tüm gününü normal sözlük’te geçirmek
başka uygulamalara girmeyi unutuyorum. girmiyorum değil unutuyorum direkt. bağımlı olduk iyi mi?*
devamını gör...
kafa sözlük
her şeyin çok hızlı geliştiği, yazarların kudurmuş gibi başlık açıp entry girdiği bir sözlük şu anda.
devamını gör...
en yakın arkadaşa sevgili emanet edilir mi sorunsalı
bir çocuk vardı benden hoşlanıyordu, aynı şehirde yaşamadığımız için eski en yakın arkadaşımla bana sürpriz hazırlamak için konuşmaya başlamışlardı. neyse aradan birkaç gün geçti baktım çocuk yazmıyor, ben de kıza "bak bunun da sevgisi yalan çıktı, heveslikmiş." diyerek yazmadığını anlatıyorum. iki gün sonra ne öğrendim biliyor musunuz? meğer bunlar bana sürpriz hazırlarken sevgili olmuşlar, çocuk bana o yüzden yazmıyormuş.. ilk duyduğumda şok geçirdim hahahahahahaha , kızla konuşmadım bir süre. hatta çocuk benim için gelecekken onun için gelmiş, ben markete giderken arkadaşım süslenmiş püslenmiş çocukla buluşmaya gidiyormuş ama bana "işim var" demişti.. ve aynı kızımız bunu bana iki kere yaptı ama salak ben ne yaptı? affetti. o yüzden aslaa emanet etmem sevgilimi. daha flörtken bunu yapan sevgilime neler yapmaz. o kızla konuşmama sebebim çok farklı tabii. daha sonraları ona çok "sen elimden aldın, ayarttın kaç kişiyi." dedim şakayla karışık.
değişik olaylar, koyverdim artık. iki arkadaşım var yetiyor, onların bana bunu yapmayacağını biliyorum çünkü.
değişik olaylar, koyverdim artık. iki arkadaşım var yetiyor, onların bana bunu yapmayacağını biliyorum çünkü.
devamını gör...
cephede savaşır gibi seri tanım giren yazar
(bkz: bir zamanlar herkes)
sonra birilerinin hedefi olur ve soğutma işlemi yapılarak yazar uzaklaştırılır.
sonra birilerinin hedefi olur ve soğutma işlemi yapılarak yazar uzaklaştırılır.
devamını gör...
evli çiftlerin osurması
patır kütür osuran , orkestra şekilde osuran çiftlerimiz de vardır. çok uyumlular seviyoruz kendilerini.
devamını gör...
girift radyo yayını
didem madak şurada doğdu burada büyüdü öğrenimini o okulda tamamladı demeyeceğim. çünkü google hazretleri yetkili bu konuda.
gelelim şiirleriyle tanıdığımız didem madak'a. hani bazıları der ya "şiir ne abi" boş iş bunlar. değil işte. her kelimesi yaşanmışlık dolu. 13 yaşında annesini kanser sebebiyle kaybeden bir çocuk. annesinin ölümüyle başkasıyla evlenen bir baba ve çocuklarından kopuş. sonra evden kaçış. timur bey ile tanışması, evliliği her şey şiirlerinde. sonra füsun. ahh füsun, aynı annesi. sonra kanserle uğraşan didem madak, hastaneler, ilaçlar. hepsi şiirde. çoğumuzun hayatında. ben çok içselleştirdim, kendimi bulduğum çok dizesi oldu. sizlerin de olduğunu biliyorum. onun için didem madak.
edit: anlat kırkyama ne anlatıyorsan anlat.*
gelelim şiirleriyle tanıdığımız didem madak'a. hani bazıları der ya "şiir ne abi" boş iş bunlar. değil işte. her kelimesi yaşanmışlık dolu. 13 yaşında annesini kanser sebebiyle kaybeden bir çocuk. annesinin ölümüyle başkasıyla evlenen bir baba ve çocuklarından kopuş. sonra evden kaçış. timur bey ile tanışması, evliliği her şey şiirlerinde. sonra füsun. ahh füsun, aynı annesi. sonra kanserle uğraşan didem madak, hastaneler, ilaçlar. hepsi şiirde. çoğumuzun hayatında. ben çok içselleştirdim, kendimi bulduğum çok dizesi oldu. sizlerin de olduğunu biliyorum. onun için didem madak.
edit: anlat kırkyama ne anlatıyorsan anlat.*
devamını gör...
vanderwaals
kamp yapmak başlığındaki az ve öz tanımlaması ile günün ünlüsü yazarımız olmuştur.
devamını gör...
yurt dışına çıkış harcı
ecevit zamanında başlamıştı. yeni gelenler iptal ederler belki dedik ama, katlanarak devam ediyor. bakalım belki tayyipten sonra gelenler iptal eder.
devamını gör...
bilinmeyen bir kadının mektubu
stefan zweig ile tanıştığım ilk kitap: bilinmeyen bir kadının mektubu (kitap).
kutsal olan aşkın insanın kısacık yaşamı içerisinde ne denli keskin ve paha biçilemez derecede acı verici olduğunu haykırır. kişinin kendine duyduğu saygı ve onuru aşkın yanında değersizdir belki. insan o kadar eğilir ki ayağa kalkamaz eğildiği kişi karşısında.
aşk için yaşamış, aşk için doğmuş bir kimseden bahsediyoruz. (kendi tarifiyle diyebilirim sanırım...) karşılıksız verilen, kutsallık atfedilebilen o pürüzsüz doğaya sahip -her şartta ve her zamanda varlığı korunacak olan- sevgisi insanın kabusunun da yegane kaynağıdır. ne denli mutsuzsan aşkın o kadar büyüktür belki. fakat kısacık insan yaşamı içerisinde süklüm püklüm gezinmek, gark olmak ne kadar doğrudur? muhtemelen insan -kısacık ömründe- bu soruyu illaki kendine sormuştur. şöyle der: "aşk için ölmeli mi? aşk için yaşanmalı mı? aşk nedir öyleyse! uğruna ölemeyeceksem, uğruna yaşayamayacaksam ve onun anısı uğruna sürünemeyeceksem niçin vardır o tarifsiz sevgi!"
bu düşünceler peşimi kovalamıştı bu kitabı okuduğum zaman. * en azından bunu anımsayabiliyorum. halen de bu düşüncelerden kurtulduğumu söylemek güç. bu kesin surette bir aşk problemidir gözümde.
insan bencil mi olmalı bizim tanınmış roman yazarı r. gibi? r. bencil miydi ki? şüphesiz epey de bencil olduğu söylenebilir. öbür taraftan herkes yaşamını bir şekilde "gerçekleştiriyor". bu da şu demek: kim nasıl mutluysa -bırakın- öyle yaşasın. seksen yaşındaki bir kadın çapkınlık yaparken mutluluk duyuyorsa, bırakın onu. o zaten mutlu. ya da en azından öyle sanıyor. ki gerçek olan önemli değildir biz insanlar için. önemli olan inanmaktır. gerçek aldatıcı, inanmak sahte olabilir. lakin inanç, gerçekten her zaman daha güçlüdür. bu bakımdan kitabımızın protagonisti her bakımdan kendince haklıydı. kendisine bir noktada yazık etmemişti. elbette kendisine inandığı aşk uğruna ruhsal ve bedensel acı çektirmesi pek de anlaşılır görünmüyor olabilir. yine de aşk bu. bütün büyüsü de bu kelimede yatıyor. halen anlayamadığımız bir konu. halen karanlıktayız belki.
kitabı beğenip beğenmememe gelirsek... pek sevdiğim söylenemez. romantizm bir noktada beni sıktı çünkü kitabın gerçekliğini zedeliyordu. rus romantizminde bunu hissetmezsiniz örneğin. fakat zweig bu gerçekçiliği tam anlamıyla sağlayamamış. yine de bir eser bu. elbette okunmasında fayda vardır ve okunmalıdır da. fakat abartılan bir kitaptır da. ülkemizde bir süredir esen zweig rüzgarından olsa gerek. *
ayrıca aşırı derecede söz tekrarı vardı ve bu beni bunalttı bazı zamanlar. sanki mektup yazarı şöyle diyordu: "çok kez söyleyeyim ki beni anlasın. anlama potansiyeline sahip birisi değil çünkü..."
diğer yandan bu tekrarlar kitabın da bir parçası. yani olmazsa olmaz da denebilir çünkü aşk duygusunu size veren bu cümlecikler, kelimecikler oluyor.
(mektup yazmayı ve okumayı seven ben, bu kitap ile mektuplara karşı biraz soğumuştur. bazı noktalarda kurguyu zedeleyici dramatikliğe rastladım ve gerçekçi olduğunu düşünemedim bir türlü. )
"çocuğum öldü, bizim çocuğumuz -şimdi dünyada, senden başka, sevebileceğim kimse kalmadı. fakat sen kimsin ki benim için? sen, beni asla, asla tanımayan, bir su birikintisinin yanından geçercesine yanımdan geçip giden, bir taşa basarcasına üstüme basan, hep, ama hep yoluna devam eden ve beni sonsuz bir bekleyiş içerisinde bırakan sen, kimsin ki benim için? "
"çocuğumuz dün öldü -sen onu asla tanımadın. hiçbir zaman, rastlantı sonucu gerçekleşen kısacık karşılaşmalarda bile bu çiçek gibi açan, küçücük canlı, şöyle bir gelip geçerken dahi olsa senin bakışların tarafından hiçbir zaman okşanmadı."
"sen, benim için- sana nasıl söyleyebilirim? bu konuda her girişim yetersiz kalır-, evet, çünkü sen benim için her şeydin, bütün hayatımdın."
kutsal olan aşkın insanın kısacık yaşamı içerisinde ne denli keskin ve paha biçilemez derecede acı verici olduğunu haykırır. kişinin kendine duyduğu saygı ve onuru aşkın yanında değersizdir belki. insan o kadar eğilir ki ayağa kalkamaz eğildiği kişi karşısında.
aşk için yaşamış, aşk için doğmuş bir kimseden bahsediyoruz. (kendi tarifiyle diyebilirim sanırım...) karşılıksız verilen, kutsallık atfedilebilen o pürüzsüz doğaya sahip -her şartta ve her zamanda varlığı korunacak olan- sevgisi insanın kabusunun da yegane kaynağıdır. ne denli mutsuzsan aşkın o kadar büyüktür belki. fakat kısacık insan yaşamı içerisinde süklüm püklüm gezinmek, gark olmak ne kadar doğrudur? muhtemelen insan -kısacık ömründe- bu soruyu illaki kendine sormuştur. şöyle der: "aşk için ölmeli mi? aşk için yaşanmalı mı? aşk nedir öyleyse! uğruna ölemeyeceksem, uğruna yaşayamayacaksam ve onun anısı uğruna sürünemeyeceksem niçin vardır o tarifsiz sevgi!"
bu düşünceler peşimi kovalamıştı bu kitabı okuduğum zaman. * en azından bunu anımsayabiliyorum. halen de bu düşüncelerden kurtulduğumu söylemek güç. bu kesin surette bir aşk problemidir gözümde.
insan bencil mi olmalı bizim tanınmış roman yazarı r. gibi? r. bencil miydi ki? şüphesiz epey de bencil olduğu söylenebilir. öbür taraftan herkes yaşamını bir şekilde "gerçekleştiriyor". bu da şu demek: kim nasıl mutluysa -bırakın- öyle yaşasın. seksen yaşındaki bir kadın çapkınlık yaparken mutluluk duyuyorsa, bırakın onu. o zaten mutlu. ya da en azından öyle sanıyor. ki gerçek olan önemli değildir biz insanlar için. önemli olan inanmaktır. gerçek aldatıcı, inanmak sahte olabilir. lakin inanç, gerçekten her zaman daha güçlüdür. bu bakımdan kitabımızın protagonisti her bakımdan kendince haklıydı. kendisine bir noktada yazık etmemişti. elbette kendisine inandığı aşk uğruna ruhsal ve bedensel acı çektirmesi pek de anlaşılır görünmüyor olabilir. yine de aşk bu. bütün büyüsü de bu kelimede yatıyor. halen anlayamadığımız bir konu. halen karanlıktayız belki.
kitabı beğenip beğenmememe gelirsek... pek sevdiğim söylenemez. romantizm bir noktada beni sıktı çünkü kitabın gerçekliğini zedeliyordu. rus romantizminde bunu hissetmezsiniz örneğin. fakat zweig bu gerçekçiliği tam anlamıyla sağlayamamış. yine de bir eser bu. elbette okunmasında fayda vardır ve okunmalıdır da. fakat abartılan bir kitaptır da. ülkemizde bir süredir esen zweig rüzgarından olsa gerek. *
ayrıca aşırı derecede söz tekrarı vardı ve bu beni bunalttı bazı zamanlar. sanki mektup yazarı şöyle diyordu: "çok kez söyleyeyim ki beni anlasın. anlama potansiyeline sahip birisi değil çünkü..."
diğer yandan bu tekrarlar kitabın da bir parçası. yani olmazsa olmaz da denebilir çünkü aşk duygusunu size veren bu cümlecikler, kelimecikler oluyor.
(mektup yazmayı ve okumayı seven ben, bu kitap ile mektuplara karşı biraz soğumuştur. bazı noktalarda kurguyu zedeleyici dramatikliğe rastladım ve gerçekçi olduğunu düşünemedim bir türlü. )
"çocuğum öldü, bizim çocuğumuz -şimdi dünyada, senden başka, sevebileceğim kimse kalmadı. fakat sen kimsin ki benim için? sen, beni asla, asla tanımayan, bir su birikintisinin yanından geçercesine yanımdan geçip giden, bir taşa basarcasına üstüme basan, hep, ama hep yoluna devam eden ve beni sonsuz bir bekleyiş içerisinde bırakan sen, kimsin ki benim için? "
"çocuğumuz dün öldü -sen onu asla tanımadın. hiçbir zaman, rastlantı sonucu gerçekleşen kısacık karşılaşmalarda bile bu çiçek gibi açan, küçücük canlı, şöyle bir gelip geçerken dahi olsa senin bakışların tarafından hiçbir zaman okşanmadı."
"sen, benim için- sana nasıl söyleyebilirim? bu konuda her girişim yetersiz kalır-, evet, çünkü sen benim için her şeydin, bütün hayatımdın."
devamını gör...
yaran nickler
devamını gör...
aziz nesin
oğlu ali nesin’in izmir selçuk’da bir matematik köyü bulunmaktadır.
bu köyde bütün işler, (yemek,bulaşık,temizlik vb.) imece usulü yapılmaktadır.
bu köyde bütün işler, (yemek,bulaşık,temizlik vb.) imece usulü yapılmaktadır.
devamını gör...
piknik yaptıktan sonra çöpünü doğaya bırakan insan
piknik dönüşü çöpüyle beraber doğada öylece bırakılması gereken kişi.
ya da vazgeçtim; çöpü orada onunla bırakmayın.
ya da vazgeçtim; çöpü orada onunla bırakmayın.
devamını gör...
poyraz karayel
bir polis olan poyrazın oğlunun vesayetini tekrar almak için amirin teklifi ile mafyanın içine girerek bilgi aktarmasıdır. tabi mafyanın kızına aşık olarak işler sarpa sarar.
--- alıntı ---
“aklın esir, ruhun köle, hayallerin mahkum. sen mi özgürsün! lan kendinize gelin be kendinize! adamı deli etmeyin! kime ne anlatıyorum ben! kandırıyoruz! özgürlestikce köleleşiyoruz! cep telefonlarınız, akbilleriniz, internetiniz var. algınız yerle yeksan! adına teknoloji denen uyuşturucunun müptelası olmuşsunuz! filmleriniz pespaye! romanlarınız barkodlardan ibaret! şiirleriniz plastik!”
--- alıntı ---
--- alıntı ---
“aklın esir, ruhun köle, hayallerin mahkum. sen mi özgürsün! lan kendinize gelin be kendinize! adamı deli etmeyin! kime ne anlatıyorum ben! kandırıyoruz! özgürlestikce köleleşiyoruz! cep telefonlarınız, akbilleriniz, internetiniz var. algınız yerle yeksan! adına teknoloji denen uyuşturucunun müptelası olmuşsunuz! filmleriniz pespaye! romanlarınız barkodlardan ibaret! şiirleriniz plastik!”
--- alıntı ---
devamını gör...
kendimizde değişik bulduğumuz bazı durumlar
-"can" ismi ile uyarlanan isimler bana daha sempatik, tatlı geliyor. kanım kaynıyor nedense.
-diyarbakırlıları seviyorum. mutlaka yakın bir arkadaşım olmalı. onların yemeklerini, kültürlerini, konuşma biçimlerini, ninelerini, dedelerini yakından tanımak istiyorum. karış karış gezmek istiyorum oraları.niçin diyarbakırlılar? 1 kişi tanıdım diyebilirim sebebi o galiba.
- cansız varlıkları canlılara göre özellikle insanlar grubu olarak daha çok seviyorum. misal ayıcığım, hep gülümsüyor, bir tanem. kesinlikle herkesin bir tane sarılacağı, öpeceği ayıcığı olmalı. ayıcık da diyarbakırlı. benim bu şehre zaafım var bence.
- ahmed arif, nazım hikmet, özdemir asaf ile öldüğümde sevgili olmak istiyorum. özellikle nazım hikmet ile. ben razıyım onun biriciği olmamaya. sevdiceği grubuna girsem çok mutlu olabilirim.
-diyarbakırlıları seviyorum. mutlaka yakın bir arkadaşım olmalı. onların yemeklerini, kültürlerini, konuşma biçimlerini, ninelerini, dedelerini yakından tanımak istiyorum. karış karış gezmek istiyorum oraları.niçin diyarbakırlılar? 1 kişi tanıdım diyebilirim sebebi o galiba.
- cansız varlıkları canlılara göre özellikle insanlar grubu olarak daha çok seviyorum. misal ayıcığım, hep gülümsüyor, bir tanem. kesinlikle herkesin bir tane sarılacağı, öpeceği ayıcığı olmalı. ayıcık da diyarbakırlı. benim bu şehre zaafım var bence.
- ahmed arif, nazım hikmet, özdemir asaf ile öldüğümde sevgili olmak istiyorum. özellikle nazım hikmet ile. ben razıyım onun biriciği olmamaya. sevdiceği grubuna girsem çok mutlu olabilirim.
devamını gör...
geceye bir söz bırak
when the power of love overcomes the love of power, the world will know peace.
(bkz: jimi hendrix)
(bkz: jimi hendrix)
devamını gör...
boop
kendisi genel kültür seviyesi yüksek, görmüş geçirmiş bir yazardır. muhabbet etme şansımız oldu ve birçok noktada farklı bakış açıları edinmemi sağladı. iyi ki aramızda.
devamını gör...
durian
güneydoğu asya; malezya, tayland ve vietnam kökenli olan duryan meyvesi, lezzeti ve faydalarıyla dikkat çekiyor. ancak lezzetinden daha çok kötü kokusuyla biliniyor. öyle ki duryan meyvesinin kamusal ve kapalı alanlara sokulmasına izin verilmiyor.
meyvenin dış kabuğundaki boynuzu andıran küçük çıkıntılar ilk bakışta dikkat çekiyor. damak tadınıza göre bu meyvenin hastası olmanız ya da sevmemeniz mümkün.
kaynak
meyvenin dış kabuğundaki boynuzu andıran küçük çıkıntılar ilk bakışta dikkat çekiyor. damak tadınıza göre bu meyvenin hastası olmanız ya da sevmemeniz mümkün.
kaynak
devamını gör...
toplardamar
vücutta kirli kanın taşındığı ,çapı en geniş olan damardır. vücudun üst kısımlarından kalbe yerçekimi ve arkadaki kanın öndeki kanı itmesiyle kolayca ulaşırken vücudun alt kısımlarında yerçekimine karşı iş yapıldığı için kapakçıklar bulunur. kapakçıklar, kan kalbin sağ kulakçığına doğru yol alırken geriye doğru gitmesin diye arkasından kapanır . ayrıca sağ kulakçıktan gelen emme kuvveti de vücudun alt kısımlarından gelen kanın kalbe ulaşmasında etkilidir.
devamını gör...
salına salına sinsice
tarkan'ın ölürüm sana albümünden bir şarkı. ne albümmüş be, resmen tarkan efendinin millete dilli milli dalma isteğini dinlemişiz tüm albüm boyunca. neyse.
bu şarkıda da tarkan bir esmer güzelinin belindeki kemer, saçındaki toka falan olmak ister.
bu şarkıda da tarkan bir esmer güzelinin belindeki kemer, saçındaki toka falan olmak ister.
devamını gör...
sevdiği halde vazgeçen insan
yok böyle bir şey. vazgeçiyorsa haklı nedeni yoktur, sevmiyordur yeterince. seven vazgeçmez. diğer sığınılan her bahane teferruattır. bitti gitti. the end.
devamını gör...