1881.
bir an sevinç duyarken, korkuyorum sonra hemen,
haydut yıllar çalar götürür diye hazinemi;
bir an, başbaşa kalmaktan öte bir şey istemezken,
sonra diyorum ki, alem niye görmesin sevincimi?
bazan, sana baka baka kendime çektiğim ziyafetle,
doydum sanırken, bir bakışın açlığıyla ölüyorum sonra,
senin bana verdiğin ya da verebileceğinden öte,
ne bir şeyden zevk alıyorum, ne de çabalıyorum almaya.
işte böyle, her gün hem açlıktan ölüyor, hem tıkanıyorum;
ya oburca her şeyi yiyorum, ya da hiçbir şeye dokunmuyorum.
devamını gör...
1882.

bizim hiç bir hürriyetimiz yok,
hiç bir hürriyetimiz,
ne çalışmak, ne konuşmak, ne sevişmek,
sen orda bağrına bas dur en büyük çileyi,
ben burda en büyük çileyi doldurayım,
ekmeğe muhtaç, hürriyete muhtaç, sana muhtaç.
sen orda dalından koparılmış bir zerdali gibi dur,
ben burda zerdalisiz bir dal gibi durayım.
devamını gör...
1883.
dokunulmasada görülmesede kalpte yer verilir bazısına nedensiz sen aklım ve kalbim arasında kalan en güzel çaresizliğimin.
devamını gör...
1884.
sevmek'' bir kelimedir
``sarı saçlı'' dersem bir kız için
sıfat söylemiş olurum
``ben sarı saçlı bir kız sevdim''
bir cümledir. sevda dolu bir cümle
nokta koymalı, durmalı zira

muzaffer tayyip uslu
devamını gör...
1885.
eylül'ün cesedi çamurda yatıyordu
gülhane parkı'nda bıçaklamışlar
cesedin ağzından kan akıyordu
kıpkızıl sakalları uzamıştı
suna su karanlıktan korkuyordu
sıçramış uykusundan uyanmıştı
kalbini sımsıkı elinde tutuyordu
eylül'ün gözleri camlardan bakıyordu
kirpikleri yoktu dökülmüştü
suna su kalbinden korkuyordu
her sene bir eylül bıçaklanır
ufuktan martılar dökülüşür
sonbahar istanbul'dan utanır
kanlı ellerini saklar utanır
elleri bir serçe gibi üşür
ben hayallerimden utanırım
suna su parça parça uyanır
bulutlar parça parça düşünür
her dakika bir roman yasanır
her dakika bir yola düşülür
öpüşülür öpüşülür öpüşülür
ufuktan martılar döküşülür
denizin gözü kanlanmıştır
içimdeki volkan uyanmıştır
istanbul külrengi yıkanmıştır
ben yalnızlığımı giyinirim
suna su hayallerini giyinir
ellerine eylül bulaşır
kalbini bir yerlere koyamaz
düşünür düşünür düşünür

attila ilhan
devamını gör...
1886.
uçun kuşlar uçun doğduğum yere;
şimdi dağlarında mor sümbül vardır.
ormanlar koynunda bir serin dere,
dikenler içinde sarı gül vardır.

o çay ağır akar, yorgun mu bilmem?
mehtabı hasta mı, solgun mu bilmem?
yaslı gelin gibi mahzun mu bilmem?
yüce dağ başında siyah tül vardır.

orda geçti benim güzel günlerim;
o demleri anıp bugün inlerim.
destan-ı ömrümü okur dinlerim,
içimde oralı bir bülbül vardır.

uçun kuşlar, uçun burda vefa yok;
öyle akar sular, öyle hava yok;
feryadıma karşı aks-i seda yok;
bu yangın yerinde soğuk kül vardır.

hey rıza, kederin başından aşkın,
bitip tükenmiyor elem-i aşkın,
sende -derya gibi- daima taşkın,
daima çalkanır bir gönül vardır.


rıza tevfik bölükbaşı - (serab-ı ömrüm)
devamını gör...
1887.
anam anam garibem / murat kapkıner

anam anam garibem
gangster yetiştirseydin beni
on yılda ıslah olurdum

eşkıya kılsaydın
bir gün
kızıl bir şafakta vururlardı

eroinman kılsaydın
lsd'ye alıştırsaydın
kliniklerde gezerdim
sırtıma spiral koyarlardı

cinnete zorlasaydın
tuluma sarar
zincire vururlardı
yatır yatır gezdirirlerdi yahut

anam anam garibem
fransız doğursaydın
islama geçerdim belki
devamını gör...
1888.
bilmem neden tutkunum sana
neden yangınım ölesiye
her sabah gözlerimi açınca
neden ilk sen gelirsin aklıma
yaşamaktan önce
neden sensiz soğuk ellerim
söyle neden
içim üşüyor sensiz her gece
bir ay doğar yücelerden yücelerden
ben seni düşünürüm
ay ışığı olur dolarsın içime
bir bulut geçer göklerden
ben seni hatırlarım
bulut bulut yağarsın gözlerime
sonra serin bir rüzgar eser
bir martı süzülür enginlere
seni özlerim neden
bahar geldi bak
ağaçlarda bir cümbüş bir kıyamet
şen şakrak dallarda kuşlar
benim içimde bu kahır bu hüzün neden
neden bu sel gibi gözyaşları
bu ümitsizlik neden
gel artık
gel de bir bak gözlerimin içime
her şeyi anla sevdiğim
ben söylemeden

ümit yaşar oğuzcan
devamını gör...
1889.
....
bir zamanlar kendimi
bulunmaz hint kumaşı sanmıştım.
kaç metredir benim yokluğum?
benden daha çok var sanmıştım.
benim yokluğumdan dünyaya
bir elbise çıkar sanmıştım.
dünyanın çıplaklığına bakmaya utanmadan
sonunda ben de alıştım.
ah...dedim sonra,
ah!
...
devamını gör...
1890.
çok yorgunum, beni bekleme kaptan.
seyir defterini başkası yazsın.
çınarlı, kubbeli, mavi bir liman.
beni o limana çıkaramazsın...
(bkz: nazım hikmet)
devamını gör...
1891.
saat gecenin bir vakti
uçsuz bucaksız okyanusta
aklımda tarifsiz bir boşluk
yıkılır senle dolu düşüncelerim
birden çıkan fırtınalarda...

ormanci
devamını gör...
1892.
"karayı kaldırın mavi koyun, umudumu yitirmedim.
beni çağırın gülümserken uykunun bir yerinde,
eliniz beyazken uzatın isterim,
karayı kaldırın sevgi koyun, umudumu yitirmedim.

ben ışıklar konfetler bayramlar istemem.
uzanmışım gölgeliğe bir başıma,
şu uzaktan tükenmez yalnızlıktan.
içten içe ürküyorum ama
böyle de iyiyim.

siz dayanılmaz bir günaydınsınız,
sabah sabah insanı ayağına getiren,
hiç yoktan dünyayı kendini sevdiren,
siz çocuk ağızlı bir günaydınsınız.

çocuk ağzınızla biraz daha durun,
gittiğinizde güz gelmiş olacak.

güz gelirken bir yanı kara sevdalarla
avcumda bu yavru kuş varken tedirgin
sizde tutunacak yaslanacak kollar,
biraz daha durun biraz daha!
karayı kaldırın mavi koyun, umudumu götürmeyin."

gülten akın
devamını gör...
1893.
şimdi bütün gün üstüme yağmur yağıyor
bütün gece kar
yalnızlığın tam ortasındayım artık
yalnızlık kadar

ümit yaşar oğuzcan
devamını gör...
1894.
bir gün biz de bu parka geleceğiz
ahbap, arkadaş omuzunda,
ve dağlara, taşlara benzeyeceğiz
öyle sessiz, öyle manidar...

konuşmak yok artık bu yerde
yolculuk hevesi, avarelik yok
evine, toprağına bağlı herkes
muharebe derdi, para derdi yok...

yalnız yaşayanlar için midir, diyor, mezarlık,
toprak üstündeki her bitki,
yerin dibine doğru büyüyenler de var
hep yaşayanlar için mi?

belki de ağaçlardan yukarıya doğru
uzayan bir şey vardır mezarlardan
sonsuz hürriyete benzer bir şey,
öyle sessiz, öyle kocaman...

bir bu tesellisi kaldı mezarlığın
yoksa ölünün hali yaman...

melih cevdet anday
devamını gör...
1895.
her daim sürgün
her bedende yalnız
her nefeste hüzün doludur kalbim
her kalemde derbeder
her renkte siyahtır kalbim
her sayfada boş
her ayazda loştur kalbim
her düşüncede sarhoştur kalbim
ve bendime karanlıktır kalbim
devamını gör...
1896.
"tired with all these, for restful death i cry"

shakespeare 66. sone, muhteşemdir ve tavsiyemdir
devamını gör...
1897.
geceye şiir bırak haaa.
yani 1991'nci şiiri,
peh..
peh..
al işte 1991. şiir
bahçelerde maydanoz,
gel bize bazı bazı,
kız koşma , düşeceksin,
annen uyanır bu gece yarısında ,
yakalar seni,
bende hem senden olurum,
birde papaz olurum.
devamını gör...
1898.

günler gitgide kısalıyor,
yağmurlar başlamak üzre.
kapım ardına kadar açık bekledi seni.
niye böyle geç kaldın?

soframda yeşil biber, tuz, ekmek.
testimde sana sakladığım şarabı
içtim yarıya kadar bir başıma
seni bekleyerek.
niye böyle geç kaldın?

fakat işte ballı meyveler
dallarında olgun, diri duruyor.
koparılmadan düşeceklerdi toprağa
biraz daha gecikseydin eğer...
devamını gör...
1899.
yitirmiş tılsımını ilk sevmelerin,
yitirmiş öpücükleri,
payı yok, apansız inen akşamdan
bir kadeh, bir cıgara, dalıp gidene,
seni, anlatabilsem seni...
yokluğun, cehennemin öbür adıdır
üşüyorum, kapama gözlerini...
devamını gör...
1900.
öyle kolay sanma sen bu işi, kardeşim,
hemen kalkışma tellerden şarkılar döktürmeye!
sazı bir kere eline almaya göresin,
bir görev yüklendin demektir, bilesin,
çok ağır bir görev, ve belâlı.
geldinse anlatmaya yalnız kendi derdini, kardeşim,
yalnız kendi zevkini anlatmaya geldinse,
bırak elinden o kutsal sazı,
sana burda hiç kimse kulak asmaz.

biz yaşamadayız bugün bir çölde, kardeşim,
çok eskilerde bir musa vardı hani,
işte biz o musa gibi yaşamadayız bugün;
tanrı tekparça ateşten bir kılavuz vermişti ona,
o da ateşten kılavuzun peşinden gitmişti.
bugün tanrı tekparça ateşten şaire ne der bak:
sizsiniz halkı mutluluğa götüren yolu aydınlatacak.

ey şairler, gireceksiniz halkla kol kola,
alevlerin, fırtınaların içinden geçeceksiniz,
hiç durmadan yürüyeceksiniz, ama hiç durmadan;
alçaktır halkın bayrağını elinden düşüren de,
şurda, geride, bir kenarda gizli gizli,
bir parça dinleneyim, diyen de alçak.

halk bakacak, görecek, anlayacak,
acı çeken kim, başkaldıran kim, dövüşen kim,
kim işi oluruna bırakmış,
kim günü gün eden,
kim şarlatan,
kim korkak!

peygamberler çıkacak, yalancı ve kurnaz,
durun, diyecekler size, durun, ey insanlar,
işte burası, diyecekler, sizi yaşatacak yer,
işte burası bolluk ülkesi, mutlu toprak.
bu korkunç yalanlara kanmayacak ama hiç kimse,
ne açlık kanacak, ne susuzluk kanacak, ne de umutsuz yaşamak,
haykıracak güneşte kavrulan milyonlarca insan,
hepsi yalan, diyecekler, hepsi yalan, hepsi yalan.

ne zaman eşit pay alırsak bolluk sepetinden,
ne zaman hepimiz sırayla oturursak halk sofrasına,
ne zaman her eve girerse bereketli aydınlığı bilimin,
ne zaman pırıl pırıl yanarsa tekmil evler aydınlıklar içinde,
işte o zaman deriz, burada duralım, tamam,
işte burası bolluk ülkesi, mutlu toprak.

biz o güne kadar, dur durak bilmeden
sürdüreceğiz amansız savaşımızı,
dağ taş demeden yürüyeceğiz,
gözler çakmak çakmak, yumruklar sımsıkı.
sonunda, bütün bu çabalara karşılık
hiçbir şey geçmeyebilir de elimize,
yola çıkarken zaten biz bunu göze almıştık.

ölüm kondurup alnımıza yumuşak bir öpücük,
kaparsa usulcana göz kapaklarımızı,
ve ipekten kefenler ve çiçekler içinde
alıp korsa bizi kara toprağa,
bu bile yeter de artar bize.

çağımızın şairlerine - sándor petőfi
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"geceye bir şiir bırak" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim