41.
nefret ettiğim sanat dalı. okumayı da keyif veriyorsa bile faydalı bulmuyorum. bildiğinizi bir üst düzeye çıkaracak şeyler okuyun. ekonomi, politika, hukuk okuyun. boş şeylerle vaktinizi de cebinizi de ziyan etmeyin.
devamını gör...
42.
felsefenin kendini beğenmişliği nedenli; felsefe ile uzlaşmaya yanaşmayan görüş/fikir/bilgi toplamı. fakat, en cevval felsefe savunucularının dahi örneklemelerde kendisinden yardım alıp; çelişki tokadını kendi yanaklarına akşettikleri görülmüş, izlenmiş, tespit edilmiş, kaydedilmiş ve alkışlanmıştır.
edit:
felsefe edebiyatın insanlığa bir değer/katma değer sunmadığını savlar. fakat, hep bahsi geçen-zora düşünce en allame i cihanı bile edebiyattan nasiplenir. ciddiye alınmayışlarının sebeplerinden biri ve en önemlisi de bu çelişkidir.
edit:
felsefe edebiyatın insanlığa bir değer/katma değer sunmadığını savlar. fakat, hep bahsi geçen-zora düşünce en allame i cihanı bile edebiyattan nasiplenir. ciddiye alınmayışlarının sebeplerinden biri ve en önemlisi de bu çelişkidir.
devamını gör...
43.
bölümüm. bayılıyorum ya böyle bir kültürler, şiirler, makaleler, kitaplar onu okudun mu? bu şiiri hiç dinledin mi? vsvs ben resmen bu bölüm için doğmuşum mezun olunca işsiz kalacağım orası aşikar fakat bu günlerin tadını çıkarıyorum ha bu arada edebiyat ruhu kibarlaştırır
devamını gör...
44.
sınırsız, uçsuz bucaksız bir özgürlük duygusudur. hem de öyle bir özgürlüktür ki bu sizin özgürlüğünüz başkalarının özgürlüğünün başladığı yerde bitmez.
edebiyat size doğaüstü güçler bahşeder. istediğiniz an istediğiniz yerde, istediğiniz kişi, istediğiniz şey olabilirsiniz. istediğiniz yere ve zamana hiçbir güçlük çekmeden gidebilir, orada ve o gittiğiniz yerde ve zamanda istediğiniz müddetçe kalabilirsiniz.
edebiyat sizi daha iyi bir insan yapar. ama daha mutlu yapamaz. mutluluk için bir formül vermez ama size mutlu insanları göstererek kendi mutluluğunuza giden yolda ufaktan rehberlik yapabilir. edebiyatın içine gerçekten girdiyseniz zihninizin parıltısı gözlerinizden belli olacaktır.
edebiyat dallıdır budaklıdır. kökleri öyle derindedir ki incir yaprağı korumalı elma ziyafetine kadar uzanabilir. ballı bademli nehirlerin kıyısında okunmuş edebi eserler de vardır muhakkak.
edebiyat yolculuğunun uçan halısına bindiğinizde farklı diyarlarda yapacağınız ufak gezinti yerleri göreceksiniz. mesela roman.
bir romanın kapısını araladığınız anda düşsel bir sarayda bulacaksınız kendinizi. en azından o sarayın odalarından birinde. merak etmeyin bütün odalardan bahsedeceğim tek tek. bir romanı elinize aldığınız o anı anlatıyordum. işte o anda küçük çocukların karnını doyurmak için ekmek çalıp hapse düşebilirsiniz; jan valjean yoldaşınız olur. ya da en yakın arkadaşınızla bir çiftliğe gidip yeni bir hayata başlamaya çalışabilirsiniz fareler ve insanlarla. bir geminin içinde moby dick isimli bir balinaya kafayı takıp denizler aşabilirsiniz. gözü gibi baktığı kütüphanesini yakıp kül etmeye kalkan kien’nin körleşmesine şahit olup vergilius’un ölümüne ağıtlar yakabilirsiniz. ister çavdar tarlasında çocuklarla beyzbol oynarsınız isterseniz varoluş amaçlarını sorgulamaya başlayan gençlere beni asla bırakma diye yalvarırsınız. yel değinenleri ile savaşan şövalyeye gülümserken kamburuna mahkum quasimodo’ya bir yudum su verebilirsiniz. su gibi aziz olun.
sarayın bir başka odasında sizi öyküler karşılayacaktır. bu öyküler aracılığıyla kasım ile nasır’ın kısırdöngüye dönmüş cenkini izlerken bir başka yana dönüp aziz bey hadisesinin ayrıntılarını öğrenebilirsiniz. belki soğuk bir yukon gününde bir ağacın altında ateş yakmak için uğraşırken başka bir gün kese kağıdının içinde bekleyen tatlı patates turtasının tadıyla aile evine özlem duyabilirsiniz. ayran satmak için çabalayan bir çocuğun kar altındaki savaşına lanet okuyabilir, mütevazi bir teklifin parçası olan bebekler için bir adaya beddualar yağdırabilirsiniz. cezalılar kolonisindeki akıl almaz işkence aletini hayranlık ve korkuyla izlerken son yaprak için umutvar olup düşmeyeceğinden emin olan bir ressam asaletiyle karşı duvara bakabilirsiniz.
ya da şiir dolu bir oda da bekleyebilir sizi. işsiz bir telgrafhane gibi memleketin dertleri ile hemhal olup süleyman efendiye yazık olduğunu hissedebilirsiniz. oy reis koca reis diye iç çekip bir ağıt yakabilir, üçüncü şahsın şiirindeki güldüğü zaman cenazeye benzeyen adama haset edebilirsiniz. çimenlerin türküsünü de dinleyebilirsiniz memleketimden insan manzaralarını da. elbette hepsi bir şeyler öğretir size. elem çiçeklerini koklayıp odadaki seyahatinize devam ederken zamanın ne içinde ne de büsbütün dışında olduğunuzu hissedip aykırı sevda sözleri mırıldanabilirsiniz.
mektup dolu bir odamız da var meraklıları için. franz kafka’nın milenaya mektuplarının okuyup bu saf(?) aşkın hayranı olabilirsiniz ama pek insan bilmez belki ama kafkadan felice’ye mektuplar da gitmiştir aynı tutkuyla. sabahattin ali’nin canım aliye ruhum filiz demesiyle duygulanıp lamia’ya hanıma ulaşan karanlık mektuplarla gözleriniz yaşatabilir.
aslında daha onlarca oda var ama kimseyi daha fazla kızdırmadan bu tanımı bitiriyorum. edebiyat sizi özgür bırakır. düşsel bir sarayın odalarından mutlu mesut dolaşın diye.
edebiyat size doğaüstü güçler bahşeder. istediğiniz an istediğiniz yerde, istediğiniz kişi, istediğiniz şey olabilirsiniz. istediğiniz yere ve zamana hiçbir güçlük çekmeden gidebilir, orada ve o gittiğiniz yerde ve zamanda istediğiniz müddetçe kalabilirsiniz.
edebiyat sizi daha iyi bir insan yapar. ama daha mutlu yapamaz. mutluluk için bir formül vermez ama size mutlu insanları göstererek kendi mutluluğunuza giden yolda ufaktan rehberlik yapabilir. edebiyatın içine gerçekten girdiyseniz zihninizin parıltısı gözlerinizden belli olacaktır.
edebiyat dallıdır budaklıdır. kökleri öyle derindedir ki incir yaprağı korumalı elma ziyafetine kadar uzanabilir. ballı bademli nehirlerin kıyısında okunmuş edebi eserler de vardır muhakkak.
edebiyat yolculuğunun uçan halısına bindiğinizde farklı diyarlarda yapacağınız ufak gezinti yerleri göreceksiniz. mesela roman.
bir romanın kapısını araladığınız anda düşsel bir sarayda bulacaksınız kendinizi. en azından o sarayın odalarından birinde. merak etmeyin bütün odalardan bahsedeceğim tek tek. bir romanı elinize aldığınız o anı anlatıyordum. işte o anda küçük çocukların karnını doyurmak için ekmek çalıp hapse düşebilirsiniz; jan valjean yoldaşınız olur. ya da en yakın arkadaşınızla bir çiftliğe gidip yeni bir hayata başlamaya çalışabilirsiniz fareler ve insanlarla. bir geminin içinde moby dick isimli bir balinaya kafayı takıp denizler aşabilirsiniz. gözü gibi baktığı kütüphanesini yakıp kül etmeye kalkan kien’nin körleşmesine şahit olup vergilius’un ölümüne ağıtlar yakabilirsiniz. ister çavdar tarlasında çocuklarla beyzbol oynarsınız isterseniz varoluş amaçlarını sorgulamaya başlayan gençlere beni asla bırakma diye yalvarırsınız. yel değinenleri ile savaşan şövalyeye gülümserken kamburuna mahkum quasimodo’ya bir yudum su verebilirsiniz. su gibi aziz olun.
sarayın bir başka odasında sizi öyküler karşılayacaktır. bu öyküler aracılığıyla kasım ile nasır’ın kısırdöngüye dönmüş cenkini izlerken bir başka yana dönüp aziz bey hadisesinin ayrıntılarını öğrenebilirsiniz. belki soğuk bir yukon gününde bir ağacın altında ateş yakmak için uğraşırken başka bir gün kese kağıdının içinde bekleyen tatlı patates turtasının tadıyla aile evine özlem duyabilirsiniz. ayran satmak için çabalayan bir çocuğun kar altındaki savaşına lanet okuyabilir, mütevazi bir teklifin parçası olan bebekler için bir adaya beddualar yağdırabilirsiniz. cezalılar kolonisindeki akıl almaz işkence aletini hayranlık ve korkuyla izlerken son yaprak için umutvar olup düşmeyeceğinden emin olan bir ressam asaletiyle karşı duvara bakabilirsiniz.
ya da şiir dolu bir oda da bekleyebilir sizi. işsiz bir telgrafhane gibi memleketin dertleri ile hemhal olup süleyman efendiye yazık olduğunu hissedebilirsiniz. oy reis koca reis diye iç çekip bir ağıt yakabilir, üçüncü şahsın şiirindeki güldüğü zaman cenazeye benzeyen adama haset edebilirsiniz. çimenlerin türküsünü de dinleyebilirsiniz memleketimden insan manzaralarını da. elbette hepsi bir şeyler öğretir size. elem çiçeklerini koklayıp odadaki seyahatinize devam ederken zamanın ne içinde ne de büsbütün dışında olduğunuzu hissedip aykırı sevda sözleri mırıldanabilirsiniz.
mektup dolu bir odamız da var meraklıları için. franz kafka’nın milenaya mektuplarının okuyup bu saf(?) aşkın hayranı olabilirsiniz ama pek insan bilmez belki ama kafkadan felice’ye mektuplar da gitmiştir aynı tutkuyla. sabahattin ali’nin canım aliye ruhum filiz demesiyle duygulanıp lamia’ya hanıma ulaşan karanlık mektuplarla gözleriniz yaşatabilir.
aslında daha onlarca oda var ama kimseyi daha fazla kızdırmadan bu tanımı bitiriyorum. edebiyat sizi özgür bırakır. düşsel bir sarayın odalarından mutlu mesut dolaşın diye.
devamını gör...
45.
mesai saatleri dışında yapmadığımdır.
devamını gör...
46.
din ile ilişkisini dikkatimi çekmiş bir sanat, dili etkin kullanma, duyguları ve kitleleri söz ile etki altına alma, tüm mesele bu değil mi zaten? bugün en kıytırık yazar bile alanı olmamasına rağmen, evrenin varoluşundan tut, aklına gelebilecek her şeye kadar bir iddiada bulunuyor illaki. halbuki dediklerinin doğruluk payı yok, dediklerinin bilimde bir karşılığı, cevabı olmasına rağmen adam kıvranıp, eğilip bükülüp bir şekilde edebiyat ıkınıyor ve eser yazıyor. şimdi buraya kadar dediklerimde elbette edebiyatçıların bir suçu yok, sanatçı istediği konu hakkında atıp tutabilir, o mesele değil. ama beni şu düşündürdü, demek ki bu gibi kalemi ve hitabeti başarılı insanlar çook önceleri yaşasalardı insanları kolayca etkileri altına alabilirlerdi. o zamanlar bir şeyler yazsan kim kulağını çekebilirdi? din gibi büyük bir iddiayla ortaya çıksan bir de.. eee.. o günlerden edebiyata kalan tek miras " her konu hakkında atıp tutma özgürlüğü" olmuş. yine günümüz yazarları da her konuda atıp tutuyor, ama bir iddiaları yok. ben inanıyorum ki bugün çoğu genç yazar yazdıkları karşısında, o günkü kadar saf kitle bulsa, kendilerini peygamber etmek için yarını beklemezlerdi. hatta zamanla yazdıklarına kendileri bile inanırlardı gibi geliyor bir süre sonra. edebiyat çok büyülü bir şey aslında, ama zamanla etkisi geçmişe göre kırıldı gibi sanki?
devamını gör...
47.
edebi hayat.
devamını gör...
48.
yaklasik 15 senedir kendileriyle bilfiil istigal etmeme rağmen bir felsefeden,bir de edebiyattan tek kurus kazanmisliğim yoktur.gene de ikisini de severim sayarim.yerleri bnde ayri
devamını gör...
49.
yeryüzüne ve onun bunun çocuklarına katlama sanatı.
devamını gör...
50.
edebiyat böyledir işte. ı̇nsanları hem yakınlaştıran hem de uzaklaştıran bir etkisi vardır ve yakındı uzaktı derken, bir bakmışsınız gözleriniz bozulmuş, ensenizde berbat bir ağrı.
devamını gör...
51.
“başkalarının hatalarından ders alın. insan bütün hataları kendisi yapacak kadar uzun yaşamıyor.” demiş eleanor roosevelt. başkalarının hayatından ders almanın en kolay yolu da kanımca edebiyat ve tarih bilmek.
devamını gör...
52.
sözlü ve yazılı olarak bir ögeyi aktarma durumu, izah ve anlatım bütünlüğü.
devamını gör...
53.
bana kalırsa, sadece yazı yazmak değildir. edebiyatın omurgan olmasıdır. bir ömür edebiyatla yaşamaktır..
devamını gör...
54.
silahtır: şarjörlerce cümlem var ve hep havaya sıkıyorum. arada isabet edenler oluyor, doğrudur fakat hedefi nişan almadan vurmak magandalıktır. edebiyat magandasıyım.
devamını gör...
55.
düş (ünce) atölyesi
devamını gör...
56.
bundan da sıkıldım dümdüz yazacağım artık. yeter.
devamını gör...
57.
ham maddesi hayal gücü ve iyi yazma kabiliyeti olan sanat dalı.
edebi eser gerçeği de hayali de anlatabilir. önemli olan iyi anlatabilmek ve üslubunu bulabilmektir. edebiyat güzeli aramak ve güzel yazmaktır. estetik olmayan, kurgusuz eserler hiçbir şeye benzememektedir.
edebiyatın başlıca türü roman, öykü, şiirdir.
edebi eser gerçeği de hayali de anlatabilir. önemli olan iyi anlatabilmek ve üslubunu bulabilmektir. edebiyat güzeli aramak ve güzel yazmaktır. estetik olmayan, kurgusuz eserler hiçbir şeye benzememektedir.
edebiyatın başlıca türü roman, öykü, şiirdir.
devamını gör...
58.
kaosun, yıkımın yazarı; insan ruhunun derinliklerinden fısıldayan, hatta çığlık atan yazar: fyodor mihayloviç dostoyevski
güneş doğar ve batar, bu böyledir ve böyle olmalıdır; fakat dostoyevski için hayat başkadır, güneş yalnızca doğup ve batmaz. bir yük bindirir insanın omuzlarına güneşin ılık ışınları, saat beşi sıkıştırır geçmişe ve hayat boyunca onu sıkışan gecmisten çekip almak için çabalamaya mahkûm eder insanı. dostoyevski'nin tarzıdır bu, bir yıkım bırakır ve o yıkımdan inşaa etmeye zorlar. yıkımın omuzlara bindirdiği ağır yük sendeletir onu tanıyan insanı ve bacakları bilincinin ağırlığı altında ezilir. hayat artık eskisi gibi işlemez, geçmiş ve gelecek ve şu an yitirilmiş kavramlardan ibarettir, çünkü dostoyevski dokunmuştur ya da yıkmıştır insanın içinde olanı.
bir şair bir şeyler demişti: "dostoyevski okudum, o gün bugündür mutlu olamadım" gibisinden. onun tarzıdır bu ve omuzlara binen yük kambur oluşturur insanın sırtında. varoluşun acımasız boyutunu omuzlarına bindirip, tıpkı sisifos gibi defalarca tepeye çıkarmaya zorlar koca kayayı. ağacın yeşiline binlerce ton kazandıran tolstoy'dan çok daha öte bir yazar, karanlığın hükümranı: fyodor mihayloviç dostoyevski (1821-1881)
en iyi kitapları:
karamazov kardeşler
yeraltından notlar
suç ve ceza
budala
kumarbaz
ölüler evinden anılar
güneş doğar ve batar, bu böyledir ve böyle olmalıdır; fakat dostoyevski için hayat başkadır, güneş yalnızca doğup ve batmaz. bir yük bindirir insanın omuzlarına güneşin ılık ışınları, saat beşi sıkıştırır geçmişe ve hayat boyunca onu sıkışan gecmisten çekip almak için çabalamaya mahkûm eder insanı. dostoyevski'nin tarzıdır bu, bir yıkım bırakır ve o yıkımdan inşaa etmeye zorlar. yıkımın omuzlara bindirdiği ağır yük sendeletir onu tanıyan insanı ve bacakları bilincinin ağırlığı altında ezilir. hayat artık eskisi gibi işlemez, geçmiş ve gelecek ve şu an yitirilmiş kavramlardan ibarettir, çünkü dostoyevski dokunmuştur ya da yıkmıştır insanın içinde olanı.
bir şair bir şeyler demişti: "dostoyevski okudum, o gün bugündür mutlu olamadım" gibisinden. onun tarzıdır bu ve omuzlara binen yük kambur oluşturur insanın sırtında. varoluşun acımasız boyutunu omuzlarına bindirip, tıpkı sisifos gibi defalarca tepeye çıkarmaya zorlar koca kayayı. ağacın yeşiline binlerce ton kazandıran tolstoy'dan çok daha öte bir yazar, karanlığın hükümranı: fyodor mihayloviç dostoyevski (1821-1881)
en iyi kitapları:
karamazov kardeşler
yeraltından notlar
suç ve ceza
budala
kumarbaz
ölüler evinden anılar
devamını gör...
59.
yürüdü biri, göğün engin mavisi altında, hep yürür birileri göğün altında, budur yaşamak ve kaçınılmaz olan. düşünüyordu, güneş tam tepesinden ensesini okşarken düşünüyor, ama çıkamıyordu içini kemiren şeyi. bir şeydi onu tüketen ve açlık olamazdı. bir şeyler yitirmişti bu biri, belki de yakını olan bir başkası idi yitirdiği... konuşamıyor, sözcükleri bir araya getiremiyordu; konuşmak diye bir eylem icat edilmemişti, belki de edilmişti, bunun bir önemi yok, adam düşünüyor, içini kemiren şeyi çıkaramıyordu o kadar.
güneş iyiden iyiye hissettirmeye başlamıştı varlığını, adamın vücudu üzerinde. içindeki sıkıntı büyüyor, büyüyordu. bunu dışarı vurmak için bir şeyler olmalıydı ve bir tını işitir gibi oldu. konuşmak diye bir şey yoktu, müzik ise ancak belli belirsiz duyuluyordu insanın derinliklerinde. içindeki tını büyüyor, güneş ısındıkça ısınıyordu. en nihayetinde düşündüğünü anlar oldu adam. düşündü ilkin engin mavisini göğün, güneşi sonra, yürümüş olduğu yolu ve dün yanında olan yakınının o anda yanında olmadığını. düşündü geceleri bir sağa bir sola dönerken onu uyutmayan şeyi, hayır, sert zemin olamazdı onu uyutmayan, yoktu çünkü yumuşak yataklar; uyutmayan onu yarının da aynı şekilde gelecek olmasıydı.
adam düşündükçe içindekileri döküyor, kurtuluyordu yükünden. yoktu kalemi ve kağıdı, ama düşüncesini kontrol altına alması doğurmaya başlıyordu duyguları. düşüncesinde yazdı adam geceyi, göğü, güneşi, aydınlığı ve karanlığı yazdı. o yazdıkça belirdi tınılar ve notalar doğurdu, göğe hükmeden binlerce düşünce, bilim, matematik doğdu... düşündü adam ve felsefe kendiliğinden çıkıverdi. düşünüyordu adam ve doğuran her şeyi düşünce idi, edebiyat...
edebiyat üzerine birçok şey
yazarmankafa
bir blogda kitabımdan yapmış olduğum alıntı
güneş iyiden iyiye hissettirmeye başlamıştı varlığını, adamın vücudu üzerinde. içindeki sıkıntı büyüyor, büyüyordu. bunu dışarı vurmak için bir şeyler olmalıydı ve bir tını işitir gibi oldu. konuşmak diye bir şey yoktu, müzik ise ancak belli belirsiz duyuluyordu insanın derinliklerinde. içindeki tını büyüyor, güneş ısındıkça ısınıyordu. en nihayetinde düşündüğünü anlar oldu adam. düşündü ilkin engin mavisini göğün, güneşi sonra, yürümüş olduğu yolu ve dün yanında olan yakınının o anda yanında olmadığını. düşündü geceleri bir sağa bir sola dönerken onu uyutmayan şeyi, hayır, sert zemin olamazdı onu uyutmayan, yoktu çünkü yumuşak yataklar; uyutmayan onu yarının da aynı şekilde gelecek olmasıydı.
adam düşündükçe içindekileri döküyor, kurtuluyordu yükünden. yoktu kalemi ve kağıdı, ama düşüncesini kontrol altına alması doğurmaya başlıyordu duyguları. düşüncesinde yazdı adam geceyi, göğü, güneşi, aydınlığı ve karanlığı yazdı. o yazdıkça belirdi tınılar ve notalar doğurdu, göğe hükmeden binlerce düşünce, bilim, matematik doğdu... düşündü adam ve felsefe kendiliğinden çıkıverdi. düşünüyordu adam ve doğuran her şeyi düşünce idi, edebiyat...
edebiyat üzerine birçok şey
yazarmankafa
bir blogda kitabımdan yapmış olduğum alıntı
devamını gör...
60.