normal sözlük yazarlarının şiirleri
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
başlık "martinneder" tarafından 08.01.2021 18:06 tarihinde açılmıştır.
941.
lâyemut
türünü bilmem bir ağaç,
ellerin ellerimde,
oturmuş dibine,
diz dize,
hayaller kurmaktayız.
zaman denen meret yok olmuş.
dünya ha varmış ha yokmuş.
kimin umrunda?
yol almaktayız sevgilim,
ufuksuz okyanuslara.
(bkz: vasıfsız)
türünü bilmem bir ağaç,
ellerin ellerimde,
oturmuş dibine,
diz dize,
hayaller kurmaktayız.
zaman denen meret yok olmuş.
dünya ha varmış ha yokmuş.
kimin umrunda?
yol almaktayız sevgilim,
ufuksuz okyanuslara.
(bkz: vasıfsız)
devamını gör...
942.
geceleyin egeye uzanacaksın
göğe bak sonra gözünü kapat
bulut kara su kara
teninde ıslak bi serinlik
usanırsan yüzünü çevirirsen
aşağı bak ve gözünü aç
sürekli akış sesi duyacaksın
bilinmeyene gidecek bilinmeyenden
geceleyin egeye uzanacaksın
sen bütün denizi alacaksın
tüm balıklar bütün deniz senin
ve sen aşkı eylülde tanıyacaksın
göğe bak sonra gözünü kapat
bulut kara su kara
teninde ıslak bi serinlik
usanırsan yüzünü çevirirsen
aşağı bak ve gözünü aç
sürekli akış sesi duyacaksın
bilinmeyene gidecek bilinmeyenden
geceleyin egeye uzanacaksın
sen bütün denizi alacaksın
tüm balıklar bütün deniz senin
ve sen aşkı eylülde tanıyacaksın
devamını gör...
943.
gidelim buradan
insanları iyi değil artık buranın
canımızı yakamayacakları bir yere gidelim
anlattıkları şeye inanmamızı bekliyorlar hep
inancımızı kıramıyacakları bir yere gidelim
ya sen gel bana yada ben geleyim sana
yağmuru bile temizlemiyor artık sokaklarını
el ele ıslanacağımız bir yerlere gidelim
gidelim buralardan
kurduğumuz şeye hayat diyebileceğimiz bir yerlere gidelim
insanları iyi değil artık buranın
canımızı yakamayacakları bir yere gidelim
anlattıkları şeye inanmamızı bekliyorlar hep
inancımızı kıramıyacakları bir yere gidelim
ya sen gel bana yada ben geleyim sana
yağmuru bile temizlemiyor artık sokaklarını
el ele ıslanacağımız bir yerlere gidelim
gidelim buralardan
kurduğumuz şeye hayat diyebileceğimiz bir yerlere gidelim
devamını gör...
944.
aşka bahane lazımdı
tuttum sana yazdım
içemeye bahane lazımdı
tuttum sana içtim.
tuttum sana yazdım
içemeye bahane lazımdı
tuttum sana içtim.
devamını gör...
945.
başka bir hayat
göğün geniş bahçesinde
in cin top oynarken geceleri
güneşten aşırırmış ışığını yıldızlar
alnımda renkli ölümler
maket bıçağıyla ayıramıyor insan geçmişi
ağzı cehennem kokuyor dünyanın
yürüdüğümüz yollar dar fakat
göründüğü kadar
küçük
değil
gökyüzü
döndüm yüzümü
sokağa, evlere, göğe... çok zor değil.
hem yüzü mü düşecekmiş insanın
düşsün
daha iyi
sığdım mı hiç
uyanmadan
bir rüyaya
cebimde üç d e v harf
zamanın kapıları açılacak
taş değilim
yosun da tutmayacağım
duvarlarım var mavi yeşil
yıkılmaz değil
“ben” sözden ibaret
değilim
bir damla ateşle yıkayıp yüzümü
gölgemi de kendimden bilerek
açılsın kalbimdeki mezarlar
aynı güneşe el sallamak mümkün
aynı yıldızın kuyruğundan düşmek
neden olmasın
yaşamak
kurşuna dizerek kara bulutları
tüm duvarların ötesinde bir yerde
yaşamak
ağartarak bir yudum aşkla düşleri.
yüzebilirim artık çırılçıplak
zamanın olmadığı yerde …
göğün geniş bahçesinde
in cin top oynarken geceleri
güneşten aşırırmış ışığını yıldızlar
alnımda renkli ölümler
maket bıçağıyla ayıramıyor insan geçmişi
ağzı cehennem kokuyor dünyanın
yürüdüğümüz yollar dar fakat
göründüğü kadar
küçük
değil
gökyüzü
döndüm yüzümü
sokağa, evlere, göğe... çok zor değil.
hem yüzü mü düşecekmiş insanın
düşsün
daha iyi
sığdım mı hiç
uyanmadan
bir rüyaya
cebimde üç d e v harf
zamanın kapıları açılacak
taş değilim
yosun da tutmayacağım
duvarlarım var mavi yeşil
yıkılmaz değil
“ben” sözden ibaret
değilim
bir damla ateşle yıkayıp yüzümü
gölgemi de kendimden bilerek
açılsın kalbimdeki mezarlar
aynı güneşe el sallamak mümkün
aynı yıldızın kuyruğundan düşmek
neden olmasın
yaşamak
kurşuna dizerek kara bulutları
tüm duvarların ötesinde bir yerde
yaşamak
ağartarak bir yudum aşkla düşleri.
yüzebilirim artık çırılçıplak
zamanın olmadığı yerde …
devamını gör...
946.
.
.
.
yorgunum ve bu çok eski
ağrıma gider farklı yenilgi
yargılamayı sever insanlar
hiçbir şeyden habersiz
.
.
yorgunum ve bu çok eski
ağrıma gider farklı yenilgi
yargılamayı sever insanlar
hiçbir şeyden habersiz
devamını gör...
947.
kışın tadını sen anlat,
baharı ben,
gülen yüzün gibi
dört mevsim sen.
baharı ben,
gülen yüzün gibi
dört mevsim sen.
devamını gör...
948.
ya şair yapacak biri gerek
ya da şiir olacak biri gerek
bana bir sen gerek
işte o zaman
bendeki seni rafta herkes görecek.
ya da şiir olacak biri gerek
bana bir sen gerek
işte o zaman
bendeki seni rafta herkes görecek.
devamını gör...
949.
tarafımı tarafsızlık olarak belirledim
ne sağcı ne solcu
ne yağcı ne yolcu
partiler üstü biriyim ben
dönmedim şimdiye dek sözümden.
aylar 28, 29, 30, 31 çeker
bendeki şans ondan seker
yine bana geri döner
içimdeki alev birden söner
mum mu ki bu sönsün
asıl amaç kaderim dönsün.
ne sağcı ne solcu
ne yağcı ne yolcu
partiler üstü biriyim ben
dönmedim şimdiye dek sözümden.
aylar 28, 29, 30, 31 çeker
bendeki şans ondan seker
yine bana geri döner
içimdeki alev birden söner
mum mu ki bu sönsün
asıl amaç kaderim dönsün.
devamını gör...
950.
o şaşılacak şey, o mucize, bu duyguların belki de tanrısı
yarattım sana o güzel çehreni asma diye tüm alttan alışları
seninle tanıdığımı sandım yolumu aydınlatan doğrulukları
ben herhangi bir gecede bu acıyla ölmemeliyim, hayır
dans ettiğin karanlık sokaklar gibi, bazen sarılırdın ruhuma
bir kadını sevdiğimden daha fazla sevebilir miyim seni?
bir varoluşu sevmek bu, bir bedeni veya kişiyi değil
aşk adına yaşattıklarının hepsi birer acıyla beslenir
ne makbulüm ne de makul, bunun hep bilincindeyim
bir rüzgarın yakasına yapışmışım, hep onun peşindeyim
alacakaranlıkta birer birer göğe çıkarıyorum sevgilerimi
bunu ne sen anlayabilirsin, ne de kalbimi gören başka biri
hissedebilen her yerimi bir bir siyaha boyuyorum
asıl şimdi yollarını çizdiğim tüm oyunları bozuyorum
bu hilebaz kartları ben dağıttım, kurallarımı dayatamıyorum
kendime yarattığım bu çukurdan bir çıkış bulamıyorum
2021
yarattım sana o güzel çehreni asma diye tüm alttan alışları
seninle tanıdığımı sandım yolumu aydınlatan doğrulukları
ben herhangi bir gecede bu acıyla ölmemeliyim, hayır
dans ettiğin karanlık sokaklar gibi, bazen sarılırdın ruhuma
bir kadını sevdiğimden daha fazla sevebilir miyim seni?
bir varoluşu sevmek bu, bir bedeni veya kişiyi değil
aşk adına yaşattıklarının hepsi birer acıyla beslenir
ne makbulüm ne de makul, bunun hep bilincindeyim
bir rüzgarın yakasına yapışmışım, hep onun peşindeyim
alacakaranlıkta birer birer göğe çıkarıyorum sevgilerimi
bunu ne sen anlayabilirsin, ne de kalbimi gören başka biri
hissedebilen her yerimi bir bir siyaha boyuyorum
asıl şimdi yollarını çizdiğim tüm oyunları bozuyorum
bu hilebaz kartları ben dağıttım, kurallarımı dayatamıyorum
kendime yarattığım bu çukurdan bir çıkış bulamıyorum
2021
devamını gör...
951.
çünkü gerçekten!
evet… gerçekten
hepsi-- içimde
ve hepsini… yaşamak istiyorum
puslu bir mercekten
kısıtlı, tek taraflı bi’ mercekten
bakmalar, gerçekten acz tutuyor
ben her şeyi… içerlemek istiyorum
ben, gelecekten
ya da, geçmişten
firar eden yapısal bir karakter değilim
ve hepsini… şu ana, bir anda sığdırmak istiyorum
yanlışları yüze vurmak kolaydı hep
alıp başını gitmeler kolaydı
en kolayıydı
kırıntı minvali saylara da muhtaç değildi
çabaları yabana atan eşekleri susturmak
sükûneti bozmak değildi
aldırmamak
umursamamak
yok saymak
insanlara gelince basitti
insanlar da bazen…
bazen insanlar
susmak değildi sükût etmek
ayırdına varamayanlar yorgun düşüp gölgeleri takındılar yüzlerine
her sözlerine bir kaftan biçip durmadan yürüdüler kızgın çöllerde
aldırmamak dedim
boş vermek
dâhil olmamak
etliye karışmamak
sütlüye karışmamak sonra
bir köşede meçhul cinayete yine fail olmamak
mef’uller biz değilsek sorun teşkil etmezdi yılanlar
yılanlar insanlardan basit değillerdi
sorular sorup asite kimya katıp anti-kor üretmeyenlerdi
ekmek bedir’in
su hıdır’ın…
beslenmek
beslenmek aslını da kafalarına kodlamak istiyorum
sistemi alıp baştan aşağı baş aşağı sisli bi’ yorum
yiyin yiyin!
için için!
içim içimi yemezken de yağmurlar başka yağıyor
alacalı topraklara açılan penceremi kapatabilirler sananlar
yanılgıdalar
içine binbir türlü harfler katılmış gıdalar beslemeye yetmiyor
gözünü doyurmaya ağzına tıkılan toprakların yetmediği kargalara
gak gak sesleri kulağımı tırmalarsa
çığlıkları, bağırışları, sanrıları
şurama kadar geldiğinde kafamı kesip kağıt parçalarından
süslü boya kalemleriyle sulu sulu renklendirip
çarpacağım yüzlerine!*
vocaroo.com/11HErgCA970Y
dün sözlükten uzun süreler uzak kalınca nefretimi mefretimi kahıtlara duvarlara anlattım. huh.
protest şiir şeysi.
*
evet… gerçekten
hepsi-- içimde
ve hepsini… yaşamak istiyorum
puslu bir mercekten
kısıtlı, tek taraflı bi’ mercekten
bakmalar, gerçekten acz tutuyor
ben her şeyi… içerlemek istiyorum
ben, gelecekten
ya da, geçmişten
firar eden yapısal bir karakter değilim
ve hepsini… şu ana, bir anda sığdırmak istiyorum
yanlışları yüze vurmak kolaydı hep
alıp başını gitmeler kolaydı
en kolayıydı
kırıntı minvali saylara da muhtaç değildi
çabaları yabana atan eşekleri susturmak
sükûneti bozmak değildi
aldırmamak
umursamamak
yok saymak
insanlara gelince basitti
insanlar da bazen…
bazen insanlar
susmak değildi sükût etmek
ayırdına varamayanlar yorgun düşüp gölgeleri takındılar yüzlerine
her sözlerine bir kaftan biçip durmadan yürüdüler kızgın çöllerde
aldırmamak dedim
boş vermek
dâhil olmamak
etliye karışmamak
sütlüye karışmamak sonra
bir köşede meçhul cinayete yine fail olmamak
mef’uller biz değilsek sorun teşkil etmezdi yılanlar
yılanlar insanlardan basit değillerdi
sorular sorup asite kimya katıp anti-kor üretmeyenlerdi
ekmek bedir’in
su hıdır’ın…
beslenmek
beslenmek aslını da kafalarına kodlamak istiyorum
sistemi alıp baştan aşağı baş aşağı sisli bi’ yorum
yiyin yiyin!
için için!
içim içimi yemezken de yağmurlar başka yağıyor
alacalı topraklara açılan penceremi kapatabilirler sananlar
yanılgıdalar
içine binbir türlü harfler katılmış gıdalar beslemeye yetmiyor
gözünü doyurmaya ağzına tıkılan toprakların yetmediği kargalara
gak gak sesleri kulağımı tırmalarsa
çığlıkları, bağırışları, sanrıları
şurama kadar geldiğinde kafamı kesip kağıt parçalarından
süslü boya kalemleriyle sulu sulu renklendirip
çarpacağım yüzlerine!*
vocaroo.com/11HErgCA970Y
dün sözlükten uzun süreler uzak kalınca nefretimi mefretimi kahıtlara duvarlara anlattım. huh.
protest şiir şeysi.
*
devamını gör...
952.
istanbul'a biraz erken gibi geliyordu son bahar,
bitsin dedikçe başıma üşüşüyordu yokluğun
ve kimselere inat gitmek gelmiyordu içimden.
yere çakılmayı bekleyen kavruk yaprakları okşuyordu rüzgar.
bir güzel, ahu, afet, gözler derya ve bir ok bakışlar is bir hasmımda,
ne aşk ,ne nefret. bir değer biçmeyede gerek yok aslında..
istanbul'a biraz garip gibi geliyordu son bahar,
bir günü dört mevsim her mevsimi ayrı bir güzel geçiyordu.
rüzgarın okşamaktan vazgeçtiği yapraklara ayaklar altındaydı artık.
güzelliğin, bir siren gibi saygı duruşuna çağırıyordu aşkımı
ve yüreğim önünü ilikliyordu istemsizce seni düşününce..
sömürgemizdeki köşe
başlarına ara ara ahmak ıslatan saldırıyordu,
yağan her damla sokak lambalarının ışığıyla dans ediyordu
ve sırf beni bir şubat beklettin diye...
istanbul'a biraz eksik gibi geliyordu son bahar.
derme çatma kurduğum düşler kasırganda yerle bir oluyordu seni görünce
ve ruhuma işlemiş bir bakışını hatırlıyorum sadece..
koca bir mevsim batıyordu..!
artık yokuşun tepesinden gözümü almıyordu parlayan asfalt.
ayaklar altındaki yapraklar küllerinden yeniden doğmak için toprak oluyordu..!
istanbul'a biraz kasvetli gibi geliyordu sonbahar.
kara bulutlar felaket tellalı gibi bir açığımızı bekliyordu gökyüzünde.
konuştukça batar battıkça acıyasın gelir bir allahın belası,
senle gelen her son bahar mutlu bir aşk selası
ve bir kadehle parlatırım gökyüzümü mutluluk, aşkın cilası.
adını koyamadığım bir şey içimi ürpertiyordu çünkü..
istanbul'a biraz serin gibi geliyordu sonbahar.
akşam vaktine müteakip hırkalar ısıtıyordu üşüyen hayalleri
ve eşik altından yüz gösteriyordu, kışın kasıp kavuran zemherileri.
oysa ben seni ılık bir istanbul akşamında öpmeyi hayal ediyordum.
birde ruhuma işlemiş bir gülüşünü hatırlıyordum
ve senin için sonbahar olmaya mütemadiyen hazırdı yüreğim.
istanbul'a biraz yorgun gibi geliyordu sonbahar.
yaz sıcağından içi geçmiş rüzgarın gözleri kapanıyordu..
sonra birden esiveriyordu yorgun düşüren sıcaklara inat...
her yarın bu gün oldukça her yarın bir bilinmezdi...
oysa istanbul her ne kadar vazgeçilmez olsada ben sana alenen aşık oluyordum...
ve özlüyordum;
çünkü artık hayal meyal hatırlıyordum
saçını savurmanı,
gözünü kaçırmanı,
gülüşünü, sen gülünce mutluluğun bana dönüşünü özlüyordum.
istanbul'a biraz ağlamaklı gibi geliyordu son bahar.
rüzgardan dayak yiyen ağaçların dudakları titriyordu korkudan,
bir dal çatırdasa ağlayacak gibi oluyordu her an
artık çıplak ve tüm çıplaklığıyla yalnızdı ağaçlar.
son baharın amansız vuslat düşmanlığına inat tutuyordu kalan yapraklarını!
ama ben seni bir ara gözü yaşlı hatırlıyordum!
nedense akan her katre yaş birbirine düşman,
unutma o göz pınarlarına kıyan itlerde pişman...
istanbul'a biraz aşk gibi geliyordu son bahar
ve bu mevsim aşkın başkalaşmış haline hazırlık yapmaktan tarumar.
sen uykudan uyanırsan diye bir gözü açık uyurdu bu şehir.
bu kalp seni sevmekten bıkmaz, nefret dahi etsen yolundan kat'a çıkmaz
yüreğin yüzüme güler ve bir şubat öyle bekler bu beden
ve öyle olsa gerek ki hayat seni sevmekten ibaret,
eğer sende bunaldıysan gökyüzünden bir ömür engin deryama firar et...
2011 yılına ait nostaljik bir şiirim kalınan ikilemlerin ardından sizlerle umarım beğenirsiniz...
bitsin dedikçe başıma üşüşüyordu yokluğun
ve kimselere inat gitmek gelmiyordu içimden.
yere çakılmayı bekleyen kavruk yaprakları okşuyordu rüzgar.
bir güzel, ahu, afet, gözler derya ve bir ok bakışlar is bir hasmımda,
ne aşk ,ne nefret. bir değer biçmeyede gerek yok aslında..
istanbul'a biraz garip gibi geliyordu son bahar,
bir günü dört mevsim her mevsimi ayrı bir güzel geçiyordu.
rüzgarın okşamaktan vazgeçtiği yapraklara ayaklar altındaydı artık.
güzelliğin, bir siren gibi saygı duruşuna çağırıyordu aşkımı
ve yüreğim önünü ilikliyordu istemsizce seni düşününce..
sömürgemizdeki köşe
başlarına ara ara ahmak ıslatan saldırıyordu,
yağan her damla sokak lambalarının ışığıyla dans ediyordu
ve sırf beni bir şubat beklettin diye...
istanbul'a biraz eksik gibi geliyordu son bahar.
derme çatma kurduğum düşler kasırganda yerle bir oluyordu seni görünce
ve ruhuma işlemiş bir bakışını hatırlıyorum sadece..
koca bir mevsim batıyordu..!
artık yokuşun tepesinden gözümü almıyordu parlayan asfalt.
ayaklar altındaki yapraklar küllerinden yeniden doğmak için toprak oluyordu..!
istanbul'a biraz kasvetli gibi geliyordu sonbahar.
kara bulutlar felaket tellalı gibi bir açığımızı bekliyordu gökyüzünde.
konuştukça batar battıkça acıyasın gelir bir allahın belası,
senle gelen her son bahar mutlu bir aşk selası
ve bir kadehle parlatırım gökyüzümü mutluluk, aşkın cilası.
adını koyamadığım bir şey içimi ürpertiyordu çünkü..
istanbul'a biraz serin gibi geliyordu sonbahar.
akşam vaktine müteakip hırkalar ısıtıyordu üşüyen hayalleri
ve eşik altından yüz gösteriyordu, kışın kasıp kavuran zemherileri.
oysa ben seni ılık bir istanbul akşamında öpmeyi hayal ediyordum.
birde ruhuma işlemiş bir gülüşünü hatırlıyordum
ve senin için sonbahar olmaya mütemadiyen hazırdı yüreğim.
istanbul'a biraz yorgun gibi geliyordu sonbahar.
yaz sıcağından içi geçmiş rüzgarın gözleri kapanıyordu..
sonra birden esiveriyordu yorgun düşüren sıcaklara inat...
her yarın bu gün oldukça her yarın bir bilinmezdi...
oysa istanbul her ne kadar vazgeçilmez olsada ben sana alenen aşık oluyordum...
ve özlüyordum;
çünkü artık hayal meyal hatırlıyordum
saçını savurmanı,
gözünü kaçırmanı,
gülüşünü, sen gülünce mutluluğun bana dönüşünü özlüyordum.
istanbul'a biraz ağlamaklı gibi geliyordu son bahar.
rüzgardan dayak yiyen ağaçların dudakları titriyordu korkudan,
bir dal çatırdasa ağlayacak gibi oluyordu her an
artık çıplak ve tüm çıplaklığıyla yalnızdı ağaçlar.
son baharın amansız vuslat düşmanlığına inat tutuyordu kalan yapraklarını!
ama ben seni bir ara gözü yaşlı hatırlıyordum!
nedense akan her katre yaş birbirine düşman,
unutma o göz pınarlarına kıyan itlerde pişman...
istanbul'a biraz aşk gibi geliyordu son bahar
ve bu mevsim aşkın başkalaşmış haline hazırlık yapmaktan tarumar.
sen uykudan uyanırsan diye bir gözü açık uyurdu bu şehir.
bu kalp seni sevmekten bıkmaz, nefret dahi etsen yolundan kat'a çıkmaz
yüreğin yüzüme güler ve bir şubat öyle bekler bu beden
ve öyle olsa gerek ki hayat seni sevmekten ibaret,
eğer sende bunaldıysan gökyüzünden bir ömür engin deryama firar et...
2011 yılına ait nostaljik bir şiirim kalınan ikilemlerin ardından sizlerle umarım beğenirsiniz...
devamını gör...
953.
gözlerimde yaş var
içimde birikmiş öfke
aklımda o güzel gözlerin
yüreğimi ısıtırdı sıcacık bakışların
aldandım dünyanın sahte gülüşüne
kaptırdım kendimi bir çift renkli göze
bırak yakamı, çık düşüncelerimden
birikti, dağ gibi oldu öfkelerim...
içimde birikmiş öfke
aklımda o güzel gözlerin
yüreğimi ısıtırdı sıcacık bakışların
aldandım dünyanın sahte gülüşüne
kaptırdım kendimi bir çift renkli göze
bırak yakamı, çık düşüncelerimden
birikti, dağ gibi oldu öfkelerim...
devamını gör...
954.
bir güneş şarkısı
soylu gürültüsüyle diri
aklının arkasında yedi uçurum
bir adam
adını demirden almış
karanlığını güneşten
öper çoğaltarak
iğne deliğinden
küçük sevinçleri
mucizesi insanın
ateşle yazılmıştır kalbine
derin bir yaşam giyinmiştir
soyunup kendinden şiire
sever kedileri
çiçekleri ve
tüm güzel yürekleri
ne platon’un mağarasına
zincirlemiştir kendini
ne de duvarlarına
bir gölge gibi
bir gölge gibi değil
yaşamak ister insan gibi
soylu gürültüsüyle diri
aklının arkasında yedi uçurum
bir adam
adını demirden almış
karanlığını güneşten
öper çoğaltarak
iğne deliğinden
küçük sevinçleri
mucizesi insanın
ateşle yazılmıştır kalbine
derin bir yaşam giyinmiştir
soyunup kendinden şiire
sever kedileri
çiçekleri ve
tüm güzel yürekleri
ne platon’un mağarasına
zincirlemiştir kendini
ne de duvarlarına
bir gölge gibi
bir gölge gibi değil
yaşamak ister insan gibi
devamını gör...
955.
sevişmek gibi değil de , vedalaşmak gibiydi sanki..
özlemiştim şimdiden; dudaklarım dudaklarındayken,
teni tenimde o ince beli avuçlarım içerisinde kıvırılırken..
böyle bitmemeliydi.
seviyorduk birbirimizi..
peki peki neydi ..? neydi de şimdi son kez çırılçıplaktık birbirimize.
çünkü,
yarın yabancı olacaktık. değmeyecektik bile birbirimize..
bir ‘merhaba’ diyip geçişecektik.
gözlerimiz birbirine değecekti belki, içimizi artık 2mizin olmadığı içimizi..
bir anda, bir alev saracak..
açacaktık ikimizde bu soğuk ankara ayazında montumuzun önünü..
derin derin nefes alıp verecektik.. o soğuğu ciğerlerimize çekecektik..
biraz da olsa serinletmek için ciğerimizi..
sevişmek gibi değil de, intihar gibiydi sanki..
ölümlerin en can yakanı, ve en şehvetlisi…
(bkz: berq)
özlemiştim şimdiden; dudaklarım dudaklarındayken,
teni tenimde o ince beli avuçlarım içerisinde kıvırılırken..
böyle bitmemeliydi.
seviyorduk birbirimizi..
peki peki neydi ..? neydi de şimdi son kez çırılçıplaktık birbirimize.
çünkü,
yarın yabancı olacaktık. değmeyecektik bile birbirimize..
bir ‘merhaba’ diyip geçişecektik.
gözlerimiz birbirine değecekti belki, içimizi artık 2mizin olmadığı içimizi..
bir anda, bir alev saracak..
açacaktık ikimizde bu soğuk ankara ayazında montumuzun önünü..
derin derin nefes alıp verecektik.. o soğuğu ciğerlerimize çekecektik..
biraz da olsa serinletmek için ciğerimizi..
sevişmek gibi değil de, intihar gibiydi sanki..
ölümlerin en can yakanı, ve en şehvetlisi…
(bkz: berq)
devamını gör...
956.
serin suretlere asılsız ve suratsız tablolar asıyorum yeni bir insan imtihanı için.
tanrıcılık oynuyorum ellerimde birkaç pastel boya ve hünersiz fırçalarımla.
yokluğunu hissetmeden sarının ve beyazın,
yeşilin doğasını bilmeden topyekun sıralıyorum ‘düş’sel avuntularımı…
bir hobi olarak, en baştan gözlüyorum yokluğu.
her harfe sığdıramadığım benliği,
ruhu göçmeye baş koymuş,
ışığın görmediği parşömenlere işliyorum
biraz benden ve çoğunlukla senden…
özen gerektirmiyor karmaşa içinde doğup büyüyen gerçeğim.
bir ameliyathanede,
ilkin var olduğu yerde,
tekrar ağlatıyor ve koparıyorum bağları.
hayır hayır, ben sıfıra oynuyorum.
uçsuz diye tabir ettiğin rüyaların senaristliğini yapıyorum,
bir hobi olarak.
her seferinde bir geri adım ve baştan çek imkanına dağ olmuş sahneleri.
ben de zirveye koyuyorum kendimi;
biri gelecek,
çizmediğim güneş için oturacak kucağıma.
yargı o zaman başlayacak ki kalemimden belliydi halbuki,
intihara meyilli eteklerim.
bir hobi olarak, alametime değiyor parmaklarım.
dengeydi unutmamam gereken ki sonu sen olacak evrenin.
önce yıldızlar parlayacak sahiplendiğim ve siyah tebessüm edecek mükemmelliğine.
kanatlar süzülecek şuursuz ve şuh denizlere.
gölge olacak bana ihtişamlı bulutlar,
suyu tanıyacağım.
ve ben,
çamura dönmüş bir silgiyle uzanıyor olacağım tablo düşerken,
son yazarken jeneriklerde…
yüzler göğsüme dönecek,
ne yaptığını bilmez şaşkın dudaklar kanatılacak ve acı duymayacak hiç biri.
o kan,
bana damlayacak.
ve bir yasemin açacak gerdanımda,
kök salmaya sanrılı ama umudu bekleyen…
bir hobi olarak,
ben olacak.
tanrıcılık oynuyorum ellerimde birkaç pastel boya ve hünersiz fırçalarımla.
yokluğunu hissetmeden sarının ve beyazın,
yeşilin doğasını bilmeden topyekun sıralıyorum ‘düş’sel avuntularımı…
bir hobi olarak, en baştan gözlüyorum yokluğu.
her harfe sığdıramadığım benliği,
ruhu göçmeye baş koymuş,
ışığın görmediği parşömenlere işliyorum
biraz benden ve çoğunlukla senden…
özen gerektirmiyor karmaşa içinde doğup büyüyen gerçeğim.
bir ameliyathanede,
ilkin var olduğu yerde,
tekrar ağlatıyor ve koparıyorum bağları.
hayır hayır, ben sıfıra oynuyorum.
uçsuz diye tabir ettiğin rüyaların senaristliğini yapıyorum,
bir hobi olarak.
her seferinde bir geri adım ve baştan çek imkanına dağ olmuş sahneleri.
ben de zirveye koyuyorum kendimi;
biri gelecek,
çizmediğim güneş için oturacak kucağıma.
yargı o zaman başlayacak ki kalemimden belliydi halbuki,
intihara meyilli eteklerim.
bir hobi olarak, alametime değiyor parmaklarım.
dengeydi unutmamam gereken ki sonu sen olacak evrenin.
önce yıldızlar parlayacak sahiplendiğim ve siyah tebessüm edecek mükemmelliğine.
kanatlar süzülecek şuursuz ve şuh denizlere.
gölge olacak bana ihtişamlı bulutlar,
suyu tanıyacağım.
ve ben,
çamura dönmüş bir silgiyle uzanıyor olacağım tablo düşerken,
son yazarken jeneriklerde…
yüzler göğsüme dönecek,
ne yaptığını bilmez şaşkın dudaklar kanatılacak ve acı duymayacak hiç biri.
o kan,
bana damlayacak.
ve bir yasemin açacak gerdanımda,
kök salmaya sanrılı ama umudu bekleyen…
bir hobi olarak,
ben olacak.
devamını gör...
957.
sığınacak bir cehennem arıyordum
insanlara karıştım
kimi yerde
kimi gökdelenlerde
oturmuş pek mitolojik
savaşıyorlardı
kalpleri ve kulakları mühürlü
sesim hünerli değildi
duymadılar beni
şiir duydu
insanlara karıştım
kimi yerde
kimi gökdelenlerde
oturmuş pek mitolojik
savaşıyorlardı
kalpleri ve kulakları mühürlü
sesim hünerli değildi
duymadılar beni
şiir duydu
devamını gör...
958.
içimde kanat sesleri
kabaran bir denizdir özümde
aşk
ve sonsuz maviliğinde bir gökada
elsiz ayaksız uyanıyorum kendime
herkes bilsin
biz bilmeden sevişelim
sevişelim diyorum sevgilim
bir tek bedenini değil
ruhunu ve kalbini de
isterim
ki yıkılsın tüm duvarlar
o zamandır
g e r ç e k t e n s e v m e k
ve durmak çırılçıplak
gözlerinin ötesinde
o zaman
ateşin çığlığına karışır sesimiz
ve terimiz
nehirler boyu
böyle dokun işte
dişinle tırnağınla
öp
sonra bir daha
bir şiir gibi
bir mısra daha
havalansın kanatlarımız göğe
büyürüm o zaman
ellerinde
çiçek olur ellerim
gözlerim çocuk
dudağımın kenarında
bir gül
tenim
geceden kalma bir mavilikte
içimde kanat sesleri güvercinlerin
düşüyorum
yağmurlarla yıkanmış bir güneşe
kabaran bir denizdir özümde
aşk
ve sonsuz maviliğinde bir gökada
elsiz ayaksız uyanıyorum kendime
herkes bilsin
biz bilmeden sevişelim
sevişelim diyorum sevgilim
bir tek bedenini değil
ruhunu ve kalbini de
isterim
ki yıkılsın tüm duvarlar
o zamandır
g e r ç e k t e n s e v m e k
ve durmak çırılçıplak
gözlerinin ötesinde
o zaman
ateşin çığlığına karışır sesimiz
ve terimiz
nehirler boyu
böyle dokun işte
dişinle tırnağınla
öp
sonra bir daha
bir şiir gibi
bir mısra daha
havalansın kanatlarımız göğe
büyürüm o zaman
ellerinde
çiçek olur ellerim
gözlerim çocuk
dudağımın kenarında
bir gül
tenim
geceden kalma bir mavilikte
içimde kanat sesleri güvercinlerin
düşüyorum
yağmurlarla yıkanmış bir güneşe
devamını gör...
959.
boş bir vazo gibisin,
içinde ne çiçek var ne de su
yazları zorla çalıştırılmış çocuklar gibi
geçmiyor, oynayamadığın oyunların
çocukluk acılarını kuşanıp kuşanıp gelme bana
orası karanlık bir kuyunun dibi
öpüyorum işte açılmış yaralarını
gerisini unut gitsin..
-zira unutmak; insan modelinde opsiyoneldir.-
'kalbim kırılmadı ama çatlamış olabilir
ve o çatlaklar bazen gitme sebebidir.
iki aşığın var olması çok rasyonelken
bir arada durması çoğu irrasyoneldir'
hüznün başını çıkarıyor sudan
bir timsah kadar saygılı avına
bekliyor, beklerken büyüyor
-bazı şeyler beklerken büyür, büyür, büyür!-
dilinin ucunda acısı, kandaki demir kokusu
önce boğularak mı ölür, yoksa kan kaybından mı?
bilemiyorum...
ağlıyor mu?
göremiyorum...
fırtınaları koparıyorum asıldığı yerlerden
dalgaları vuruyor yerden yere deniz
o da herkes gibi sessiz, öldürüyor
iz bırakmadan,
-ama belki çatlaklar-
kopardığı yerden akıyor çığlıkları
unutmamaya yeminli, korktuğu karanlığı
bulutlar asılı gökyüzüne boyunlarından
yağmurlar akıyor damarlarından
aklına çivileri yıldırımlar çakıyor
bırakmamaya söz vermiş ama gözlerinden akıyor.
ne yapsan olmuyor, korkuyor
ne verse doymuyor arsız günahları
boş bir vazo gibi kalıyor, amaçsız..
şimdi bir çiçek olup kopsan da,
yer bulamaz sana yanında
velev ki buldun;
susuzluktan ölürsün sonunda...
içinde ne çiçek var ne de su
yazları zorla çalıştırılmış çocuklar gibi
geçmiyor, oynayamadığın oyunların
çocukluk acılarını kuşanıp kuşanıp gelme bana
orası karanlık bir kuyunun dibi
öpüyorum işte açılmış yaralarını
gerisini unut gitsin..
-zira unutmak; insan modelinde opsiyoneldir.-
'kalbim kırılmadı ama çatlamış olabilir
ve o çatlaklar bazen gitme sebebidir.
iki aşığın var olması çok rasyonelken
bir arada durması çoğu irrasyoneldir'
hüznün başını çıkarıyor sudan
bir timsah kadar saygılı avına
bekliyor, beklerken büyüyor
-bazı şeyler beklerken büyür, büyür, büyür!-
dilinin ucunda acısı, kandaki demir kokusu
önce boğularak mı ölür, yoksa kan kaybından mı?
bilemiyorum...
ağlıyor mu?
göremiyorum...
fırtınaları koparıyorum asıldığı yerlerden
dalgaları vuruyor yerden yere deniz
o da herkes gibi sessiz, öldürüyor
iz bırakmadan,
-ama belki çatlaklar-
kopardığı yerden akıyor çığlıkları
unutmamaya yeminli, korktuğu karanlığı
bulutlar asılı gökyüzüne boyunlarından
yağmurlar akıyor damarlarından
aklına çivileri yıldırımlar çakıyor
bırakmamaya söz vermiş ama gözlerinden akıyor.
ne yapsan olmuyor, korkuyor
ne verse doymuyor arsız günahları
boş bir vazo gibi kalıyor, amaçsız..
şimdi bir çiçek olup kopsan da,
yer bulamaz sana yanında
velev ki buldun;
susuzluktan ölürsün sonunda...
devamını gör...
960.
bazı şeylere göz yummak,
kolay geliyor değil mi insana?
söylemeyi çok isterdim mesela
neyi diye sorma güzelim
bir şeyle sınırlı değil söyleyeceklerim
yada söyleyemediklerim...
kolay geliyor değil mi insana?
söylemeyi çok isterdim mesela
neyi diye sorma güzelim
bir şeyle sınırlı değil söyleyeceklerim
yada söyleyemediklerim...
devamını gör...
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103