1561.
''kimseler duymasın,
duymasın, ölürüm ha.
aymışam yarı gece,
seni bulmuşam sonra.
seni, kaburgamın altın parçası.
seni, dişlerinde elma kokusu
bir daha hangi ana doğurur bizi?
ruhum… mısra çekiyorum haberin olsun.
çarşıların en küçük meyhanesi bu,
saçları yüzümde kardeş, çocuksu.
derimizin altında o ölüm namussuzu…
ve ahmed’in işi ilk rasgidiyor.
ilktir dost elinin hançersizliği…
ağlıyor yeşil.

rüya, bütün çektiğimiz.
rüya kahrım, rüya zindan.
nasıl da yılları buldu,
bir mısra boyu maceram…
bilmezler nasıl aradık birbirimizi,
bilmezler nasıl sevdik,
iki yitik hasret,
iki parça can.
çatladı yüreği çakmaktaşının,
ağıyor gökkuşaklarının serinliğinde
çağlardır boğulmuş bir su…
ağıyor yeşil.''
devamını gör...
1562.
herkes gider
ne?
bilmiyor muydun sanki
sevgili kalbim!
neden hala apartman boşluğunun
gün işığı görmeyen penceresinde
kuş sesleri beklersin.
devamını gör...
1563.
sus, kimseler duymasın,
duymasın, ölürüm ha.
aymışam yarı gece,
seni bulmuşam sonra.
seni, kaburgamın altın parçası.
seni, dişlerinde elma kokusu.
bir daha hangi ana doğurur bizi?
devamını gör...
1564.
gelse de trenden

gelse de trenden ikimiz insek
camları buğulu iki tas çorba
bir kitap — çantana korkup tutunmuş
kâğıdı samandan şiiri zorba

ve o hışırdayan uykudan geçsek
sobanın ayrımsız adaletinden
çok büyük bir yağmur işte başlamış
kimse çıkmayacak bugün evinden

böyle susuyorum ben çok değiştim
sense nasıl denir – hâlâ o kızsın
dinle ağlayarak çıkrık sesini
işte şu dünyada yapayalnızsın

her neyi dilesek burada olmaz
en büyük erdemi bunun, susamak
yalar yarasını içte bir geyik
hepsi bu kadardır: adı yaşamak

süleyman çobanoğlu
devamını gör...
1565.
yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi meselâ,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani bütün işin gücün yaşamak olacak.
yaşamayı ciddiye alacaksın,
hem de o derecede, öylesine ki,
meselâ, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut kocaman gözlüklerin,
beyaz gömleğinle bir laboratuvarda
ınsanlar için ölebileceksin,
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
hem de en güzel en gerçek şeyin
yaşamak olduğunu bildiğin halde.
yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, meselâ, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak yani ağır bastığından.
diyelim ki, ağır ameliyatlık hastayız,
yani, artık o beyaz masadan hiç kalkmamak ihtimali de var.
duymamak mümkün değilse de biraz erken gitmenin kederini
biz yine de güleceğiz anlatılan bektaşi fıkrasına,
hava yağmurlu mu diye bakacağız pencereden,
yahut da yine sabırsızlıkla bekleyeceğiz
en son ajans haberlerini.
diyelim ki, dövüşülmeye değer bir şeyler için,
diyelim ki, cephedeyiz.
orda daha ilk hücumda, daha o gün
yüzükoyun kapaklanıp ölmek de mümkün.
tuhaf bir hınçla bileceğiz bunu,
fakat yine de çıldırasıya merak edeceğiz
belki de yıllarca sürecek olan savaşın sonunu.
diyelim ki, hapisteyiz,
yaşımız da elliye yakın,
daha da on sekiz sene olsun açılmasına demir kapının.
biz yine de dışarıyla beraber yaşayacağız,
ınsanları, hayvanları, kavgası ve rüzgârıyla
yani, duvarın arkasındaki dışarıyla.
yani, nasıl ve nerde olursak olalım
hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak...
bu dünya soğuyacak,
yıldızların arasında bir yıldız,
hem de en ufacıklarından,
mavi kadifede bir yaldız zerresi yani,
bu koskocaman dünyamız.
bu dünya soğuyacak günün birinde,
hattâ ölü bir bulut
yahut bir buz yığını gibi de değil,
boş bir ceviz gibi yuvarlanacak
zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız.
şimdiden acısı çekilecek bunun,
duyulacak mahzunluğu şimdiden.
böylesine sevilecek bu dünya
"yaşadım" diyebilmen için...
"yaşadım" diyebilmen için...
"yaşadım" diyebilmen için...
"yaşadım" diyebilmen için...
için, için...
"yaşadım" diyebilmen için...
"yaşadım" diyebilmen için...
"yaşadım" diyebilmen için...
için, için...
devamını gör...
1566.
herkesin bir umudu vardır.
bir savaşı, bir kaybedişi.
bir acısı, bir yalnızlığı,
bir hüznü..

çünkü herkesin bir gideni vardır,
içinden bir türlü uğurluyamadığı..
turgut uyar
devamını gör...
1567.
kibar hırsızın türküsü

anamın ipiyle indim gökdelen damınızdan
kelebek gibi girdim kelebek camınızdan
taksinize mülkünüze dairenize...
heceleyerek üzerinde ayak ve el uçlarımın
belledim seyyarenizi ve kelimelerinizi...
gözlerinize baktım, mukaddes ciltlerinize, büfelerinize
vesairenize...
şiir fenerimle de baktım, son çığlık!
aşk yokmuş sizde beş paralık!
gidiyorum ben boşçakallar
sıçmışım ortalık yerinize
kıçımın fosforuyla aydınlanın siz artık

can yücel
devamını gör...
1568.
bunu okuyunca lisede şiir yazdığım aklıma geldi, beş milyon tane şiirin içinden en az aşk temalı olanı sizlere sunuyorum.

"koca bir çınar yaşındayım dün,
köklerim dünyanın bir ucundan diğer ucuna.
en kurak topraklarına uzamış dallarım;
daha gür hayat ağacından,
ve daha anaç gövdem.

kurumaya yüz tutuyor tüm inandıklarım.
susuz dualar ediyorum tanrılara.
tanrılar minnet duyuyor.
dualar ediyorum, su yok.
ertesi gün, boğuluyor tüm tanrılar.
minnet duyuyorum.

iki japon balığı ile bir fanusun içinde yaşıyorum.
insanlar yadırgıyor.
bir sene dolmadan balıklar peş peşe ölüyor.
iki altın sarısı kuyruk bırakıyorlar bana.
iki çift de yüzgeç.
fakat artık balık olmak istemiyorum.
yüzgeçleri ve kuyrukları bağışlıyorum."

-liseli yamukyan
devamını gör...
1569.
aşk kalbimi yakan bir volkan gibidir
en sevdiğim tatlı kazandibidir
leyla sev beni sokma müşküle
gel kaşık atalım iki tabak keşküle
(bkz: tosun paşa)
devamını gör...
1570.
aşk dedik yemedi,
sevişelim dedik gelmedi.
başka bir fuckbuddy buldum,
ilişkimi dert etti.

ev boş dedim
liminal fobim var dedi,
alkol ve müzik dedim,
okuldan ablalara gidiyorum dedi,
takke taktım beraber kılalım dedim.
yolculuk pensilvanya dedi.
devamını gör...
1571.
kopmamış birer çığlık diyesilerdi bize
verilmemiş birer söz
daha hiç çıkılmamış
birer iskeleydi bedenlerimiz
alnımız birer sayıltı
azalarımız yerli yerine çakılmamıştı
bir çift göz,bir yumruk yürek arasında
darma dumandık..
ismet özel
devamını gör...
1572.
allahın bol
yoksulluğun kol gezdiği
babanın gurbet
ananın ağıt düzdüğü
ve öküzün örümcekle çiftleştiği yerlerin birinde
doğdum
arttı kaşık
bir eklendi
mutlu günlerin dışında
ekmek kavgasının içinde doğdum
tutsak sabahlar yaşadım masmavi özlemlere
kandım
artmadı bulgur
kavak yapraklarında sakız gibi güneşler
ve yitik bereketler ardında çırılçıplak
düşlerde savrulup gitti çalınmış
çocukluğum
gezdim
sevdim
okudum
topraktan kaldırıp ellerimi
alnıma koydum
yangın yerlerinde güneşe karşı
öfkeyle gülen gözler
yıpranmış yalın eller
ve kitaplar çekmiş perdeleri kapkara gördüm
birden bire bölündü yol
öğütler köleleşti
kargalaştı öncüler
sığmaz oldu türkülere
kanayan şaşkınlığım
ey kitaplar
ey bilgeler
benim tepetakla öğütçülerim
‘ben bu yolun kangısma gideyim.?’
acıydı sevinçti korkuydu hınçtı
kerem’di garip’ti karacaoğlan’dı
yunus’tu sinan’dı mustafa kemal’di
destanlar ortasında çalkaladım durdum
kurşunlarla delik deşik
urganlarla kan içinde
karahaber ulakları
kan lekeli tutanaklar
soğulmuş kuş gözleri
kırık kanatlar
işsizlik
itilmişlik
ve cüzzamlı yalnızlığı
yolunda ölünülen yuvada
zorlu dağlar
zorlu beller
geçitler
ve yorgun tarlalarda zorlu acılar
insan yüzlü onursuzluk
kanatılan umutlar
onların yüzlerinde gördüm ağrımın aynasını
gözbebeklerimde yaşadım
insan dedim
barış dedim
vuran demedim
bir kancık dönemeçte bir ölümlü gün
yirmiüç baharımda
kelepçe değil kollarımda
yiğitler anası memleketim.!’
devamını gör...
1573.

günler gitgide kısalıyor,
yağmurlar başlamak üzre.
kapım ardına kadar açık bekledi seni.
niye böyle geç kaldın?

soframda yeşil biber, tuz, ekmek.
testimde sana sakladığım şarabı
içtim yarıya kadar bir başıma
seni bekleyerek.
niye böyle geç kaldın?

fakat işte ballı meyveler
dallarında olgun, diri duruyor.
koparılmadan düşeceklerdi toprağa
biraz daha gecikseydin eğer...
devamını gör...
1574.
''şimdi sen kalkıp gidiyorsun. git
gözlerin durur mu onlar da gidiyorlar. gitsinler.
oysa ben senin gözlerinsiz edemem bilirsin...''
cemal süreya..
devamını gör...
1575.
ben sana mecburum bilemezsin, adını mıh gibi aklımda tutuyorum..
devamını gör...
1576.
ikide bir bana seni soruyor bulutlar
üç gün oldu özlemiş martılar
beş geçe geçer dedim buralardan
beşi beş geçe yazmış bana.

sabah görünce mesajını
birden farkettim
bu ilk sabahtı seninle uyandığım.
devamını gör...
1577.
bulutlar yağmuru getiriyor, toprağın kokusunu sana ulaştırmak için
ben ise gün sayıyorum bir kahvenin kırk yıllık hatrı için.
devamını gör...
1578.
"sonra içime ve hatta dışıma kapandım.
küsmek gibi bir şey.
bir çeşit gölge fesleğeni.
bir çeşit olmayan hayat.
zaten hiçbir şeyi kararında bırakamamak ve ortasını bulamamak gibi bir sorunum var benim.
epeyce göçebe yaşadım, sadece iki valizim oldu.
bir yığın insan tanıdım.
ama hep yalnızdım."

didem madak
devamını gör...
1579.
"
hatırlamanın penelopeia tülü.
şarap ol...

//kalbin ilmini yap..

"
devamını gör...
1580.
gece
bir tabut gibi çöker omuzlarıma
bir ölünün iç çekmesi olur rüzgar
hüzünle düşünürüm uzaktaki bir eviyıldızlar sayılmaz: hasret uzakta
hasreti bir ben bilirimbir de gecenin gözlerindeki baykuş
baykuş kötü kuş baykuş çirkin kuş
onu hüznümle güzelleştiririm. hüznümle
süsler. bir damın üstüne oturturum
süsler. damımın üstüne oturturum-sizi hiç bu kadar yakından görmedimdiyıldızlar sayılmaz: hasret uzaktaabimin acıyla yontulmuş yüzü
yaşlı bir güvercin gibi düşer avuçlarıma
dağılır ses olur acısı
ezberlediğim bir öğüdü yineler bana-çocuğum üşütme yüreğini
şimdi hüzün mevsimidir bütün şiirleri gezenben doğma büyüme evciyim göç benim harcım değil
hasret bana çabuk dokunur yalnızken karanlıktan
korkarımmesela mevsim kışsa yağmur yağıyorsa
mesela annem de yoksa yanımda
mesela, şimşek de çakıyorsa ben çok korkarım ağlarım-ana bana kurşun dök. dua oku. üfle ana
ana ben daha çok küçüğüm. bana ninni söyle anayalnızım. bunu hep söylüyorum
yalnızım. bunu hep söylüyorumgeceyi çarmıha geriyorum kimseler tapmıyor
hüznümü ölçeğe vuruyorum yüreğine sığmıyor
her şey ne kadar olabilir meraklanıyorum
yüzüme dokundukça tırnaklarım kanıyor
yalnızlığımı hüznümle yoğuran gece
öyle basitsin ki sen bütün şiirlerin içinde
biliyorum. biliyorum bunu da biliyorum
gökteki yıldızlar kadar dizeler yazılsa da
kendime kendimden başka kendim yok
ne utancımı kuşanan bir sevgi
ne çirkinliğimi öpen bir kızyalnızlığımdan yalnızlığım yalnız-ana bana bir hal oldu. hep böyle titriyorum
ana çok üşüyorum, ıhlamur ısıt banayıldızlar sayılmaz: hasret uzakta
ben sevgiye hasretim, sevgi uzaktaey insanlar
ey gecede unutulmuşluğumun yargıçları
iğrenerek öpüyorum parmaklarınızı
iğrenerek. hepinizi kucaklıyorum ilkin
ağzınızı dudaklarınızı dişlerinizi öpüyorum
bilmiyorsunuz. ben kendimi öpüyorumcinsel bir çiftleşmedir çarşaflar
ıslak bir gece en fazla kendini çoğaltır
bir solucan vücuduna yeni bir halka ekler
döllenir acı. sevişme daha da erselikleşir-hü'yü tanıdım size anlatmalıyım bir gün
size bir gün mutlaka hü'yü anlatmalıyımgeceyse
tükenmişse güneşin güçlülüğü
gök gözlerinin buğusunu yansıtır
senin acın acıların ölümüne gebedir
korkma yavrum
ne gece ne geceler senin
suçsuz mızıkçılığını küçültemez
bir çirkini öpmek için uzattığın yüreğinigüzelleşip bir sevginin göğsüne yatmak biraz
biraz yorgun biraz korkak bir insan sevmek biraz
dayayıp sırtını gecenin duvarına
bir ölünün ağzını dudağını öpmek birazyıldızlar sayılmaz: hasret uzakta
ben sevgiye hasretim, sevgi uzaktaey kanımda tefler çalan mevsimle gelen
sesimi çakallarla boğan gece
hüznüme vur acımı soy
beni de kuşat
boris karlof kadar masum yüzümü
karanlığınla frenkeştaynla
çünkü artık büyütmeliyim içimde nefreti
kalbim ki yıllardır iyiliğe abone
nerde bir insan görse
bırakır sevgi kuşlarını
çünkü o bağışlar yargıçlarını
kendi yasalarını kuramıyan yargıçlarınıey gecede unutulmuşluğumun suçluları
ey yanlışlığımın yanlış yargılayıcıları
suçum: nefreti öksüz bırakmak
savunmam: sevgimi yüceltmek içindir
sakalım yok biliyorum ama kötü değilim
büyükleri sayarım küçükleri severim
çocukları incitmeden severim. kadını öpmesini
bilirimsizi de sizi de öpmesini bilirim-ana ben çok yalnızım. benim başka sevgim yok
içimde utanç çiçeği gibi büyüyor hükural tanımayan sevgim benim
aykırım fizikötem doğaüstüm yanlışlığım
aşkım. sevgili yanılgım benim başyargıcım
nefretim nefretim nerdesinkalbim
bir gün elbette sana hükmedeceğimelbet geçer bu hüzün mevsimi
bir baykuş bir serçeyle arkadaş olduğu gün
o gün size sevinci de anlatıcam
bir solucan bir leylekle çiftleştiği gün
o gün bahar mevsimidir size aşkı anlatacağımve bir gün elbette yıldızları sayacağım-gelin kucaklayın beni. yıldızları sayamıyorum.
arkadaş zekai özger
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"geceye bir şiir bırak" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim