normal sözlük yazarlarının şiirleri
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
başlık "martinneder" tarafından 08.01.2021 18:06 tarihinde açılmıştır.
161.
dünyanın aynasından siliyorum yüzümü
güneşi öldürüp gri bulutları doğuruyorum
sonra gözlerimin aynasini gösteriyorum bulutlara
gözlerimin aynasindan hayallerimi gorebilsin diye gri bulutlar
sonra o bulutlar tesellisi, inanci ve umudu oluverir haykıran benliģìmin
güneşi öldürüp gri bulutları doğuruyorum
sonra gözlerimin aynasini gösteriyorum bulutlara
gözlerimin aynasindan hayallerimi gorebilsin diye gri bulutlar
sonra o bulutlar tesellisi, inanci ve umudu oluverir haykıran benliģìmin
devamını gör...
162.
sıcak su torbalarını doldurdum yine bu gece
ödüm kopuyor doğalgaz yine zamlı mı gele ?
ısıtıcı yakmaya yüreğim dayanmaz
angara soğuğu bu vallah ısıtmaz
kiradan sonra maaş kalmıyor,
influencerlar bunlara kafa yormuyor,
ev sahibi camları pimapen yapmıyor,
şirketin zammı anca kdv ye yetiyor.
1-c sınıfından selenyum size bittik adlı şiiri okuyacak.
ödüm kopuyor doğalgaz yine zamlı mı gele ?
ısıtıcı yakmaya yüreğim dayanmaz
angara soğuğu bu vallah ısıtmaz
kiradan sonra maaş kalmıyor,
influencerlar bunlara kafa yormuyor,
ev sahibi camları pimapen yapmıyor,
şirketin zammı anca kdv ye yetiyor.
1-c sınıfından selenyum size bittik adlı şiiri okuyacak.
devamını gör...
163.
maviye
maviye çalar gözlerin,
yangın mavisine
rüzgarda asi,
körsem,
senden gayrısına yoksam,
bozuksam,
can benim, düş benim,
ellere nesi?
hadi gel,
ay karanlık...
maviye çalar gözlerin,
yangın mavisine
rüzgarda asi,
körsem,
senden gayrısına yoksam,
bozuksam,
can benim, düş benim,
ellere nesi?
hadi gel,
ay karanlık...
devamını gör...
164.
ağlıyor sızlıyor ruhum
bir yudum içsem seni
hafifler mi hasretin?
soran olmadi diye değil!
senin yokluğun,
uçsuz bucaksız sefalet..
ķandırıyor mu sanıyorsun
sensiz bir demlik, iki bardak
yudumluyorum..
senin deminde boğuluyorum..
bir yudum içsem seni
hafifler mi hasretin?
soran olmadi diye değil!
senin yokluğun,
uçsuz bucaksız sefalet..
ķandırıyor mu sanıyorsun
sensiz bir demlik, iki bardak
yudumluyorum..
senin deminde boğuluyorum..
devamını gör...
165.
şiirin adı: kırmızı takkeli gacı
tür: roman havası
ben ormanlardaki koca dişli ala kurdum,
kırmızı takkeli gacıya ezelden beri vurgunum,
değildir niyetim onu yemek, ninesi olacak paparozu, al berelimi bana vermez deyu yidim.
ninesi gibi giyinip seni alakurda virdim gitti demeye kılık değişiklüğüne gittim.
al berelim beni hırt sandı kurd gibi benü yir sandı. tepikledi göynümü gitti. imdi ala kurd tek kaldı.
tür: roman havası
ben ormanlardaki koca dişli ala kurdum,
kırmızı takkeli gacıya ezelden beri vurgunum,
değildir niyetim onu yemek, ninesi olacak paparozu, al berelimi bana vermez deyu yidim.
ninesi gibi giyinip seni alakurda virdim gitti demeye kılık değişiklüğüne gittim.
al berelim beni hırt sandı kurd gibi benü yir sandı. tepikledi göynümü gitti. imdi ala kurd tek kaldı.
devamını gör...
166.
o gün öldüm ben!
gözlerimi kapadım,
kalbimi susturdum...
bilmiyorum bu bana benzeyen kim?
kim bu her gün kendini iyi olduğuna inandırmaya çalışıp da o günlerin sonunda hep ağlayan?
bu kim?
acısı ile vedalaşamayıp içinde onu büyütmeye çalışan,
saklayan,
candan öte can bildiğiyle bir anda kırk kat yabancı olmayı kabul edemeyen,
bana çok benziyor;
feri kaçmış gözleri,
umutsuz bakışları,
solgun hali,
hatta olur olmaz ıslanan kirpikleri,
bana benziyor...
ama ben öldüm o gün!
o ben olamam.
olsa olsa benim kadar kırılmış bir kadındır o da,
kırılmışlığının tarifi de telafisi de mümkün *olmayan bir başka kadındır.
gözlerimi kapadım,
kalbimi susturdum...
bilmiyorum bu bana benzeyen kim?
kim bu her gün kendini iyi olduğuna inandırmaya çalışıp da o günlerin sonunda hep ağlayan?
bu kim?
acısı ile vedalaşamayıp içinde onu büyütmeye çalışan,
saklayan,
candan öte can bildiğiyle bir anda kırk kat yabancı olmayı kabul edemeyen,
bana çok benziyor;
feri kaçmış gözleri,
umutsuz bakışları,
solgun hali,
hatta olur olmaz ıslanan kirpikleri,
bana benziyor...
ama ben öldüm o gün!
o ben olamam.
olsa olsa benim kadar kırılmış bir kadındır o da,
kırılmışlığının tarifi de telafisi de mümkün *olmayan bir başka kadındır.
devamını gör...
167.
ingilizce olarak yazdığım ve yazarken de, hala okurken de çok zevk aldığım bir şiiri paylaşacağım.
ı’m perfected by my beloved
a perfected lion by the sharpness of my father
my teeth seek the wisdom of my beloved.
my claws seek the justice of my father,
for in death, it shall purify them.
so, shall i strike and roar,
thunders roar with me!
make me pure! make her pure!
a dark plume falls
there emerges the chariot in darkness
awaiting for me to open the enigmas of creation
the judgement of celestial law arrives with an ominous blaze
scales of justice radiates with a mysterious light
so we shall test you with your beloved.
we shall test you with the absolute authority of heaven
let alone the garments, the shroud of truth shall be lifted for you
the truth shall shake you to the substance of your genius
surely, you jest themis
ı’m made for my beloved, the truth will shock me to the core
but ı will stand though and cling to my beloved
for every accomplishment belongs to my father, ı will appreciate the fruit of him
now thus, strike me with your mysterious light for i have yet to feed on it
for ı will ravage the judgement of heaven,
then my roar shall demolish the heavens.
ı’m perfected by my beloved
a perfected lion by the sharpness of my father
my teeth seek the wisdom of my beloved.
my claws seek the justice of my father,
for in death, it shall purify them.
so, shall i strike and roar,
thunders roar with me!
make me pure! make her pure!
a dark plume falls
there emerges the chariot in darkness
awaiting for me to open the enigmas of creation
the judgement of celestial law arrives with an ominous blaze
scales of justice radiates with a mysterious light
so we shall test you with your beloved.
we shall test you with the absolute authority of heaven
let alone the garments, the shroud of truth shall be lifted for you
the truth shall shake you to the substance of your genius
surely, you jest themis
ı’m made for my beloved, the truth will shock me to the core
but ı will stand though and cling to my beloved
for every accomplishment belongs to my father, ı will appreciate the fruit of him
now thus, strike me with your mysterious light for i have yet to feed on it
for ı will ravage the judgement of heaven,
then my roar shall demolish the heavens.
devamını gör...
168.
ne zaman yanından geçsem
tarif edemediğim bir duygu kaplar içimi
hüzün desem değil
korku desem değil
burukluk desen hiç değil
adımlarım yavaşlar belli belirsiz
duaları mırıldanırım yüzümde mahcup bir tebessüm
ya bir dolmuşla yanından geçerken
ya bir akşam yürüyüşü çiçekçiden salacağa inerken
neşeli, hüzünlü, depresif farketmez
karacaahmet ruhumu kabzeder
ve bunu benden başkası hissetmez
belki güneş bir mızrak boyu yükselince
belki çıkmaz ayın çarşambası gün dönünce
elbet bir gün emri hak vaki olunca
ya kader yollarımız kesişince
görüşmek üzere karacaahmet
tarif edemediğim bir duygu kaplar içimi
hüzün desem değil
korku desem değil
burukluk desen hiç değil
adımlarım yavaşlar belli belirsiz
duaları mırıldanırım yüzümde mahcup bir tebessüm
ya bir dolmuşla yanından geçerken
ya bir akşam yürüyüşü çiçekçiden salacağa inerken
neşeli, hüzünlü, depresif farketmez
karacaahmet ruhumu kabzeder
ve bunu benden başkası hissetmez
belki güneş bir mızrak boyu yükselince
belki çıkmaz ayın çarşambası gün dönünce
elbet bir gün emri hak vaki olunca
ya kader yollarımız kesişince
görüşmek üzere karacaahmet
devamını gör...
169.
çıkmaz sokaktayım
üstüm başım perişan.
yollarımsa çamurdan göl
koşarak geliyorum.
hızlı adımlarla
on batıyor bir çıkıyorum.
sonunda yine baştayım
elimde parça parça düşlerimle.
tekrar başlıyorum koşmaya,
daha da bata çıka.
bilmiyorum ne zaman duracağım
nasıl duracağım?
ben sende duracağım,
sesinde,teninde,sende.
üstüm başım perişan.
yollarımsa çamurdan göl
koşarak geliyorum.
hızlı adımlarla
on batıyor bir çıkıyorum.
sonunda yine baştayım
elimde parça parça düşlerimle.
tekrar başlıyorum koşmaya,
daha da bata çıka.
bilmiyorum ne zaman duracağım
nasıl duracağım?
ben sende duracağım,
sesinde,teninde,sende.
devamını gör...
170.
sızan ışıklar var aralanmış kapılarda,
esen rüzgarın tiz sesi,
dalgalı denizlerin
o mağrur iniltisi.
ve ben bilinçaltımla savaştayım.
bir toplumu hadım edip,
dünyaya barışa gebe kadınlar sunacağım.
zaptedeceğim bütün kalelerini,
platonik aşkların ve alışılmışlıkların.
pamuk prensesleri köle,
rapunzeli kel hatırlamalıyım.
başka türlü dinmeyecek,
toplum tarafından kundaklanmış
kimsesiz yangınlarım.
anlamayacak tapanlar putlara,
onlara korktuklarını sunacağım.
dışlayacaklar beni önce
sonra düşman belleyecekler.
ben ölünce anlaşılacağım.
tarantino yönetecek filmimi,
size kanlı sonlar yazacağım.
bütün oblomovlar yola çıkacak,
tabuları yıka yıka
tanrıları olimposa,
seni demirkubuz filmlerine gömeceğim.
bir açık hava sinemasında
sen içkini yudumlarken,
ben son şarkıda öleceğim.
esen rüzgarın tiz sesi,
dalgalı denizlerin
o mağrur iniltisi.
ve ben bilinçaltımla savaştayım.
bir toplumu hadım edip,
dünyaya barışa gebe kadınlar sunacağım.
zaptedeceğim bütün kalelerini,
platonik aşkların ve alışılmışlıkların.
pamuk prensesleri köle,
rapunzeli kel hatırlamalıyım.
başka türlü dinmeyecek,
toplum tarafından kundaklanmış
kimsesiz yangınlarım.
anlamayacak tapanlar putlara,
onlara korktuklarını sunacağım.
dışlayacaklar beni önce
sonra düşman belleyecekler.
ben ölünce anlaşılacağım.
tarantino yönetecek filmimi,
size kanlı sonlar yazacağım.
bütün oblomovlar yola çıkacak,
tabuları yıka yıka
tanrıları olimposa,
seni demirkubuz filmlerine gömeceğim.
bir açık hava sinemasında
sen içkini yudumlarken,
ben son şarkıda öleceğim.
devamını gör...
171.
bir dosta
gülmek seninle hayata
kolumuz kanadımız kırık da olsa
tutunabilmek umutlara..
ve sövdüğümüz yalnızlığımıza bile
serenad yapmak..
ağlamak,
için için cümlelerimizle
yüzümüz gülerken bile..
beş kuruşun hesabını yaparken iki simite;
ağır bedeller ödemek geçmişe..
memleket meselesi okuduğumuz gazeteyi açıp yere
sevdalarımızı, acılarımızı bölebilmek ikiye..
sonra akşamın bir vakti
iki serseri gibi
düşüp kimsesiz sokaklara
şarkılar söylemek duvarlara..
söyleyemediklerimize yakınmak
yanmak içten içe
ama dik durmak yine de..
birgün gidebilmek uzaklara
yüreğimizde kırgınlık,
elimizde son isteğimiz;
ikiye bölünmüş bir sigara..
gülmek seninle hayata
kolumuz kanadımız kırık da olsa
tutunabilmek umutlara..
ve sövdüğümüz yalnızlığımıza bile
serenad yapmak..
ağlamak,
için için cümlelerimizle
yüzümüz gülerken bile..
beş kuruşun hesabını yaparken iki simite;
ağır bedeller ödemek geçmişe..
memleket meselesi okuduğumuz gazeteyi açıp yere
sevdalarımızı, acılarımızı bölebilmek ikiye..
sonra akşamın bir vakti
iki serseri gibi
düşüp kimsesiz sokaklara
şarkılar söylemek duvarlara..
söyleyemediklerimize yakınmak
yanmak içten içe
ama dik durmak yine de..
birgün gidebilmek uzaklara
yüreğimizde kırgınlık,
elimizde son isteğimiz;
ikiye bölünmüş bir sigara..
devamını gör...
172.
sessizlik,
çığlığa bir o kadar yakın
köhne, çürümüş zihinlere
bir o kadar uzaktı.
yağmurlar, seller, fırtınalar
sadece, sessizliğimi bozabilirdi
zor iş be arkadaş!
hiç ama hiç iz bırakmamak
damlaların sürekliliği gibi
sahi zor muydu?
düşüncelerimiz hep sürekli
amma velakin onlar apayrı
dünyaların insanları
bir araya geldiler mi
sessizliğe boğardı
tüm bedenimi
düşünmek iyi miydi sahi?
çığlığa bir o kadar yakın
köhne, çürümüş zihinlere
bir o kadar uzaktı.
yağmurlar, seller, fırtınalar
sadece, sessizliğimi bozabilirdi
zor iş be arkadaş!
hiç ama hiç iz bırakmamak
damlaların sürekliliği gibi
sahi zor muydu?
düşüncelerimiz hep sürekli
amma velakin onlar apayrı
dünyaların insanları
bir araya geldiler mi
sessizliğe boğardı
tüm bedenimi
düşünmek iyi miydi sahi?
devamını gör...
173.
gecenin rengi koyulaştıkça
yârin özlemi de koyulaşır,
hayal perdesinde acı tatlı
hatıralar oynaşır,
vuslatsız sevda
bir dermansız derttir,
gönlün güneşi batmayagörsün;
doğmamak için
nazlandıkça nazlanır.
yârin özlemi de koyulaşır,
hayal perdesinde acı tatlı
hatıralar oynaşır,
vuslatsız sevda
bir dermansız derttir,
gönlün güneşi batmayagörsün;
doğmamak için
nazlandıkça nazlanır.
devamını gör...
174.
açtım gözlerimi tanım yazdım sözlüğe,
radyo yayını mıdır nedir yine sol framede!
ne zaman işlerine gelmese trol ilan edildim,
oysa ben demedim mi haksızsam haksızsın diyin diye?
radyo yayını mıdır nedir yine sol framede!
ne zaman işlerine gelmese trol ilan edildim,
oysa ben demedim mi haksızsam haksızsın diyin diye?
devamını gör...
175.
ölmenin de bir sınırı
bir adabı var,
birden fazla olsa bile.
sevmenin de bir sınırı
bir adabı var,
sevilen sen olsan bile.
bir adabı var,
birden fazla olsa bile.
sevmenin de bir sınırı
bir adabı var,
sevilen sen olsan bile.
devamını gör...
176.
kaybettiklerimin anısını yazıyorum bu gece
3 noktalarla doldurduğum hayatıma
irili ufaklı soru işaretleri ekliyorum
gün be gün
dönüp bakıyorum geride bıraktıklarıma,
bir gittiklerime bir de hiç gidemediklerime.
öylece bekliyorum çıkmaz yolların,
meçhul semtlerin,yalnız duraklarında
bazen rüyalarımda sarıyor bedenimi kolların,
tüm sorularımın cevabı sanki dudaklarında.
bir titreme yalnızlığın doruk noktasında,
seni anımsıyorum buğusunda sabahın.
bir de gecenin o kör edici karanlığında,
ve tam ortasında çocuksuz parkların.
bir yarımı alıp güneşi saçıyorum dünyaya,
öbür yarım tüm patavatsızlığıyla beklemekte.
fırtına öncesi sessizlik denen şey varya ,
işte öylece sessizliği dinlemekte .
sadece yazmakla baş edebiliyorum,
alıp götürdüğün benliğimden kalanlarla.
inan bana öyle çok özlüyorum,
düşmanım şimdi sensiz nefes alanlarla
elbet bir gün kavuşacağım sana,
şiirlerle hep seni bekleyeceğim.
ıhlamurlar çiçek açtığında değil ama ,
sen kokan çiçekler solduğunda geleceğim.
3 noktalarla doldurduğum hayatıma
irili ufaklı soru işaretleri ekliyorum
gün be gün
dönüp bakıyorum geride bıraktıklarıma,
bir gittiklerime bir de hiç gidemediklerime.
öylece bekliyorum çıkmaz yolların,
meçhul semtlerin,yalnız duraklarında
bazen rüyalarımda sarıyor bedenimi kolların,
tüm sorularımın cevabı sanki dudaklarında.
bir titreme yalnızlığın doruk noktasında,
seni anımsıyorum buğusunda sabahın.
bir de gecenin o kör edici karanlığında,
ve tam ortasında çocuksuz parkların.
bir yarımı alıp güneşi saçıyorum dünyaya,
öbür yarım tüm patavatsızlığıyla beklemekte.
fırtına öncesi sessizlik denen şey varya ,
işte öylece sessizliği dinlemekte .
sadece yazmakla baş edebiliyorum,
alıp götürdüğün benliğimden kalanlarla.
inan bana öyle çok özlüyorum,
düşmanım şimdi sensiz nefes alanlarla
elbet bir gün kavuşacağım sana,
şiirlerle hep seni bekleyeceğim.
ıhlamurlar çiçek açtığında değil ama ,
sen kokan çiçekler solduğunda geleceğim.
devamını gör...
177.
tesadüfen denk geldiğim, lise 2. sınıfta yaşadığım platonik bir ilişkiye ait şiirimle sözlükteki edebiyatın ağırlık merkezini bir santim aşağıya çektiğim başlıktır.
( sair ruyada sevdiceğini görmüş ve okula gitmeden sabah oturup bu şaheseri yazmış)
merhaba, gece gece günlümün virenesine gelen güzel
görünce seni adeta ferim şaşar?
kalbimde türlü türlü duygular kaynar da taşar.
gözlerine değince gözlerim
ah şimdi kalkıpta o anı nasıl tarif ederim
içimden hep;" keşke hayat gözlerin kadar güzel olsa" derim
ve o an gözlerine ama taa en derine dalmak isterim.
sen konuşursun ya onla bunla muhatap benmişim gibi aşkla izlerim.
seni izlerken araya bir baş girse
ona ağzımı açıp süvmek isterim.
bir de gülersin ya güleç bir yüzle
o tatlı hitabina muhatap olayım da öleyim.
yani şimdi kalkıpta
yeni ay gibi kaşlarını mı tarif edeyim
yoksa ok gibi sineme saplanan kirpiklerinden mi söz edeyim.
bir de mimiklerin yok mu; nazik nazik, tatlı tatlı..
dudak bükmeler ki gül katlı.
bir de "onaylı" baş salamakların var;
görülmemiş bir 'bilmişlikle' saklı.
ve bir o kadar da maveralı.
lakin olacak iş mi bu ?
hayır olmayacak iş bu.
ey terennüm ile beklediğim sevdicegim.
keşke anlayacak olsan beni.
keşke hisettiklerimi sadece bir an hissetsen.
ne kıyametler içindeyim bir görsen
lakin ve malesef ki; anladığın tek şey anlamamak.
tek vukuatın bu olsa keşke.
ama heyhat ki heyhat!
bu nasıl bir ümid ve nasıl bir sevgi ki;
gelip söylesem sanki olacakmış kabahat.
hayır! elbette, tek nedeni bu olmamakta,
aklım, mantık diye bir durakta
o durak da kör bir nokta.
her an kalbime, "asla söyleme" diye haykırmakta.
kalbim de cahit zarifoğlu, cemal süreya'ları yardımına çağırmakta.
ama nafile.
mantık çilekeşi olmuştur kalbim.
çünkü müstehaktır bana bu halim.
ama kalbimden bu acı hiç dinmez.
ve öyle bir an gelir ki dolup taşarım,
sana şiirler yazmakta bulurum kendimi.
bir an durup "bu kaçıncı şiir oldu" diye şaşarım.
deli dolu gölleler gibi çıkar kalemimden kelimat.
fakat heyhat ki heyhat!
utanırım, sakınırım.
sanki bu halimden südur edecekmiş bir kabahat.
yine o günlerden bir gündeyim.
gece gördüğüm rüyanın hala tesirindeyim.
sabah namazının ardı eveli.
yer, yurdun soğuk mescidi; tavanı işlemeli.
ellerim havada birşeyler istemekte
sense kim bilir kaç katlı döşekte.
uyanmadan evel bir ruya
ama bütünüyle gerçekmiş güya.
rüyada da sen
tutu vermiştim ellerinden.
bir utanma siması
bir edep edası.
gözler ki kehkeşanların parıltısı.
hep onlara bakarak geçseydi keşke ömrümün geri kalan yarası.
ancak bu halde iyileşirdi belki günlümün yarası?
rüya değil bir bayramdı sanki
anlatamam. öyle tuhaf bir an ki,
kelimelerin ne hadine tarif etmeye!
ama
heyhat ki heyhat.
birden tok bir ses
bir iki de takırtı
uykumu bölmeye yetti de artı.
bir an ellerini aradim ellerimde.
yoktu ellerin, ah'lar çeksem de taa en derinden.
ne çare, çıkmıştım artık ruya aleminden.
oysa rüyada tam da sana bakıp, her gün tekrar etiğim ve senin için yazdığım bir şiiri okuyacaktım.
lâkin vakit dolmuştu, ellerim boş kalmış olsa da.
ama bir kere de olsa ellerini tutmuştum
razıyım rüyada dahi olsa da.
heyhat ki heyhat
ah şu benim akılsız başım
ah şu dam tutmaz tahtım,
bilenmez paslı bıçaktan bahtım.
bilmem ki;
ne diye sana bu kadar bağlandım kaldım.
evet, ey güzeller güzeli!
elleri nazenin, nazik bezeli.
yine kalbinim teline dokundun.
bana, ellerinle yine özlem kadehini sundun.
aşk diyarına dönen şu virane günlüme
velev rüyada da olsa madem teşrif buyurdun.
sefa geldin
sefa geldin.
(mahlas:
viktor hugonun qurasimodo'su)
( sair ruyada sevdiceğini görmüş ve okula gitmeden sabah oturup bu şaheseri yazmış)
merhaba, gece gece günlümün virenesine gelen güzel
görünce seni adeta ferim şaşar?
kalbimde türlü türlü duygular kaynar da taşar.
gözlerine değince gözlerim
ah şimdi kalkıpta o anı nasıl tarif ederim
içimden hep;" keşke hayat gözlerin kadar güzel olsa" derim
ve o an gözlerine ama taa en derine dalmak isterim.
sen konuşursun ya onla bunla muhatap benmişim gibi aşkla izlerim.
seni izlerken araya bir baş girse
ona ağzımı açıp süvmek isterim.
bir de gülersin ya güleç bir yüzle
o tatlı hitabina muhatap olayım da öleyim.
yani şimdi kalkıpta
yeni ay gibi kaşlarını mı tarif edeyim
yoksa ok gibi sineme saplanan kirpiklerinden mi söz edeyim.
bir de mimiklerin yok mu; nazik nazik, tatlı tatlı..
dudak bükmeler ki gül katlı.
bir de "onaylı" baş salamakların var;
görülmemiş bir 'bilmişlikle' saklı.
ve bir o kadar da maveralı.
lakin olacak iş mi bu ?
hayır olmayacak iş bu.
ey terennüm ile beklediğim sevdicegim.
keşke anlayacak olsan beni.
keşke hisettiklerimi sadece bir an hissetsen.
ne kıyametler içindeyim bir görsen
lakin ve malesef ki; anladığın tek şey anlamamak.
tek vukuatın bu olsa keşke.
ama heyhat ki heyhat!
bu nasıl bir ümid ve nasıl bir sevgi ki;
gelip söylesem sanki olacakmış kabahat.
hayır! elbette, tek nedeni bu olmamakta,
aklım, mantık diye bir durakta
o durak da kör bir nokta.
her an kalbime, "asla söyleme" diye haykırmakta.
kalbim de cahit zarifoğlu, cemal süreya'ları yardımına çağırmakta.
ama nafile.
mantık çilekeşi olmuştur kalbim.
çünkü müstehaktır bana bu halim.
ama kalbimden bu acı hiç dinmez.
ve öyle bir an gelir ki dolup taşarım,
sana şiirler yazmakta bulurum kendimi.
bir an durup "bu kaçıncı şiir oldu" diye şaşarım.
deli dolu gölleler gibi çıkar kalemimden kelimat.
fakat heyhat ki heyhat!
utanırım, sakınırım.
sanki bu halimden südur edecekmiş bir kabahat.
yine o günlerden bir gündeyim.
gece gördüğüm rüyanın hala tesirindeyim.
sabah namazının ardı eveli.
yer, yurdun soğuk mescidi; tavanı işlemeli.
ellerim havada birşeyler istemekte
sense kim bilir kaç katlı döşekte.
uyanmadan evel bir ruya
ama bütünüyle gerçekmiş güya.
rüyada da sen
tutu vermiştim ellerinden.
bir utanma siması
bir edep edası.
gözler ki kehkeşanların parıltısı.
hep onlara bakarak geçseydi keşke ömrümün geri kalan yarası.
ancak bu halde iyileşirdi belki günlümün yarası?
rüya değil bir bayramdı sanki
anlatamam. öyle tuhaf bir an ki,
kelimelerin ne hadine tarif etmeye!
ama
heyhat ki heyhat.
birden tok bir ses
bir iki de takırtı
uykumu bölmeye yetti de artı.
bir an ellerini aradim ellerimde.
yoktu ellerin, ah'lar çeksem de taa en derinden.
ne çare, çıkmıştım artık ruya aleminden.
oysa rüyada tam da sana bakıp, her gün tekrar etiğim ve senin için yazdığım bir şiiri okuyacaktım.
lâkin vakit dolmuştu, ellerim boş kalmış olsa da.
ama bir kere de olsa ellerini tutmuştum
razıyım rüyada dahi olsa da.
heyhat ki heyhat
ah şu benim akılsız başım
ah şu dam tutmaz tahtım,
bilenmez paslı bıçaktan bahtım.
bilmem ki;
ne diye sana bu kadar bağlandım kaldım.
evet, ey güzeller güzeli!
elleri nazenin, nazik bezeli.
yine kalbinim teline dokundun.
bana, ellerinle yine özlem kadehini sundun.
aşk diyarına dönen şu virane günlüme
velev rüyada da olsa madem teşrif buyurdun.
sefa geldin
sefa geldin.
(mahlas:
viktor hugonun qurasimodo'su)
devamını gör...
178.
ben sana hayran,
sen cama tırman.
orhan veli
sen cama tırman.
orhan veli
devamını gör...
179.
sabahları seninle uyanmak
gözlerimi yalnız sana açmak
iki küçük çizgiden ibaret gözlerinin
saçtığı ışık güneşinkinden daha parlak
(bir gün gün ışığı görmesem gam yemem
gözlerin var ya, gözlerin yeter)
pencereyi açmak, gözlerimi açmak
temiz hava solumak, teninin tuzunu tatmak
seninle batırdığım güneşi
senin koynunda doğurmak
dünya döner bir kez daha
ben sana yüzümü dönerim
dünyanın açısal momentumu varmış
ben fizikten anlamam senin bel kıvrımın dışında
gözlerimiz yine ilk birbirimize açık
belli ki bir aşkı bir gece daha paylaşmışız
belli ki bir ömre yetecek kadarını da yaratmışız
dudağının kenara sağa meyleder
ben hemen uzanır öperim,
kalbim sana meyleder
kaynak: kendi blogum*
devamını gör...
180.
denize şişeler bırakıyorum bu ara,
gökyüzüne dilek balonları
semaya dualar.
elimden tutsun diye birileri
çırpınıyorum kovada balık gibi .
anlatmak istediklerim biriktikçe içimde,
hırçınlaşıyor benliğim,uzaklaşıyor git gide .
yorgunluklarımdan bir anlam çıkarmaya çalışıyorum
ya da yeni bir ad koyuyorum kaçtıklarıma.
dönüp dolaşıp aynı yerde buluyorum,
değmiyor sonunda bulduklarım,
yürüdüğüm yolda geride bıraktıklarıma.
yemyeşil ormana çöken gece gibi,
ufak hüzünler kaplıyor iflah olmaz sevgimi.
ve ben yalnızlığa alışıyorum,alışmak istiyorum.
iğne atsan yere düşmez bu yollarda,
bir kimlik bulamadım kendime
öylesine yürüyorum.
kaybolmak istiyorum siyahında gecenin,
boğulmak istiyorum mavisinde denizin.
yoruldum ümidi kesilmişliğiyle yaşamaktan,
bir bu memleketin, bir de senin.
olamadığım kişiye duyduğum hasret,
olduğum kişiye biriken içimdeki nefret,
beni ben yapan inişler,çıkışlar,
bekleyensiz bir liman adeta
ve yolcusuz vapurlar.
şimdi o vapurların sireniyle
bir kez daha kalkıyorum yataktan.
güzel rüyaların sabahında bir ses;
ümit fakirin ekmeği diyor uzaktan.
ümit fakirin ekmeği...
gökyüzüne dilek balonları
semaya dualar.
elimden tutsun diye birileri
çırpınıyorum kovada balık gibi .
anlatmak istediklerim biriktikçe içimde,
hırçınlaşıyor benliğim,uzaklaşıyor git gide .
yorgunluklarımdan bir anlam çıkarmaya çalışıyorum
ya da yeni bir ad koyuyorum kaçtıklarıma.
dönüp dolaşıp aynı yerde buluyorum,
değmiyor sonunda bulduklarım,
yürüdüğüm yolda geride bıraktıklarıma.
yemyeşil ormana çöken gece gibi,
ufak hüzünler kaplıyor iflah olmaz sevgimi.
ve ben yalnızlığa alışıyorum,alışmak istiyorum.
iğne atsan yere düşmez bu yollarda,
bir kimlik bulamadım kendime
öylesine yürüyorum.
kaybolmak istiyorum siyahında gecenin,
boğulmak istiyorum mavisinde denizin.
yoruldum ümidi kesilmişliğiyle yaşamaktan,
bir bu memleketin, bir de senin.
olamadığım kişiye duyduğum hasret,
olduğum kişiye biriken içimdeki nefret,
beni ben yapan inişler,çıkışlar,
bekleyensiz bir liman adeta
ve yolcusuz vapurlar.
şimdi o vapurların sireniyle
bir kez daha kalkıyorum yataktan.
güzel rüyaların sabahında bir ses;
ümit fakirin ekmeği diyor uzaktan.
ümit fakirin ekmeği...
devamını gör...
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103