721.
kaç tl oldu dolar gerçek mi bu ufolar. gelirlerse buraya. belki bizi ufalar.
devamını gör...
722.
mona roza, siyah güller, ak güller
geyvenin gülleri ve beyaz yatak
kanadi kırık kuş merhamet ister
ah, senin yüzünden kana batacak
mona roza siyah güller, ak güller
...
sezai karakoç
devamını gör...
723.
"bir rüya gördüm ki bu tamamen rüya değildi.
parlak güneş sönmüştü ve yıldızlar
sonsuz uzayda karanlıkta dolaşıyorlardı ..."
devamını gör...
724.
desem ki vakitlerden bir nisan akşamıdır,
rüzgarların en ferahlatıcısı senden esiyor,
sende seyrediyorum denizlerin en mavisini,
ormanların en kuytusunu sende gezmekteyim ...
devamını gör...
725.
son karesi gibi red kit'in
batan güneşe doğru
sürerken atımı
gitme kal demeni bekliyorum
ama yalnızca
rüzgar çekiştiriyor atkımı

sunay akın
devamını gör...
726.
kurtta kuşta bizdendi o vakit
insan çürümemişti, su kirlenmemişti
turnalar selam getirirdi
aşkta bizdendi o vakit
ve ben daha küsmemiştim sana
ve ne vakit toprağa düştü insan
çürüdü her yer koktu su
selamsız sabahsızdı yer gök
ve turnalar kanatları kırık
ve aşk o da küsmüştü sana benim gibi
kendi şiirim
devamını gör...
727.

bir şey kaldı gecelerden birinde
senden.
öncesinde bilinmemiş bir şey,
silinmez bir ses gibi giden..
kelimelerden büyük, kelimelerin içinde,
bir şey kaldı senden
yaşamalar’ın arasında kaçamaklı.”
devamını gör...
728.

ben az konuşan çok yorulan biriyim
şarabı helvayla içmeyi severim
hiç namaz kılmadım şimdiye kadar
annemi ve allahı da çok severim
annem de allahı çok sever
biz bütün aile zaten biraz
allahı da kedileri de çok severiz

hayat trajik bir homoseksüeldir
bence bütün homoseksüeller adonistir biraz
çünki bütün sarhoşluklar biraz
freüdün alkolsüz sayıklamalarıdır

siz inanmayın bir gün değişir elbet
güneşe ve penise tapan rüzgârın yönü
çünki ben okumuştum muydu neydi
biryerlerde tanrılara kadın satıldığını

ah canım aristophones
barışı ve eşek arılarını hiç unutmuyorum
ölümü de bir giz gibi tutuyorum içimde
ölümü tanrıya saklıyorum

ve bir gün hiç anlamıyacaksınız
güneşe ve erkekliğe büyüyen vücudum
düşüvericek ellerinizden ellerinizden ve
bir gün elbette
zeki müreni seviceksiniz

(zeki müreni seviniz)
devamını gör...
729.
varsa bir mümkünü

bir mana uçursun beni.
aklıma hayalime gelmeyenler dönüm dönüm serilsin önüme
nasibim neyse alıyım diye kapımın önüne koyduğum kaplar dolsun,
bir mana ile ben ayakucuma kadar yaşayayım insanlığımı.
kara kıta hiç de uzak olmasın öyle
istanbul der gibi ruanda diyeyim, moritanya diyeyim -istanbul’u sever gibi seveyim-
siyah ve ziyadesiyle ufak bir eli tutarken
yüzüme gülen pirüpak güzellikte bir mana çıka gelsin.
çöl toprağına bulansın her yanım,
aklıma kalbime bedenime dolsun sonra
ellerim ancak o zaman sonsuz kere uzanır iyiliğe.
beni güzelleştirebilir misin çocuk?

gitmedim bir yere, ne de koca koca sınırlar aştım
adını anmadım hiç çocuk.
aldatmaca yok bunlar mahza hakikat.
senin varlığın gibi, hiç bilmediğim bu topraklar gibi
fakat senin içime aşina gelen -tıpkı toprak gibi- bir tarafın var
biliyorum yalnız seninle yaşayabiliriz bu serüveni
gözlerinden tanıdım seni.
hangi toprak insana yabancı ki?
sana göstersem o resmi, hani şu resim
yemin ederim biliyorum ne diyeceğini:
‘fil yutmuş bir boa yılanı’
artık sınama beni.

bir mana ile aşılmaz sandığım girdabı yarar çıkarım ben, biliyorum.
arıyorum seni, mana mana arıyorum.
hangi toprak sen değil, hangi toprak insan değil
nereye yüz sürersem bulurum seni.
hangi kapılar açılır sana.
ben gelemezsem sen gel bana.

benim büyümem gereken çok mevzu var.
halletmem gereken tonla lüzumsuz ağlamalarım…
ve anlıyor musun senin varlığında aradığım bir mana var.
sen bana ağyar değilsin ki, ben kendime paryayım.
parmağımı koyunca haritaya inan senin sokağına dek gösteririm de kendimi bir türlü bulamıyorum.
bu kere de bulamazsam bir mana,
çaresizliğin kekre tadı kalır damağımda.
sen serpilirken ulu bir çınar gibi, sen kara kıtanda tertemiz bir yol çizerken aydınlığa
beni zulmete, beni noksanlığa, beni yarım kalmışlığa mahkûm etmeyecek kadar onurlu olduğunu biliyorum sevgili çocuk
çünkü sen de benim gibi hakiki bir dostluk için canımı verebilirsin
sen en çok ahsensin

seninle kaim olmanın, seninle peyderpey büyümenin, tam olmanın güzide hazzını yaşıyorum.
güzelliğin günden güne bana da sirayet edecek
aradığım mana sende tecelli edecek.
adını anmadım hiç çocuk
fakat artık seni ta içimden tanıyorum,
varsa bir mümkünü
bir lahza da olsa, nadide gözlerine bakmak isterim.

-büşra nur yılmaz
devamını gör...
730.
bahçemizin halinden,
baharımı kıyasla.
zambaklar verem olmuş,
kırmızı güller yasta.
eller, yüzler, simalar
resimler aynı değil
baharlar bile degişmiş
artık her şey bir başka..

bu sonbahardaki ayak izlerim
sanki geçmiş bir şeyler
her yerler talan olmuş
hatıralar bile yanlış
üç beş kırık bardak
tas, tabak, çanak
birkaç kiraz dalı
ürkütülmüş birkaç kurbağa
yolcular yok olmuş
yollar artık bambaşka
artık akortsuz saz gibi
dalda kuş, çiçekteki arı
bir uçkur, iki bağlama
yanlızca varı yoğu
iki göz kırpmışım
birkaç da öpücük
boşunaymış burukluklar
aceleler, tezler
hesap kitap yanlışmış
yıllar boşuna geçmiş
ayrılıklar, hüzünler
şimdi pususundan
bakan gözler bir başka
hesap kitap gerekmez
var zararı hesapla...
devamını gör...
731.
aylardan nisan ise bir orhan veli şiirinin iki dizesini bırakalım öyleyse...

" - bin türlü mavi akar boğaz'dan-
her şeyi unutabilmek maviler içinde. "
orhan veli / yaşamak
devamını gör...
732.

şiirler yazarım
basılmaz
basılacaklar ama

bir mektup beklerim müjdeli
belki de öldüğüm gün gelir
mutlaka gelir ama

ne devlet ne para
insanın emrinde dünya
belki yüz yıl sonra
olsun
mutlaka bu böyle olacak ama
devamını gör...
733.
behçet necatigil’in doğum yıldönümü bugün. şükrü erbaş’ın kendisine bir başka dokunduğunu ifade ettiği bir necatigil şiiri bırakalım:

fuzûlî gibi-
mum olmalıydı da
mum yakmalıydım
gam gecesinde.

elektrik ışığı –kabul
fakat çok çiğ düşüyor.
karanlıkta otursam-
bilinen şey,
karanlıkta keder artar.
devamını gör...
734.
gün biter gülüşün kalır bende
anılar gibi sürüklenir bulutlar
ömrümüz ayrılıklar toplamıdır
yarım kalan bir şiir belkide
aykırı anlamlar arayıp durma
güz biter sular köpürür de, köpürür de
kapanmaz gülüşünün açtığı yara
uçurum olur, cellat olur her gece
her gece yeniden bir talan başlar
acı ses olur, ses deli bir yağmur
eski bir eylüle gireriz böylece
gün biter gülüşün kalır bende
gün biter gülüşün, gülüşün kalır bende
devamını gör...
735.
bir gülüş almaya geldim - bugün - ama sadece tek bir gülüş
en küçüğünü, yüzündeki
bana da çok yakışacaktır
öyle ki, başkasının özlemeyeceği
küçücük parlıyordu
satmaya gücünüz yeter mi?
tezgahta yalvarıyorum efendim
elmaslarım var - parmaklarımda -
elmas nedir bilir misiniz?
yakutlarım var - akşam kanı gibi -
ve topazım - yıldız gibi!
alabilir miyim efendim?
devamını gör...
736.
-sitare

çeşmek be-zen sitare
ezmen mekon kenâre”

nerden çıktın karşıma böyle sitare
efsaneler dökülüyor gülüşlerinde
kirpiklerin yüreğime batıyor
telaşlı bir kalabalığın ortasında
ayaküstü konuşuyoruz
nedimin nigehban nergisleri gibi
üstümüzde bütün nazarlar
çok utanıyorum sitare
dün oturup hesap ettim
sen doğduğun zaman
ben bir askeri mektepte talebeymişim
sen bilmezsin sitare
burada gündüzler çekip durduğumuz bir mercan tespih
geceler içinde uyuduğumuz birer siyah buluttu
her akşam dokuzda yat borusu çalardı
yat borusu baştan aşağı hüzün çalardı
bir derin uykuya atardım kendimi
siyah benli bir kız düşlerime kaçardı
bende onu alır anamın düşlerine kaçardım

bu azgın kalabalıkta seni tam duyamıyorum
gözlerin mi daha sıcak gülüyor
yoksa dudakların mı anlayamıyorum

seninle konuşurken sitare
aklıma yıldızlar dökülüyor
bir çaresiz zühre oluyorsun babil caddelerinde
ateş gözlü kahinler koşuyorlar arkandan
binlerce meşalenin ışığı kımıldıyor saçlarında
gökyüzü salkım salkım
zigguratlar tıklım tıklım
dönüp dolaşıp dudaklarına takılıyor aklım
ah benim bu akıldan sıyrılmış aklım
kimi gün boşlukta konacak yer bulamayan
kimi gün inatçı yosunlar gibi kepez diplerine yapışan aklım
gözlerine baktığım zaman sitare
bütün çöllere ay doğuyor
yoldaş ediyorum kendime imrül kays’ı antere’yi a’şa’yı
en kuytu vahaları dolaşıyorum
hangi vahaya gitsem çadırlar sökülmüş sitare
çadırla su arasında bir cılga var
o cılgada narin ayak izlerin var
durgun suya düşüp kalmış gözlerin var

bu azgın kalabalıkta seni tam duyamıyorum
gözlerin mi daha sıcak gülüyor
yoksa dudakların mı anlayamıyorum

bazan sapsarı bir benizle geliyorsun
yorgun çizgileri alnında uykusuzluğun
biliyorum içinde bir sızı var
bıçak ağzı gibi bir sızı var
bu sızıdır işte seni verimsiz kılan
züheyr’in suad’ı gibi keremsiz kılan
kuzeyden güneye
güneyden kuzeye
heyy! gidip geliyorum bu çöllerde
kureyş’in heybetli ve inatçı develeri
hiç aldırmadan benim esmer sevdama
geviş getiriyorlar ufka bakarak
ben kaçıp yesrib’e sığınıyorum
yesrib bahane, bir kitaba sığınıyorum
dağda, ovada, badiyede okuduğum hep elif
elif diyorum sitare, sineme elif çekiyorum
“ah minel aşk-ı ve halatihi..”
çok eski bir gerçektir bu biliyorum

bu azgın kalabalıkta seni tam duyamıyorum
gözlerin mi daha sıcak gülüyor
yoksa dudakların mı anlayamıyorumsinsi bir yağmur altında beraber yürüyoruz
ve ikimizde ıslanıyoruz
ben ne yağmurlar gördüm sitare
ben kaç kez iliklerime kadar ıslandım
bilmiyorum sen kaç yaşındaydın
ben göğü hep bir kurşun gibi ağır
o şehirde sırılsıklam gezerdim
bölük bölük insanlar boşanırdı tapınaklardan
tapınaklar insanları safra gibi atardı
sonra hepsi bir yere toplanıp bana bakarlardı
bir gün bu şehrin kirli yağmurları alıp götürdü beni
gidip bir uygur çadırında göğü dinledim
kara bulutlar kükrerken bir kaşkar sabahında
oturup aprunçur tigin ile seni konuştuk
bakışlarımı sunuyorum, tereddütsüz alıyorsun
gizli bir tebessümle çağırıyorum, geliyorsun
kaşı karam, gözü karam, saçı karam
umay gibi yumuşak huylum
nerden çıktın karşıma böyle
sesin ılık bir bahar güneşi gibi ığıl ığıl akıyor içime
asya’nın bozkırlarında ordular düşüyor peşime
yığılıp kalmışım bu anadolu toprağına sitare
adam akıllı yorulmuşum
ellerin böyle olmamalıydı
ellerine acıyorum
ve kim bilir kaç zamandan beridir kalbimi öğütlüyorum
durup durup ıssız yerlerde
“güçlü ol ey kalbim, güçlü ol
daha çok işimiz var” diyorum

bu azgın kalabalıkta seni tam duyamıyorum
gözlerin mi daha sıcak gülüyor
yoksa dudakların mı anlayamıyorum
-dilaver cebeci
sitare’nin hikayesi
devamını gör...
737.
baktım gülüşünden güzel şiir olur
sevdim gitti...
sen yüzüne sürgün olduğum kadın,
madem sevmiyorsun
o zaman sahip çık gözlerine...
dönüp,
dolaşıp,
değmesinler gözlerime.
belki de konuşuyordur gözlerin,
ama ben gözce bilmiyorum ki...
sessizce biliyorum,
usulca biliyorum,
masumca biliyorum...
sahi sarkıntılığa girer mi acaba
ayrılırken gözlerimin sana sulanması?
dökmeye niyetim yok içimi...
zor sığdırdım zaten.
özledim.
söyleyeceklerim bu kadar...
kısa ve derin.
bu arada
" kimse benimle oynamıyor " diye ağlayan çocuk
sen büyü hele,
ne oyunlar oynayacaklar seninle,
ve bugün bir kez daha anladım.
adamlığı kadınlardan öğrenecek erkek çok...

cemal süreya *
devamını gör...
738.
"acı ve utançla doluyken içim,
ne büyük şans kapanması kulaklarımın ve gözlerimin,
bu yüzden, fısıltıyla konuşun,
huzurumu bozmayın benim."-michelangelo
devamını gör...
739.
ömer lütfi mete - gülce

uçurumun kenarındayım hızır
ulu dilber kalesinin burcunda
muhteşem belaya nazır
topuklarım boşluğun avcunda
derin yar adımı çağırır
dikildim parmaklarımın ucunda
bir gamzelik rüzgâr yetecek
ha itti beni, ha itecek
uçurumun kenarındayım hızır
civan hazır
divan hazır
ferman hazır
kurban hazır

uçurumun kenarındayım hızır
güzelliğin zulme çaldığı sınır
başım döner, beynim bulanır
el etmez
gel etmez
gülce'm uzaktan dolanır
uçurumun kenarındayım hızır
gülce bir davet
mecaz değil
maraz değil
gülce bir afet
peri değil
huri değil
gülce beyaz sihir
gülce ölümcül naz
buram buram zehir
yar yüzünde infaz

bir gamzelik rüzgâr yetecek
ha itti beni, ha itecek
güzelliğin zulme çaldığı sınır
uçurumun kenarındayım hızır
ben fakir
en hakir
bin taksir
ateşten
kalleşten
mızrakla gürzden
dabbetülarz'dan
deccal’dan, yedi düvelden
korku nedir bilmeyen ben
tir tir titriyorum gülce’den
ödüm patlıyor gülce’ye bakmaktan
nutkum tutuluyor, ürperiyorum
saniyeler gözlerimde birer can
her saniyede bir can veriyorum
devamını gör...
740.

büyüklerle ben yapamıyorum
çocuklar da almıyor beni oyunlarına
devlet dairesinde
yangından kurtarılmayacak
sıkışmış bir çekmece gibiyim
açılamıyorum sana

kardeşiyle sokaklarda hep
bir örnek giydirilen sen
nasıl sevmezsin eşitliği
yürürken düşen çoraplarını
aynı hizaya getirmek için
annen değil miydi önünde diz çöken

öpüşme sahnesinin tam ortasında
içeri girdiğin yazlık sinemanın
yer göstericisiyim
yürüyorsun fenerimin ışığında
yer:kız kulesi
ve sonu ayrılıkla bitecek
hüzünlü bir aşk filmini oynuyor
beyaz duvarında

bir kez olsun çıkmazken ağzından
seni sevdiğimi
her gün söylememi yadırgama
bil ki bu şehirde
iskelenin verilmesini
beklemeden atlarım vapurlara

son karesi gibi red kit'in
batan güneşe doğru
sürerken atımı
gitme kal demeni bekliyorum
ama yalnızca
rüzgar çekiştiriyor atkımı
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"geceye bir şiir bırak" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim