5441.
geçen hafta laboratuvar dersinde öğrencilere gram boyamayı ve bakterilerin boyama sonrası nasıl göründüklerini öğretip uygulama eğitimi yaptırdık. meraklısına hikayenin detaylarını aşağıda veriyorum


temel olarak bilinmesi gereken şey şu: bakteriler bu yöntemle ya pembe ya mor boyanır. göreceğiniz iki renk var.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

elim değmişken ucundan mantığını da anlatayım. mor olanlara gram pozitif, pembe olanlara gram negatif diyoruz. bu da tamamen bakterinin hücre duvar yapısı farklılığından kaynaklanıyor. alttaki figürde görüldüğü gibi gram pozitif olanlar kaffffam kadar kalın duvara sahipken negatifler incecik duvara sahip. kalın duvar boyayı daha güçlü tutar, o yüzden ilk uygulanan mor boyayı bırakmaz, işlem sonunda mor görünür. pembe olan daha güçsüz olduğu için alkol uygulanınca mor boyayı bırakır, renksiz olduğu için görünmez olur. görmek için pembeyle boyarız. temel prensip bu şekilde.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

bir de bakterilerin şekilleri var: yuvarlak, çubuk, virgül, tirbüşon vs. tabi biz bunlara halk arasındaki isimlerinden farklı olarak bazı terimlerle sesleniyoruz. yuvarlak olanlar "kok" (coccus. çoğul olursa cocci), çubuk gibi olanlar "basil" (bacillus. çoğulu da bacilli) ama buna dinozor hocalar çomak diyor. bu çomağa tutunun, geri döneceğim. bir de ikisinin arası var, tam yuvarlak değil ama basil kadar uzun ince birol dayım da değil. arada derede olan bunlar da "kokobasil" (bunun latincesini kendiniz bulursunuz. mantığı çözdünüz bence. tekilse -us çoğulsa -i). aha da şöyle

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

uygulama yaptırınca öğrenciye mikroskopta ne gördüğünü soruyorum pek tabii. istediğim cevap tam olarak şu: gram (pozitif veya negatif, birini seçecek rengine göre) (kok, basil veya kokobasil, yine gördüğü şekle göre) şekilli bakteriler görüyorum. örneğin gram pozitif koklar görüyorum. bu kadar bak. vallahi.



canım öğrencilerime kokla basil arasındaki farkı da anlatamadım, gram pozitifle negatif arasındaki farkı da anlatamadım. en son 2 tane erkek öğrenci bulup league of legends oynayıp oynamadıklarını sordum, oynuyorlarmış. ryze oynuyor birisi, süper. dedim ki ryze'ın core itemlarından biri asırlık sopa. ingilizcesi rod of ages. bakın bizim dinozor hocalarımız çomak diyor ya, yabancı da basile rod diyor. rod ne, değnek demek. çubuk, asa, değnek, sopa, ne dersen de şekli aynı ince uzun dikdörtgen bişey.

adamlara lol üzerinden bakteri şekli anlattım. kırk yıl düşünsem lol oynamanın işe yarayacağı aklıma gelmezdi.
devamını gör...
5442.
kara murat benim!
devamını gör...
5443.
yok gençler kimse kimseye aşkını itiraf etmemiş..

sonra yine gelelim.
devamını gör...
5444.
insanların ter kokusundan ve ağız kokusundan iğreniyorum. bir ağız şapırdatan insanlardan duble iğreniyorum.
devamını gör...
5445.
babamin araba surmesinden nefret ediyorum. gerekli gereksiz hiz ile degisik manevralar yapiyo kac yasinda adam. can guvenligim yokmus gibi hissediyorum ya yaninda. kalbim agzimda atiyo. ben bu adamin rahatligindan biraz bile bisey alamadim. bisey olmazmis. aynn kanka biz kimiz ki bize bisey olmaz
devamını gör...
5446.
tamiri imkansız olan saatin düzelmesini istiyorum.
devamını gör...
5447.
ilk ve tek apoletimi kendi hakkımla kazanmadım, şans çarkından geldi.
ve kendimi o apolete ait hissetmiyorum çünkü benden çok uzaklarda bir yerde bir apolet.
ben ve sosyallik?
milkşeyh ve sosyal olmak?

okulda sosyalleşme konusunda problem yaşadığım için sınıftakileri kötü etkilediğimi düşünen hocama bu apoleti gösterebilir miyim lütfen? nolurrr.
kaybettiğin öğrenciye dön bir bak istedim temalı.

neyse , sosyal apoletine sahip olabilmek için fazla şey birisiyim.
içine kapanık desem olabilir, çekingen desem belki, yalnızlığa bağımlı olabilir, muhabbetim sarmaz , insanlardan koşarak kaçarım falan.

bunu itiraf etmem gerekiyordu çünkü hile yapmış gibi olmak istemedim.
ben bu apolete layık değilim.
sorun sende değil, bende.
devamını gör...
5448.
arkadaşım kaza geçirmiş, üzüldüm.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...
5449.
bir yerde okumuştum insanının kalbi kırılınca saçı beyazlarmış diyordu durup düşününce haklı geldi...
devamını gör...
5450.
acıklı her şarkı dinlediğimde aklıma annem geliyor. bir eylül günü ebediyete uğurladığım annem. yüzüne, sesine hasret kalarak kaybettiğim annem. içimde derin bir boşluk var, öyle böyle bir boşluk değil.
devamını gör...
5451.
giyinmeden yattigimda inanilmaz terliyorum bu yuzden ustumu ortmuyorum
devamını gör...
5452.
ben evlenmek istiyorum. tanrım lütfen bu isteği içimden al.
devamını gör...
5453.
son dokuz seneden kazımak istiyorum kendimi, o derece nefret ettim.
devamını gör...
5454.
espressolab'in genel mudur yardimcisiyim. evet.
devamını gör...
5455.
mod 11 benim.
devamını gör...
5456.
çok sıkılıyorum sırf o yüzden sözlükten saracak insan arıyorum. hastane masrafları tarafımdan karşılanacaktır.
devamını gör...
5457.
kendi yaramı sarıp sürekli geri gelemem
sana gelmedim yazmayı sevdiğimden açtım geri.
sen de istediğini yaz sorun değil ben yeterince zeldalaştım bu hususta zaten.
seni muhattapsız bırakıyorum çünkü daha konuşursam dağılırım.
bu da tek açıklamamdır.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...
5458.
elim yok...
elimden tutan yok.
tutunacak bir dal da bilmem. ellerim yok. parmaklarımın arasından kayıp giden bir şey ler bile yok. serçe parmağım yitik, işaret parmağımdan haber yok, avuçlarım ezik.. elim yok; elim olsa bile boş.. tutamam, kavrayamam.
ne avucumda avunacak bir şeyim, ne elde tutmak istediğim. ellerim yok. ellerim elim de değil.
elim yoktu, sen elimden tuttun.

sağırım...
bir haber yok, kötüsü bile. sesler uzak, müzik yabancı, ahenk dargın.
işitemiyorum. kulaklarım yok. bana sen kulak verdin.
ben müziği bilmezken, ben rüzgârın ve denizin sesini işitmezken, ben sağır iken, beni sen işittin, arzularıma sen kulak verdin, iç çekişlerimi sen duydun.
sağırdım bana bir sen kulak verdin.
devamını gör...
5459.
nicki kedili ve epi bir şey bir şey diye olan tüm yazarları aynı yazar sanıyorum.
daha doğrusu farklarını anlamıyorum.
devamını gör...
5460.
en yakın arkadaşım (27) düzenli aralıklarla evden kaçıyor ya da kaçtığını sanıyor. evden kaçtığını da annesinin her seferinde beni aramasından öğreniyorum ve yine her seferinde "hayır yine ve yeniden benim yanımda değil, evet nerde olduğu hakkında en ufak bir bilgim yok bla bla teyze" diyerek telefonu kapatıyorum. ucu bucağı olmayan sonsuz bir döngü bu. ne arkadaşım evden kaçmaktan vazgeçiyor ne de annesi benim yanımda olmadığını bildiği halde beni aramaktan vazgeçiyor. iş çocuk oyuncağına döndü. işin tek iyi yanı polisi de arayıp meşgul etmiyorlar. çünkü neden? polis de benim! müge anlı'da benim! güzin abla da! hatta o gidilmemesi gereken mervelerde benim!

artık ana-kızın kasıtlı olarak bunu yaptığını düşünmeye başladım. önce kendi aralarında kavga ediyorlar, sonra kız evden kaçıyor ya da anne evden kızı kovuyor ve kız kaçıran anne, egosunu tatmin etmek için kızını arıyor. ikisi de bu durumu tüm ilgi ve alakayı üstüne çekebilmek için kullanıyor. bu kaçma eyleminin ilk amatör aşamasında olduğum zamanlar (2022) ikisi için endişelenmemden keyif alıyorlardı. "3k" yani kaçakçılık, kaypakçılık ve kayıpçılık şube birliğinin çömezleri arasında ustalığıma yalnız 5 başarısız kaçma eylemi kalmışken, sağ olsun arkadaşım ve çok güzide anası sayesinde terfi etmem 1 senemi aldı.

onca başarısız kaçma olayında monkey okaaağğğn'ı zıplatsan gözü açılırdı, benim gözüm de açılmıyordu. ana-kızın arasında maşa olmuştum. hangisi eline alırsa ona şıklıyordum.

bazen müfettiş gadget edasıyla taştaş geçip "nereye gitmiş olabilir bu kız? annesi kızını kaçırmış ola. olamaz tabi gerizekalı aynı evde yaşıyor bunlar"... derken buluyordum kendimi. 2 sokak ötede çıkacağına bu sefer şaşırtıp ilçe değiştirmiş olsa ya gerizekalı diyordum kendi kendime... delilerin arasında kalmış dehanın son çırpınışları bunlar siz anlamazsınız.

sonra fark ettim ki ikisini de pohpohlamam, tatmin etmem hoşlarına gidiyordu. "evet kanka bu sefer kaçmanda haklısın ben olsam ben de evden kaçardım. evet bla bla teyze sen de haklısın, bu kaçma eylemi tatsız bir duruma evrildi bir dahakine hem döv hem kov..."

en güzel yeri ise en büyük sınavımın ortaya çıktığı sürede aramızda geçen diyaloglardı.

- yine mi kaçtın lan sen?
+ evet kanka da bu sefer teraviye gittim, namaz kıldım. sonra da caminin yanındaki parkta oturup sigara içtim.
- sen teraviye gideceğim diyerek mi evden kaçtın yoksa spontane mi gelişti tüm bunlar?
+ spontane kanka. planlarım arasında yoktu.
- he bir kaçış planın vardı yani
+ yok öyle hava almak istedim iyi geldi
- neredesin şimdi?
+ evde
- annenle konuştun mu?
+ evet kanka barıştık, sorun yok.
- iyisin değil mi lan
+ iyiyim kanka ne oldu ki

la havle diyerek koca bir sabır çekiyorum o ara.

bla bla teyze, daha apartmandan çıkmamış olan kızının kayıp haberini bana verebilmek için şimdilik telefonunu komidinin üstüne koyuyor...

büyük sınavımın ise yeni rotası hesaplanıyor...
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"yazarların itiraf köşesi" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim