üniversite mezunlarının iş bulamaması
başlık "kafası kendinden güzel" tarafından 13.11.2020 20:51 tarihinde açılmıştır.
81.
ot üniversitesinde bok bölümü okuyup en az 10000 lira maaş ve rahat iş olacak derseler tabii bulamazlar. öyle bir dünya yok.
devamını gör...
82.
hakkari, bilecik, karabük gibi yerlerin üniversitelerinden(avrupa'nın ilkokulundan kötü durumdalar!) mezunsanız iş bulamamanız doğal. odtü mezunu 3 yabancı dil bilen bir arkadaşım var. eğitimini senelerce yurtdışında da geliştirdi. havada kaptılar kızı havada!
yapılan acitasyona bakmayın! piyasada kendini yetiştirmiş insanlara hala iş var. sadece herkes çakma üniversitelerden mezun olup masa başı iş istiyor. ara elaman olması gereken insan bilecik'e gidip mühendis oluyor. bu da piyasayı allak bullak ediyor. bilecik gibi yerlere üniversite açanlar bu işlerin sorumlusu işte! üniversite sayısı az olmalı ve sadece en zeki çocuklar girmeli.
yapılan acitasyona bakmayın! piyasada kendini yetiştirmiş insanlara hala iş var. sadece herkes çakma üniversitelerden mezun olup masa başı iş istiyor. ara elaman olması gereken insan bilecik'e gidip mühendis oluyor. bu da piyasayı allak bullak ediyor. bilecik gibi yerlere üniversite açanlar bu işlerin sorumlusu işte! üniversite sayısı az olmalı ve sadece en zeki çocuklar girmeli.
devamını gör...
83.
işverenlerin lise ve ilkokul mezunu olduğu düşünülünce can sıkan gerçektir.
ondan 10 yıl daha fazla okuyorsun ama hayatın onun iki dudağı arasında.
ondan 10 yıl daha fazla okuyorsun ama hayatın onun iki dudağı arasında.
devamını gör...
84.
işverenler ilkokul mezunu olunca öyle oluyor.
devamını gör...
85.
iş istediklerinin ilkokul mezunu olması çok koyar.
iş de öyle kolay bulunmuyor..
iş de öyle kolay bulunmuyor..
devamını gör...
86.
üniversite mezunlarının üniversite mezunu olmayanlardan iş istemesi şoku...
devamını gör...
87.
"sümer dili ve edebiyatı okumuş, bize kadro açılmıyor diyor. sana kadro açacak devlet mö2000 de yıkılmış."
devamını gör...
88.
şimdi herkes üniversite mezunu. hangi birine iş bulunsun.
devamını gör...
89.
çok şükür lise mezunu olarak memur oldum (destek personeli) işimden memnunum. şimdi de dışarıdan üniversite okuyorum.
devamını gör...
90.
ya bu hatayı zamanında rusya yapmıştı, hiç mi işini iyi yapan politikacı olmaz. hiç mi örnek alınmaz ya. x* şehrinde üniversite kuruyorsun yahu daha o sehirdekiler orada durmazken oraya nasıl kaliteli hoca getireceksin? üniversite dediğin bir yetkinlik bir kazanım sağlamalı. şimdi adını soyadını yazan üniversiteye alınıyor.
gençlere sesleniyorum, memleketi dolaşın dünyayı araştırın nerede eksiklik varsa ona yönlenin. 3.5 milyon insan kpss'ye giriyor bu ülkede. lan 3.5 milyon nüfusu olmayan ülkeler var.
gençlere sesleniyorum, memleketi dolaşın dünyayı araştırın nerede eksiklik varsa ona yönlenin. 3.5 milyon insan kpss'ye giriyor bu ülkede. lan 3.5 milyon nüfusu olmayan ülkeler var.
devamını gör...
91.
bunlar güzel günleriniz, daha beter olacak herşey (teoman, 2020).
devamını gör...
92.
mezuniyetimi söylemiyorum evrak verirken belli oluyor acı gerçek.
devamını gör...
93.
"eğer bir ülkede 1,10,100,1000 kişi işsizse bu bireyin suçudur ama milyonlarca kişi işsizse bu hükümetin suçudur, beceriksizliğidir. hükümet ya artan nüfusu sisteme entegre etmenin yolunu bulacak ya da bunu yapamıyorsa ki yapamıyor gibi gözüküyor o zaman herkesin üremesine izin vermeyecek; çocuk yapımına sınır getirecek. mesela fakirlere maksimum 1, orta sınıfa 2, zenginlere 3 çocuk sınırı getirilebilir." - karl marx
devamını gör...
94.
adam smith'in, kapitalizmin fikir babalarından belki de en önemlisinin, ulusların zenginliği adlı kitabının 1. cildinin, 11. bölümü "toprak rantı üzerine"nin, "conlusion of this chapter" ya da bu bölümün toparlaması, sonucu kısmında hiç unutamadığım bir yazı vardır. bu pasaj, bazıları için karl marx'ı andırabilir. yanılmıyorsam, hasan ali yücel klasikleri çevirisinde 255-56. sayfalarda olması lazım. alıntı olarak işaretlemem gerekiyor mu bilmiyorum bu arada, dümdüz yazacağım. türkçe çeviri, hasan ali yücel serisindeki çeviri olacak.
bu kadar uzun hâlini illaki görmek isteyenler için bırakıyorum. eğer özetini okumak istiyorsanız, size karl marx'ın 1844 elyazmaları'nda yer verdiği özeti de bırakacağım.
pasajın ingilizce aslı:
"the plans and projects of the employers of stock regulate and direct all the most important operations of labour, and profit is the end proposed by all those plans and projects. but the rate of profit does not, like rent and wages, rise with the prosperity, and fall with the declension of the society. on the contrary, it is naturally low in rich, and high in poor countries, and it is always highest in the countries which are going fastest to ruin. the interest of this third order, therefore, has not the same connection with the general interest of the society as that of the other two. merchants and master manufacturers are, in this order, the two classes of people who commonly employ the largest capitals, and who by their wealth draw to themselves the greatest share of the public consideration. as during their whole lives they are engaged in plans and projects, they have frequently more acuteness of understanding than the greater part of country gentlemen. as their thoughts, however, are commonly exercised rather about the interest of their own particular branch of business, than about that of the society, their judgment, even when given with the greatest candour (which it has not been upon every occasion) is much more to be depended upon with regard to the former of those two objects, than with regard to the latter. their superiority over the country gentleman is, not so much in their knowledge of the public interest, as in their having a better knowledge of their own interest than he has of his. ıt is by this superior knowledge of their own interest that they have frequently imposed upon his generosity, and persuaded him to give up both his own interest and that of the public, from a very simple but honest conviction, that their interest, and not his, was the interest of the public. the interest of the dealers, however, in any particular branch of trade or manufactures, is always in some respects different from, and even opposite to, that of the public. to widen the market and to narrow the competition, is always the interest of the dealers. to widen the market may frequently be agreeable enough to the interest of the public; but to narrow the competition must always be against it, and can serve only to enable the dealers, by raising their profits above what they naturally would be, to levy, for their own benefit, an absurd tax upon the rest of their fellow-citizens. the proposal of any new law or regulation of commerce which comes from this order, ought always to be listened to with great precaution, and ought never to be adopted till after having been long and carefully examined, not only with the most scrupulous, but with the most suspicious attention. ıt comes from an order of men, whose interest is never exactly the same with that of the public, who have generally an interest to deceive and even to oppress the public, and who accordingly have, upon many occasions, both deceived and oppressed it."
pasajın türkçe çevirisi:
"işçi çalıştıranlar, üçüncü tabakayı, yani, kârla geçinenler tabakasını oluşturur. her topluluktaki faydalı emeğin çoğunu harekete getiren, kâr hatırına kullanılan mal mevcududur. mal mevcudu kullananların planlarıyla tasarıları, emeğin bütün en önemli işlemlerini düzenleyip yöneltir. bütün bu planlarla tasarların güttüğü amaç, kârdır. ama kâr, rant ve ücretler gibi, toplumun refahı ile yükselip, çökmeye yüz tutmasıyla alçalmaz. tersine olarak; kâr, zengin ülkelerde doğal olarak düşük, yoksullarda ise yüksektir. yıkılmaya doğru en hızla giden ülkelerde ise kâr, her zaman en yüksektir. onun için, bu üçüncü tabakanın çıkarı ile topluluğun genel menfaati arasındaki ilgi, öteki iki sınıfın çıkarı ile aynı değildir. bu tabakada, tacirlerle patron sanayiciler, çokluk en büyük sermayeleri kullanıp, zenginlikleriyle, herkesten yakınlık görmede en büyük payı kendi üzerlerine çeken iki halk sınıfıdır. bütün ömürlerince plan ve tasarılarla uğraştıkları için bunlar, çokluk, taşralı mülk sahiplerinden daha keskin anlayışlı olurlar. bununla birlikte, kafaları genel olarak, topluluğun menfaatinden çok kendi özel iş kollarının çıkarı üzerinde işlediğinden, en büyük açık yüreklilikle bile varılmış olsa –her zaman böyle olmamıştır– vardıkları yargılardan, bu iki amacın birincisi üzerinde olana değil, ikincisi üzerinde olana güvenilebilir. bunların taşralı arazi sahibine üstün oluşu, kamu menfaati üzerindeki bilgilerinden değil, öz çıkarlarını, taşralı beyzadenin, kendi menfaatini bildiğinden daha iyi bilmelerindendir. öz çıkarları üzerindeki bu üstün bilgi sayesinde, çokluk, iyi yürekli taşra beyini aldatmış, kendinin değil, onların menfaatinin kamuya hayırlı olduğu şeklindeki, gafil fakat temiz bir inanç yüzünden, onu hem kendi çıkarından hem kamu menfaatinden vazgeçmek için kandırmışlardır. ama bir ticaret ya da sanayi alanında uğraşanların çıkarı, her zaman için, bazı bakımlardan kamu menfaatinden farklı, hatta buna aykırıdır. pazarı genişletip rekabeti daraltmak, her zaman iş adamlarının çıkarınadır. piyasayı genişletmek, çokluk, kamu çıkarı için yeterince hoş olabilir. ama rekabeti daraltmak, hep onun aleyhine olmak lazım gelir. bu yalnızca, iş adamlarının, kârlarını doğal şekilde oluşacak olanın üstüne çıkararak kendi menfaatleri için öteki hemşerileri üzerine yersiz bir vergi koymalarını mümkün kılmaya yarar. bu tabakadan gelen yeni bir ticaret kanunu ya da karar önergesi, daima büyük bir ihtiyatla dinlenmek; kılı kırk yararak, en kuşkulu bir dikkatle uzun uzadıya, iyiden iyiye incelenmeden hiçbir zaman kabul edilmemelidir. bu, çıkarı hiçbir zaman kamu menfaatiyle tıpkı tıpkısına bir olmayan; genel olarak, halkı aldatmakta, hatta ezmekte menfaati bulunup, nitekim birçok vesilelerle, onu hem aldatmış hem ezmiş olan, bir insan tabakasından gelmektedir."
karl marx'ın özeti:
"mal mevcudu kullananların planlarıyla tasarıları, emeğin bütün en önemli işlemlerini düzenleyip yöneltir. bütün bu planlarla tasarların güttüğü amaç, kârdır. ama kâr, rant ve ücretler gibi, toplumun refahı ile yükselip, çökmeye yüz tutmasıyla alçalmaz. tersine olarak; kâr, zengin ülkelerde doğal olarak düşük, yoksullarda ise yüksektir. yıkılmaya doğru en hızla giden ülkelerde ise kâr, her zaman en yüksektir. onun için, bu üçüncü tabakanın çıkarı ile topluluğun genel menfaati arasındaki ilgi, öteki iki sınıfın çıkarı ile aynı değildir [...] ama bir ticaret ya da sanayi alanında uğraşanların çıkarı, her zaman için, bazı bakımlardan kamu menfaatinden farklı, hatta buna aykırıdır. pazarı genişletip rekabeti daraltmak, her zaman iş adamlarının çıkarınadır [...] bu, çıkarı hiçbir zaman kamu menfaatiyle tıpkı tıpkısına bir olmayan; genel olarak, halkı aldatmakta, hatta ezmekte menfaati bulunup, nitekim birçok vesilelerle, onu hem aldatmış hem ezmiş olan, bir insan tabakasından gelmektedir."
yani kısacası, sizlerin işsizliği ve yoksulluğu, onlar için servet ve zenginlik anlamı taşıyor. bu durumun devamı da, sizin bu şerefsizliğe karşı olan tahammülünüze bağlı. o yüzden, etraflıca bir düşünün derim.
bu kadar uzun hâlini illaki görmek isteyenler için bırakıyorum. eğer özetini okumak istiyorsanız, size karl marx'ın 1844 elyazmaları'nda yer verdiği özeti de bırakacağım.
pasajın ingilizce aslı:
"the plans and projects of the employers of stock regulate and direct all the most important operations of labour, and profit is the end proposed by all those plans and projects. but the rate of profit does not, like rent and wages, rise with the prosperity, and fall with the declension of the society. on the contrary, it is naturally low in rich, and high in poor countries, and it is always highest in the countries which are going fastest to ruin. the interest of this third order, therefore, has not the same connection with the general interest of the society as that of the other two. merchants and master manufacturers are, in this order, the two classes of people who commonly employ the largest capitals, and who by their wealth draw to themselves the greatest share of the public consideration. as during their whole lives they are engaged in plans and projects, they have frequently more acuteness of understanding than the greater part of country gentlemen. as their thoughts, however, are commonly exercised rather about the interest of their own particular branch of business, than about that of the society, their judgment, even when given with the greatest candour (which it has not been upon every occasion) is much more to be depended upon with regard to the former of those two objects, than with regard to the latter. their superiority over the country gentleman is, not so much in their knowledge of the public interest, as in their having a better knowledge of their own interest than he has of his. ıt is by this superior knowledge of their own interest that they have frequently imposed upon his generosity, and persuaded him to give up both his own interest and that of the public, from a very simple but honest conviction, that their interest, and not his, was the interest of the public. the interest of the dealers, however, in any particular branch of trade or manufactures, is always in some respects different from, and even opposite to, that of the public. to widen the market and to narrow the competition, is always the interest of the dealers. to widen the market may frequently be agreeable enough to the interest of the public; but to narrow the competition must always be against it, and can serve only to enable the dealers, by raising their profits above what they naturally would be, to levy, for their own benefit, an absurd tax upon the rest of their fellow-citizens. the proposal of any new law or regulation of commerce which comes from this order, ought always to be listened to with great precaution, and ought never to be adopted till after having been long and carefully examined, not only with the most scrupulous, but with the most suspicious attention. ıt comes from an order of men, whose interest is never exactly the same with that of the public, who have generally an interest to deceive and even to oppress the public, and who accordingly have, upon many occasions, both deceived and oppressed it."
pasajın türkçe çevirisi:
"işçi çalıştıranlar, üçüncü tabakayı, yani, kârla geçinenler tabakasını oluşturur. her topluluktaki faydalı emeğin çoğunu harekete getiren, kâr hatırına kullanılan mal mevcududur. mal mevcudu kullananların planlarıyla tasarıları, emeğin bütün en önemli işlemlerini düzenleyip yöneltir. bütün bu planlarla tasarların güttüğü amaç, kârdır. ama kâr, rant ve ücretler gibi, toplumun refahı ile yükselip, çökmeye yüz tutmasıyla alçalmaz. tersine olarak; kâr, zengin ülkelerde doğal olarak düşük, yoksullarda ise yüksektir. yıkılmaya doğru en hızla giden ülkelerde ise kâr, her zaman en yüksektir. onun için, bu üçüncü tabakanın çıkarı ile topluluğun genel menfaati arasındaki ilgi, öteki iki sınıfın çıkarı ile aynı değildir. bu tabakada, tacirlerle patron sanayiciler, çokluk en büyük sermayeleri kullanıp, zenginlikleriyle, herkesten yakınlık görmede en büyük payı kendi üzerlerine çeken iki halk sınıfıdır. bütün ömürlerince plan ve tasarılarla uğraştıkları için bunlar, çokluk, taşralı mülk sahiplerinden daha keskin anlayışlı olurlar. bununla birlikte, kafaları genel olarak, topluluğun menfaatinden çok kendi özel iş kollarının çıkarı üzerinde işlediğinden, en büyük açık yüreklilikle bile varılmış olsa –her zaman böyle olmamıştır– vardıkları yargılardan, bu iki amacın birincisi üzerinde olana değil, ikincisi üzerinde olana güvenilebilir. bunların taşralı arazi sahibine üstün oluşu, kamu menfaati üzerindeki bilgilerinden değil, öz çıkarlarını, taşralı beyzadenin, kendi menfaatini bildiğinden daha iyi bilmelerindendir. öz çıkarları üzerindeki bu üstün bilgi sayesinde, çokluk, iyi yürekli taşra beyini aldatmış, kendinin değil, onların menfaatinin kamuya hayırlı olduğu şeklindeki, gafil fakat temiz bir inanç yüzünden, onu hem kendi çıkarından hem kamu menfaatinden vazgeçmek için kandırmışlardır. ama bir ticaret ya da sanayi alanında uğraşanların çıkarı, her zaman için, bazı bakımlardan kamu menfaatinden farklı, hatta buna aykırıdır. pazarı genişletip rekabeti daraltmak, her zaman iş adamlarının çıkarınadır. piyasayı genişletmek, çokluk, kamu çıkarı için yeterince hoş olabilir. ama rekabeti daraltmak, hep onun aleyhine olmak lazım gelir. bu yalnızca, iş adamlarının, kârlarını doğal şekilde oluşacak olanın üstüne çıkararak kendi menfaatleri için öteki hemşerileri üzerine yersiz bir vergi koymalarını mümkün kılmaya yarar. bu tabakadan gelen yeni bir ticaret kanunu ya da karar önergesi, daima büyük bir ihtiyatla dinlenmek; kılı kırk yararak, en kuşkulu bir dikkatle uzun uzadıya, iyiden iyiye incelenmeden hiçbir zaman kabul edilmemelidir. bu, çıkarı hiçbir zaman kamu menfaatiyle tıpkı tıpkısına bir olmayan; genel olarak, halkı aldatmakta, hatta ezmekte menfaati bulunup, nitekim birçok vesilelerle, onu hem aldatmış hem ezmiş olan, bir insan tabakasından gelmektedir."
karl marx'ın özeti:
"mal mevcudu kullananların planlarıyla tasarıları, emeğin bütün en önemli işlemlerini düzenleyip yöneltir. bütün bu planlarla tasarların güttüğü amaç, kârdır. ama kâr, rant ve ücretler gibi, toplumun refahı ile yükselip, çökmeye yüz tutmasıyla alçalmaz. tersine olarak; kâr, zengin ülkelerde doğal olarak düşük, yoksullarda ise yüksektir. yıkılmaya doğru en hızla giden ülkelerde ise kâr, her zaman en yüksektir. onun için, bu üçüncü tabakanın çıkarı ile topluluğun genel menfaati arasındaki ilgi, öteki iki sınıfın çıkarı ile aynı değildir [...] ama bir ticaret ya da sanayi alanında uğraşanların çıkarı, her zaman için, bazı bakımlardan kamu menfaatinden farklı, hatta buna aykırıdır. pazarı genişletip rekabeti daraltmak, her zaman iş adamlarının çıkarınadır [...] bu, çıkarı hiçbir zaman kamu menfaatiyle tıpkı tıpkısına bir olmayan; genel olarak, halkı aldatmakta, hatta ezmekte menfaati bulunup, nitekim birçok vesilelerle, onu hem aldatmış hem ezmiş olan, bir insan tabakasından gelmektedir."
yani kısacası, sizlerin işsizliği ve yoksulluğu, onlar için servet ve zenginlik anlamı taşıyor. bu durumun devamı da, sizin bu şerefsizliğe karşı olan tahammülünüze bağlı. o yüzden, etraflıca bir düşünün derim.
devamını gör...
95.
son 20 yılda sağlanan dış kaynakların istihdam yaratacak bilimsel ve teknolojik gelişmeleri beslediğini düşünmüyorum.
akademik eğitimin kalitesi düştüğü zaman öğrenci çıktısı da piyasanın ihtiyaçlarına cevap vermiyor.
örneğin öğretmen kalitesini arttırmak için atıldığı iddia edilen adımlar içinde eğitim fakültelerinin bir kısmını tamamen kapatmak yok.
kontenjanlarını azaltmak yok. sıralama barajı getirmek yok. ders programını yeniden düzenleyip son sınıfın tamamen okul stajına ayırmak gibi kaliteli eğitim hedefleri yok.
temel bilimler araştırmacı yetiştirmek üzere öğrenci alması gereken bölümler.
formasyon derslerini verip öğretmen yapıyorsanız bunun için acil bir açığı kapatmak amacı güdülür ama bugün olan bu değil. aksine yer gök eğitim fakültesi mezunuyken sizi açık öğretim üstünden mezun ettiğiniz öğrencilere formasyon verip 903 kontenjan verdiğiniz bölüm için 75.000 kişinin bu alana başvurması sonucunu doğuruyorsunuz.
geçmişte formasyon alanların durumu ayrı bir mesele. madem milli eğitim bakanlığı bünyesinde eğitim akademisi kurup eğitim fakültesi mezunu veya formasyon almış bölüm mezunlarını beğenmeyip 1 yıl daha eğitim vereceksiniz o zaman yeni çıkacak öğretmenlik meslek kanuna formasyonu kaldırdığınızı da ekleyin.
bunu yapmazlar çünkü devlet kurumları öğrenciden deli gibi para kazanıyor. açık öğretim öğrencisinden ayrı, formasyon alandan ayrı, ösym sınavlarına başvuru yapanlardan ayrı ayrı kazanıyor.
ösym en çok kazanan 10 kurum içindeymiş. atama sayısını daha erken açıklamış olsalar belki çoğu insan sınava başvurmayacaktı.
bu sene 20.000 alındı seneye 8.000 alınacaksa ben 75.000 de ilk 300'e giremem diye bu yıl belki sınava 1000 lira vermezdim.
insan kaynağını planlamak devletin asli görevleri arasında. sorun da tam olarak bu. politik kaygılarla her ile 2-3 üniversite açıp sonra da üniversiteden mezun herkes iş bulacak diye bir şey yok diyemezsiniz.
akademik eğitimin kalitesi düştüğü zaman öğrenci çıktısı da piyasanın ihtiyaçlarına cevap vermiyor.
örneğin öğretmen kalitesini arttırmak için atıldığı iddia edilen adımlar içinde eğitim fakültelerinin bir kısmını tamamen kapatmak yok.
kontenjanlarını azaltmak yok. sıralama barajı getirmek yok. ders programını yeniden düzenleyip son sınıfın tamamen okul stajına ayırmak gibi kaliteli eğitim hedefleri yok.
temel bilimler araştırmacı yetiştirmek üzere öğrenci alması gereken bölümler.
formasyon derslerini verip öğretmen yapıyorsanız bunun için acil bir açığı kapatmak amacı güdülür ama bugün olan bu değil. aksine yer gök eğitim fakültesi mezunuyken sizi açık öğretim üstünden mezun ettiğiniz öğrencilere formasyon verip 903 kontenjan verdiğiniz bölüm için 75.000 kişinin bu alana başvurması sonucunu doğuruyorsunuz.
geçmişte formasyon alanların durumu ayrı bir mesele. madem milli eğitim bakanlığı bünyesinde eğitim akademisi kurup eğitim fakültesi mezunu veya formasyon almış bölüm mezunlarını beğenmeyip 1 yıl daha eğitim vereceksiniz o zaman yeni çıkacak öğretmenlik meslek kanuna formasyonu kaldırdığınızı da ekleyin.
bunu yapmazlar çünkü devlet kurumları öğrenciden deli gibi para kazanıyor. açık öğretim öğrencisinden ayrı, formasyon alandan ayrı, ösym sınavlarına başvuru yapanlardan ayrı ayrı kazanıyor.
ösym en çok kazanan 10 kurum içindeymiş. atama sayısını daha erken açıklamış olsalar belki çoğu insan sınava başvurmayacaktı.
bu sene 20.000 alındı seneye 8.000 alınacaksa ben 75.000 de ilk 300'e giremem diye bu yıl belki sınava 1000 lira vermezdim.
insan kaynağını planlamak devletin asli görevleri arasında. sorun da tam olarak bu. politik kaygılarla her ile 2-3 üniversite açıp sonra da üniversiteden mezun herkes iş bulacak diye bir şey yok diyemezsiniz.
devamını gör...
96.
devletin nüfusu 50binin üstü her yerleşim birine bir üniversite ya da yüksek okul açmasının nedeni gençlerin buralardan bir beceriye, bir mesleğe sahip olarak mezun olması değil buralarda okuyan gençlerin işsizlik sorunu yedi yıl ötelemek istemesidir. önce ilk ve orta eğitimi 12 yıla çıkardılar. mezuniyet yaşı 17den 18'e çıktı. bir yıl hazırlanma süresi. etti 2 yıl. hazırlık okumazsa olmaz, bir yıl da hazırlık etti 3. minimum dört yıl okul 7 yıl. öğrenci 24 yaşında mezun olacak. dönem ya da sene kaybederse 25, 26 yaş. bu zamana kadar aile bakıyor çocuğa. devlet de her yıl 1.8 milyon gence iş bulma, iş yaratma derdinden kurtuluyor. mezun olanlar da fazla işe yaramıyor. şimdi var mı bilmiyorum ama bir zamanlar sümeroloji bölümü vardı dtcf'de. buradan mezun olanlar ne işe yarar? nerede çalışır hiç düşündünüz mü?
hiçbiri iş bulamıyor. a101 ve benzeri marketlerde eleman olarak çalışanların çoğu üniversite mezunu.
kısaca ülke batmış durumda da farkına varmak istemiyoruz.
hiçbiri iş bulamıyor. a101 ve benzeri marketlerde eleman olarak çalışanların çoğu üniversite mezunu.
kısaca ülke batmış durumda da farkına varmak istemiyoruz.
devamını gör...
97.
e bulamazsın tabii. üniversite mezunu olduğu için altın tepside hayat sunulacağını zanneden keriz kaldı mı?
devamını gör...
98.
üniversite öğrencisinden çok üniversite olması.
devamını gör...
99.
arzın az talebin fazla olmasındandır.
"eğer bir ülkede 1,10,100,1000 kişi işsizse bu bireyin suçudur ama milyonlarca insan işsizse bu hükümetin suçudur." - karl marx
"eğer bir ülkede 1,10,100,1000 kişi işsizse bu bireyin suçudur ama milyonlarca insan işsizse bu hükümetin suçudur." - karl marx
devamını gör...