geceye bir şiir bırak
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
başlık "delirmiş_psikolog" tarafından 07.11.2020 20:02 tarihinde açılmıştır.
2401.
"yiğit harmanları, yığınaklar
kurulmuş çetin dağlarında vatanların.
dize getirilmiş haydutlar,
hayınlar, amana gelmiş.
yetim hakkı sorulmuş,
hesap görülmüş.
demdir bu,
demdir.
derya dibinde yangınlar,
kan kesmiş ovalar üstünde mayıs.
uçmuş, bir kuş tüyü hafifliğinde
çelik kadavrası koruganların,
ölünmüş, canım, ölünmüş
murad alınmış.
gelgelelim,
beter, bize kısmetmiş.
ölüm, böyle altı okka koymaz adama.
susmak ve beklemek müthiş!
genciz, namlu gibi
ve çatal yürek
barışa, bayrama hasret!
uykulara, derin, kaygısız, rahat..
otuz iki dişimizle gülmeye,
doyasıya sevişmeye, yemeğe..
kaç yol, ağlamaklı olmuşum geceleri..
asıl, bizim aramızda güzeldir hasret
ve asıl biz biliriz kederi
içim, bir suskunsa tekin mi ola?
o malta bıçağı, kınsız, uyanık
ve genç bir mısradır
filinta endam.
neden, neden alnındaki yıkkınlık?
bakışlarındaki öldüren buğu?
kaç yol ağlamaklı oluyorum geceleri..
nasıl da almış aklımı?
sürmüş, filiz vermiş içimde sevdan.
dost, düşman söz eder kendi kavlince.
kınanmak, yiğit başına!
bu, ne ayıp, ne de yasak.
öylece bir gerçek, kendi halinde.
belki, yaşamama sebep
evet, ağlamaklı oluyorum, demdir bu.
hani, kurşun sıksan geçmez geceden..
anlatamam, nasıl ıssız, karanlık
ve zehir zıkkım cıgaram..
gene bir cehennem var yastığımda,
gel artık.. "*
kurulmuş çetin dağlarında vatanların.
dize getirilmiş haydutlar,
hayınlar, amana gelmiş.
yetim hakkı sorulmuş,
hesap görülmüş.
demdir bu,
demdir.
derya dibinde yangınlar,
kan kesmiş ovalar üstünde mayıs.
uçmuş, bir kuş tüyü hafifliğinde
çelik kadavrası koruganların,
ölünmüş, canım, ölünmüş
murad alınmış.
gelgelelim,
beter, bize kısmetmiş.
ölüm, böyle altı okka koymaz adama.
susmak ve beklemek müthiş!
genciz, namlu gibi
ve çatal yürek
barışa, bayrama hasret!
uykulara, derin, kaygısız, rahat..
otuz iki dişimizle gülmeye,
doyasıya sevişmeye, yemeğe..
kaç yol, ağlamaklı olmuşum geceleri..
asıl, bizim aramızda güzeldir hasret
ve asıl biz biliriz kederi
içim, bir suskunsa tekin mi ola?
o malta bıçağı, kınsız, uyanık
ve genç bir mısradır
filinta endam.
neden, neden alnındaki yıkkınlık?
bakışlarındaki öldüren buğu?
kaç yol ağlamaklı oluyorum geceleri..
nasıl da almış aklımı?
sürmüş, filiz vermiş içimde sevdan.
dost, düşman söz eder kendi kavlince.
kınanmak, yiğit başına!
bu, ne ayıp, ne de yasak.
öylece bir gerçek, kendi halinde.
belki, yaşamama sebep
evet, ağlamaklı oluyorum, demdir bu.
hani, kurşun sıksan geçmez geceden..
anlatamam, nasıl ıssız, karanlık
ve zehir zıkkım cıgaram..
gene bir cehennem var yastığımda,
gel artık.. "*
devamını gör...
2402.
seni bir gün en yakının ele verirse eğer,
öğren susmasını ve ağlamamasını.
bir kavanozun içinde mavi bir gül
yetiştir her gün daha çok yaşayan.
bir masalın ağzını kapat ve yat
geniş odalarda. bir oksijen çadırında.
ona kötü bir şey olsun istedim.
bana aşık olsun istedim.
lale müldür - he shot me down bang bang
öğren susmasını ve ağlamamasını.
bir kavanozun içinde mavi bir gül
yetiştir her gün daha çok yaşayan.
bir masalın ağzını kapat ve yat
geniş odalarda. bir oksijen çadırında.
ona kötü bir şey olsun istedim.
bana aşık olsun istedim.
lale müldür - he shot me down bang bang
devamını gör...
2403.
gel çağır ölçeyim metreni
karşımda deli et beni
işçiyim aşkına serseri
pvc plastik pencere
okudum bu işin mektebini
karşımda deli et beni
işçiyim aşkına serseri
pvc plastik pencere
okudum bu işin mektebini
devamını gör...
2404.
"küçük çocuklar yapıp geceleri kendimden,
seni öpsünler diye gönderiyorum sana."
| özdemir asaf - sana
seni öpsünler diye gönderiyorum sana."
| özdemir asaf - sana
devamını gör...
2405.
bu yaşa erdirdin beni, gençtim almadın canımı
ölmedim genç olarak, ölmedim beni leylâk
büklümlerinin içten ve dışardan
sarmaladığı günlerde
bir zamandı
heves ettim gölgemi enginde yatan
o berrak sayfada gezindirsem diye
ölmedim, bir gençlik ölümü saklı kaldı bende.
vakti vardıysa aşkın, onu beklemeliydi
genç olmak yetmiyordu fayrap sevişmek için
halbuki aşk, başka ne olsundu hayatın mazereti
demedim dilimin ucuna gelen her ne ise
vay ki gençtim
ölümle paslanmış buldum sesimi.
hata yapmak
fırsatını adem'e veren sendin
bilmedim onun talihinden ne kadar düştü bana
gençtim ben ve neden hata payı yok diyordum hayatımda
gergin bedenim toprağa binlerce fışkını saplar idi
haykırınca çeviklik katardım gökyüzüne
bir düşü düşlere dalmaksızın kavrayarak
bulutu kapsayarak açmadan buluta içtekini
tanıdım ademoğlu kimin nesiymiş
ter döküp soru sormak nereye sürüklermiş kişiyi.
çeşme var, kurnası murdar
yazgım
kendi avucumda seyretmek kırgın aksimi.
gençtim ya, ne farkeder deyip geçerdim
nehrin uğultusu da olur, dalların hışırtısı da
gözyaşı, çiğ tanesi, gizli dert veya verem
ne fark eder demişim
bilmeden farkı istemişim.
vay beni leylâk kokusundan çoban çevgenine
arastadan ırmaklara çarkettiren dargınlık!
yola madem
çöllerdeki satrabı yalvartmak için çıkmıştım
hava bozar, yüzüm eğik giderdim yine
yaza doğru en kuduzuyla sürüngenlerin sabahlar
yola devam ederdim.
gençtim işte şehrin o yatık raksından incinen yine bendim
gelip bana çatardı o ruh tutuşturucu yalgın
onunla ben
hep sevişecek gibi baktık birbirimize.
bir kez öpüşebilseydik dünyayı solduracaktık.
oysa bu sürgün yeri, bu pıtraklı diyar
ne kadar korkulu yankı bulagelmiş gizlerimizde
hani yok burda yanlışı yoklayacak hiç aralık
bütün vadilere indik bir kez öpüşmek için
kalmadı hiç bir tepe çıkılmadık
eriyeydik nesteren köklerine sindiğimizce
alıcı kuş pençesiyle uçarak arınaydık
ah, bir olaydı diyorduk vakar da yoksanaydı
doğruydu böyle kan telef olmasın diye çabalamamız
ama kendi çeperlerimizi böyle kana buladık
gönendi dünya bundan istifade
dünya bayındırladı:
bir yakış, bir yanış tasarımı beride
öte yakada benî âdem
her gün küsülü kaldık.
bunca yıl bu gücenik macera beni tutuklu kılan
artık bu yaşa erdirdin beni, anladım
gençken almadın canımı, bilmedim
demek gökten ağsa bile tohum yürekten düşecekmiş
çünkü hataya bağışık büyük hatadan beri nezaret yer
çiğ tanesi sanmak ne cüret, gözyaşıymış
insanın insana raptolduğu cevher.
şimdi tekrar ne yapsam dedirtme bana yarabbi
taşınacak suyu göster, kırılacak odunu
kaldı bu silinmez yaşamak suçu üzerimde
bileyim hangi suyun sakasıyım ya rabbelalemin
tütmesi gereken ocak nerde?
ismet özel/münacat
ölmedim genç olarak, ölmedim beni leylâk
büklümlerinin içten ve dışardan
sarmaladığı günlerde
bir zamandı
heves ettim gölgemi enginde yatan
o berrak sayfada gezindirsem diye
ölmedim, bir gençlik ölümü saklı kaldı bende.
vakti vardıysa aşkın, onu beklemeliydi
genç olmak yetmiyordu fayrap sevişmek için
halbuki aşk, başka ne olsundu hayatın mazereti
demedim dilimin ucuna gelen her ne ise
vay ki gençtim
ölümle paslanmış buldum sesimi.
hata yapmak
fırsatını adem'e veren sendin
bilmedim onun talihinden ne kadar düştü bana
gençtim ben ve neden hata payı yok diyordum hayatımda
gergin bedenim toprağa binlerce fışkını saplar idi
haykırınca çeviklik katardım gökyüzüne
bir düşü düşlere dalmaksızın kavrayarak
bulutu kapsayarak açmadan buluta içtekini
tanıdım ademoğlu kimin nesiymiş
ter döküp soru sormak nereye sürüklermiş kişiyi.
çeşme var, kurnası murdar
yazgım
kendi avucumda seyretmek kırgın aksimi.
gençtim ya, ne farkeder deyip geçerdim
nehrin uğultusu da olur, dalların hışırtısı da
gözyaşı, çiğ tanesi, gizli dert veya verem
ne fark eder demişim
bilmeden farkı istemişim.
vay beni leylâk kokusundan çoban çevgenine
arastadan ırmaklara çarkettiren dargınlık!
yola madem
çöllerdeki satrabı yalvartmak için çıkmıştım
hava bozar, yüzüm eğik giderdim yine
yaza doğru en kuduzuyla sürüngenlerin sabahlar
yola devam ederdim.
gençtim işte şehrin o yatık raksından incinen yine bendim
gelip bana çatardı o ruh tutuşturucu yalgın
onunla ben
hep sevişecek gibi baktık birbirimize.
bir kez öpüşebilseydik dünyayı solduracaktık.
oysa bu sürgün yeri, bu pıtraklı diyar
ne kadar korkulu yankı bulagelmiş gizlerimizde
hani yok burda yanlışı yoklayacak hiç aralık
bütün vadilere indik bir kez öpüşmek için
kalmadı hiç bir tepe çıkılmadık
eriyeydik nesteren köklerine sindiğimizce
alıcı kuş pençesiyle uçarak arınaydık
ah, bir olaydı diyorduk vakar da yoksanaydı
doğruydu böyle kan telef olmasın diye çabalamamız
ama kendi çeperlerimizi böyle kana buladık
gönendi dünya bundan istifade
dünya bayındırladı:
bir yakış, bir yanış tasarımı beride
öte yakada benî âdem
her gün küsülü kaldık.
bunca yıl bu gücenik macera beni tutuklu kılan
artık bu yaşa erdirdin beni, anladım
gençken almadın canımı, bilmedim
demek gökten ağsa bile tohum yürekten düşecekmiş
çünkü hataya bağışık büyük hatadan beri nezaret yer
çiğ tanesi sanmak ne cüret, gözyaşıymış
insanın insana raptolduğu cevher.
şimdi tekrar ne yapsam dedirtme bana yarabbi
taşınacak suyu göster, kırılacak odunu
kaldı bu silinmez yaşamak suçu üzerimde
bileyim hangi suyun sakasıyım ya rabbelalemin
tütmesi gereken ocak nerde?
ismet özel/münacat
devamını gör...
2406.
gece de bir şiirdir bence
devamını gör...
2407.
iv
bu azap ta hilkatten beri bizimle ve bizde
geçinir, kurt nasıl ölüyle, tırtıl neşeyle
beslenirse biz de öyle besleriz onu
ölüler - ahmet hamdi tanpınar
bu azap ta hilkatten beri bizimle ve bizde
geçinir, kurt nasıl ölüyle, tırtıl neşeyle
beslenirse biz de öyle besleriz onu
ölüler - ahmet hamdi tanpınar
devamını gör...
2408.
de gülüm! de ki: ela bir günde geleceğim
istanbul darmadağın olacak, saçlarım
darmadağın. hepsi, darmadağın!
üzülme gülüm! toparlanacağız, birlikte,
ayağa da kalkacağız, yürüyeceğiz de gülüm
hem de çelikten toprağını dele dele hayatın!
küçük iskender
istanbul darmadağın olacak, saçlarım
darmadağın. hepsi, darmadağın!
üzülme gülüm! toparlanacağız, birlikte,
ayağa da kalkacağız, yürüyeceğiz de gülüm
hem de çelikten toprağını dele dele hayatın!
küçük iskender
devamını gör...
2409.
kadına
para karşılığı
kocaya verilmekten,
çocuk doğurmaktan
yemek yapmaktan
evi temizlemekten başka
işe yaramaz dediler...
saçına günah
bedenine namus dediler..
kadın benim değil mi
severim de döverim de dediler..
tarih boyunca
hep böyle düşündüler...
öyle sandılar
öyle dediler..
ama gün olur
meydanlarda bir isyancı
eylemlerde bir devrimci olacağına
ihtimal vermediler...
para karşılığı
kocaya verilmekten,
çocuk doğurmaktan
yemek yapmaktan
evi temizlemekten başka
işe yaramaz dediler...
saçına günah
bedenine namus dediler..
kadın benim değil mi
severim de döverim de dediler..
tarih boyunca
hep böyle düşündüler...
öyle sandılar
öyle dediler..
ama gün olur
meydanlarda bir isyancı
eylemlerde bir devrimci olacağına
ihtimal vermediler...
devamını gör...
2410.
bir çok lâfzın manası:
muamma kumkuması,
ve âdeta bir umman,
zerrede nihan olan! ..
sır âlemine pancur,
sâhir elinde menşur!bunlardan biri cemre,
düşüp âlem-i emre,
kara, hava ve deniz..
mevhum ve sırlı bir iz
halinde... verir hayat! ..
onsuz her oluş bayat! ...farz-ı muhal şu zaman
kaldırılsa aradan! ..
görülür: arşa kadar
bıktırıcı bir tekrar! ..
ezel ebed boyunca
ağzında yeşil yonca
meleyen kuzuyu al;
sonsuz tekrara misal! ...varlıkların dünyası
kef ile nun arası
nihâyetsiz bir sahne
vücûd için bahane
zaman-mekân cilvesi,
acaba neyin nesi,
nar ile nurun farkı.
bir istihale çarkı! ..
ya tazeleniş için
yahud bir dönüş için,
kâh kemalden zevâle,
kâh zevalden kemaledönemeç veya sekte,
vehmi verebilmekte! ..
zaruri olan cemre
tâbi olarak emre
âdeme nefha oldu! ..
hep safha safha oldu:
diriliş ve hareket
doldu âlem-i kesret
vakt-i merhunlar ile
lakin zıtlıklar bile
meknuzken birbirini
fâş edip diğerini
idraklere sunarken,
meselâ 'ölüm! ..' derken,
'fenâ' 'beka' cem olur
iki zıt tev'em olur! ...gözden silince pası
renkli kumar tahtası
gibi döner manalar! ..
bazan dimdik aynalar,
arasındaki cümbüş
şeklinde velüd bir düş
âleminde gölgeler
üst üste tuğyan eder! .iddia diye vücûd
ondan istiğfar sücûd! ..
rûyetin ufku tevhid,
her idrak muvahhid! ..cemre med-cezir çarkı,
vehimden doğan farkı,
fırlatınca sonsuza
açılıverir feza! ..
vâhdet sırrı gülümser
insan böylece girer
muhteşem bir iklime,
ki; buna kapı cemre
onu içmiş bedenim
ana rahminde benim! ...
ana rahminde benim! ...
muamma kumkuması,
ve âdeta bir umman,
zerrede nihan olan! ..
sır âlemine pancur,
sâhir elinde menşur!bunlardan biri cemre,
düşüp âlem-i emre,
kara, hava ve deniz..
mevhum ve sırlı bir iz
halinde... verir hayat! ..
onsuz her oluş bayat! ...farz-ı muhal şu zaman
kaldırılsa aradan! ..
görülür: arşa kadar
bıktırıcı bir tekrar! ..
ezel ebed boyunca
ağzında yeşil yonca
meleyen kuzuyu al;
sonsuz tekrara misal! ...varlıkların dünyası
kef ile nun arası
nihâyetsiz bir sahne
vücûd için bahane
zaman-mekân cilvesi,
acaba neyin nesi,
nar ile nurun farkı.
bir istihale çarkı! ..
ya tazeleniş için
yahud bir dönüş için,
kâh kemalden zevâle,
kâh zevalden kemaledönemeç veya sekte,
vehmi verebilmekte! ..
zaruri olan cemre
tâbi olarak emre
âdeme nefha oldu! ..
hep safha safha oldu:
diriliş ve hareket
doldu âlem-i kesret
vakt-i merhunlar ile
lakin zıtlıklar bile
meknuzken birbirini
fâş edip diğerini
idraklere sunarken,
meselâ 'ölüm! ..' derken,
'fenâ' 'beka' cem olur
iki zıt tev'em olur! ...gözden silince pası
renkli kumar tahtası
gibi döner manalar! ..
bazan dimdik aynalar,
arasındaki cümbüş
şeklinde velüd bir düş
âleminde gölgeler
üst üste tuğyan eder! .iddia diye vücûd
ondan istiğfar sücûd! ..
rûyetin ufku tevhid,
her idrak muvahhid! ..cemre med-cezir çarkı,
vehimden doğan farkı,
fırlatınca sonsuza
açılıverir feza! ..
vâhdet sırrı gülümser
insan böylece girer
muhteşem bir iklime,
ki; buna kapı cemre
onu içmiş bedenim
ana rahminde benim! ...
ana rahminde benim! ...
devamını gör...
2411.
2412.
düş görümlüğü sözlüğü
ra'nın yazarına
dağınık bir geçmişten taşınır gözlerin
saçın z ama n sız yönlerin atlası
acılar ranzasında terli sakalın
düşlerin öpüşünü yastığınla kokladın
tanığı ve izi olmayan parmağı ile
o vakit zahmetsiz şiir yazardın
tütün kokuşlu türkü kahvesinde
dumandan cekettir: baba n
yine baba gölgeden bıyığına kayığın çektiğin kuytu liman
(insan:
buzdan buluttur
yamaç arar kendine)
tortusu her yağışta
yüzümüzde
unutmak mezarı sakinleri
unutma!
insan hatırladıkça yaş arar
adamlardan adımlar bırakacak çocukların
kalbindir içine sığmayan genişlik
ciğerindir bilirim içimize çektiğimiz
ilham denilen çabadan kulelerle
nefeslenir kelimeden seslerimiz
/dağın ardından başka dağın önüne uzayan bilinmez bir yoldur :
kader /
anlattım şiir
teninden ruhuna değen kağıtta seni
tarifsizin tarifi nedir
ki
şiir :
tarifin tarifsizliğidir
ra'nın yazarına
dağınık bir geçmişten taşınır gözlerin
saçın z ama n sız yönlerin atlası
acılar ranzasında terli sakalın
düşlerin öpüşünü yastığınla kokladın
tanığı ve izi olmayan parmağı ile
o vakit zahmetsiz şiir yazardın
tütün kokuşlu türkü kahvesinde
dumandan cekettir: baba n
yine baba gölgeden bıyığına kayığın çektiğin kuytu liman
(insan:
buzdan buluttur
yamaç arar kendine)
tortusu her yağışta
yüzümüzde
unutmak mezarı sakinleri
unutma!
insan hatırladıkça yaş arar
adamlardan adımlar bırakacak çocukların
kalbindir içine sığmayan genişlik
ciğerindir bilirim içimize çektiğimiz
ilham denilen çabadan kulelerle
nefeslenir kelimeden seslerimiz
/dağın ardından başka dağın önüne uzayan bilinmez bir yoldur :
kader /
anlattım şiir
teninden ruhuna değen kağıtta seni
tarifsizin tarifi nedir
ki
şiir :
tarifin tarifsizliğidir
devamını gör...
2413.
gönlümde bir gülümseme
beni çağırıyor sanki ateşe
yüreğimde bir esinti
gel diyor bedenime
beni çağırıyor sanki ateşe
yüreğimde bir esinti
gel diyor bedenime
devamını gör...
2414.
kendimden bir şiir gelsin efendim...
yolculuklar var hep önümüzde
buharlanmış penceremden bakıyorum
sonra sabah güneşi doğuyor saçlarıma
yine seni düşünmeden edemiyorum.
~mavi yonca~
yolculuklar var hep önümüzde
buharlanmış penceremden bakıyorum
sonra sabah güneşi doğuyor saçlarıma
yine seni düşünmeden edemiyorum.
~mavi yonca~
devamını gör...
2415.
eğer, yeniden başlayabilseydim yaşamaya,
ikincisinde daha çok hata yapardım.
kusursuz olmaya çalışmaz, sırtüstü yatardım.
neşeli olurdum, ilkinde olmadığım kadar,
çok az şeyi
ciddiyetle yapardım.
temizlik sorun bile olmazdı asla.
daha çok riske girerdim.
seyahat ederdim daha fazla.
daha çok güneş doğuşu izler,
daha çok dağa tırmanır, daha çok nehirde yüzerdim.
görmediğim bir çok yere giderdim.
dondurma yerdim doyasıya ve daha az bezelye.
gerçek sorunlarım olurdu hayali olanların yerine.
yaşamın her anını gerçek ve verimli kılan insanlardandım.
yeniden başlayabilseydim eğer, yalnız mutlu anlarım olurdu.
farkında mısınız bilmem. yaşam budur zaten.
anlar, sadece anlar. siz de anı yaşayın.
hiçbir yere yanında su, şemsiye ve paraşüt almadan,
gitmeyen insanlardandım ben.
yeniden başlayabilseydim eğer, hiçbir şey taşımazdım.
eger yeniden başlayabilseydim,
ilkbaharda pabuçlarımı fırlatır atardım.
ve sonbahar bitene kadar yürürdüm çıplak ayaklarla.
bilinmeyen yollar keşfeder, güneşin tadına varır,
çocuklarla oynardım, bir şansım olsaydı eğer.
ama işte 85'indeyim ve biliyorumn...
ölüyorum....
(jorge luis borges - anlar)
ikincisinde daha çok hata yapardım.
kusursuz olmaya çalışmaz, sırtüstü yatardım.
neşeli olurdum, ilkinde olmadığım kadar,
çok az şeyi
ciddiyetle yapardım.
temizlik sorun bile olmazdı asla.
daha çok riske girerdim.
seyahat ederdim daha fazla.
daha çok güneş doğuşu izler,
daha çok dağa tırmanır, daha çok nehirde yüzerdim.
görmediğim bir çok yere giderdim.
dondurma yerdim doyasıya ve daha az bezelye.
gerçek sorunlarım olurdu hayali olanların yerine.
yaşamın her anını gerçek ve verimli kılan insanlardandım.
yeniden başlayabilseydim eğer, yalnız mutlu anlarım olurdu.
farkında mısınız bilmem. yaşam budur zaten.
anlar, sadece anlar. siz de anı yaşayın.
hiçbir yere yanında su, şemsiye ve paraşüt almadan,
gitmeyen insanlardandım ben.
yeniden başlayabilseydim eğer, hiçbir şey taşımazdım.
eger yeniden başlayabilseydim,
ilkbaharda pabuçlarımı fırlatır atardım.
ve sonbahar bitene kadar yürürdüm çıplak ayaklarla.
bilinmeyen yollar keşfeder, güneşin tadına varır,
çocuklarla oynardım, bir şansım olsaydı eğer.
ama işte 85'indeyim ve biliyorumn...
ölüyorum....
(jorge luis borges - anlar)
devamını gör...
2416.
bir değil, bir sürü bıraktım. her dinlediğimi bıraktım.
daha önce bırakılmamış ne varsa hepsini saldım sözlüğe.
hem tanım okuyup hem de müzik ziyafeti çekebilirsiniz ve hepsi benim sayemde.
*
daha önce bırakılmamış ne varsa hepsini saldım sözlüğe.
hem tanım okuyup hem de müzik ziyafeti çekebilirsiniz ve hepsi benim sayemde.
*
devamını gör...
2417.
şarkılar
güller, servi dalları, sırma tellerle,
bir tabut gibi,
süsleyerek bu kitabı sevimli, hoş,
koysam içine şiirlerimi.
aşkı da koyabilsem! yeşerir
aşkın mezarında huzur çiçeği,
büyür, açar koparılır-
benim için açması, ben ölünce!
işte şiirler, etna’nın lavları
gibi taşkın nağrımdan
kıvılcımlar saçarak fışkırdı
etrafa bir zaman.
şimdi hepsi sessiz, ölü adeta,
donmuş, katı, buğulu,
fakat canlanırlar eski ateşte,
esse üstlerinden aşkın soluğu.
dile gelir kalpteki duygular,
aşk soluğu çiy olur üstlerinde;
geçer birgün eline bu kitap,
sevgilim! uzakta bir yerde
heinrich heine
güller, servi dalları, sırma tellerle,
bir tabut gibi,
süsleyerek bu kitabı sevimli, hoş,
koysam içine şiirlerimi.
aşkı da koyabilsem! yeşerir
aşkın mezarında huzur çiçeği,
büyür, açar koparılır-
benim için açması, ben ölünce!
işte şiirler, etna’nın lavları
gibi taşkın nağrımdan
kıvılcımlar saçarak fışkırdı
etrafa bir zaman.
şimdi hepsi sessiz, ölü adeta,
donmuş, katı, buğulu,
fakat canlanırlar eski ateşte,
esse üstlerinden aşkın soluğu.
dile gelir kalpteki duygular,
aşk soluğu çiy olur üstlerinde;
geçer birgün eline bu kitap,
sevgilim! uzakta bir yerde
heinrich heine
devamını gör...
2418.
sevgilim
ben şimdi büyük bir kentte seni düşünmekteyim
elimde uçuk mavi bir kalem
cebimde iki paket sigara
devamını gör...
2419.
herkes bu kadar mahir
ve bu kadar kendinden emin olduğu için
ellerimiz bi söylentiden ibarettir sevgilim
boş sokaktaki uğultu, karanlıktaki gölge
sonra ağaçlar, ağaçlar, ağaçlar...
ormanlar diyemiyorum, bu öyle bi başınalık
yalnızlık diyemiyorum,
herkes-herşey-sıkıştepiş
ve bu kadar kendinden emin olduğu için
ellerimiz bi söylentiden ibarettir sevgilim
boş sokaktaki uğultu, karanlıktaki gölge
sonra ağaçlar, ağaçlar, ağaçlar...
ormanlar diyemiyorum, bu öyle bi başınalık
yalnızlık diyemiyorum,
herkes-herşey-sıkıştepiş
devamını gör...
2420.
> sevdan bende yara oldu sevdiğim
acıyı göğsümde duya duya ağladım
beyaz günler, kara oldu sevdiğim
hasret takvimini saya saya ağladım
gidemedim ben ömrümün peşinden
atamadım yâr yüzünü başımdan
bir mutluluk yaptım, gözün, kaşından
seyre daldım, doya doya ağladım
gönlüm sana kördüğümle dolaşık
bu düğüme bir de özlem bulaşık
yağmur ne ki fırtınayla karışık
görmedin sen, baya baya ağladım
aşık nazım duyuramaz sesini
boşa yorar, gücünü nefesini
mesken tuttum hasretin kafesini
yârim yârim diye diye ağladım. . .
| nazım köyce
acıyı göğsümde duya duya ağladım
beyaz günler, kara oldu sevdiğim
hasret takvimini saya saya ağladım
gidemedim ben ömrümün peşinden
atamadım yâr yüzünü başımdan
bir mutluluk yaptım, gözün, kaşından
seyre daldım, doya doya ağladım
gönlüm sana kördüğümle dolaşık
bu düğüme bir de özlem bulaşık
yağmur ne ki fırtınayla karışık
görmedin sen, baya baya ağladım
aşık nazım duyuramaz sesini
boşa yorar, gücünü nefesini
mesken tuttum hasretin kafesini
yârim yârim diye diye ağladım. . .
| nazım köyce
devamını gör...
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
