161.
yalnızlık bir yağmura benzer,
yükselir akşamlara denizlerden
uzak, ıssız ovalardan eser,
ağar gider göklere, her zaman göklerdedir
ve kentin üstüne göklerden düşer.
erselik saatlerde yağar yere
yüzlerini sabaha döndürünce sokaklar,
umduğunu bulamamış, üzgün yaslı
ayrılınca birbirinden gövdeler;
ve insanlar karşılıklı nefretler içinde
yatarken aynı yatakta yan yana:
akar, akar yalnızlık ırmaklarca.
rainer maria rılke
çeviren : behçet necatigil
yükselir akşamlara denizlerden
uzak, ıssız ovalardan eser,
ağar gider göklere, her zaman göklerdedir
ve kentin üstüne göklerden düşer.
erselik saatlerde yağar yere
yüzlerini sabaha döndürünce sokaklar,
umduğunu bulamamış, üzgün yaslı
ayrılınca birbirinden gövdeler;
ve insanlar karşılıklı nefretler içinde
yatarken aynı yatakta yan yana:
akar, akar yalnızlık ırmaklarca.
rainer maria rılke
çeviren : behçet necatigil
devamını gör...
162.
çehov'un dediği gibi :''bir süreliğine yalnız kalmak tehlikelidir ve bağlılık yapar . çünkü ne kadar huzurlu olduğunu görünce artık insanlarla uğraşmak istemezsiniz .''
devamını gör...
163.
sanılanın aksine onlarca insanın yanında bile kişinin kendini bir başına hissedebileceği bir durumdur.
devamını gör...
164.
yalnız olduğunu farketmeyen insanlar, yalnız olduğunu hissetmezler. yani yazar burada demek istiyor ki biraz farkındalık size biraz yalnızlık verir. herkes kendi bedenine hapsolmuştur ve iki kafa arasındaki uzaklık, kafaları tokuşturunca sıfır olmaz. ilk cümleyi ben uydurdum ayrıca öyle bir yazar yok.
devamını gör...
165.
tek başıma kalınca yalnız olamıyorum.
devamını gör...
166.
son zamanlarda çok derinden hissettiğimdir. yanlış anlaşılmasın, arkadaşım vs olmadığından değil. ama kimsenin aslında o kadar da sandığım gibi olmadığını gördükçe herkesten öylesine soğuyup hislerimi, düşlerimi ve düşüncelerimi öylesine kendi içimde yaşar oldum ki bazen bu durum cidden nefesimi kesiyor, boğulduğumu hissediyorum.
devamını gör...
167.
sigara külü kadardır yalnızlık.
devamını gör...
168.
169.
çiçek solarken kendi sapına eğilir.
bilirsin, yalnızlık budur.
sezai karakoç
bilirsin, yalnızlık budur.
sezai karakoç
devamını gör...
170.
yalnız kaldınız sanırsınız,
biliyorum.
yalnız bırakılmışsınız,
biliyorum.
ötesi yok.
biliyorum.
yalnız bırakılmışsınız,
biliyorum.
ötesi yok.
devamını gör...
171.
yalnızlığı bitki çayı gibi hep avuçlarımda demliyorum (bkz: kolpa)
devamını gör...
172.
yalnızlık iyidir ama ta ki kötü düşüncelere dalana kadar. bi kere daldı öı başkası olmadan çıkamıyor insan. güneşin doğması bile sinir ediyordu beni.
devamını gör...
173.
nasıl olsa üniversiteye başlıycam yeni bir ortam, yeni insanlar diyerek lisedeki arkadaşlarımla aramın açılmasını dert etmeyip, iletişimi koparmamak için çabalamayıp, pandeminin de bitmemesiyle ulaştığım sonuçtur.
devamını gör...
174.
güzeldir. kendime en yakın olduğum andır. ilerde kaybetmekten korktuğumdur.
devamını gör...
175.
yalnızlık,
kendine karşı dürüst davrandığın andır. bir süre sonra yaşam desteğin olur..
çayını karıştırırken çıkan sesin, evin her yerine dağılmasıdır.
ne kitaplar okumuş, ne şiirlerden geçmiş, ne aforizmaların tadına bakmıştım da, gelip bu sözde içerlemiştim.
bir şiirde “ah şu yalnızlık kemik gibi, ne yana dönsen batar.” diyordu.
yine de bu kadar acıtmıyordu.
otuz beş yaşında bir adam, yarım yüzyılı geride bırakmaya hazırlanırken; yorgunluğundan, hastalığından, kandırılışlarından, kaybedişlerinden değil de, yalnızlığından şikâyet ediyordu.
“mahalle arasında düğün yapmıyor artık kimseler. sokağın ortasına sandalyeleri dizseler, dizilip otursalar da, izlesem keşke…”, dedi.
eğlence çıkarmak istiyordu anlaşılan kendine.
samimi olan diğer her şey gibi, mahalle düğünleri de azalarak bitti.
“elimize bir avuç tuzlu çekirdek alır, balkondan izlerdik.”, dedim.
ortak oldum hayaline. yalnızlığına eşlik edemiyordum belki, onunla birlikte yalnız kalamıyordum. en azından hayaline eşlik etmeliydim.
muzırca gülümsedi.
koşarak şantörün elinden mikrofonu kapıp, şarkı söylemeye heveslenen çocuklar gibi
birine gülümsemek, bazen onu daha mavi bir gökyüzü ısmarlamaktı sanki
işi bitmiş, içi geçmiş eski evlerin birinde oturuyordu ve hayat ondan bihaber sürüp gidiyordu.
kimi insan 20 yaşında ölüyor, tüm şartlar elverişli olmasına rağmen 80 yaşında gömülüyordu.
sahi, neydi onu bu kadar yaşamaktan soğutan onu?
uzaklaştıran, korkutan, yalnızlaştıran, kendi kabuğuna çekilmeye iten ne olabilirdi?
21.yüzyıl insanlarının temel sorunu ‘yaşayamamak’ diyordu geçenlerde bir yazar.
insana özgü bir sorundur da diyordu, yaşayamamak
gerçekten yaşıyor muyuz?
gerçekten yaşıyor musunuz?
bazılarımız belki biraz
sol kaburgamın altında bir yaram var, ne zaman biri gelip kabuğunu kaldırırsa, o zaman hissediyorum yaşadığımı.
diğer anların hepsi, yalnızca fotoğraf çekmek için bir araya getirilen nesneler gibi
kimimiz kendi evimizde yalnızız, kimimiz kalabalıklar içerisinde.
bir şekilde yalnızız işte.
biri gelip de yaramızın kabuğunu kaldırana kadar, bihaberiz yaralandığımızdan bile.
fanusun içerisine biriktirdiği deniz kabukları ilişti gözüme.
yalnızlığını onlarla taçlandırıyordu belli ki
sahi, nereden toplamıştı bu kadar deniz kabuğunu? hangi yaralardan sonra oluşurdu bu kabuklar?
denizin de yarası yalnızlığıydı belki de kıyısına giden önce insana rağmen
kim birinin yara izlerini toplayıp, getirir koyardı ki fanusun içine?
ilk kez ürperdim uçsuz bucaksız gözüken sahili düşününce
sahi, bu kadar gizli yarayı kim açmıştı denize?
kendine karşı dürüst davrandığın andır. bir süre sonra yaşam desteğin olur..
çayını karıştırırken çıkan sesin, evin her yerine dağılmasıdır.
ne kitaplar okumuş, ne şiirlerden geçmiş, ne aforizmaların tadına bakmıştım da, gelip bu sözde içerlemiştim.
bir şiirde “ah şu yalnızlık kemik gibi, ne yana dönsen batar.” diyordu.
yine de bu kadar acıtmıyordu.
otuz beş yaşında bir adam, yarım yüzyılı geride bırakmaya hazırlanırken; yorgunluğundan, hastalığından, kandırılışlarından, kaybedişlerinden değil de, yalnızlığından şikâyet ediyordu.
“mahalle arasında düğün yapmıyor artık kimseler. sokağın ortasına sandalyeleri dizseler, dizilip otursalar da, izlesem keşke…”, dedi.
eğlence çıkarmak istiyordu anlaşılan kendine.
samimi olan diğer her şey gibi, mahalle düğünleri de azalarak bitti.
“elimize bir avuç tuzlu çekirdek alır, balkondan izlerdik.”, dedim.
ortak oldum hayaline. yalnızlığına eşlik edemiyordum belki, onunla birlikte yalnız kalamıyordum. en azından hayaline eşlik etmeliydim.
muzırca gülümsedi.
koşarak şantörün elinden mikrofonu kapıp, şarkı söylemeye heveslenen çocuklar gibi
birine gülümsemek, bazen onu daha mavi bir gökyüzü ısmarlamaktı sanki
işi bitmiş, içi geçmiş eski evlerin birinde oturuyordu ve hayat ondan bihaber sürüp gidiyordu.
kimi insan 20 yaşında ölüyor, tüm şartlar elverişli olmasına rağmen 80 yaşında gömülüyordu.
sahi, neydi onu bu kadar yaşamaktan soğutan onu?
uzaklaştıran, korkutan, yalnızlaştıran, kendi kabuğuna çekilmeye iten ne olabilirdi?
21.yüzyıl insanlarının temel sorunu ‘yaşayamamak’ diyordu geçenlerde bir yazar.
insana özgü bir sorundur da diyordu, yaşayamamak
gerçekten yaşıyor muyuz?
gerçekten yaşıyor musunuz?
bazılarımız belki biraz
sol kaburgamın altında bir yaram var, ne zaman biri gelip kabuğunu kaldırırsa, o zaman hissediyorum yaşadığımı.
diğer anların hepsi, yalnızca fotoğraf çekmek için bir araya getirilen nesneler gibi
kimimiz kendi evimizde yalnızız, kimimiz kalabalıklar içerisinde.
bir şekilde yalnızız işte.
biri gelip de yaramızın kabuğunu kaldırana kadar, bihaberiz yaralandığımızdan bile.
fanusun içerisine biriktirdiği deniz kabukları ilişti gözüme.
yalnızlığını onlarla taçlandırıyordu belli ki
sahi, nereden toplamıştı bu kadar deniz kabuğunu? hangi yaralardan sonra oluşurdu bu kabuklar?
denizin de yarası yalnızlığıydı belki de kıyısına giden önce insana rağmen
kim birinin yara izlerini toplayıp, getirir koyardı ki fanusun içine?
ilk kez ürperdim uçsuz bucaksız gözüken sahili düşününce
sahi, bu kadar gizli yarayı kim açmıştı denize?
devamını gör...
176.
insanın kendine zaman ayırdığı zaman dilimi.
devamını gör...
177.
kaybedince çok özleniyor, aile evinde de mümkün olmuyor maalesef.
devamını gör...
178.
yalnızlık: bir ihtiyaçtır. kararında yaşayacaksın. aksi halde yaşayan dünyayı öldürmek niye ?
devamını gör...
179.
ara ara gerekli olan,ancak kronikleştiğinde ölümle sonuçlanabilecek olan bir yaşam alanı.
devamını gör...
180.
kafa sözlükte tanım girmeye başlamamın sebebidir.
devamını gör...
