normal sözlük yazarlarının şiirleri
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
başlık "martinneder" tarafından 08.01.2021 18:06 tarihinde açılmıştır.
2041.
her yol ayrımında
aklıma düşer
beraber yürüdüğümüz yollar
tam o anda seçerim
hangi taraf benziyorsa
seninle yürüdüklerimize
aklıma düşer
beraber yürüdüğümüz yollar
tam o anda seçerim
hangi taraf benziyorsa
seninle yürüdüklerimize
devamını gör...
2042.
yürüyen düş
yürümek, yürümek, yürümek
bilmediğin ıssız yollarda
uzun uzun iç geçirmek
savaşmak kendinle
insanlığın kullandığı en ilkel araçlarla
düşünmek tüm bu olan biteni
ne kadar düşünsen de anlam verememek
unutmaya çalışmak ama unutamamak
dört bir yana savurduğun anıları
yine belleğinin dipsiz dehlizlerinde bulmak
hep o kurtuluş anını ummak
ümidim gün doğmadan bu cenazelerden kurtulmak
yürekten, safiyane bir dua ile uykuya dalmak
dalıp da çıkamamak
gidip de bulamamak
kaçıp da saklanamamak
uzun lafın kısası
ne olmak, ne de olamamak
araf’ta sallanan sandalyede
düş uykusuna yatmak
yürümek, yürümek, yürümek
bilmediğin ıssız yollarda
uzun uzun iç geçirmek
savaşmak kendinle
insanlığın kullandığı en ilkel araçlarla
düşünmek tüm bu olan biteni
ne kadar düşünsen de anlam verememek
unutmaya çalışmak ama unutamamak
dört bir yana savurduğun anıları
yine belleğinin dipsiz dehlizlerinde bulmak
hep o kurtuluş anını ummak
ümidim gün doğmadan bu cenazelerden kurtulmak
yürekten, safiyane bir dua ile uykuya dalmak
dalıp da çıkamamak
gidip de bulamamak
kaçıp da saklanamamak
uzun lafın kısası
ne olmak, ne de olamamak
araf’ta sallanan sandalyede
düş uykusuna yatmak
devamını gör...
2043.
(yıkılan dev)
bir dağın dizleri çözüldü bugün,
kimse gürültüsünü duymadı.
çünkü büyük olanlar
sessiz çöker.
toprak bile nefesini tutar,
o ki bir zamanlar gölgesinde
insanların yön bulduğu bir devdi.
adımlarıyla yolları ezmiş,
bakışıyla rüzgarı durdurmuştu.
şimdi...
ağırlığı kendine ağır
tonlarca hayat birikmiş göğsünde,
hatıralar kemiklerine çöreklenmiş.
her kelimesi,
yerden koparılmış bir kaya parçası gibi,
ağır,
zor,
geri dönülmez.
düşüşü ani değil,
çünkü devler yavaşça ölür.
önce başı eğilir,
sonra omuzlarından çekilir hayat.
toprak yaklaşır ona,
bir ana gibi kollarını açarak
ve o koca gövde,
yavaş yavaş,
incinmemeye çalışır gibi
düşer yere.
o yıkılışta
bir çağ kapanır aslında.
kimse alkışlamaz,
kimse bağırmaz,
sadece içimizde bir şey
geri dönülmez şekilde
sessizce kırılır.
ve sonra...
toz kalkar,
hatıralar havada asılı kalır.
dev yere düşmüştür artık.
ama ağırlığı hala
dünyanın kalbindedir.
bir dağın dizleri çözüldü bugün,
kimse gürültüsünü duymadı.
çünkü büyük olanlar
sessiz çöker.
toprak bile nefesini tutar,
o ki bir zamanlar gölgesinde
insanların yön bulduğu bir devdi.
adımlarıyla yolları ezmiş,
bakışıyla rüzgarı durdurmuştu.
şimdi...
ağırlığı kendine ağır
tonlarca hayat birikmiş göğsünde,
hatıralar kemiklerine çöreklenmiş.
her kelimesi,
yerden koparılmış bir kaya parçası gibi,
ağır,
zor,
geri dönülmez.
düşüşü ani değil,
çünkü devler yavaşça ölür.
önce başı eğilir,
sonra omuzlarından çekilir hayat.
toprak yaklaşır ona,
bir ana gibi kollarını açarak
ve o koca gövde,
yavaş yavaş,
incinmemeye çalışır gibi
düşer yere.
o yıkılışta
bir çağ kapanır aslında.
kimse alkışlamaz,
kimse bağırmaz,
sadece içimizde bir şey
geri dönülmez şekilde
sessizce kırılır.
ve sonra...
toz kalkar,
hatıralar havada asılı kalır.
dev yere düşmüştür artık.
ama ağırlığı hala
dünyanın kalbindedir.
devamını gör...
2044.
bir his var…
nasıl desem…
kara bir bulut gibi mi ?
her tarafı saran sarmaşık gibi…
nasıl desem…
kör bir bıçağın saplanışı gibi mi ?
kurşunun delip geçmesi gibi..
nasıl desem…
iki duvarın arasına sıkışmış gibi mi ?
ucu bucağı belli olmayan karanlık gibi…
nasıl desem…
dipsiz, bir kör kuyu gibi mi ?
kuşun kırık kanadı ile çırpınışı gibi…
nasıl desem…
nasıl desem…
kara bir bulut gibi mi ?
her tarafı saran sarmaşık gibi…
nasıl desem…
kör bir bıçağın saplanışı gibi mi ?
kurşunun delip geçmesi gibi..
nasıl desem…
iki duvarın arasına sıkışmış gibi mi ?
ucu bucağı belli olmayan karanlık gibi…
nasıl desem…
dipsiz, bir kör kuyu gibi mi ?
kuşun kırık kanadı ile çırpınışı gibi…
nasıl desem…
devamını gör...
2045.
2046.
varlık, yokluğun üzerine çekilmiş ince bir perdedir,
ben o perdeyi kanatarak kendi içime sızdım.
zaman; kemik sesiyle ilerleyen sağır bir saattir,
daha doğarken, ölüme binlerce mektup yazdım.
zihnim; kendi celladını besleyen bir dar ağacı,
hangi fikre tutunsam, ip boynumda acılı bir sancı.
dünya dediğin; zehrini balla sunan bir yabancı,
her yudumda ruhum biraz daha daralır,yutkunur darağacı.
ben o perdeyi kanatarak kendi içime sızdım.
zaman; kemik sesiyle ilerleyen sağır bir saattir,
daha doğarken, ölüme binlerce mektup yazdım.
zihnim; kendi celladını besleyen bir dar ağacı,
hangi fikre tutunsam, ip boynumda acılı bir sancı.
dünya dediğin; zehrini balla sunan bir yabancı,
her yudumda ruhum biraz daha daralır,yutkunur darağacı.
devamını gör...
2047.
çok eskiden sevdiğim birine yazardım. adını geçirmedim hiçbir yerde, ilk aşkımdı. elini tutmadım ama elini tutmuşçasına şiirler yazardım, kimse bilmedi. bir mektup gibi sakladım sonra. hatta bir tanesini, eskiden beni terk etmesin diye o’na göndermek istemiştim ama kabul etmemişti. o gün ölmüştüm sanki. hâla aklıma gelince buruk hissederim, kalbim acır. hatırası kalıyor zamanla.
esasen ne bir fotoğraf ne de güzel birkaç söz… hiçbir anımız yok. ancak benim karaladığım habersiz birkaç mektup, sözler kaldı. hayat işte. yazmak güzeldir, şifalı hissettiriyorsa elbette.
esasen ne bir fotoğraf ne de güzel birkaç söz… hiçbir anımız yok. ancak benim karaladığım habersiz birkaç mektup, sözler kaldı. hayat işte. yazmak güzeldir, şifalı hissettiriyorsa elbette.
devamını gör...
2048.
işlenmişsinnnn galbimee ilmek ilmekkkkk
devamını gör...
2049.
2050.
fincanın kenarında birikir sessizlik,
köşelerde gölgeler eski günlerin hatırasını taşır.
düşünce ağırdır, taş gibi,
ve yine de usulca akıp gider zamanın içine.
kahve tütüyor, rüzgarla savrulan duman
geçmişin sokaklarını, unutulmuş adımları hatırlatır.
bir kelime düşer dudaklarımdan,
ama geçmişin sesi, daha kuvvetli bir yankı bırakır.
maziye özlem sızlar,
görülmüş ama dokunulamamış sabahlar gibi,
her hatıra bir taşın arkasında saklanmış,
her sessizlik bir gülüşün titrek izi.
ve anlarım ki,
her şey hala düşüncenin kanatlarında uçar,
her kahve yudumu bir zaman yolculuğu,
her gölge bir geçmişin zekice saklanmış izidir.
köşelerde gölgeler eski günlerin hatırasını taşır.
düşünce ağırdır, taş gibi,
ve yine de usulca akıp gider zamanın içine.
kahve tütüyor, rüzgarla savrulan duman
geçmişin sokaklarını, unutulmuş adımları hatırlatır.
bir kelime düşer dudaklarımdan,
ama geçmişin sesi, daha kuvvetli bir yankı bırakır.
maziye özlem sızlar,
görülmüş ama dokunulamamış sabahlar gibi,
her hatıra bir taşın arkasında saklanmış,
her sessizlik bir gülüşün titrek izi.
ve anlarım ki,
her şey hala düşüncenin kanatlarında uçar,
her kahve yudumu bir zaman yolculuğu,
her gölge bir geçmişin zekice saklanmış izidir.
devamını gör...
2051.
zaman, ince bir ip gibi
bileklerime dolanıyor..
çözmeye çalıştıkça düğüm büyüyor..
belki de insan
kendi düğümüdür,
kendi karanlığında çoğalan..
bileklerime dolanıyor..
çözmeye çalıştıkça düğüm büyüyor..
belki de insan
kendi düğümüdür,
kendi karanlığında çoğalan..
devamını gör...
2052.
bir mal geçtiyse eline
hiç sevinme
çoktan bitmiştir o.
bir mal bittiyse elinde
hiç üzülme
çoktan elinden gecmistir o
hiç sevinme
çoktan bitmiştir o.
bir mal bittiyse elinde
hiç üzülme
çoktan elinden gecmistir o
devamını gör...
2053.
gecenin sessizliği
kalbimin yankısında,
aşkının ateşi
ruhumun tek yankısında.
kalbimin yankısında,
aşkının ateşi
ruhumun tek yankısında.
devamını gör...
2054.
2055.
tanım: sözlük yazarlarının içinden taşan duygularını dizelere dökmesi sonucu ortaya çıkan edebi metinler.
ben artık kendim değilim
sadece pis bir hatıra olarak varım
adımla seslenseler dönüp bakacak birisi yok içimde
ismim senin dudaklarından çıkarken anlamlıydı
gerisi... gerisi karanlık bir gölge
şimdi içimde boş bir oda var
duvarları çatlak, tavanı çöktü çökecek
odanın ortasında iki sandalye var
birinde ben oturuyorum
diğerinde hayalim, silüetin...
sana sarılıyor her satırım
o hayalin yüzü yok, sesi yok...
bazen düşünüyorum
belki de aşk dediğimiz şey
aynı rüyayı görmekmiş
ben uyandırıldım o rüyadan
şimdi gerçeklik dediğimiz şey
bir karabasan gibi üzerime kapanıyor
benliğim eridi, kalemim bitiyor
benliğim eridi, adım silindi
sesim yankılanmıyor artık
çünkü sen giderken sadece kalbimi değil
bütün gerçekliğimi alıp götürdün
ve ben şimdi
senin yokluğunun içinde
yavaş yavaş unutulan eski bir şarkıyım
kimse dinlemez
kimse hatırlamaz
ama melodisi...
o melodi hala gecenin en karanlık yerinde acıyla, kanla, gözyaşıyla çalmaya devam ediyor...
sessiz haykırışlar
görünmeyen bir "ölüm"
bilinmeyen bir "söz"
denk gelinmeyecek bir "göz".
ben artık kendim değilim
sadece pis bir hatıra olarak varım
adımla seslenseler dönüp bakacak birisi yok içimde
ismim senin dudaklarından çıkarken anlamlıydı
gerisi... gerisi karanlık bir gölge
şimdi içimde boş bir oda var
duvarları çatlak, tavanı çöktü çökecek
odanın ortasında iki sandalye var
birinde ben oturuyorum
diğerinde hayalim, silüetin...
sana sarılıyor her satırım
o hayalin yüzü yok, sesi yok...
bazen düşünüyorum
belki de aşk dediğimiz şey
aynı rüyayı görmekmiş
ben uyandırıldım o rüyadan
şimdi gerçeklik dediğimiz şey
bir karabasan gibi üzerime kapanıyor
benliğim eridi, kalemim bitiyor
benliğim eridi, adım silindi
sesim yankılanmıyor artık
çünkü sen giderken sadece kalbimi değil
bütün gerçekliğimi alıp götürdün
ve ben şimdi
senin yokluğunun içinde
yavaş yavaş unutulan eski bir şarkıyım
kimse dinlemez
kimse hatırlamaz
ama melodisi...
o melodi hala gecenin en karanlık yerinde acıyla, kanla, gözyaşıyla çalmaya devam ediyor...
sessiz haykırışlar
görünmeyen bir "ölüm"
bilinmeyen bir "söz"
denk gelinmeyecek bir "göz".
devamını gör...
2056.
gurbet gezer,sılada uyur
başka göklerin yıldızını sayar evvela,
okur mısra mısra elin hikmetini.
dolaşır baudelaire’den neruda’ya,
çözer dillerin yabancı gizemini.
batı’nın soğuk rüzgarı değer alnına,
doğu’nun ipekli tülünden geçer.
her dize bir tohumdur zihnin tarlasına,
şair, binbir çiçekten özünü seçer.
lakin güneş batıp el ayak çekilince,
kulağında uğuldayan o kadim sestir.
döner dolaşır, sükut derinleşince,
bildiği tek lisan, aldığı nefestir.
mermerin kalbinde saklı bir nakış,
anadolu’nun bağrından kopan o yanık türkü...
ne kadar uzağa gitse de o bakış,
son durak, ruhunu kuşatan o garip gönlü.
başka göklerin yıldızını sayar evvela,
okur mısra mısra elin hikmetini.
dolaşır baudelaire’den neruda’ya,
çözer dillerin yabancı gizemini.
batı’nın soğuk rüzgarı değer alnına,
doğu’nun ipekli tülünden geçer.
her dize bir tohumdur zihnin tarlasına,
şair, binbir çiçekten özünü seçer.
lakin güneş batıp el ayak çekilince,
kulağında uğuldayan o kadim sestir.
döner dolaşır, sükut derinleşince,
bildiği tek lisan, aldığı nefestir.
mermerin kalbinde saklı bir nakış,
anadolu’nun bağrından kopan o yanık türkü...
ne kadar uzağa gitse de o bakış,
son durak, ruhunu kuşatan o garip gönlü.
devamını gör...
2057.
yaldızlı sofralarda kanlı şarap içenler,
kumaşı vicdan olan kaftan biçenler!
mazlumun ahını bir rüzgar sanıp,
kendi fırtınasında savrulup geçenler!
medeniyet dediğin, dişleri paslı canavar,
gözü kör, kulağı sağır, kalbinde duvar.
bebek cesetlerinden kuleler kurup,
barış masallarında kimleri uyuturlar?
adalet; sarayların kirli paspası,
zulüm; efendilerin gümüş kupası.
bir yanda açlıktan kuruyan dudak,
bir yanda doymayanın altın sofrası!
sussun kalemler, utansın artık lisan,
pazarda satılırken etten olan insan.
siz ey göğe kadeh kaldıran beyler,
yeryüzü ağlarken gülmek mi ihsan?
tükürün bu çağın süslü suratına,
binmişler bencilliğin küheylan atına.
lakin unutmayın, hesap günü var;
kul hakkı sığmaz kimsenin saltanatına!
o gün mizan kurulur, diller lâl olur,
zalimin sarayı kül olur, ziyan olur.
bugün sustuğunuz her bir feryat,
yarın boynunuza ateşten şal olur!
kumaşı vicdan olan kaftan biçenler!
mazlumun ahını bir rüzgar sanıp,
kendi fırtınasında savrulup geçenler!
medeniyet dediğin, dişleri paslı canavar,
gözü kör, kulağı sağır, kalbinde duvar.
bebek cesetlerinden kuleler kurup,
barış masallarında kimleri uyuturlar?
adalet; sarayların kirli paspası,
zulüm; efendilerin gümüş kupası.
bir yanda açlıktan kuruyan dudak,
bir yanda doymayanın altın sofrası!
sussun kalemler, utansın artık lisan,
pazarda satılırken etten olan insan.
siz ey göğe kadeh kaldıran beyler,
yeryüzü ağlarken gülmek mi ihsan?
tükürün bu çağın süslü suratına,
binmişler bencilliğin küheylan atına.
lakin unutmayın, hesap günü var;
kul hakkı sığmaz kimsenin saltanatına!
o gün mizan kurulur, diller lâl olur,
zalimin sarayı kül olur, ziyan olur.
bugün sustuğunuz her bir feryat,
yarın boynunuza ateşten şal olur!
devamını gör...
2058.
parmak uçlarımda soğumuş bir merhametin lekesi var,
yıkadım, çıkmadı; çünkü su artık benden kaçıyor.
göğsümde, bir zamanlar kalbin vurduğu o dar kuyu,
şimdi sadece rüzgârın ıslığını saklıyor,
kendi yankısından korkan bir uçurum gibi.
ben, aynadaki sureti bir yabancıya hibe ettim.
gözbebeklerimde sönen o son insan parıltısı,
bir kibrin, bir vazgeçişin, bir sağır sessizliğin bedeliydi.
artık vicdan; ayağıma batan bir kıymık değil,
kökü kurumuş bir ağacın, rüzgârda bile sızlamayan dalı.
dünyanın bütün ağrıları üzerimden geçiyor da,
bir tek "ben" kendime dokunamıyorum.
toprağa basıyorum, toprak beni tanımıyor,
kuşlar ismimi unuttu, dualar dudaklarımda pas tuttu.
eskiden hüzünlenirdim; şimdi hüzün bile bir lüks,
bir insanın sahip olabileceği o sıcak, kanlı duygu...
ben sadece geometrik bir yalnızlığın içindeyim;
köşeli, keskin ve mutlak bir hiçe doğru.
etimin içinde sakladığım bu büyük gurbet,
insan olmaktan değil,
insan kalmayı becerememekten miras kaldı.
şimdi ruhsuz bir heykelin gölgesinde dinleniyorum,
güneş beni yakıyor ama ısıtmıyor.
içimdeki kavgalarım yarı tanrılara direniyor.
yıkadım, çıkmadı; çünkü su artık benden kaçıyor.
göğsümde, bir zamanlar kalbin vurduğu o dar kuyu,
şimdi sadece rüzgârın ıslığını saklıyor,
kendi yankısından korkan bir uçurum gibi.
ben, aynadaki sureti bir yabancıya hibe ettim.
gözbebeklerimde sönen o son insan parıltısı,
bir kibrin, bir vazgeçişin, bir sağır sessizliğin bedeliydi.
artık vicdan; ayağıma batan bir kıymık değil,
kökü kurumuş bir ağacın, rüzgârda bile sızlamayan dalı.
dünyanın bütün ağrıları üzerimden geçiyor da,
bir tek "ben" kendime dokunamıyorum.
toprağa basıyorum, toprak beni tanımıyor,
kuşlar ismimi unuttu, dualar dudaklarımda pas tuttu.
eskiden hüzünlenirdim; şimdi hüzün bile bir lüks,
bir insanın sahip olabileceği o sıcak, kanlı duygu...
ben sadece geometrik bir yalnızlığın içindeyim;
köşeli, keskin ve mutlak bir hiçe doğru.
etimin içinde sakladığım bu büyük gurbet,
insan olmaktan değil,
insan kalmayı becerememekten miras kaldı.
şimdi ruhsuz bir heykelin gölgesinde dinleniyorum,
güneş beni yakıyor ama ısıtmıyor.
içimdeki kavgalarım yarı tanrılara direniyor.
devamını gör...
2059.
cıncık gibisin...
ciğercide gördüm seni
vuruldum sana kız deli
aldın aklımı başımdan
çılgındım oldum serseri
gılik bi' davşan gibisin
naylon bebekler gibisin
nalet gelsin, kıran girsin
cıncık gibisin...
ciğercide gördüm seni
vuruldum sana kız deli
aldın aklımı başımdan
çılgındım oldum serseri
gılik bi' davşan gibisin
naylon bebekler gibisin
nalet gelsin, kıran girsin
cıncık gibisin...
devamını gör...
2060.
gecenin karanlığı örter kusurlarını
senin açıklarına ben ışık tutuyorum
dilersen görmem, bu gözlerimi bağlatır,
sen baktığında inan ben de görüyorum.
senin açıklarına ben ışık tutuyorum
dilersen görmem, bu gözlerimi bağlatır,
sen baktığında inan ben de görüyorum.
devamını gör...
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105


