve insan şunu fark ediyor:

belki de ahmed arif'i ahmed arif yapan şey biraz da leylasıy'dı.

iyi ki var olmuşsun zalım leyla.

kim bilir...

sen olmasaydın, bildiğimiz ahmed arif yine ahmed arif olur muydu?

belki olurdu.

ama eksik olurdu.

biraz daha sessiz,

biraz daha az yaralı,

biraz daha az ahmed arif..........

bu saçma sapan entry'i girecek kadar seviyorum ahmed arif'i

yattığı yer incitmesin.

toprağı bol, hatırası daim olsun.

selam olsun büyük şaire.

selam olsun yarım kalmış sevdalara.

selam olsun ahmed arif'e..
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"ahmed arif" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim