biri benden herhangi bir tavsiye istediğinde söylediğim tek şey okuyun olurdu. okuyun. okumak hem en büyük isyandır hem en büyük ibadet.
devamını gör...
cehalet mutluluktur sözünü hatırlatan başlık...

bişi varmış gibi okuduk, yattık okuduk kalktık okuduk ne oldu ha ne oldu??

öğrendin de başın göğe mi erdi efo... bişi olmadı... sadece her şeye şaşırmamanla kaldı arkadaşlarının psikoloğu oldun kendine bir parol olamadın dbdhdhdh
devamını gör...
sayfaların arasına dalıp giderken bambaşka dünyalara açılmak, ruhu dinginleştirmek ve hoş olmayan birtakım duyguları* dizginlemektir.bir de klasikleşmiş kült eserleri okuyorsanız yaşadığınızı anlarsınız.

ayrıca psikolojide kanıtlanmış klasik müziğin insan beynine ve mental sağlığa faydaları da kullanılarak yapılanı dünya üzerinde yakalanabilecek en güzel ikililerden birini oluşturur.biraz da kahveyle hayatınıza hoş bir renk katar.

(bkz: honore de balzac)’tan (bkz: vadideki zambak) okurken aklımdan geçen düşünceler bunlardır.
devamını gör...
tehlikelidir
ne okuyacağını bilmezsen vaktin gider.

okumak öğrenmek, bilgiyi edinmek için olmalıdır.
roman okumam
yani bilgi içermez çoğu
hikaye anlatır
hikaye izlemek varken okumak zor ve sıkıcıdır.
ama bir bilgiyi kitaptan öğrenmek kadar eğlenceli bir şey yok.
ohaa diyebilmek
devamını gör...
bazen de yere düşürdüğün değerli bir taşı arıyormuşçasına.
devamını gör...
insan bazen yaşadığı şeyleri ilk kez yaşıyormuş gibi hisseder, ama bir yandan da garip bir tanıdıklık vardır içinde. sanki daha önce bir yerde görmüş, bir cümlede denk gelmiş gibi. belki de bu yüzden yazıyorum bunları; yaşadığımız şeylerin tamamen bize ait olmadığını hatırlamak için.

okuduklarımızla yaşadıklarımız arasında tuhaf bir mesafe vardır. kitapları kapattığımız anda bitmeleri gerekir aslında ama bitmezler. bir yerden sonra fark edersin ki bazı duygular sana ait değil, sadece senden geçiyor. bir cümlede görmüşsün, bir karakterde denk gelmişsin, sonra gelip senin hayatına yerleşmiş.

mesela bazı sabahlar, ortada hiçbir şey yokken için daralır. öyle büyük bir acı değil bu, daha çok içe çöken bir ağırlık. o an insanın aklına istemsizce dostoyevski gelir, çünkü onun anlattığı şey tam olarak buydu zaten. insan bazen hiçbir şey olmadan bile kendi içinde çöker. sonra aynı günün başka bir anında, her şeyin ne kadar sıradan tekrarlar üzerine kurulu olduğunu fark edersin.

çay koyuyorsun, oturuyorsun... bazen o çayı bile neden koyduğunu bilmiyorsun. kalkıyorsun, sözlüğe girip yazıyorsun, konuşuyorsun. hayatın kendisi büyük değil, biz büyütüyoruz. o anda tolstoy’un o uzun uzun anlattığı şeylerin aslında ne kadar tanıdık olduğunu anlarsın.

insanlarla konuşurken başka bir şey fark edersin. herkes düzgün, herkes olması gerektiği gibi ama bir şey eksik. bir noktada bunun bir sahne olduğunu hissedersin. kimisi âşık gibi konuşuyor, kimisi güçlü gibi davranıyor, kimisi umursamaz. ama kimse tam olarak o değil. shakespeare’in yüzyıllar önce söylediği şeyin hâlâ geçerli olması biraz can sıkıcı.

bazı günler ise hiçbir şey olmamışken bile her şey saçmalaşır. yaptığın iş anlamsız gelir, bulunduğun yer sana ait değilmiş gibi. o an kafka’nın dünyası uzak bir kurgu olmaktan çıkar. insanın kendi hayatında bile yabancı hissetmesi kadar tuhaf bir şey yok. ve bazen bu saçmalığın ortasında, seçmek zorunda olmak, sorumluluğun kaçamayacağın bir şey olduğunu fark etmek gelir aklına; sartre tam da bunu söylemiyor muydu zaten.

ama mesele sadece bunlar da değil. bazen zihnin kendisi dağılır. bir düşünce başlar, başka bir yere kayar, sonra alakasız bir anıya bağlanır. bunu uzun süre eksiklik sanırsın ama sonra bir yerde okuduğun james joyce gelir aklına. zihin zaten düz çalışmıyor ki, sen ondan neden düzen bekliyorsun.

bir de küçücük anlar vardır. bir rüzgâr, bir koku, bir ışık. hiçbir önemi yok gibi ama bir anda her şey anlam kazanır. o anlarda marquez’in abarttığını düşünemezsin. çünkü hayat gerçekten bazen açıklanamayacak kadar tuhaf bir şekilde büyür.

geçmiş dediğin şey de öyle. bitmiş olması gerekir ama bitmez. bir anı, hiç alakası olmayan bir anda çıkıp gelir. o an marcel proust’un neden yıllarca hafızayı anlattığını daha iyi anlarsın. insan zamanı ileri doğru yaşıyor ama aslında sürekli geriye doğru taşıyor.

mesela bir yalnızlık vardır, kalabalığın ortasında bile eksik hissetme hali. bir otel odasında sıkışmış gibi. yusuf atılgan’ı okuyan herkes o hissi bir yerde yaşamıştır. ya da hiç ait olamama duygusu, sanki herkesin hayatı ilerlerken sen bir yerde takılı kalmışsın gibi. o noktada oğuz atay’ın karakterleri uzak birer hikâye olmaktan çıkar.

bazen de hayat o kadar sıradanlaşır ki insan kendi hayatını izliyormuş gibi hisseder. bir sahnenin içindesin ama aynı zamanda dışındasın. ne tam içindesin ne tam dışında. o garip arada kalmışlık hissi, biraz da bizim gerçeğimiz aslında.

gece olduğunda ise bütün bunlar daha netleşir. gün içinde bastırdığın şeyler ortaya çıkar. sessizlik arttıkça insanın iç sesi yükselir. dışarıdan bakınca sıradan bir gün gibi görünen şey, içeride bambaşka bir hikayeye dönüşür. bazı geceler bu ses daha da sertleşir, insanın kendi içine bile sığamadığı o daralan anlar gelir; sylvia plath’in satırlarında dolaşan o ağırlık gibi.

okudukların burada devreye girer aslında. sana yeni bir hayat vermezler. sadece yaşadığın şeylerin daha önce de yaşandığını gösterirler.
bazen bir rus romanında, bazen bir fransız cümlesinde, bazen de türk bir karakterin suskunluğunda.

o yüzden bazı kitaplar bitmez, çünkü sen bitirmezsin onları.
günlük hayatın içinde, fark etmeden taşırsın. biraz dostoyevski’nin karanlığını. biraz kafka’nın sıkışmışlığını. biraz oğuz atay’ın tutunamayanlığını. biraz da kendi hayatını.

geri kalanı zaten aynı hikâye, sadece isimler değişir.
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"okumak" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim