bekledikçe gelmeyen şeyler
annemdir. on yıldır beklesem de gelmemektedir. gelememektedir.
devamını gör...
facebook deneyi
proceedings of the national academy of science dergisinde yayınlanan araştırmaya göre, 2012 yılında facebook psikolojik deney kapsamında 689,003 kullanıcısının ana sayfa haber akışını manipüle etti. kimi kullanıcılara pozitif haberler daha ön planda tutulurken, kimilerine negatif ya da duygusal içerikler gösterildi. bunun farkında olmayan kullanıcıların, yaptığı paylaşımlar da değişmişti. facebook kullanıcılarının 'duygusal durumları' üzerinde ciddi etkiler yapabiliyordu.
facebook'un veri mühendisleri tarafından gerçekleştirilen deneyde, sosyal ağda dolaşan olumlu ve olumsuz etkilerin anlaşılmaya çalışıldığı ifade edilmiştir. deneydeki nihai amacın ise 'duygusal etkileşimlerin yayılması için gerekli olmayan insan etkileşimleri ve sözlü olmayan ifadelerin tespiti' olarak belirtildi.
analizlerde, değiştirilen duygusal içeriklerle bağlantılı değerlere sahip diğer içeriklerin göz ardı edilme olasılığı, yüzde 10 ile 90 arasında değişim gösterdi. facebook, değiştirilen içeriklerin kullanıcıların arkadaşlarının listesinde bulunabildiğini, ayrıca mesajlaşmalara müdahale edilmediğini belirtti.
sosyal medyada duyguların nasıl yayıldığını’ tespit etmeyi amaçlayan deneyde, kullanıcıların ekranında beliren reklamların sayısı ve fotoğrafların büyüklükleri de onlardan habersiz değiştirildi.
sonuçlar, kullanıcıların ne kadar az olumsuz paylaşıma maruz kalırsa, olumlu paylaşımlarının da o kadar arttığını gösterdi.
facebook'un veri mühendisleri tarafından gerçekleştirilen deneyde, sosyal ağda dolaşan olumlu ve olumsuz etkilerin anlaşılmaya çalışıldığı ifade edilmiştir. deneydeki nihai amacın ise 'duygusal etkileşimlerin yayılması için gerekli olmayan insan etkileşimleri ve sözlü olmayan ifadelerin tespiti' olarak belirtildi.
analizlerde, değiştirilen duygusal içeriklerle bağlantılı değerlere sahip diğer içeriklerin göz ardı edilme olasılığı, yüzde 10 ile 90 arasında değişim gösterdi. facebook, değiştirilen içeriklerin kullanıcıların arkadaşlarının listesinde bulunabildiğini, ayrıca mesajlaşmalara müdahale edilmediğini belirtti.
sosyal medyada duyguların nasıl yayıldığını’ tespit etmeyi amaçlayan deneyde, kullanıcıların ekranında beliren reklamların sayısı ve fotoğrafların büyüklükleri de onlardan habersiz değiştirildi.
sonuçlar, kullanıcıların ne kadar az olumsuz paylaşıma maruz kalırsa, olumlu paylaşımlarının da o kadar arttığını gösterdi.
devamını gör...
alttaki yazara seri oy atıyoruz
dev bir amme hizmeti. karma puana ihtiyacı olan yazarlarımıza destek amaçlı açılmış başlık.
(bkz: benim neden yeşil mahlasım yok)
(bkz: benim neden yeşil mahlasım yok)
devamını gör...
yeşil peri gecesi
beni derinden sarsan bir roman oldu. daha önce ayfer tunç'un "kapak kızı" isimli kitabını okumuştum ve o kitapta yeşil peri gecesi'nin baş kahramanı olan şebnem'i onu tanıyan ve tanımayan bazı insanların gözünden anlatıyordu. tabi durur muyum araştırdım hemen ve öğrendim ki ayfer hanımın direkt şebnemi şebnemin ağzından anlattığı bir kitabı varmış kitabı bazı sorunlardan dolayı temin edemedim maalesef ama pdf ini bulup okudum hemen . allahım dedim bu nasıl bir kitap bir insan aynı kitapta hem kadının toplumdaki yerine hem aile yapısına hem siyasete , baskılara , ötekileştirmelere , önyargılara , bir insanı daha tanımadan belli bir kalıba sokmaya bu kadar etkileyici bir şekilde nasıl değinebilir ? evet arkadaşlar ayfer tunç bunu yapıyor hem de gerçekleri yüzünüze çarpa çarpa . kitapta güzelliği başına bela olmuş bundan ötürü hep dışlanmış daha o*pu olmadan sırf güzel olduğu için öyle sıfatlandırılmış bir kadının acı dolu hikayesini okuyoruz . evliliği, arkadaşlıkları menfaat üzerine kurulu bunun farkında oluşundan dolayı sürekli acı çeken bir kadın şebnem . kitabın o kadar gerçek yanları var ki evet diyorsunuz bu benim hayatımda var ya da evet bunu etrafımdan biri yaşadı vs. olaylarla dolu yer yer sinirlendiren yer yer iç acıtan bir roman . okuyun okutturun ha her şeyi mükemmel mi elbette hayır hiçbir şey tamamen mükemmel değildir yazara katılıp katılmayacağınız bazı durumlar olacaktır ama çoğu zaman helal olsun ne güzel yere parmak basmış ne güzel anlatmış diyeceğiniz bir eser olacak bunu garanti ederim.
devamını gör...
canıma bir merhaba sundu ezelden çeşm-i yar
"canıma bir merhaba sundu ezelden çeşm-i yar, öyle mest oldum ki gayrın merhabasın bilmedim.” (ahmed paşa)
ezel gününde sevgilinin gözü bana bir merhaba lûtfetti. o gün bugündür, o bakışın mestliğiyle başka birinin merhabasını hiç tanımadım.
beytin mecaz anlamı: eski bir zamanda bir güzel göz ucuyla bana bir işaret etti,
sanki o güzeller güzeli gözleriyle bana merhaba dedi.
ben halen o sevgilinin merhabasının sarhoşluğunu yaşamaktayım.
o günden bugüne başkasının bakışına, iltifatına hiç cevap vermedim.
çünkü buna ihtiyaç hissetmedim. onun merhabası ile her daim mutlu oldum.
beytin gerçek anlamında ise : ahmet paşa elest bezminde (ruhların yaratıldıktan sonra bir araya geldikleri yer) ruhunun allah teala’ya âşık olduğunu, insan olarak yaratılmasından sonra dünyadan hiçbir şeye karşı iltifat etmediğini, dünyevi güzellerin ve güzelliklerin cazibesine kapılmadığını anlatmaktadır.
ezel gününde sevgilinin gözü bana bir merhaba lûtfetti. o gün bugündür, o bakışın mestliğiyle başka birinin merhabasını hiç tanımadım.
beytin mecaz anlamı: eski bir zamanda bir güzel göz ucuyla bana bir işaret etti,
sanki o güzeller güzeli gözleriyle bana merhaba dedi.
ben halen o sevgilinin merhabasının sarhoşluğunu yaşamaktayım.
o günden bugüne başkasının bakışına, iltifatına hiç cevap vermedim.
çünkü buna ihtiyaç hissetmedim. onun merhabası ile her daim mutlu oldum.
beytin gerçek anlamında ise : ahmet paşa elest bezminde (ruhların yaratıldıktan sonra bir araya geldikleri yer) ruhunun allah teala’ya âşık olduğunu, insan olarak yaratılmasından sonra dünyadan hiçbir şeye karşı iltifat etmediğini, dünyevi güzellerin ve güzelliklerin cazibesine kapılmadığını anlatmaktadır.
devamını gör...
normal sözlük'te tüm yazarların evli olması
yine evde kaldım gerçeği ile yüzleşmemi sağlayan başlıktır.
herkes evliyse kim bu yalnızlar? foklar mı? o degil de fok balıkları...
herkes evliyse kim bu yalnızlar? foklar mı? o degil de fok balıkları...
devamını gör...
ayraç olarak kullanılan nesneler
akbil dolum fişi. hep de 5 liralık doldurmuşum, çoğunu öğrenciyken aldık kitaplığın neylersin.
birine, sahip olunan kitaplardan armağan etmek isterken hep aynı gerilim, "ulan yine beş liralık akbil fişi çıkmasa bari."
- bi dk bi bakayım da içinde bişi kalmış olmasın.
+ hıhı tabi. sorun yok.
hıhı tabi tabi. kafanızdan "tabii yani kişisel bir şey, eski sevgiliden bir kağıt ya da kendi özelinde aldığı bir not bir şey çıkabilir, olabilir benim de vardır kişisel alana saygı duyan olgun düzgün bir bireyim ben" geçiyor. oysa beş liralık akbil dolum fişi arıyorum ben o kitapların arasında.
birine, sahip olunan kitaplardan armağan etmek isterken hep aynı gerilim, "ulan yine beş liralık akbil fişi çıkmasa bari."
- bi dk bi bakayım da içinde bişi kalmış olmasın.
+ hıhı tabi. sorun yok.
hıhı tabi tabi. kafanızdan "tabii yani kişisel bir şey, eski sevgiliden bir kağıt ya da kendi özelinde aldığı bir not bir şey çıkabilir, olabilir benim de vardır kişisel alana saygı duyan olgun düzgün bir bireyim ben" geçiyor. oysa beş liralık akbil dolum fişi arıyorum ben o kitapların arasında.
devamını gör...
hava soğuyunca gölge veren ağaçları unutmak
insanın vefasızlığını çok güzel bir şekilde anlatan sözdür. anlayana tabii.
devamını gör...
benim vergimle maaş alıyorsun diyen tip
ben senden daha fazla maaş aldığım için senden daha çok vergi verip daha önce vergi dilimine giriyorum asıl sen benim vergimle maaş alıyorsun diyerek karşılık verdiğim tiptir. sonrada arkamda bırakarak pis pis sırıta sırıta giderim. kahrolur.
devamını gör...
kemal sunal
halkın arasından çıkagelmiş bizden birisidir. büründüğü karakterlerin tamamı bize o duyguyu verir. iş bu sebepten büyük ama çok büyük bir oyuncudur.
hele zübük diye bir filmi var ki, rahmetli sanki bu günleri görerek oynamış.
hele zübük diye bir filmi var ki, rahmetli sanki bu günleri görerek oynamış.
devamını gör...
panik atak
yoğun dehşetengiz duygular hissettiren bir durum. her insanda benzer ve farklı yaşanan semptomları var.
bir de yaşadığın şeyin gerçekte ne olduğunun farkına varmak kolay olmuyor. ben biraz geç farkettim. bence bazı olaylar veya gün içinde yaşananlar tetikleyici rolde olabiliyor. kaygı oluşturacak durumlara dikkat edip kaçınmak belki de engelleyici olabilir. ben deniyorum en azından.
bir de yaşadığın şeyin gerçekte ne olduğunun farkına varmak kolay olmuyor. ben biraz geç farkettim. bence bazı olaylar veya gün içinde yaşananlar tetikleyici rolde olabiliyor. kaygı oluşturacak durumlara dikkat edip kaçınmak belki de engelleyici olabilir. ben deniyorum en azından.
devamını gör...
geceye bir türk filmi repliği bırak
ah müjgan, ne çok isterdim seninle çoğalan bir hayatımın olmasını. akşam eve dönerken elimde mimozalar ile seni mutlu etmeyi. beraber küçük sevinçler biriktirmeyi. ama sonumuz yok. biliyorum hasretle bitecek sonumuz…
| ah müjgan ah
| ah müjgan ah
devamını gör...
sevilen radyocunun vefat etmesi
henüz başıma gelmemiş olaydır. gelirse de uzun bir süre radyo dinleyemem zannediyorum.
zekiiii, ölme sakın!
zekiiii, ölme sakın!
devamını gör...
on iki dev adam
athena grubu tarafından türkiye milli basketbol takımı için yazılmış marş, serdar erener'in üzerinde günlerce düşünüp bulduğu slogan. 2001 yılında kullanılan bu sloganla birlikte ülkenin basketbola olan sevgisi coşar ve takıma büyük destekler gelir. o sene 12 dev adam bizlere avrupa ikinciliği getirmiş ve göğsümüzü kabartmıştır.
devamını gör...
yazarların en ünlü etkileşimi
birkaç yıl öncesinde pinhani müzik grubu okula gelmişti ve mini konser tadında birkaç şarkı söylediler. o zamanlar şimdiki kadar çok şarkıları yoktu. çok da eşlik edememiştik haliyle. ancak grubun solisti sinan'ı büyük bir hayranlıkla izledim. iyi birine benziyordu* ve şarkı söylediği tüm süre boyunca sürekli gülümsüyordu.
devamını gör...
laurie anderson
5 haziran 1947'de doğmuş, amerikalı deneysel sanatçı.
post-modernist sanatın en büyük temsilcilerinden, sanatında aklınzıa gelecek her şeyi kullanır, sokak sanatçılarını da görebilirsiniz, video teknikleri ile bir şeyler anlatan bir kadını veyahut sahne sanatlarında bağırıp çağıran bir çocuğu, bunların hepsini ise ciddi bir eleştiri ile harmanlar ve kendi tarzına ait müthiş bir iş çıkarır ortaya
kuzey kutbu ve alaska'ya gitmiş, bir dönem gazetelerde yazarlık yapmış, ilk gösterisini de 1970 yılında buz üstünde düetler isimli bir performansı ile gerçekleştirmiş.
onu en önden izleyenlerden birisi de kimmiş biliyor musunuz? the velvet underground'ın üzgün bakışlı evladı, lou reed! eriyen buzlar üzerinde saatlerce kovboy şarkıları söylemiş bu ablamız, reklam şarkılarının, sloganlarının bizim hayatımızı değiştirdiğini düşünen bu ablamız, saatlere saçma sapan sözler ile saçma sapan sesleri bir araya getirerek şarkılar söyleyerek bu durumu eleştirmek istemiş kendi çapında, adına da çevresel müzik parçası adını vermiş.
bu ablamız 2008 yılında ise kiminle evlenmiş biliyor musunuz? 2013 yılında kaybettiğimiz sevgili lou reed!
post-modernist sanatın en büyük temsilcilerinden, sanatında aklınzıa gelecek her şeyi kullanır, sokak sanatçılarını da görebilirsiniz, video teknikleri ile bir şeyler anlatan bir kadını veyahut sahne sanatlarında bağırıp çağıran bir çocuğu, bunların hepsini ise ciddi bir eleştiri ile harmanlar ve kendi tarzına ait müthiş bir iş çıkarır ortaya
kuzey kutbu ve alaska'ya gitmiş, bir dönem gazetelerde yazarlık yapmış, ilk gösterisini de 1970 yılında buz üstünde düetler isimli bir performansı ile gerçekleştirmiş.
onu en önden izleyenlerden birisi de kimmiş biliyor musunuz? the velvet underground'ın üzgün bakışlı evladı, lou reed! eriyen buzlar üzerinde saatlerce kovboy şarkıları söylemiş bu ablamız, reklam şarkılarının, sloganlarının bizim hayatımızı değiştirdiğini düşünen bu ablamız, saatlere saçma sapan sözler ile saçma sapan sesleri bir araya getirerek şarkılar söyleyerek bu durumu eleştirmek istemiş kendi çapında, adına da çevresel müzik parçası adını vermiş.
bu ablamız 2008 yılında ise kiminle evlenmiş biliyor musunuz? 2013 yılında kaybettiğimiz sevgili lou reed!
devamını gör...
evlilik teklifi fikirleri
balonda falan yapın. adrenalin yaşasın, o korkuyla hayır demesi pek mümkün olmaz, güzel sözlerle de taçlandırın.
devamını gör...
tomris uyar
4 şair tarafından uğruna şiirler yazılmış kadın: tomris uyar
kolej aşkı: ülkü tamer
kolejden mezun olur olmaz evlendiler. tomris uyar ilk çevirisi olan tagore’den “şekerden bebek”i bu yıllarda tamer soyadı ile tamamladı. birbirini çok iyi tamamlayamayan bu çiftin evliliği trajik bir şekilde sonlandı. evlilikten “ekin” adında dünyaya gelen çocukları birkaç haftalıkken sütten boğularak hayata veda etti, büyük sarsıntı yaşayan çift, kısa bir süre içinde boşandı.
cemal süreya
ankara’daki sanatseverler derneği lokali’nde tesadüfen aynı masada rakı içerken tanıştılar. tanıştıklarında ikisi de evliydi, bazı rivayetlere göre birlikte olabilmek için eşlerinden boşandılar.
cemal süreya onun için bu dizeleri yazdı:
“ay ışığında oturduk
bileğinden öptüm seni
sonra ayakta öptüm
dudağından öptüm seni
..."
her akşam işten çıkar çıkmaz eve dönen cemal süreya’ya bir gün tomris uyar, “biraz gez dolaş, arkadaşlarınla buluş, vakit geçir” dedi. ertesi gün on dakika geç geldi cemal süreya, bir sonraki gün on beş, daha sonra yarım saat. bu akşamlardan birinde, örtü silkelemek için pencereyi açan tomris’in apartmanın girişinde oturan cemal’i görmesiyle gerçek ortaya çıktı. her akşam iş çıkışı eve geliyor ama aşağıda oturup “gecikiyordu” süreya. tomris uyar bu duruma “şahsiyet rötarı” adını koydu.
bu aşk da tükendi.
üç yılın sonunda tükenen bu tutkulu aşk, dostluğa evrildi.
ayrılığın ardından tomris uyar, “beni bıraktı ama rahat edemedi. ona göre bana sahip olunamazdı” dedi. cemal süreya ise tomris uyar’a şu sözleri söyledi: “senden ayrıldığım anda, senin hakkında, hikâyen hakkında sevdiğimi belirtecek hiçbir şey söylemeyeceğim; benim ağzımdan kimse duymayacak” ve o günden sonra hiçbir şey yazmadı.
uzun soluklu aşk: turgut uyar
tomris uyar, turgut uyar ile tanışmalarını şöyle anlatır:
“1966 yılında ben zaten cemal süreya’dan ayrılmak üzereydim. o da eşinden ayrılmıştı. istanbul’a gelmişti çocuklarıyla. burada tanıştık. asıl tanışmamız herhalde o, çünkü o zaman daha bir yakın oturup konuşma fırsatını bulduk ve mektuplaşmaya başladık. bu mektuplar önce sadece şiir üzerine mektuplardı.
hâlâ duruyor bende. genellikle onun şiir üzerine düşünceleri, benim onun şiirleri üzerine düşüncelerim… ve anladığım kadarıyla çok sıkışık bir dönem geçiriyordu. yani evlilik hayatında bir süredir yaşadığı tedirginlik ve uyumsuzluk şiirini de etkilemişti, yedi yıldır şiir yazmıyordu. esin periliği olarak ifade etmek istemiyorum ama herhalde çok konuştuğum, çok dürttüğüm, yazmasını çok rica ettiğim için diyeyim, yavaş yavaş şiir yazma isteği yeniden doğdu”
ankara’da tanışan ikilinin şiir üzerine başlayan ilişkisi aşka doğru sürüklendi. 7 yıldır şiir yazmayan turgut’a, tomris esin perisi oldu. 1969’da evlendiler ve bu evlilikten turgut adında bir çocukları oldu. turgut uyar’ın tomris’i kaygıyla, kaybetme korkusuyla sevmesini tomris şu sözlerle anlatıyor: “turgut, her an elinden kaçıracakmış gibi gereksiz bir kaygıyla yıpranacak; ben de hiçbir rekabetin söz konusu olmadığı bir alanda, boyuna birinci seçilmekten yorulacaktım.”
tomris’in en uzun soluklu ilişkisi, 1985’te turgut uyar’ın hayatını kaybetmesiyle son buldu. geriye “bozuk saat” adlı şiir kaldı:
"herkes seni sen zanneder.
senin sen olmadığını bile bilmeden,
sen bile..
seni ben geçerken,
derim ki,
saati sorduklarında;
onu “o” geçiyordur.
kimse anlam veremez.
tamir ettirmedin gitti derler şu saati.
ettirmek istiyor musun demezler.
bir bozuk saattir yüreğim, hep sende durur
..."
edip cansever
fazla şiirden ölen edip cansever
fazla şiirden öldü, doğru, aynı zamanda platonik aşkından da öldü. “tomris rakıyı çok severdi, bense onu…” yazmıştı peçeteye, tomris ile baş başa oturdukları bir rakı masasında.
diğer şairler arasında en şanssızıydı, tomris’i kendine âşık edemedi. turgut uyar’ın en samimi arkadaşlarından biriydi. tomris’e karşı saklayamadığı bir sevgi ve hayranlık besliyordu. cansever, her 15 mart’ta, tomris uyar’ın doğum gününde, yeni bir şiir yazıp yayımlayarak aşkını tekrar tekrar ilan ediyordu.
"bir adın vardı senin, tomris uyar’dı
adını yenile bu yıl, ama bak tomris uyar olsun gene
..."
tomris uyar, edip cansever için şunları söylemişti: “sevgililik ya da aşk duygusu zamanla yara alabiliyor, örselenebiliyor, bitebiliyor. bitmeyen tek aşkın gerçek ve lirik bir dostluk olduğunu edip cansever öğretti bana.”
kolej aşkı: ülkü tamer
kolejden mezun olur olmaz evlendiler. tomris uyar ilk çevirisi olan tagore’den “şekerden bebek”i bu yıllarda tamer soyadı ile tamamladı. birbirini çok iyi tamamlayamayan bu çiftin evliliği trajik bir şekilde sonlandı. evlilikten “ekin” adında dünyaya gelen çocukları birkaç haftalıkken sütten boğularak hayata veda etti, büyük sarsıntı yaşayan çift, kısa bir süre içinde boşandı.
cemal süreya
ankara’daki sanatseverler derneği lokali’nde tesadüfen aynı masada rakı içerken tanıştılar. tanıştıklarında ikisi de evliydi, bazı rivayetlere göre birlikte olabilmek için eşlerinden boşandılar.
cemal süreya onun için bu dizeleri yazdı:
“ay ışığında oturduk
bileğinden öptüm seni
sonra ayakta öptüm
dudağından öptüm seni
..."
her akşam işten çıkar çıkmaz eve dönen cemal süreya’ya bir gün tomris uyar, “biraz gez dolaş, arkadaşlarınla buluş, vakit geçir” dedi. ertesi gün on dakika geç geldi cemal süreya, bir sonraki gün on beş, daha sonra yarım saat. bu akşamlardan birinde, örtü silkelemek için pencereyi açan tomris’in apartmanın girişinde oturan cemal’i görmesiyle gerçek ortaya çıktı. her akşam iş çıkışı eve geliyor ama aşağıda oturup “gecikiyordu” süreya. tomris uyar bu duruma “şahsiyet rötarı” adını koydu.
bu aşk da tükendi.
üç yılın sonunda tükenen bu tutkulu aşk, dostluğa evrildi.
ayrılığın ardından tomris uyar, “beni bıraktı ama rahat edemedi. ona göre bana sahip olunamazdı” dedi. cemal süreya ise tomris uyar’a şu sözleri söyledi: “senden ayrıldığım anda, senin hakkında, hikâyen hakkında sevdiğimi belirtecek hiçbir şey söylemeyeceğim; benim ağzımdan kimse duymayacak” ve o günden sonra hiçbir şey yazmadı.
uzun soluklu aşk: turgut uyar
tomris uyar, turgut uyar ile tanışmalarını şöyle anlatır:
“1966 yılında ben zaten cemal süreya’dan ayrılmak üzereydim. o da eşinden ayrılmıştı. istanbul’a gelmişti çocuklarıyla. burada tanıştık. asıl tanışmamız herhalde o, çünkü o zaman daha bir yakın oturup konuşma fırsatını bulduk ve mektuplaşmaya başladık. bu mektuplar önce sadece şiir üzerine mektuplardı.
hâlâ duruyor bende. genellikle onun şiir üzerine düşünceleri, benim onun şiirleri üzerine düşüncelerim… ve anladığım kadarıyla çok sıkışık bir dönem geçiriyordu. yani evlilik hayatında bir süredir yaşadığı tedirginlik ve uyumsuzluk şiirini de etkilemişti, yedi yıldır şiir yazmıyordu. esin periliği olarak ifade etmek istemiyorum ama herhalde çok konuştuğum, çok dürttüğüm, yazmasını çok rica ettiğim için diyeyim, yavaş yavaş şiir yazma isteği yeniden doğdu”
ankara’da tanışan ikilinin şiir üzerine başlayan ilişkisi aşka doğru sürüklendi. 7 yıldır şiir yazmayan turgut’a, tomris esin perisi oldu. 1969’da evlendiler ve bu evlilikten turgut adında bir çocukları oldu. turgut uyar’ın tomris’i kaygıyla, kaybetme korkusuyla sevmesini tomris şu sözlerle anlatıyor: “turgut, her an elinden kaçıracakmış gibi gereksiz bir kaygıyla yıpranacak; ben de hiçbir rekabetin söz konusu olmadığı bir alanda, boyuna birinci seçilmekten yorulacaktım.”
tomris’in en uzun soluklu ilişkisi, 1985’te turgut uyar’ın hayatını kaybetmesiyle son buldu. geriye “bozuk saat” adlı şiir kaldı:
"herkes seni sen zanneder.
senin sen olmadığını bile bilmeden,
sen bile..
seni ben geçerken,
derim ki,
saati sorduklarında;
onu “o” geçiyordur.
kimse anlam veremez.
tamir ettirmedin gitti derler şu saati.
ettirmek istiyor musun demezler.
bir bozuk saattir yüreğim, hep sende durur
..."
edip cansever
fazla şiirden ölen edip cansever
fazla şiirden öldü, doğru, aynı zamanda platonik aşkından da öldü. “tomris rakıyı çok severdi, bense onu…” yazmıştı peçeteye, tomris ile baş başa oturdukları bir rakı masasında.
diğer şairler arasında en şanssızıydı, tomris’i kendine âşık edemedi. turgut uyar’ın en samimi arkadaşlarından biriydi. tomris’e karşı saklayamadığı bir sevgi ve hayranlık besliyordu. cansever, her 15 mart’ta, tomris uyar’ın doğum gününde, yeni bir şiir yazıp yayımlayarak aşkını tekrar tekrar ilan ediyordu.
"bir adın vardı senin, tomris uyar’dı
adını yenile bu yıl, ama bak tomris uyar olsun gene
..."
tomris uyar, edip cansever için şunları söylemişti: “sevgililik ya da aşk duygusu zamanla yara alabiliyor, örselenebiliyor, bitebiliyor. bitmeyen tek aşkın gerçek ve lirik bir dostluk olduğunu edip cansever öğretti bana.”
devamını gör...

