kafede yalnız başına oturan insan
yanına yaklaşıp birer drink içebilir miyiz diyebilirsiniz. tabii cevap olarak sizinle su bile içmek istemediğini söyleyebilir ki bu çok üzünçlü olur. *
devamını gör...
tamarin maymunu
sıra dışı bir görünüme sahip olan, az bilinen ve az rastlanan güney amerika kıtasına has bir maymun türü. aslan yelesi ve bıyığı andıran kıvrımlara sahip. altın rengi görünümünde olduğu için altın aslan maymunu. diye de geçer.
devamını gör...
kadın
tanım: bazıları xx, bazıları da* xy kromozomlu olan insan.
doğarken ağladı kadın. erkek çocuk bekliyorlardı. ailesi memnun kalmadı. annesi babasına nasıl açıklardı bunu. doğan ilk çocuklarının erkek olması gerekiyordu. geçen ay komşuları bu yüzden dayak yemişti. annesi zaten bıkmıştı dayaktan, şiddetten. kadınların kaderiydi ama bu. dayak cennetten çıkmıştı, hele hele kocasıyken dayağı atan. kocam en doğrusunu bilir diye düşündü. bazılarını şaşırtırdı bu "y kromozomu" bu kadar mı fark eder vay anasını. tek bir harf yüzünden daha güçlü, daha zeki oluyorlar. her şeyde ama her şeyde daha iyi oluyorlar. çünkü kızlar aptal. ama bu onların istediği.
doğumdan hemen sonra dayak yedi annesi. bu beklenmedik değildi. ama bu sefer hastaneye kaldırdılar. hastane de küçük bir yer. doktorlar, hemşireler tanıyordu artık onları. of, nasıl özenirdi oradaki çalışan kadınlara. kıskanırdı, ayıplardı ama. kocalarını da. nasıl başka erkeklerle çalışmalarına izin veriyorlardı. kocaları yoksa daha ayıp allah bilir kimlerle yatıp kalkıyorlar, evde kalmışlar, gencecik kadınlar bir başlarına duruyorlar ne kadar ayıp. güler yüzle karşıladılar onları ama bu güler yüzlerinin altında gözlerinde bir acıma duygusu saklıydı. aman bana niye acıyorlar dedi. kendilerine acısınlar bu yaşta, kadın başlarına... kocası ne kadar iyi bir adamdı. hem döver hem severdi işte. ne kadar iyi koskoca hastaneye getirmişti onu. her sefer hastaneye gelmezlerdi, sadece çok ciddi zamanlarda. bu dayak hikayesi de böyle bitti.
bebeği büyüdü artık okul çağına gelmişti. kocası pek hevesli değildi ama kız kıza işte hocaya gitsinler diyordu. hoca erkekti ama bir şey olmazdı hocadan. nasıl olsa koskoca hoca. kız gitmeye başladı köyün kızları ile. gittiler geldiler bir süre böyle devam etti. ah ama 10 yaşında sıcak bir yaz gününde sona kalmıştı. ve sona kalan dona kalır. hoca başındaki kocaman sarığı çıkarmıştı. yavaş yavaş yaklaştı ona. ne olduğunu anlamadı ki açıklasın. ama canı çok acımıştı. hem de çok. kanamasından belli değil miydi zaten? işte bu da kızın "namusunu" kaybetme hikayesi. artık kadın mı desek?
ailesi ses etmedi nasıl olsa hocaydı o. hem zaten laf etmesinler adları çıkmasın. hocanın karısı, onun yaşında çocukları vardı. 3 adet kuması bile vardı. 5 karıyla olmazdı allah ona kızardı. evlendiremediler. kuzeniyle evlendirdiler onlar da. belli bir yaşa kadar kardeş gibi büyüdüğü kuzeni artık kocası olmuştu. babamın bir bildiği vardır dedi, kocasıydı artık onun. o ne derse doğruydu, ondan izin almadan yemek bile yapamazdı.
o gün evlendiler. belinde yapmacık bir kırmızı kurdele vardı. hediye paketi gibi. her şey bir yalandan ibaret değil miydi? aman elalem ne der kurdelesiydi o. ona tecavüz eden adam kıydı nikahlarını. gözlerinin içine baka baka. acısını bir daha hissetti. düğün bitti. herkes oynadı, yemek dağıtıldı. çok eğlendiler. cenazede böyle bir şey yaparlar mıydı ki acaba?
gerdeğe girdiler. kan yoktu. kocası çok kızdı ölesiye dövdü, belki öldürdü. bilinci kapalıydı. adı şimdi "orospuya" çıktı. o ölürken ailesi, akrabaları onu ayıplıyordu. kim inanırdı tecavüze. tecavüz diye bir kavram bile yoktu.
bir gün kurban bıçağıyla geldi eve kocası. ama kurban yoktu ortalıkta. ya da vardı. o görememişti. mantıken insan dışarıya bakarsa kendini göremez. önce karnına sapladı. gözündeki öfke... ah çok büyüktü. sonra boğazını kesti. ölmüştü zaten. karnındaki bebek de onunla ölmüştü. ama daha iyiydi böyle bir dünyaya gelmemek. ne kadar şanslı bir bebekmiş o. tecavüz bebeği. ölüsüne bile tecavüz etti kocası. rahat rahat ölemedi bile.
işte bu kadardı kadının hikayesi gayet basit ve sade. tabi bize ne ki...
doğarken ağladı kadın. erkek çocuk bekliyorlardı. ailesi memnun kalmadı. annesi babasına nasıl açıklardı bunu. doğan ilk çocuklarının erkek olması gerekiyordu. geçen ay komşuları bu yüzden dayak yemişti. annesi zaten bıkmıştı dayaktan, şiddetten. kadınların kaderiydi ama bu. dayak cennetten çıkmıştı, hele hele kocasıyken dayağı atan. kocam en doğrusunu bilir diye düşündü. bazılarını şaşırtırdı bu "y kromozomu" bu kadar mı fark eder vay anasını. tek bir harf yüzünden daha güçlü, daha zeki oluyorlar. her şeyde ama her şeyde daha iyi oluyorlar. çünkü kızlar aptal. ama bu onların istediği.
doğumdan hemen sonra dayak yedi annesi. bu beklenmedik değildi. ama bu sefer hastaneye kaldırdılar. hastane de küçük bir yer. doktorlar, hemşireler tanıyordu artık onları. of, nasıl özenirdi oradaki çalışan kadınlara. kıskanırdı, ayıplardı ama. kocalarını da. nasıl başka erkeklerle çalışmalarına izin veriyorlardı. kocaları yoksa daha ayıp allah bilir kimlerle yatıp kalkıyorlar, evde kalmışlar, gencecik kadınlar bir başlarına duruyorlar ne kadar ayıp. güler yüzle karşıladılar onları ama bu güler yüzlerinin altında gözlerinde bir acıma duygusu saklıydı. aman bana niye acıyorlar dedi. kendilerine acısınlar bu yaşta, kadın başlarına... kocası ne kadar iyi bir adamdı. hem döver hem severdi işte. ne kadar iyi koskoca hastaneye getirmişti onu. her sefer hastaneye gelmezlerdi, sadece çok ciddi zamanlarda. bu dayak hikayesi de böyle bitti.
bebeği büyüdü artık okul çağına gelmişti. kocası pek hevesli değildi ama kız kıza işte hocaya gitsinler diyordu. hoca erkekti ama bir şey olmazdı hocadan. nasıl olsa koskoca hoca. kız gitmeye başladı köyün kızları ile. gittiler geldiler bir süre böyle devam etti. ah ama 10 yaşında sıcak bir yaz gününde sona kalmıştı. ve sona kalan dona kalır. hoca başındaki kocaman sarığı çıkarmıştı. yavaş yavaş yaklaştı ona. ne olduğunu anlamadı ki açıklasın. ama canı çok acımıştı. hem de çok. kanamasından belli değil miydi zaten? işte bu da kızın "namusunu" kaybetme hikayesi. artık kadın mı desek?
ailesi ses etmedi nasıl olsa hocaydı o. hem zaten laf etmesinler adları çıkmasın. hocanın karısı, onun yaşında çocukları vardı. 3 adet kuması bile vardı. 5 karıyla olmazdı allah ona kızardı. evlendiremediler. kuzeniyle evlendirdiler onlar da. belli bir yaşa kadar kardeş gibi büyüdüğü kuzeni artık kocası olmuştu. babamın bir bildiği vardır dedi, kocasıydı artık onun. o ne derse doğruydu, ondan izin almadan yemek bile yapamazdı.
o gün evlendiler. belinde yapmacık bir kırmızı kurdele vardı. hediye paketi gibi. her şey bir yalandan ibaret değil miydi? aman elalem ne der kurdelesiydi o. ona tecavüz eden adam kıydı nikahlarını. gözlerinin içine baka baka. acısını bir daha hissetti. düğün bitti. herkes oynadı, yemek dağıtıldı. çok eğlendiler. cenazede böyle bir şey yaparlar mıydı ki acaba?
gerdeğe girdiler. kan yoktu. kocası çok kızdı ölesiye dövdü, belki öldürdü. bilinci kapalıydı. adı şimdi "orospuya" çıktı. o ölürken ailesi, akrabaları onu ayıplıyordu. kim inanırdı tecavüze. tecavüz diye bir kavram bile yoktu.
bir gün kurban bıçağıyla geldi eve kocası. ama kurban yoktu ortalıkta. ya da vardı. o görememişti. mantıken insan dışarıya bakarsa kendini göremez. önce karnına sapladı. gözündeki öfke... ah çok büyüktü. sonra boğazını kesti. ölmüştü zaten. karnındaki bebek de onunla ölmüştü. ama daha iyiydi böyle bir dünyaya gelmemek. ne kadar şanslı bir bebekmiş o. tecavüz bebeği. ölüsüne bile tecavüz etti kocası. rahat rahat ölemedi bile.
işte bu kadardı kadının hikayesi gayet basit ve sade. tabi bize ne ki...
devamını gör...
18 yaşındayım ilk ilişkime girdim çok mutlu oldum
başlığı "ilk işime girdim" diye okudum, "ayıp bir şey değil" yazısını da, "bu işsizlikte nispet yapar gibi, ne paylaşıyorsun"'a savunma sandım.
ah, masum ben.
ah, masum ben.
devamını gör...
helios (yazar)
ya hani görünmez bir el dedikleri var ya; işte onlardan biri kesin bu yazar. bordo bereli gibi giriyor, işini halledip çıkıyor. bakıyorsun ve ortalığın düzeninden anlıyorsun, kırmızıpisi buradan geçmiş diyorsun. öyle bir moderatör.
devamını gör...
güne bir başkent bırak
devamını gör...
tarihi çok mu geçmiş
bu tarz şeylere üzülmekten, o insanlardan utanmaktan artık çok bunaldım. kalbi olan insan için bu ülke çok zor olmaya başladı.
devamını gör...
barbizon ekolü
değerli dostlar; barbizon bir köy.
konuya nereden başlayacağımı kestiremiyorum.
her şey şu ukdeyi doldurmamla başladı. #1189967
bu ukdede bahsettiğimiz gibi 19 yy'da fransız ressamlar her şeyi kurallara kanunlara göre yapmaktan sıkıldılar. sanat okulları bu konuda çok katıydı. ''hay böyle işin'' diyerek tuvallerini çizimlerini biraz nefes almak için ormanıyla doğasıyla çok güzel bir köy olan barbizona attılar. gün boyunca doğayı inceleyerek, hemde ''iki lafın belini kırarak'' vakit geçirmeye başladılar.
yaptıkları resimler, ''gerçek'ti.
ışık insanlar doğa... herşey çok gerçekçi bir şekilde çiziliyordu. romantikler gibi ''yüce'' likten ve yüceltmekten kaçındılar.
(bkz: romantizm)#515945
bu başkaldıraya bir çok ressam katıldı
köye ilk gelen ressam theodore rousseau idi.
sonrasında, diaz, milet jacque geldi.. daha sonra gelenlerin ardı arkası kesilmedi ve köyde ressamların barınmasını karşılamak için iki otel yapıldı. sabah kahvaltılarını birlikte yapmak kurallarıydı. sonra doğaya açılır ne görürlerse onu çizerlerdi. resimlerinde taslak yoktur. onlar ışık etkisini dikkate alırlar ve fırça darbeleri onlar için önemli değildir.
neyse ''o''dur kardeşim.
bu ''neyse o'' akımına barbizon ekolü denir.
(bkz: ekspresyonizm)
konuya nereden başlayacağımı kestiremiyorum.
her şey şu ukdeyi doldurmamla başladı. #1189967
bu ukdede bahsettiğimiz gibi 19 yy'da fransız ressamlar her şeyi kurallara kanunlara göre yapmaktan sıkıldılar. sanat okulları bu konuda çok katıydı. ''hay böyle işin'' diyerek tuvallerini çizimlerini biraz nefes almak için ormanıyla doğasıyla çok güzel bir köy olan barbizona attılar. gün boyunca doğayı inceleyerek, hemde ''iki lafın belini kırarak'' vakit geçirmeye başladılar.
yaptıkları resimler, ''gerçek'ti.
ışık insanlar doğa... herşey çok gerçekçi bir şekilde çiziliyordu. romantikler gibi ''yüce'' likten ve yüceltmekten kaçındılar.
(bkz: romantizm)#515945
bu başkaldıraya bir çok ressam katıldı
köye ilk gelen ressam theodore rousseau idi.
sonrasında, diaz, milet jacque geldi.. daha sonra gelenlerin ardı arkası kesilmedi ve köyde ressamların barınmasını karşılamak için iki otel yapıldı. sabah kahvaltılarını birlikte yapmak kurallarıydı. sonra doğaya açılır ne görürlerse onu çizerlerdi. resimlerinde taslak yoktur. onlar ışık etkisini dikkate alırlar ve fırça darbeleri onlar için önemli değildir.
neyse ''o''dur kardeşim.
bu ''neyse o'' akımına barbizon ekolü denir.
(bkz: ekspresyonizm)
devamını gör...
kürdistan'a giden sözlük yazarları
türkiye cumhuriyeti dışında olan bir bölgeye gitmiş olan kişilerdir.
devamını gör...
kitap kazanmak için kendini kasmayan yazar
800 tanım yazmaya vakti olmayan yazardır. keşke olsaydı.
devamını gör...
gaslighting
çaktırmadan karşı tarafın algısıyla oynamak anlamına gelen manipülasyon yöntemi.
genellikle fark edilmesi zordur. çünkü kişi sevdiği insanın sözlerine ve davranışlarına inanma, güvenme eğilimdedir. amaç uygulayan kişinin sırf kendini güçlü hissetmesi için karşısındaki kişinin güvenini ve sevgisini suistimal ederek kendine bağımlı hale getirip güç sergilemesidir.
genellikle fark edilmesi zordur. çünkü kişi sevdiği insanın sözlerine ve davranışlarına inanma, güvenme eğilimdedir. amaç uygulayan kişinin sırf kendini güçlü hissetmesi için karşısındaki kişinin güvenini ve sevgisini suistimal ederek kendine bağımlı hale getirip güç sergilemesidir.
devamını gör...
anksiyete bozukluğu
bende panik atak krizine yol açan, arada 'selam tatlım, uzun zaman oldu...' diye gelen flörtüm.
bir müddet sık ve ateşli birliktelik yaşamıştık, sonra aramız limoni oldu, çok nadir karşılaşıyorduk, dün geceleyin beni uyutmadı.
gözümü kapattığım anda panik geliyor, o klasik bayılacak hissi, kalbim duracak hissi vuku buluyordu.
bu ara çok yıprattım kendimi, ne zaman sıkıntıya düşsem çıkar gelir. yani bir duygu durumu bu, çok şey yapmamak lazım. birkaç kez beni restoranda yakaladığında, arkadaşıma, "ayak parmaklarımdan, saçımın teline kadar gelen o tsunami gibi panik ve korku halini, ses edemeyişimin verdiği heyecanı seviyorum bazen." demiştim, manyaksın demişti. ama doğrusu bu. yaşayan bilir, çok etkileyici bir his.
şunu bilmek gerekiyor ki, geçecek. sana hiçbir şey olmayacak. yutup da çok kaliteli uzmanların bu konuyla ilgili vidyoları var, izleyin.
size iyi gelecek şeyler bulun, onlara yoğunlaşın. üç günlük dünya amaan. vakti geldiğinde öleriz.
bir müddet sık ve ateşli birliktelik yaşamıştık, sonra aramız limoni oldu, çok nadir karşılaşıyorduk, dün geceleyin beni uyutmadı.
gözümü kapattığım anda panik geliyor, o klasik bayılacak hissi, kalbim duracak hissi vuku buluyordu.
bu ara çok yıprattım kendimi, ne zaman sıkıntıya düşsem çıkar gelir. yani bir duygu durumu bu, çok şey yapmamak lazım. birkaç kez beni restoranda yakaladığında, arkadaşıma, "ayak parmaklarımdan, saçımın teline kadar gelen o tsunami gibi panik ve korku halini, ses edemeyişimin verdiği heyecanı seviyorum bazen." demiştim, manyaksın demişti. ama doğrusu bu. yaşayan bilir, çok etkileyici bir his.
şunu bilmek gerekiyor ki, geçecek. sana hiçbir şey olmayacak. yutup da çok kaliteli uzmanların bu konuyla ilgili vidyoları var, izleyin.
size iyi gelecek şeyler bulun, onlara yoğunlaşın. üç günlük dünya amaan. vakti geldiğinde öleriz.
devamını gör...
yazarların bitmesini istemediği yaş
15
devamını gör...
türk ve zaza evliliği
21 yy burç yorumumu halen yapıyorsunuz diyenlere 21yy halen kültür çatışması mı yapıyorsunuz diyorum. ırklara çok takılmayın insan olun evladım.
devamını gör...
çanakkale içinde
çanakkale savaşı'na giden bir askerin ağzından yazılmış olan kastamonu yöresine ait türkü.
devamını gör...
latince
italyanca , fransızca gibi dillerin kökeni vatikan'ın resmi dilidir. botanik, tıp gibi bilimlerde bu dile ait kelimeler hala kullanılmaktadır.
devamını gör...
en sevilen mor ve ötesi şarkıları
sultan-ı yegah
devamını gör...
müstakil ev
insanın kendini bulduğu, kalabalıktan kurtulduğu genellikle tek katlı ve bahçeli yapı.
komşu yok. sizi gözetleyen başka bir göz yok. rahatsız eder miyim ya da rahatsız edilir miyim endişesi yok. komşu kombiyi açtı açmadı derdi yok. bir zamanların gözardı edilen ama şimdinin aranılanı.
komşu yok. sizi gözetleyen başka bir göz yok. rahatsız eder miyim ya da rahatsız edilir miyim endişesi yok. komşu kombiyi açtı açmadı derdi yok. bir zamanların gözardı edilen ama şimdinin aranılanı.
devamını gör...
dr. strangelove
sinema ve yönetmenlik üzerine ders niteliğinde bir filmdir ve bence stanley kubrick'in en iyilerindendir.
peter george'un "red alert" isimli romanından uyarlanmıştır.
film türkçe'ye dr. garipaşk olarak çevrilmiş, 1964 yapımı siyah beyaz bir politik hicivdir. yönetmenin kara mizah unsurlarıyla harmanladığı filmi bolca ironi içerir ki filmin efsane repliği de bunun en net göstergesidir.
"bayım, burada kavga edemezsiniz! burası savaş odası."
("gentlemen, you can't fight in here! this is the war room")
ayrıca peter sellers'in üç rolde döktürdüğü film olarak da hafızalarımıza kazınmıştır.
peter george'un "red alert" isimli romanından uyarlanmıştır.
film türkçe'ye dr. garipaşk olarak çevrilmiş, 1964 yapımı siyah beyaz bir politik hicivdir. yönetmenin kara mizah unsurlarıyla harmanladığı filmi bolca ironi içerir ki filmin efsane repliği de bunun en net göstergesidir.
"bayım, burada kavga edemezsiniz! burası savaş odası."
("gentlemen, you can't fight in here! this is the war room")
ayrıca peter sellers'in üç rolde döktürdüğü film olarak da hafızalarımıza kazınmıştır.
devamını gör...
türk kızlarının etli butlu olmasının nedeni
erkeklerin şişman olması ile aynı nedenlerdir.
1. genetik olabilir
2. bok boğazlı olup her şeyi yeme sevdası
3. depresyon, stres kaynaklı
4. nasıl olsa olan oldu battı balık yan gider denilmesi
1. genetik olabilir
2. bok boğazlı olup her şeyi yeme sevdası
3. depresyon, stres kaynaklı
4. nasıl olsa olan oldu battı balık yan gider denilmesi
devamını gör...
