881.
ben pırıl pırıl bir gemiydim eskiden.
inanırdım saadetli yolculuklara.
adalar var zannederdim güneşli, mavi, dertsiz.
bütün hızımla koşardım dalgalara.
o zaman beni görseydiniz.

ben pırıl bir gemiydim eskiden.
beni o zaman görseydiniz
siz de gelirdiniz peşimden
devamını gör...
882.

şiir vardı
ötesi bir salıncakta
saklambaç oynamaktı
rabbim şu kalbimi biraz genişlet...


devamını gör...
883.
sensiz de denizi seyredebiliyorum.
hem dalgaların dili seninkinden açık.
ne kadar hatırlatsan kendini boş.
sensiz de sevebiliyorum.

hep boş konuşurduk hatırlar mısın, bula bula,
karşılaştığımız zamanlarda. sen sevgiden şımaran çocuk,
ben şaşıran budala.

-sen hayatıma gelmeden de yaşıyordum ben kardeş kimsin ki sen arkandan ağlayıp götünü kaldırcam.
devamını gör...
884.
"...
seni kötü bir cümlede kullanırsam
adını söylerken takılırsam, yalnış telaffuz edersem
böyle bir günah işlersem
tanrı affeder diye korktum
..."

küçük iskender - bir daha bana benzeme angel
devamını gör...
885.
tanıdım seni

seni yalnızlığından tanıdım
kirpikleri kırık çocuk
çiğneyip durduğun dudaklarından.
gözlerin küllenmiş yangın yeriydi
bir eylül göğünün bulut kümeleri
donuk bakışlarında;
hüznün nasıl da benziyordu
benim ilk gençliğime

ellerinden tanıdım seni
yüreğinin yansısı tedirgin ellerinden.
bir uzak boşluğa yağmur yağıyordu
-anılardan anılara ince çizikler…-
yüzün bir türkü sonrasının
kederli dalgınlığında;
güldün mü, ben mi yanıldım, bilemiyorum
ağıt gibi bir alay dudak uçlarında
gücenik duruşundan tanıdım seni.

seni kendimden tanıdım çocuk;
yüreği sürekli çiğnenen bir yol
gövdesi acılardan acılara köprü…
biraz öfke, biraz umut, çokça onur
olan kendimden.
eğildim öptüm yıkık alnından
uzaktın, kıyamadım sessizliğine
biraz daha dedim içimden, biraz daha;
gün olur, onuru güzel çocuk
acı da yakışır insanın yüreğine.

şükrü erbaş
devamını gör...
886.
“git” diyorsun da,
olmuyor işte git demekle…
her şeye rağmen
gidemiyor insan.
ben de sana “sev” diyorum mesela,
sevebiliyor musun?
devamını gör...
887.
kalbi, karanlığın koynunda korkuyla kaplı
nasıl? ne zaman? nerede? neden?
bilmiyor. baştan beri böyle miydi bu?
adını aklından alan acaba
sanki sonsuz sessizliğin soğuk soluğu
yoksa yanlış yaşamanın yorgunluğu mu?
düştükçe düşlerinin derin dibine
kendi kuytusunda kendine kuyu

devamını gör...
888.
sevgini kullan ve gör içindeki seni
gör aurandaki enerjinin mukemmelliğini
sen teksin unutma bedenindeki inciyi
ruhun ile bedenini ayrı tutma
yaşasın ikisi güzel günleri...
devamını gör...
889.
şemsiyeleri kapatmalı.
yağmur altında yürümeli.
düşünceleri, hatıraları yağmur altına getirmeli.
şehir bütün halkıyla yağmur altına gitmeli.
dostu yağmur altında görmeli.
aşkı yağmur altında aramalı.
yağmur altında bir kadınla sevişmeli.
yağmur altında oyun oynamalı.
yağmur altında yazmalı, konuşmalı, nilüfer dikmeli.
yaşam sürekli ıslanmaktır.
yaşam “şimdi” havuzunda suya girmektir.

sohrab sepehri - suyun ayak sesleri
devamını gör...
890.
şu an yanımda olmanı çok isterdim.
ama değilsin.
sen oradasın; ve orası ne
kadar şanslı olduğunu bilmiyor.

nazım hikmet
devamını gör...
891.
ayrı bakma her yüze , deme münkîr şu kâfîr
kalbe iman gelince ne münkîr kalır ne kâfîr.......
devamını gör...
892.

her şey çürüyor canım kardeşim bu dünyada
hatıralar bile
o hatıralar ki kafatasından muhkem bir yerde saklıdırlar
o hatıralar ki tüyden hafif
gök mavisinden duru
etten kemikten uzaktırlar
o hatıralar ki
bambaşka bir zaman içre yaşar dururlar
gel demeden gelir
git demeden giderler
nur topu gibi açıldıkları olur bazan
sonra sızım sızım sızlarlar
her şey çözülüp gidiyor bu dünyada
bir biri içinde
bir biri peşi sıra
bir tad dudakta
bir ses kulakta
sen toprakta çürürsün canım kardeşim
ben ayakta
devamını gör...
893.



bir kıvılcım çiceklenir dilimde
beni söylerim...
gözyaşlarım bir belik sırma saçtır elimde
ıslak, duru, simsiyah...
bin düğümden çözülür de bir sabah,
bin mızrap kırılır gönül telimde.
eyvah!..
şu gecikmiş zamanın akşamına kaldık,
can eser şafağa seher yelimde...
n'eylerim ben, n'eylerim?
sözümü dilimde süzdüm;
dağlar oturdu sesime...
ben gecesi ağartılmış gündüzdüm,
karayı kara bilmezdim.
düğümlemiştim ölümü mendilimin ucuna;
en ölümcül yaraları yara bilmezdim...
devamını gör...
894.
iskemle

yaktim gecen gece kendimi
görmeyeyim diye töre cinayeti
hayvana şiddet kadina tecavüz
benzine zam kitaba vergi
konusana mapus
diyanete ödenek
halka 3ün 1i

asacakaklardi bulamadik ayağıma iskemle
koltuk koyalim dediler ama kalkmadi kimse
devamını gör...
895.
seviyorsanız eğer;
geç kalmayın sakın aşkınızı
söylemeye
telgraf çekin, telefon edin,
mektup yazın...
uçaklara, trenlere
tüm taşıtlara binin...
koşun, arayın, bulun,
haber gönderin, birine anlatın...
duvarlara yazın, ağaçlara kazıyın...
yani deneyin bütün olanakları,
hiç olmazsa; iki yaprak
samanlı kağıda yazın...
ama sakın geç kalmayın
aşkınızı söylemeye!

(bkz: özdemir ince)
devamını gör...
896.
çok yazarım da artık emin değilim kaç cümleye aynı ruhla yanaşırım..
devamını gör...
897.
arkadaş zekai özger'e selam olsun.

aşkla sana
alnını
dağ ateşiyle ısıtan
yüzünü
kanla yıkayan dostum
senin
uyurken dudağında gülümseyen bordo gül
benim kalbimi harmanlayan isyan olsun
şimdi dingin gövdende
uğultuyla büyüyen sessizlik
birgün benim elimde
patlamaya sabırsız mavzer olsun
başını omzuma yasla
göğsümde taşıyayım seni
gövdem gövdene can olsun
söyle bana ey
ölümün açıklayıcı pervanesi
hangi yavru tek başına yiğittir
hangi yangın bir başına söndürülür
ah herkes susuyor
hiçkimse bilmiyor içimin yangınını
ah herkes mi susuyor
kalbimi kalbine bağladım dostum
ah herkes mi susuyor
kalbi kalbimize benzeyen dostlar
bir çarmıh gibi bırakıyorken kendini dünyaya
hayatın ateş renkli kelebekleri
bir bir tutuluyorken korkunç koleksiyonlar için
ah herkes mi susuyor
bağırsam içimdeki dehşeti
hırsım deler mi toprağı
beni
acısıyla onduran
dostumu
aşkla vurduran hayat
sana
yaşananla harlanan bağrımın sevdasını akıttım
dünyanın yeni baharına
çatlarken kadim güneş
bağrım delinirken fidanların kanıyla
anamın doğurgan karnıdır diye
sevgilimin sütlenecek göğsüdür
diye
dostumun üretken gülüdür diye
sana bağlandım
sana sarıldım
beni umutsuz koma
tarihle avutma beni
çünki aşkla sınanmışım sana
sana yangınla, suyla, ateşle
ölümle, yaprakla, şiirle sınanmışım
ey yaşarken kanayan acı
şimşekli gök, tufan, kan fırtınası
uçurum kıyısında hızla büyüyen ot
yapraksız bir ölümün anısı için
körpecik kuzuların derisi için
beni tarihle avutma
umutsuz koma beni
akıtsam deliren sevdamı
köpürür mü hayatı besleyen su
ey benim
yedi başlı kartalım
her başını
bir dağ başlangıcında koyanım
senin
böyle diri bir akarsu gibi kıvrılan gövdendir
bizim aşkımızı solduranların korkusu
çünki elbette bir su
kendi akacağı toprağın sertliğini bilir
ve suyun gövdesiyle yırtılınca toprak
artık ırmak mı ne denir
işte devrim
ona benzer bir akışın hızına denir
yarın ne olur bilirim ben
bahar gelir, otlar büyür
ölüm de yapraklanır
bir dağ bulur uzun uzun bakarım
bir çam ağacı gölgesi
güzel kokular veren
bir damla güneş görünce
sana da gülümseyeceğim yarın
şimdi senin uzanıp yattığın otlarda
yarın yeni bir yeşillik büyüyecek

devamını gör...
898.
insanlar, siz
birer çıngırak değilsiniz de nesiniz
külahında tanrının.
ben
aramaktan şişmiş tabanlarımla
dolaştım adım adım
toprağınızı sizin,
nice yerler gördüm o ara
karanlık maskeli, damalı.
aradım
o ruhu,
o hiç görünmez ruhu
onultan çiçekler kondurmak için
yara-dudaklara.

-mayakovski
devamını gör...
899.
akrep gibisin kardeşim,
korkak bir karanlık içindesin akrep gibi.
serçe gibisin kardeşim,
serçenin telaşı içindesin.
midye gibisin kardeşim,
midye gibi kapalı, rahat.
ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim.
bir değil,
beş değil,
yüz milyonlarlasın maalesef.
koyun gibisin kardeşim,
gocuklu celep kaldırınca sopasını
sürüye katılıverirsin hemen
ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye.
dünyanın en tuhaf mahlukusun yani,
hani şu derya içre olup
deryayı bilmiyen balıktan da tuhaf.
ve bu dünyada, bu zulüm
senin sayende.
ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer
ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
kabahat senin,
— demeğe de dilim varmıyor ama —
kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!

nazım hikmet ran
devamını gör...
900.
mona roza, siyah güller, ak güller
geyvenin gülleri ve beyaz yatak
kanadı kırık kuş merhamet ister
ah, senin yüzünden kana batacak
mona roza siyah güller, ak güller

ulur aya karşı kirli çakallar
ürkek ürkek bakar tavşanlar dağa
mona roza, bugün bende bir hal var
yağmur iğri iğri düşer toprağa
ulur aya karşı kirli çakallar

açma pencereni perdeleri çek
mona roza seni görmemeliyim
bir bakışın ölmem için yetecek
anla mona roza, ben bir deliyim
açma pencereni perdeleri çek...

zeytin ağaçları söğüt gölgesi
bende çıkar güneş aydınlığa
bir nişan yüzüğü, bir kapı sesi
seni hatırlatıyor her zaman bana
zeytin ağaçları, söğüt gölgesi

zambaklar en ıssız yerlerde açar
ve vardır her vahşi çiçekte gurur
bir mumun ardında bekleyen rüzgar
ışıksız ruhumu sallar da durur
zambaklar en ıssız yerlerde açar

ellerin, ellerin ve parmakların
bir nar çiçeğini eziyor gibi
ellerinden belli oluyor bir kadın
denizin dibinde geziyor gibi
ellerin, ellerin ve parmakların

zaman ne de çabuk geçiyor mona
saat onikidir söndü lambalar
uyu da turnalar girsin rüyana
bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar
zaman ne de çabuk geçiyor mona

akşamları gelir incir kuşları
konar bahçenin incirlerine
kiminin rengi ak, kimisi sarı
ahh! beni vursalar bir kuş yerine
akşamları gelir incir kuşları

ki ben mona roza bulurum seni
incir kuşlarının bakışlarında
hayatla doldurur bu boş yelkeni
o masum bakışlar su kenarında
ki ben mona roza bulurum seni

kırgın kırgın bakma yüzüme roza
henüz dinlemedin benden türküler
benim aşkım uymaz öyle her saza
en güzel şarkıyı bir kurşun söyler
kırgın kırgın bakma yüzüme roza

artık inan bana muhacir kızı
dinle ve kabul et itirafımı
bir soğuk, bir garip, bir mavi sızı
alev alev sardı her tarafımı
artık inan bana muhacir kızı

yağmurlardan sonra büyürmüş başak
meyvalar sabırla olgunlaşırmış
bir gün gözlerimin ta içine bak
anlarsın ölüler niçin yaşarmış
yağmurlardan sonra büyürmüş başak

altın bilezikler o kokulu ten
cevap versin bu kanlı kuş tüyüne
bir tüy ki can verir bir gülümsesen
bir tüy ki kapalı gece ve güne
altın bilezikler o kokulu ten

mona roza siyah güller, ak güller
geyve'nin gülleri ve beyaz yatak
kanadı kırık kuş merhamet ister
aaahhh! senin yüzünden kana batacak!
mona roza siyah güller, ak güller

sezai karakoç'un bu değerli şiirini bana (bkz: podos) armağan etmişti. ona tekrardan teşekkürlerimi sunuyorum.
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"geceye bir şiir bırak" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim