1981.
gurbet gezer,sılada uyur

başka göklerin yıldızını sayar evvela,
‎okur mısra mısra elin hikmetini.
‎dolaşır baudelaire’den neruda’ya,
‎çözer dillerin yabancı gizemini.
‎
‎​batı’nın soğuk rüzgarı değer alnına,
‎doğu’nun ipekli tülünden geçer.
‎her dize bir tohumdur zihnin tarlasına,
‎şair, binbir çiçekten özünü seçer.
‎
‎lakin güneş batıp el ayak çekilince,
‎kulağında uğuldayan o kadim sestir.
‎döner dolaşır, sükut derinleşince,
‎bildiği tek lisan, aldığı nefestir.
‎
‎mermerin kalbinde saklı bir nakış,
‎anadolu’nun bağrından kopan o yanık türkü...
‎ne kadar uzağa gitse de o bakış,
‎son durak, ruhunu kuşatan o garip gönlü.
devamını gör...
1982.
‎yaldızlı sofralarda kanlı şarap içenler,
‎kumaşı vicdan olan kaftan biçenler!
‎mazlumun ahını bir rüzgar sanıp,
‎kendi fırtınasında savrulup geçenler!
‎
‎medeniyet dediğin, dişleri paslı canavar,
‎gözü kör, kulağı sağır, kalbinde duvar.
‎bebek cesetlerinden kuleler kurup,
‎barış masallarında kimleri uyuturlar?
‎
‎adalet; sarayların kirli paspası,
‎zulüm; efendilerin gümüş kupası.
‎bir yanda açlıktan kuruyan dudak,
‎bir yanda doymayanın altın sofrası!
‎
‎sussun kalemler, utansın artık lisan,
‎pazarda satılırken etten olan insan.
‎siz ey göğe kadeh kaldıran beyler,
‎yeryüzü ağlarken gülmek mi ihsan?
‎
‎tükürün bu çağın süslü suratına,
‎binmişler bencilliğin küheylan atına.
‎lakin unutmayın, hesap günü var;
‎kul hakkı sığmaz kimsenin saltanatına!
‎
‎o gün mizan kurulur, diller lâl olur,
‎zalimin sarayı kül olur, ziyan olur.
‎bugün sustuğunuz her bir feryat,
‎yarın boynunuza ateşten şal olur!
‎
devamını gör...
1983.
‎parmak uçlarımda soğumuş bir merhametin lekesi var,
‎yıkadım, çıkmadı; çünkü su artık benden kaçıyor.
‎göğsümde, bir zamanlar kalbin vurduğu o dar kuyu,
‎şimdi sadece rüzgârın ıslığını saklıyor,
‎kendi yankısından korkan bir uçurum gibi.
‎​ben, aynadaki sureti bir yabancıya hibe ettim.
‎gözbebeklerimde sönen o son insan parıltısı,
‎bir kibrin, bir vazgeçişin, bir sağır sessizliğin bedeliydi.
‎artık vicdan; ayağıma batan bir kıymık değil,
‎kökü kurumuş bir ağacın, rüzgârda bile sızlamayan dalı.
‎​dünyanın bütün ağrıları üzerimden geçiyor da,
‎bir tek "ben" kendime dokunamıyorum.
‎​toprağa basıyorum, toprak beni tanımıyor,
‎kuşlar ismimi unuttu, dualar dudaklarımda pas tuttu.
‎eskiden hüzünlenirdim; şimdi hüzün bile bir lüks,
‎bir insanın sahip olabileceği o sıcak, kanlı duygu...
‎ben sadece geometrik bir yalnızlığın içindeyim;
‎köşeli, keskin ve mutlak bir hiçe doğru.
‎​etimin içinde sakladığım bu büyük gurbet,
‎insan olmaktan değil,
‎insan kalmayı becerememekten miras kaldı.
‎şimdi ruhsuz bir heykelin gölgesinde dinleniyorum,
‎güneş beni yakıyor ama ısıtmıyor.
‎içimdeki kavgalarım yarı tanrılara direniyor.
devamını gör...
1984.
cıncık gibisin...
ciğercide gördüm seni
vuruldum sana kız deli
aldın aklımı başımdan
çılgındım oldum serseri

gılik bi' davşan gibisin
naylon bebekler gibisin
nalet gelsin, kıran girsin
cıncık gibisin...
devamını gör...
1985.
gecenin karanlığı örter kusurlarını
senin açıklarına ben ışık tutuyorum

dilersen görmem, bu gözlerimi bağlatır,
sen baktığında inan ben de görüyorum.
devamını gör...
1986.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...
1987.
kara diken, dik geldi elimden düşen
şer buldum mahşer yaşarken,
silah dil kadar öldürmedi,
düşman dost kadar zarar vermedi,
hangi dönemeç çukurunda uçkurumu kapatsam,
hatunlar zehirledi,
aşk gizli, sevişmek gizli, ihanet aleniydi,
ya niyet, ya sessiz ormanlar ve depolarda cinayet,
etme, etme bir kaya kovuğunda biten bir yeşil fidanım ben,
köküm orta asya ve mezopotamyadır,
petra tapınağında epey akrep besledim,
sen zehri kendine verirken,
ben kan suyuna çaylar demledim,
çanlar çalıyor yıkıl şehrin olmayan kilisesinde,
mezarlar kazılıyor sektörün lisesinde,
elbise ve tebeşir,
gökkuşağından bir tebeşirle renksiz tahtaya beyaz hikayeler yazılıyordu,
misyonum erlikti, anne terliği değil,
misyonunuz şerlikti, burada ana yokmuş, bu da baba çiftesi…
devamını gör...
1988.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...
1989.
türbanım renk renk
laiklik ağzınızda pelesenk
erkekler peşimde sıralı tek tek
yaşıyoruz bu hayatı hep yek
bol bol yerim makarna ekmek
yollar köprüler bunlar hep emek
şahlanıyoruz bitti emeklemek
reise aşığız yok artık beklemek.
devamını gör...
1990.
burası cizre, med cezirim amedle başlar,
ben özkürdüm diye bunca çile,
mezo soprana değil,
mezem toprak, dünya potam ya,
o yüzden çektiğim işkence,
eyy rojin, ey aybüke,
keşke sevişsek aşk ay ve güneş bir gece,
siz bana düşman, ben allah’a küskün,
başımızda bir deccal ki anadolu’ya düşman,
beni öldürdünüz pislik içinde bin gece,
ne mehdiydim, ne de yüce isa,
musa tegahında bir asaydım,
asıldım baktım ki iki kolum hiç dokunmamış boynuma,
vebalim boyunuza, azabım topunuza,
topuk kanı pazarlayanlar diyarında…
devamını gör...
1991.
kuş
herbkolog kuş.
ve uçamayan kuş.
sadece yürüyebilen tombul kuş.
paytak paytak yürümeye devam et.
kimsesiz kalacağını bil lütfen.
kötü özelliklerinden kurtul.
yanlız kalırsın.
sıyırmışsın.
devamını gör...
1992.
kırka yakın, ayakı vardır kırkayakın*
devamını gör...
1993.
bir bayram sabahı
perdeden sızan ışıkla uyanır ev
mutfaktan gelen çay kokusu
bir de uzaktan,
aceleyle giyinen çocukların sesi

sokak henüz tam uyanmamış
ama onların içi çoktan bayram
ceplerinde şeker ihtimali
gözlerinde kocaman bir dünya

bir kapı çalar
bir gülüş açılır ardından
küçük eller uzanır büyüklerin avucuna
sanki bütün kırgınlıklar
o temasla biraz yumuşar
devamını gör...
1994.
hilkat garibesi, garibim tarif edilen meşhed ikliminde
ben ıssız mahalle köşelerinde ıslaktım,
cesedim ıslak, tozum nereye aktı,
senem, kaç senem sehem tezgahlarında harcandı,
keklik, süleyman’dan beri avlandı,
ey keklik, ey karga ve ey varla yok arası yanan,
bak başımıza ne işler geldi,
ilahi atalet terazisi
sapkın lut’un kavminden bile özür diledi,
tanrıdan dileğim yoktu,
bir ev, bir minik yurt ve bir iş,
leylekti ovamızda uçan,
uçtum ve düşmek göğe yükseldi…
devamını gör...
1995.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...
1996.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...
1997.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...
1998.
bazı yolculukların
rotası baştan bellidir
bazılarınınsa kaderi
ne çıkarsa bahtımadır
bizim yolumuz ezelden çiziliydi
belki zorlu, belki engebeliydi
el ele vermeli, güvenmeliydi
ıska geçtik denize çıkan yolları
bozkır ortasında kavruldu ellerimiz
devamını gör...
1999.
şimdi kalkıp bir şiir yazsam
derdime olur mu derman?
kelimeler eklendikçe kelimelerime
temizlenir mi zihnime bulaşmış leke?
bir an için rahatlar mı göğsüm?
nefesim aktıkça kâğıtların üstüne
bulur muyum aradığım huzuru?
böylesi uygundur belki şiirin zuhuru
devamını gör...
2000.
sınandığın her anın sana bıraktıkları kadar hakkın vardı yaşamaya
sen her seferinde kolay olanı seçtin
geri döndüğün kapılar ardında neler yaşandığından habersiz
sen her seferinde merak ettin
uçsuz bucaksız bir yoldu sınavın
sen her sapakta firar ettin
sana güvenmemelerini, sana sırt çevirmelerini hazmedemedin
sonunda ikrah ettin
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"normal sözlük yazarlarının şiirleri" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim