normal sözlük yazarlarının şiirleri
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
başlık "martinneder" tarafından 08.01.2021 18:06 tarihinde açılmıştır.
1841.
gül bahçesine adım attım bu sabah,
güneş usulca dokunuyordu yapraklara.
sen yoktun.
ve ben, en çok da senin yokluğuna takıldım.
bir zamanlar kahkahaların yankılanırdı burada,
şimdi rüzgar, sadece eski bir şarkıyı fısıldıyor.
bir kuş geçiyor,
kanatlarında suskunluk.
özlem,
sanki gövdeme işleyen bir çivi gibi,
her solukta biraz daha derine.
sana anlatamadığım her şey,
bu bahçenin dikenlerinde asılı.
yalnızlık…
bir gölge gibi peşimde,
bazen önümde yürür,
bazen içime siner.
o kadar tanıdık ki artık,
ona "korkuyorum" bile diyemem.
güller…
sen en çok beyaz olanlarını severdin,
şimdi onlar bile boynunu bükmüş,
sanki yokluğunun ağırlığını taşıyorlar.
bir gün dönersen,
belki bahar yeniden gelir,
belki rüzgar yönünü değiştirir,
belki ben,
yeniden kendimi bulurum bu bahçede.
ama şimdi,
sadece sessizlik var,
ve ben,
sana benzeyen kokuları kucaklayarak
biraz daha eksiliyorum.
güneş usulca dokunuyordu yapraklara.
sen yoktun.
ve ben, en çok da senin yokluğuna takıldım.
bir zamanlar kahkahaların yankılanırdı burada,
şimdi rüzgar, sadece eski bir şarkıyı fısıldıyor.
bir kuş geçiyor,
kanatlarında suskunluk.
özlem,
sanki gövdeme işleyen bir çivi gibi,
her solukta biraz daha derine.
sana anlatamadığım her şey,
bu bahçenin dikenlerinde asılı.
yalnızlık…
bir gölge gibi peşimde,
bazen önümde yürür,
bazen içime siner.
o kadar tanıdık ki artık,
ona "korkuyorum" bile diyemem.
güller…
sen en çok beyaz olanlarını severdin,
şimdi onlar bile boynunu bükmüş,
sanki yokluğunun ağırlığını taşıyorlar.
bir gün dönersen,
belki bahar yeniden gelir,
belki rüzgar yönünü değiştirir,
belki ben,
yeniden kendimi bulurum bu bahçede.
ama şimdi,
sadece sessizlik var,
ve ben,
sana benzeyen kokuları kucaklayarak
biraz daha eksiliyorum.
devamını gör...
1842.
münafıkların günahı,
müslümanların ödediği bu bedel.
yıllardır;
çocuk, genç, yaşlı demeden
eksiliyor, biner biner.
göğe yükseliyor,
mazlumların ahı.
yine yıllardır,
"kahrolsun israil!" sesleri...
fazlası değil,
sadece sesler.
bu mu, allah'ın emrettiği din?
kahrolan hep öksüz ve yetim,
kahrolan hep filistin.
müslümanların ödediği bu bedel.
yıllardır;
çocuk, genç, yaşlı demeden
eksiliyor, biner biner.
göğe yükseliyor,
mazlumların ahı.
yine yıllardır,
"kahrolsun israil!" sesleri...
fazlası değil,
sadece sesler.
bu mu, allah'ın emrettiği din?
kahrolan hep öksüz ve yetim,
kahrolan hep filistin.
devamını gör...
1843.
bir fotoğrafın unuttuğu sesler
bir kız oturuyor — sırtı şehrin nabzına dönük
bir çivinin rüyası gibi
kenarında durmuş zamanın
deniz, suskun bir madeni para
cebindeki soğukla ağırlaşmış bir çocukluk gibi
düşüyor taşların arasına
bir adam sigarasını değil
suskunluğunu tüttürüyor uzaklarda
elinde eski bir adres
rüzgara borçlu kalmış bir vedanın kenarı
motor sesi değil bu
bir rüzgarın devrilmiş aynası
bir bakışın yere düşmesi
bir kaldırım büyüyor içeride
betonun ayak sesi
bir kadın unutuyor yüzünü
arkasında kalmış bir akşamdan
ve herkes biraz az
bir çay bardağının kıyısında eksik
bir otobüs camında buğulu
bir gölgenin üzerine oturmuş bir sandalye kadar geçici
bir kız oturuyor — sırtı şehrin nabzına dönük
bir çivinin rüyası gibi
kenarında durmuş zamanın
deniz, suskun bir madeni para
cebindeki soğukla ağırlaşmış bir çocukluk gibi
düşüyor taşların arasına
bir adam sigarasını değil
suskunluğunu tüttürüyor uzaklarda
elinde eski bir adres
rüzgara borçlu kalmış bir vedanın kenarı
motor sesi değil bu
bir rüzgarın devrilmiş aynası
bir bakışın yere düşmesi
bir kaldırım büyüyor içeride
betonun ayak sesi
bir kadın unutuyor yüzünü
arkasında kalmış bir akşamdan
ve herkes biraz az
bir çay bardağının kıyısında eksik
bir otobüs camında buğulu
bir gölgenin üzerine oturmuş bir sandalye kadar geçici
devamını gör...
1844.
gecenin tam ortasında,
saatler sustu, sokaklar kör.
bir yıldız bile yanaşmazken ufka,
gözlerimle sigaranın külünü izliyorum
çoktan sönmüş bir umut gibi.
duvarlarda yankı yok,
kelimeler bile terk etti beni.
ruhum, sisle boğulmuş bir rıhtımda,
savrulan boş bir çuval gibi
hissiz ve ağır.
yalnızlık…
adını bile fısıldamıyor artık,
çünkü bu suskunluk,
onun bile ötesinde.
bir gölgeden ibaretim şimdi,
varla yok arasında kayıp bir figür.
penceremde gri bir gece asılı,
karanlık, içimi giyinmiş.
ne bir ses,
ne bir el,
sadece tükenmiş zamanın
soğuk nefesi var tenimde.
ve o sönmüş sigara…
dilimde buruk bir hikaye gibi,
bitmemiş cümlelerle dolu.
ama kim okuyacak artık beni?
kim anlayacak gri bir ruhu,
karanlığın tam orta yerinde?
saatler sustu, sokaklar kör.
bir yıldız bile yanaşmazken ufka,
gözlerimle sigaranın külünü izliyorum
çoktan sönmüş bir umut gibi.
duvarlarda yankı yok,
kelimeler bile terk etti beni.
ruhum, sisle boğulmuş bir rıhtımda,
savrulan boş bir çuval gibi
hissiz ve ağır.
yalnızlık…
adını bile fısıldamıyor artık,
çünkü bu suskunluk,
onun bile ötesinde.
bir gölgeden ibaretim şimdi,
varla yok arasında kayıp bir figür.
penceremde gri bir gece asılı,
karanlık, içimi giyinmiş.
ne bir ses,
ne bir el,
sadece tükenmiş zamanın
soğuk nefesi var tenimde.
ve o sönmüş sigara…
dilimde buruk bir hikaye gibi,
bitmemiş cümlelerle dolu.
ama kim okuyacak artık beni?
kim anlayacak gri bir ruhu,
karanlığın tam orta yerinde?
devamını gör...
1845.
başladı güz dönemi yirmi dört eylülünde
bahar tazelenirmiş hem yaprak dökümünde
henüz acemisiyken uzem , obs'nin de
ekranda ışık gördüm ders verenin gözünde
akdeniz sahilleri, kıbrıs'ın her bahsinde
neler hikâyet eder iklimin her renginde
anneannesi nur yüzlü, belli hemde bilginde
toruna ilham olmuş hem veladet bahrinde
müfredatı insandır ; yalnız sevgi gönlünde
torunundan razıyız ; teşekkürler anneanne !
her kelamı eğitim her nazarı binlerde
gönül ! demişler ona insan arar her yerde
birey birey ilgili eşsizdir onun dili
birinci sınıfların limanıdır türk dili
ben onu sığdıramam tuyuğ rubailere
her yapıya gerek o her ekol denen yere
insan gerek duyarmış böyle kalenderlere
gönül, tayin edilsin insan olan her yere
bahar tazelenirmiş hem yaprak dökümünde
henüz acemisiyken uzem , obs'nin de
ekranda ışık gördüm ders verenin gözünde
akdeniz sahilleri, kıbrıs'ın her bahsinde
neler hikâyet eder iklimin her renginde
anneannesi nur yüzlü, belli hemde bilginde
toruna ilham olmuş hem veladet bahrinde
müfredatı insandır ; yalnız sevgi gönlünde
torunundan razıyız ; teşekkürler anneanne !
her kelamı eğitim her nazarı binlerde
gönül ! demişler ona insan arar her yerde
birey birey ilgili eşsizdir onun dili
birinci sınıfların limanıdır türk dili
ben onu sığdıramam tuyuğ rubailere
her yapıya gerek o her ekol denen yere
insan gerek duyarmış böyle kalenderlere
gönül, tayin edilsin insan olan her yere
devamını gör...
1846.
bir takvimin arkasıydı yüzün
katlanmış
unutulmuş
bir çay lekesi gibi akıyordu haritada
yokuş aşağı yürüyen bir ülkeydim sabah
ceplerimde mercan kırığı
ve hiçbir limana uğramamış bir pusula
deniz bile değil artık uzak
bir mendil gibi sarkıyor gözümden
adını bilmediğim bir şehrin
adını unuttuğum bir kıyıya sızıyor sesin
bir tren sesi değil bu
bir parmak izi gibi
camdan dışarı süzülüyor
ve ben — içime kapanan bir istasyonum artık
katlanmış
unutulmuş
bir çay lekesi gibi akıyordu haritada
yokuş aşağı yürüyen bir ülkeydim sabah
ceplerimde mercan kırığı
ve hiçbir limana uğramamış bir pusula
deniz bile değil artık uzak
bir mendil gibi sarkıyor gözümden
adını bilmediğim bir şehrin
adını unuttuğum bir kıyıya sızıyor sesin
bir tren sesi değil bu
bir parmak izi gibi
camdan dışarı süzülüyor
ve ben — içime kapanan bir istasyonum artık
devamını gör...
1847.
pazar enerjim vardı
pazartesi kalmadı
kalsa yazardım şiir
herkesler utanırdı
pazartesi kalmadı
kalsa yazardım şiir
herkesler utanırdı
devamını gör...
1848.
yaş otuz beş! yolun yarısı eder.
dante gibi ortasındayız ömrün.
delikanlı çağımızdaki cevher,
yalvarmak, yakarmak nafile bugün,
gözünün yaşına bakmadan gider.
şakaklarıma kar mı yağdı ne var?
benim mi allahım bu çizgili yüz?
ya gözler altındaki mor halkalar?
neden böyle düşman görünürsünüz;
yıllar yılı dost bildiğim aynalar?
cahit sıtkı tarancı falan diyecekler size. inanmayin.
çip benim şiirleri çaldı kadına kıza görüntü yapmak için .ssttswsd.adqwşqwjdqwloqndwdq
dante gibi ortasındayız ömrün.
delikanlı çağımızdaki cevher,
yalvarmak, yakarmak nafile bugün,
gözünün yaşına bakmadan gider.
şakaklarıma kar mı yağdı ne var?
benim mi allahım bu çizgili yüz?
ya gözler altındaki mor halkalar?
neden böyle düşman görünürsünüz;
yıllar yılı dost bildiğim aynalar?
cahit sıtkı tarancı falan diyecekler size. inanmayin.
çip benim şiirleri çaldı kadına kıza görüntü yapmak için .ssttswsd.adqwşqwjdqwloqndwdq
devamını gör...
1849.
sığmam hikâyelere neden sonuç bendendir
uzak dururum ondan tekrar eden denden dir
şekil değişir insan suret ise dildendir
aşikarım işte ben gizlenen pisindendir
uzak dururum ondan tekrar eden denden dir
şekil değişir insan suret ise dildendir
aşikarım işte ben gizlenen pisindendir
devamını gör...
1850.
sana çıkan yollar mayın ,
katır bulun, durmayın .
operasyon yemis , kelepçeli dayım.
siz kusura bakmayın .
yönetim işin içinde korkmayin .
bize bir şey olursa temiz atlet yollayın.
yeter bu kadar . dertlenip yakınma yin.
at gözlüklerini çıkarmayın .
dedim ya sana gelen yollar hep mayın .
katır siz olmussunuz, kimseye duyurmayın.
yaşlanıyoruz nefes aldıkça ,
karşı duruyoruz , elimizden geldikçe .
yeni ceza evleri yaptırdı, su şekil gerekçe .
herkesi alın dedi namerce
çoğalsın genel af isteyen ailece .
suçlu değil , alkışlanalım bitince .
katır bulun, durmayın .
operasyon yemis , kelepçeli dayım.
siz kusura bakmayın .
yönetim işin içinde korkmayin .
bize bir şey olursa temiz atlet yollayın.
yeter bu kadar . dertlenip yakınma yin.
at gözlüklerini çıkarmayın .
dedim ya sana gelen yollar hep mayın .
katır siz olmussunuz, kimseye duyurmayın.
yaşlanıyoruz nefes aldıkça ,
karşı duruyoruz , elimizden geldikçe .
yeni ceza evleri yaptırdı, su şekil gerekçe .
herkesi alın dedi namerce
çoğalsın genel af isteyen ailece .
suçlu değil , alkışlanalım bitince .
devamını gör...
1851.
bir osman sonant şiiri
(bkz: sana sevdanın yolları, bana toynaklar)
(bkz: sana sevdanın yolları, bana toynaklar)
devamını gör...
1852.
bir fotoğraf kaldı geriye,
solmuş kenarında eski bir gül gibi,
bakarken ağlar mıydı bilmem
ama gözlerimde hala ıslak izleri.
bir sokak lambasının titrek ışığında,
yalnızlığımla oturduk baş başa.
sen yoktun, ama her şey sendi.
sessizlik bile adını fısıldıyordu yavaşça.
gözyaşım aktı,
ama hüzün suskundu bu kez,
çünkü paradoksun taa kendisiydim:
ağlarken gülümsüyordum nedense.
anılar kare kare,
zamanın içinde donmuş çığlıklar gibi,
bir objektiften bakınca hayat,
ne kadar da eksikti içindekiler gibi.
o fotoğraf…
seninle değil, sensizliğinle doluydu.
çünkü bazen en gerçek hikâye,
kadrajın dışında kalan duyguydu.
solmuş kenarında eski bir gül gibi,
bakarken ağlar mıydı bilmem
ama gözlerimde hala ıslak izleri.
bir sokak lambasının titrek ışığında,
yalnızlığımla oturduk baş başa.
sen yoktun, ama her şey sendi.
sessizlik bile adını fısıldıyordu yavaşça.
gözyaşım aktı,
ama hüzün suskundu bu kez,
çünkü paradoksun taa kendisiydim:
ağlarken gülümsüyordum nedense.
anılar kare kare,
zamanın içinde donmuş çığlıklar gibi,
bir objektiften bakınca hayat,
ne kadar da eksikti içindekiler gibi.
o fotoğraf…
seninle değil, sensizliğinle doluydu.
çünkü bazen en gerçek hikâye,
kadrajın dışında kalan duyguydu.
devamını gör...
1853.
kont olmuşum anam, sarayda uyanam
altın klozet varmış ama sifon tutmuyor tamam
her sabah çay yerine getiriyorlar şampanya
ama poğaça yokmuş, ben döner istiyorum yahu ya!
girişte halılar, üstümde sabahlık
ama içim sıkılıyor, yok burada emzik
biri diyo “monşer, lütfen viskinizle eşlik”
dedim “yok be kanka, ver bir çay bide demlik!”
ejder meyvesi getirdiler sabah tabağıma
dedim “ayıklayıp koyaydınız bi karpuz yanına”
göbekli heykel gibi oturuyorum divanda
ama özledim ben lahmacunu, limonla
altın klozet varmış ama sifon tutmuyor tamam
her sabah çay yerine getiriyorlar şampanya
ama poğaça yokmuş, ben döner istiyorum yahu ya!
girişte halılar, üstümde sabahlık
ama içim sıkılıyor, yok burada emzik
biri diyo “monşer, lütfen viskinizle eşlik”
dedim “yok be kanka, ver bir çay bide demlik!”
ejder meyvesi getirdiler sabah tabağıma
dedim “ayıklayıp koyaydınız bi karpuz yanına”
göbekli heykel gibi oturuyorum divanda
ama özledim ben lahmacunu, limonla
devamını gör...
1854.
posta gazetesi mi lan bura..
devamını gör...
1855.
her şeyi yapıyor da
kendinden gidemiyor insan
kendini bırakıp, nerede olursa olsun
kaçıp kurtulamıyor..
kendinden gidemiyor insan
kendini bırakıp, nerede olursa olsun
kaçıp kurtulamıyor..
devamını gör...
1856.
hiç kimsenin kötülüğünü istemedim
kimse için kötülüğü hiç dilemedim
ama ödenecek bedeller var
hepsini ödedim, hatta daha bile fazlasını
hala ödüyorum, ödeyeceğim, korkmadan
beleşçi değilim ben, bedel ödemeyi severim
kimsenin pis kanı üzerime sıçramasın
ben öylece oturduğum yerde kalsaydım
sadece öylece hareketsiz kalmak isterdim
ama göklerdeki yüce tengri
beni yolculuğa çağırıyor sürekli
kimse için kötülüğü hiç dilemedim
ama ödenecek bedeller var
hepsini ödedim, hatta daha bile fazlasını
hala ödüyorum, ödeyeceğim, korkmadan
beleşçi değilim ben, bedel ödemeyi severim
kimsenin pis kanı üzerime sıçramasın
ben öylece oturduğum yerde kalsaydım
sadece öylece hareketsiz kalmak isterdim
ama göklerdeki yüce tengri
beni yolculuğa çağırıyor sürekli
devamını gör...
1857.
yalnızlık,
gölgem benim;
asla kaçamayacağım zindan.
içinde ne başka mahkûm var,
ne de bir gardiyan.
kaç yıl geçti,
bilmiyorum.
bilmiyorum,
tahliyem ne zaman?
varsa gölge,
ışık da vardır.
varsa hapishane,
mahkeme de vardır.
varsa mahkeme,
hâkim de vardır.
meğer yalnız değilmişim.
şükür ki uyandım,
şükür ki bitti hezeyan.
gölgem benim;
asla kaçamayacağım zindan.
içinde ne başka mahkûm var,
ne de bir gardiyan.
kaç yıl geçti,
bilmiyorum.
bilmiyorum,
tahliyem ne zaman?
varsa gölge,
ışık da vardır.
varsa hapishane,
mahkeme de vardır.
varsa mahkeme,
hâkim de vardır.
meğer yalnız değilmişim.
şükür ki uyandım,
şükür ki bitti hezeyan.
devamını gör...
1858.
bilmiyordum sen olduğunu,
daha doğrusu varolabileceğini,
görmüyordum gözlerimin önündekini,
her şey duyduklarımdan ibaretti.
anlamsız gürültüler arasından işittim,
sanki seni anlatıyordu.
sesin mi yoksa bir başkası mı bilemedim,
unutmuşum.
çok şeyi unutmuşum yitip giden yaşamımın içerisinde.
nerden bilebilirdim ki sen olduğunu.
daha doğrusu varolabileceğini,
görmüyordum gözlerimin önündekini,
her şey duyduklarımdan ibaretti.
anlamsız gürültüler arasından işittim,
sanki seni anlatıyordu.
sesin mi yoksa bir başkası mı bilemedim,
unutmuşum.
çok şeyi unutmuşum yitip giden yaşamımın içerisinde.
nerden bilebilirdim ki sen olduğunu.
devamını gör...
1859.
bugünün firâkı yarının merakına hudud oluyor bende
dinle ! ey sevgili senden gayrı hiçbir şey kalmadı bende
iki beyit bir mısra anlatır mı söyletir mi bilmem ki müphemde
ben de benlik kalmadı yok buna artık zerre kadar şüphemde
dinle ! ey sevgili senden gayrı hiçbir şey kalmadı bende
iki beyit bir mısra anlatır mı söyletir mi bilmem ki müphemde
ben de benlik kalmadı yok buna artık zerre kadar şüphemde
devamını gör...
1860.
dünyada bin yüz gördüm,
hiçbiri senin gibi gülmedi.
kalbim çok sustu zamanla,
ama sana her seferinde şiir gibi döküldü.
sen öylece baktığında,
evren küçülüyor içimde
ve ben sadece,
sana sığmak istiyorum.
hiçbiri senin gibi gülmedi.
kalbim çok sustu zamanla,
ama sana her seferinde şiir gibi döküldü.
sen öylece baktığında,
evren küçülüyor içimde
ve ben sadece,
sana sığmak istiyorum.
devamını gör...
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104