geceye bir şiir bırak
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
başlık "delirmiş_psikolog" tarafından 07.11.2020 20:02 tarihinde açılmıştır.
1981.
bir gece,
gecede bir uyku...
uykunun içinde ben...
uyuyorum,
uykudayım,
yanımda sen.
uykunun içinde bir rüya,
rüyamda bir gece,
gecede ben...
bir yere gidiyorum,
delice...
aklımda sen.
özlem - özdemir asaf
devamını gör...
1982.
şafak vaktidir
terket beni hatıra
bundan böyle ben artık
dağılıp boydan boya mısralarıma
esirler açlar ve mağluplarla
hürriyet ekmek ve zafer türküsünü
gücümün yettiği kadar söyleyeceğim
sonra bu dehşet ve sefalet içinde
mesut günler vaat eden
bir silah sesi gibi titreyeceğim
arif damar, şafak vakti
terket beni hatıra
bundan böyle ben artık
dağılıp boydan boya mısralarıma
esirler açlar ve mağluplarla
hürriyet ekmek ve zafer türküsünü
gücümün yettiği kadar söyleyeceğim
sonra bu dehşet ve sefalet içinde
mesut günler vaat eden
bir silah sesi gibi titreyeceğim
arif damar, şafak vakti
devamını gör...
1983.
kıştan üşüyen virgül
defterin birçok sayfasını koparmışlar,
örtünemez artık virgül bazı sayfalarla,
kış gelir, virgül üşür,
kış insanı üşütür,
üşenen hayvanlar da
girip toprağın altına
uyurlar,
toprağın sayfalarını koparmamışlar,
çocukların sayfaları her kış koparılır.
kar toplarıyla voleybol oynayan
ağaçlarla,
her çocuğun defterinde
birçok sayfası olmayan
birçok güzel virgül vardır,
virgül kıştan üşür,
çünkü kış gelince koparılır
artık kalmayan öğrenciliğin,
artık kalmayan tembelliğin sayfaları,
ülkü tamer
en sevdiğim şiirdir, bu şiirin hissettirdikleri ile bir şiir de yazmıştım. bana bunu yaptıran tek şiirdir.
defterin birçok sayfasını koparmışlar,
örtünemez artık virgül bazı sayfalarla,
kış gelir, virgül üşür,
kış insanı üşütür,
üşenen hayvanlar da
girip toprağın altına
uyurlar,
toprağın sayfalarını koparmamışlar,
çocukların sayfaları her kış koparılır.
kar toplarıyla voleybol oynayan
ağaçlarla,
her çocuğun defterinde
birçok sayfası olmayan
birçok güzel virgül vardır,
virgül kıştan üşür,
çünkü kış gelince koparılır
artık kalmayan öğrenciliğin,
artık kalmayan tembelliğin sayfaları,
ülkü tamer
en sevdiğim şiirdir, bu şiirin hissettirdikleri ile bir şiir de yazmıştım. bana bunu yaptıran tek şiirdir.
devamını gör...
1984.
ben senin en çok sesini sevdim
buğulu çoğu zaman, taze bir ekmek gibi
önce aşka çağıran, sonra dinlendiren
bana her zaman dost, her zaman sevgili
ben senin en çok ellerini sevdim
bir pınar serinliğinde, küçücük ve ak pak
nice güzellikler gördüm yeryüzünde
en güzeli bir sabah ellerinle uyanmak
ben senin en çok gözlerini sevdim
kah çocukça mavi, kah inadına yeşil
aydınlıklar, esenlikler, mutluluklar
hiç biri gözlerin kadar anlamlı değil
ben senin en çok gülüşünü sevdim
sevindiren, içimde umut çiçekleri açtıran
unutturur bana birden acıları, güçlükleri
dünyam aydınlanır sen güldüğün zaman
ben senin en çok davranışlarını sevdim
güçsüze merhametini, zalime direnişini
haksızlıklar, zorbalıklar karşısında
vahşi ve mağrur bir dişi kaplan kesilişini
ben senin en çok sevgi dolu yüreğini sevdim
tüm çocuklara kanat geren anneliğini
nice sevgilerin bir pula satıldığı bir dünyada
sensin, her şeyin üstünde tutan sevgini
ben senin en çok bana yansımanı sevdim
bende yeniden var olmanı, benimle bütünleşmeni
mertliğini, yalansızlığını, dupduruluğunu sevdim
ben seni sevdim, ben seni sevdim, ben seni...
ümit yaşar oğuzcan - sevi
buğulu çoğu zaman, taze bir ekmek gibi
önce aşka çağıran, sonra dinlendiren
bana her zaman dost, her zaman sevgili
ben senin en çok ellerini sevdim
bir pınar serinliğinde, küçücük ve ak pak
nice güzellikler gördüm yeryüzünde
en güzeli bir sabah ellerinle uyanmak
ben senin en çok gözlerini sevdim
kah çocukça mavi, kah inadına yeşil
aydınlıklar, esenlikler, mutluluklar
hiç biri gözlerin kadar anlamlı değil
ben senin en çok gülüşünü sevdim
sevindiren, içimde umut çiçekleri açtıran
unutturur bana birden acıları, güçlükleri
dünyam aydınlanır sen güldüğün zaman
ben senin en çok davranışlarını sevdim
güçsüze merhametini, zalime direnişini
haksızlıklar, zorbalıklar karşısında
vahşi ve mağrur bir dişi kaplan kesilişini
ben senin en çok sevgi dolu yüreğini sevdim
tüm çocuklara kanat geren anneliğini
nice sevgilerin bir pula satıldığı bir dünyada
sensin, her şeyin üstünde tutan sevgini
ben senin en çok bana yansımanı sevdim
bende yeniden var olmanı, benimle bütünleşmeni
mertliğini, yalansızlığını, dupduruluğunu sevdim
ben seni sevdim, ben seni sevdim, ben seni...
ümit yaşar oğuzcan - sevi
devamını gör...
1985.
trenler de gecikir
insan sessizlikte ve asansörlerde yaşlanmıyor
bizim için cennetten yer ayırtacak diye uğurluyorsun ölüleri
insan haksızlığı ve atların titreyişini sevmiyor
çünkü tatlı tatlı yaşlanmanın da keyfi yok
kimsenin kimseye aşkı
ortadoğu’da planları altüst etmiyor
mermisini evde unutmuş avcının şaşkınlığı
namlunun ucundaki kuşun hakikatine kader
üzülme sen en güzel yarının bir öncesisin
sen en kötü günün ta kendisisin
en güzel gün gelmeden
asla şiir sevmemelisin
sen şiir seversen uçaklar hakikate düşer
sen hepimizin yağmuru olsan seni sevmezdik
kimsenin yağmuru kimsenin sevgisine göre değil zaten
annen çaya tek şeker atardı
çayın bile çığlığını öpsün diye
yüzü yere bakan dağları gösterirdi sana
incinmiş iki çirkin haydut olurduk
misafire çam kokulu ve süslü yorganlar çıkartan
taşra kadınlarını anlatmak istemek, şiirdir
sus ve en kırgın ismini sakla herkeslerden
daha büyümeye niyetlenmemişsin
tali yolları kullanıyorsun, iyi
sana suyu hıfzetmek
bana apansız, bana gücenik belalar kaldı
yer yatağındaki tarağı erkeğin akrep sanılır
sen ki kayıp kafiyeyi arama
hasan’la hüseyin’e devam et
vefadır adı bunun
trenler gecikirse, görüşürüz
mustafa akar
insan sessizlikte ve asansörlerde yaşlanmıyor
bizim için cennetten yer ayırtacak diye uğurluyorsun ölüleri
insan haksızlığı ve atların titreyişini sevmiyor
çünkü tatlı tatlı yaşlanmanın da keyfi yok
kimsenin kimseye aşkı
ortadoğu’da planları altüst etmiyor
mermisini evde unutmuş avcının şaşkınlığı
namlunun ucundaki kuşun hakikatine kader
üzülme sen en güzel yarının bir öncesisin
sen en kötü günün ta kendisisin
en güzel gün gelmeden
asla şiir sevmemelisin
sen şiir seversen uçaklar hakikate düşer
sen hepimizin yağmuru olsan seni sevmezdik
kimsenin yağmuru kimsenin sevgisine göre değil zaten
annen çaya tek şeker atardı
çayın bile çığlığını öpsün diye
yüzü yere bakan dağları gösterirdi sana
incinmiş iki çirkin haydut olurduk
misafire çam kokulu ve süslü yorganlar çıkartan
taşra kadınlarını anlatmak istemek, şiirdir
sus ve en kırgın ismini sakla herkeslerden
daha büyümeye niyetlenmemişsin
tali yolları kullanıyorsun, iyi
sana suyu hıfzetmek
bana apansız, bana gücenik belalar kaldı
yer yatağındaki tarağı erkeğin akrep sanılır
sen ki kayıp kafiyeyi arama
hasan’la hüseyin’e devam et
vefadır adı bunun
trenler gecikirse, görüşürüz
mustafa akar
devamını gör...
1986.
bütün saadetler mümkündür..
şu kapının açılması,
içeri girivermen,
bahar, kuşlar, gündüz.
ve bütün dünya
bir an içinde gürültüsüz.
bütün saadetler mümkündür...
bahtsızların biraz gülümsemesi...
körlerin gün görmesi,
mümkündür bütün mucizeler...
ana, baba, evlat, bütün kaybolanlar...
ebedi bir sabahta buluşmamız bir daha.
ölüler! hepimiz için yalvarın allah'a...
şu kapının açılması,
içeri girivermen,
bahar, kuşlar, gündüz.
ve bütün dünya
bir an içinde gürültüsüz.
bütün saadetler mümkündür...
bahtsızların biraz gülümsemesi...
körlerin gün görmesi,
mümkündür bütün mucizeler...
ana, baba, evlat, bütün kaybolanlar...
ebedi bir sabahta buluşmamız bir daha.
ölüler! hepimiz için yalvarın allah'a...
devamını gör...
1987.
hiç olmadık bir anda karşılaşırız belki seninle.
belki bir şiir'de rastlaşırız.
ya da bir şair'in dinlemeye korktuğu şarkının sözlerin de buluruz birbirimizi.
kim bilir,
belki bir filmin en acıklı sahnesinde dökeriz yaşlarımızı, beraber izleyemediğimiz...
belki aynı otobüste yolculuğa çıkarız, birbirimizden haberimiz olmadan.
sen cam kenarında,
ben canının kenarında bitiririz yolu...
bilmiyoruz, belki de aynı türkülere kulak verdik,
aynı kaldırımlara bastık,
aynı saatlerde ıslandık.
ya aynı sokak lambasının altından geçtiysek?
bilmiyoruz...
belki de hep aynı acılara ağlamışızdır seninle.
ama bilmiyoruz işte.
kim bilir, belki aynı sokak kedisinin başını okşadık,
aynı köpekten korktuk,
aynı kuşun kanatlarına takıldı aklımız, aynı gökyüzüne uçtu. belki hep aynı masal'ın sonunu sevdik,
aynı saatler de uyuduk,
aynı saatler de uyandık.
belki birbirimizi farkı yerler de ama, hep aynı anlarda bekledik.
sen galata'da,
ben kadıköy rıhtım' da...
bekledik de,
hiç gelmedik işte.
hep aynıları yaşamışsak da,
hiç yan yana yazılmadık seninle.
yapamadık işte, olduramadık bizi.
aynı hayatta, ayrı yaşıyoruz şimdi.
belki bir şiir'de rastlaşırız.
ya da bir şair'in dinlemeye korktuğu şarkının sözlerin de buluruz birbirimizi.
kim bilir,
belki bir filmin en acıklı sahnesinde dökeriz yaşlarımızı, beraber izleyemediğimiz...
belki aynı otobüste yolculuğa çıkarız, birbirimizden haberimiz olmadan.
sen cam kenarında,
ben canının kenarında bitiririz yolu...
bilmiyoruz, belki de aynı türkülere kulak verdik,
aynı kaldırımlara bastık,
aynı saatlerde ıslandık.
ya aynı sokak lambasının altından geçtiysek?
bilmiyoruz...
belki de hep aynı acılara ağlamışızdır seninle.
ama bilmiyoruz işte.
kim bilir, belki aynı sokak kedisinin başını okşadık,
aynı köpekten korktuk,
aynı kuşun kanatlarına takıldı aklımız, aynı gökyüzüne uçtu. belki hep aynı masal'ın sonunu sevdik,
aynı saatler de uyuduk,
aynı saatler de uyandık.
belki birbirimizi farkı yerler de ama, hep aynı anlarda bekledik.
sen galata'da,
ben kadıköy rıhtım' da...
bekledik de,
hiç gelmedik işte.
hep aynıları yaşamışsak da,
hiç yan yana yazılmadık seninle.
yapamadık işte, olduramadık bizi.
aynı hayatta, ayrı yaşıyoruz şimdi.
devamını gör...
1988.
ben anadolu çocuğuyum
ben anadolu çocuğuyum,
biraz da deli dolu.
kızdı mı, dünyaya yakarca bakan,
sevdi mi, içinde ormanlar yanan.
tek tabanca, yalansız çıkmış yıllardan,
yılandan korkmam yalandan korktuğum kadar.
benim bu aleme aklım ermiyor.
ben anadolu çocuğuyum,
benim de senin gibi, onun gibi arzularım var
tırnakları kısa,
katıksız kadın, katıksız ana
gözleri güleç, yüreği insan birini istiyorum.
ben anadolu çocuğuyum,
bildiğin gibi..
yüzümde derin siyah çizgiler,
gözümde diken ve yaban otları.
yayla rüzgarları geçer içimden,
dikenli tellere takılır gönlüm,
kan ağlar,
anlatamam ağlayamam..
ben anadolu çocuğuyum,
böyle geldim dünyaya,
pişman da değilim.
başakları ellerimle büyütürüm ben,
başaklar eğilir, ben eğilmem.
ben anadolu çocuğuyum,
yolum sevgiden geçer.
kimsenin hakkını yemedim ki ben..
ben anadolu çocuğuyum,
bildiğin gibi.
kızdı mı, dünyaya yakarca bakan,
sevdi mi, içinde ormanlar yanan.
tek tabanca, yalansız çıkmış yıllardan,
yılandan korkmam yalandan korktuğum kadar.
benim bu aleme aklım ermiyor...
kayahan açar
( 1949 - 2015 )
ben anadolu çocuğuyum,
biraz da deli dolu.
kızdı mı, dünyaya yakarca bakan,
sevdi mi, içinde ormanlar yanan.
tek tabanca, yalansız çıkmış yıllardan,
yılandan korkmam yalandan korktuğum kadar.
benim bu aleme aklım ermiyor.
ben anadolu çocuğuyum,
benim de senin gibi, onun gibi arzularım var
tırnakları kısa,
katıksız kadın, katıksız ana
gözleri güleç, yüreği insan birini istiyorum.
ben anadolu çocuğuyum,
bildiğin gibi..
yüzümde derin siyah çizgiler,
gözümde diken ve yaban otları.
yayla rüzgarları geçer içimden,
dikenli tellere takılır gönlüm,
kan ağlar,
anlatamam ağlayamam..
ben anadolu çocuğuyum,
böyle geldim dünyaya,
pişman da değilim.
başakları ellerimle büyütürüm ben,
başaklar eğilir, ben eğilmem.
ben anadolu çocuğuyum,
yolum sevgiden geçer.
kimsenin hakkını yemedim ki ben..
ben anadolu çocuğuyum,
bildiğin gibi.
kızdı mı, dünyaya yakarca bakan,
sevdi mi, içinde ormanlar yanan.
tek tabanca, yalansız çıkmış yıllardan,
yılandan korkmam yalandan korktuğum kadar.
benim bu aleme aklım ermiyor...
kayahan açar
( 1949 - 2015 )
devamını gör...
1989.
ey aklımın tarihi ey su geçirmez gücüm
unutmadın unutmadın silah tutan elleri
seni bu mazgalın nöbetine koyuyorum
sen bir akşamsefası olarak gözetle saatleri
bana hüzün* ver beni kucakla beni hep tazele
ey üzünç artık nasılsa bir seni almışlar içeri
- içeri giren’e
- divan
- turgut uyar
unutmadın unutmadın silah tutan elleri
seni bu mazgalın nöbetine koyuyorum
sen bir akşamsefası olarak gözetle saatleri
bana hüzün* ver beni kucakla beni hep tazele
ey üzünç artık nasılsa bir seni almışlar içeri
- içeri giren’e
- divan
- turgut uyar
devamını gör...
1990.
doğaçlama yazıcam şimdi, hazır mısınız
bir nefes çektiğim azap değil
azap değil soluduğum
küçük bir çocuk hayal ettim
en derinimde
gemileri kağıttan
ruhu mitralyözlere koşacak kadar cesur
bir oyun söyledim
bir hikaye anlattım
bir sedir yaktım köşemde
ısınsın diye
mümkün mü ey azize
yaşamak
cesur ve hür
kalbine korku salmışken bir bunak
demokrasilerin gölgesinde
bir tiran gürlerken...
ey azize
özgürlükten tat alacak kadar yaşa
yaşa diğerlerini gömecek kadar
yiten bir çocukluk kalsın geride
ne rüzgar korkutacak seni
ne kara bulutlar
insan-ı zalim
baş eğecek
ve diz çökecek önünde
karanlık kadar derin yüreğinde
yiten bir çocukluk kalsın gerinde
uçurumdan düşmek lazım
gönüllü bu yitikliğe
desinler ki zalimdir
desinler ki hiç merhamet kalmamış yüreğinde
senle ben ey azize
şahidiyiz gölgesiz gecelerin
vakur bir edayla sesleneceğiz karanlığa
kim daha karanlık bilmek için
bir nefes çektiğim azap değil
azap değil soluduğum
küçük bir çocuk hayal ettim
en derinimde
gemileri kağıttan
ruhu mitralyözlere koşacak kadar cesur
bir oyun söyledim
bir hikaye anlattım
bir sedir yaktım köşemde
ısınsın diye
mümkün mü ey azize
yaşamak
cesur ve hür
kalbine korku salmışken bir bunak
demokrasilerin gölgesinde
bir tiran gürlerken...
ey azize
özgürlükten tat alacak kadar yaşa
yaşa diğerlerini gömecek kadar
yiten bir çocukluk kalsın geride
ne rüzgar korkutacak seni
ne kara bulutlar
insan-ı zalim
baş eğecek
ve diz çökecek önünde
karanlık kadar derin yüreğinde
yiten bir çocukluk kalsın gerinde
uçurumdan düşmek lazım
gönüllü bu yitikliğe
desinler ki zalimdir
desinler ki hiç merhamet kalmamış yüreğinde
senle ben ey azize
şahidiyiz gölgesiz gecelerin
vakur bir edayla sesleneceğiz karanlığa
kim daha karanlık bilmek için
devamını gör...
1991.
ben bir ayten'dir tutturmuşum oh ne iyi,
ayten'li içkiler içip sarhoş oluyorum ne güzel..
hoşuma gitmiyorsa rengi denizlerin
biraz ayten sürüyorum güzelleşiyor
şarkılar söylüyorum,
şiirler yazıyorum ayten üstüne
saatim her zaman ayten'e beş var
ya da ayten'i beş geçiyor
ne yana baksam gördüğüm o
gözümü yumsam aklımdan ayten geçiyor
ayten'li içkiler içip sarhoş oluyorum ne güzel..
hoşuma gitmiyorsa rengi denizlerin
biraz ayten sürüyorum güzelleşiyor
şarkılar söylüyorum,
şiirler yazıyorum ayten üstüne
saatim her zaman ayten'e beş var
ya da ayten'i beş geçiyor
ne yana baksam gördüğüm o
gözümü yumsam aklımdan ayten geçiyor
devamını gör...
1992.
yorgunsun,uzaklardan gelmişsin;
yitirmişsin neyin varsa birer birer.
bir sağlık,bir sevinç,bir umut...
onlar da neredeyse gitti gider.
dost bildiğin insanların yüzleri
aynalar gibi kapkara.
suyu mu çekilmiş bulutların?
dönmüşsün kuruyan ırmaklara.
taşlara düşen saat gibi,
ne artı, ne eksi.
bir sağlık,bir sevinç,bir umut
hikaye hepsi.
cahit sıtkı tarancı.
yitirmişsin neyin varsa birer birer.
bir sağlık,bir sevinç,bir umut...
onlar da neredeyse gitti gider.
dost bildiğin insanların yüzleri
aynalar gibi kapkara.
suyu mu çekilmiş bulutların?
dönmüşsün kuruyan ırmaklara.
taşlara düşen saat gibi,
ne artı, ne eksi.
bir sağlık,bir sevinç,bir umut
hikaye hepsi.
cahit sıtkı tarancı.
devamını gör...
1993.
taşlara vuran acı
hatice, dedim. ben leyla'yım, dedi.
ürperdim. yol kayboldu. ay sustu.
rüzgâr bütün yapraklardan çekildi.
yalnızlık işte, dedim.
yok, dedi, sevmek arzusu.
bir tek ölüler yalnızdır.
bir daha ürperdim. gülümsedi.
su gülümsedi. kedi kalbime yürüdü.
insanlar, dedim, konuşmuyor, dinlemiyor
herkes bir top pıtrak ötekinin ağzında.
korku, dedi. bilmek korkusu
anlamak korkusu. yaşamak korkusu.
hatice, dedim. benim, dedi.
ürperdim. ölüm yok, dedim. yok, dedi.
yalnızlık bile yok. bir tuhaf ayrılık bu.
gitmemişsin. birazdan geleceksin.
varsın ve yoksun. elbette varım, dedi.
aynaya bak. duvara bak. sokağa bak.
gözyaşıyla yazılmış bir yazıyım yüzünde.
her bir kirpiğinde iç geçiren zaman benim.
sokaklar kalabalık ama odalar benim.
sana bakan herkesin gözbebekleri benim.
öyle oluyor dedim. sen biliyorsun bunu.
ömür hanım, dedim. ben leyla'yım, dedi.
ömür hanım, dedim. benim, dedi.
yalnızlık yıkıcı dedim. bilmem mi, dedi.
hele geceleri, hele sen evdeyken.
yazıyor musun? döne döne, dedim.
yazmazsam bir daha öleceksin
yazmazsam seni sevemeyeceğim.
dünya yetmedi
mezarda bile yalnız bırakıyorum seni
biliyor musun hatice
şimdi binlerce ömür hanım seni seviyor
ben binlerce ömür hanım'ı seviyorum
binlerce güzellikle büyüyorsun, büyüyorsun.
sana layık bir ölü olmak için çırpınıp duruyorum.
şükrü erbaş/ çırpınıp içinde döndüğüm dünya
hatice, dedim. ben leyla'yım, dedi.
ürperdim. yol kayboldu. ay sustu.
rüzgâr bütün yapraklardan çekildi.
yalnızlık işte, dedim.
yok, dedi, sevmek arzusu.
bir tek ölüler yalnızdır.
bir daha ürperdim. gülümsedi.
su gülümsedi. kedi kalbime yürüdü.
insanlar, dedim, konuşmuyor, dinlemiyor
herkes bir top pıtrak ötekinin ağzında.
korku, dedi. bilmek korkusu
anlamak korkusu. yaşamak korkusu.
hatice, dedim. benim, dedi.
ürperdim. ölüm yok, dedim. yok, dedi.
yalnızlık bile yok. bir tuhaf ayrılık bu.
gitmemişsin. birazdan geleceksin.
varsın ve yoksun. elbette varım, dedi.
aynaya bak. duvara bak. sokağa bak.
gözyaşıyla yazılmış bir yazıyım yüzünde.
her bir kirpiğinde iç geçiren zaman benim.
sokaklar kalabalık ama odalar benim.
sana bakan herkesin gözbebekleri benim.
öyle oluyor dedim. sen biliyorsun bunu.
ömür hanım, dedim. ben leyla'yım, dedi.
ömür hanım, dedim. benim, dedi.
yalnızlık yıkıcı dedim. bilmem mi, dedi.
hele geceleri, hele sen evdeyken.
yazıyor musun? döne döne, dedim.
yazmazsam bir daha öleceksin
yazmazsam seni sevemeyeceğim.
dünya yetmedi
mezarda bile yalnız bırakıyorum seni
biliyor musun hatice
şimdi binlerce ömür hanım seni seviyor
ben binlerce ömür hanım'ı seviyorum
binlerce güzellikle büyüyorsun, büyüyorsun.
sana layık bir ölü olmak için çırpınıp duruyorum.
şükrü erbaş/ çırpınıp içinde döndüğüm dünya
devamını gör...
1994.
1995.
ne olurdu kokunun da fotoğrafı olsaydı
sesin fotoğrafı.
boşluğun fotoğrafı.
parmak uçlarındaki karıncanın
ruhtaki üşümenin...
ölüm kimseyi bu kadar yalnız bırakmazdı.
şükrü erbaş
sesin fotoğrafı.
boşluğun fotoğrafı.
parmak uçlarındaki karıncanın
ruhtaki üşümenin...
ölüm kimseyi bu kadar yalnız bırakmazdı.
şükrü erbaş
devamını gör...
1996.
denize karşı bir bankta
omzuna başımı yaslayıp
sesinden şiirler dinlemek gibi
çocukça isteklerim oldu..
bağışla…*
omzuna başımı yaslayıp
sesinden şiirler dinlemek gibi
çocukça isteklerim oldu..
bağışla…*
devamını gör...
1997.
1998.
zemheri kadar ayazı,
öfkeli bir soğukluğu,
ve yeşil olduğuna emin olduğum gözlerini,
özledim.
hasret kadar acıklı değil de,
bir cocuk telaşıyla özledim,
gecenin üçünde, beşinde
sabahın köründe
oglenin öncesinde ve sonrasında,
özledim.
öfkeli bir soğukluğu,
ve yeşil olduğuna emin olduğum gözlerini,
özledim.
hasret kadar acıklı değil de,
bir cocuk telaşıyla özledim,
gecenin üçünde, beşinde
sabahın köründe
oglenin öncesinde ve sonrasında,
özledim.
devamını gör...
1999.
cemal süreya-hayatımda ilk kez birisi bana..
güzel bir seslendirmesini dinlemek isteyenler
buradan ulaşabilirsiniz.
hayatımda ilk kez birisi bana
" kendine çok dikkat et " dedi.
anlamış onun kalbini taşıdığımı herhalde... rastgele,
yürürken aklına geleyim
sızlasın için...
zaman sen olmayınca geçmiyor,
sen olunca da yetmiyor...
üşüyorsan söyle,
seni bir kat daha seveyim.
bak!
papatya mevsimi geldi.
mevsimlerden papatyayı severim.
sonra seni.
sonra yine seni.
ve hep seni...
kim istemez mutlu olmayı
ama mutsuzluğa da var mısın?
çık gel bir kez daha
çık gel bir kez daha
beni bozguna uğrat
ben güzel değil miyim?
neden kuş koymuyorlar yoluma?
ben sana kızsam,
kendime küserim...
en çok sesini aradım.
gözlerinse asılı bıraktığın yerdeydi...
gözlerini sildi zaman..
dedim ya… eylül’dü.
savruluşu bundandı kimsesizliğimizin.
sonra dalgalar geldi dile
sonra bir mavilik aldı her yerimizi;
nasıl hatırlıyorsan dünyayı
öyle.
kötülüklerin büsbütün egemen olduğu namussuz bir çağ bu biliyorsun
hasret kalmışız,
yüreği güzel insanlara.
bazen sadece yorgun oluyor insan.
ne küs, ne yalnız, ne de aşık...
ama sen yine de gitme
gidersen peşinden gelmem
ama kalırsan
bu masalın sonunu birlikte öğreniriz.
meğer ne çok canı yanarmış insanın,
baktığı yerde göremeyince görmek istediğini birgün aklına gelecek olursam,
bana şiir ısmarla.
eylül'ü konuşalım.
güzel bir seslendirmesini dinlemek isteyenler
buradan ulaşabilirsiniz.
hayatımda ilk kez birisi bana
" kendine çok dikkat et " dedi.
anlamış onun kalbini taşıdığımı herhalde... rastgele,
yürürken aklına geleyim
sızlasın için...
zaman sen olmayınca geçmiyor,
sen olunca da yetmiyor...
üşüyorsan söyle,
seni bir kat daha seveyim.
bak!
papatya mevsimi geldi.
mevsimlerden papatyayı severim.
sonra seni.
sonra yine seni.
ve hep seni...
kim istemez mutlu olmayı
ama mutsuzluğa da var mısın?
çık gel bir kez daha
çık gel bir kez daha
beni bozguna uğrat
ben güzel değil miyim?
neden kuş koymuyorlar yoluma?
ben sana kızsam,
kendime küserim...
en çok sesini aradım.
gözlerinse asılı bıraktığın yerdeydi...
gözlerini sildi zaman..
dedim ya… eylül’dü.
savruluşu bundandı kimsesizliğimizin.
sonra dalgalar geldi dile
sonra bir mavilik aldı her yerimizi;
nasıl hatırlıyorsan dünyayı
öyle.
kötülüklerin büsbütün egemen olduğu namussuz bir çağ bu biliyorsun
hasret kalmışız,
yüreği güzel insanlara.
bazen sadece yorgun oluyor insan.
ne küs, ne yalnız, ne de aşık...
ama sen yine de gitme
gidersen peşinden gelmem
ama kalırsan
bu masalın sonunu birlikte öğreniriz.
meğer ne çok canı yanarmış insanın,
baktığı yerde göremeyince görmek istediğini birgün aklına gelecek olursam,
bana şiir ısmarla.
eylül'ü konuşalım.
devamını gör...
2000.
ve allah, ademoğluna bir çift omuz daha verseydi
yükler bu kadar ağır gelmez
bel, beller böyle bükülmezdi
haftanın sekizinci günü
ayın beşinci haftası
yılın on üçüncü ayı
takvimlerin; yazılmamış, yazılmayacak
basılmamış, basılmayacak yapraklarında kaldı
bu dünyada gerçeği söylemek ikinci dile bırakıldı
ve ikinci dil yaratılmadı
gerçeği; duymaya, dinlemeye, tahammül gücünü
üçüncü kulağa bıraktılar
üçüncü kulak yaratılmadı
alkışlamaktan ve alkışlamaktan hoşlananlar
insanın bir çift eli daha olmasını
kim bilir ne kadar isterlerdi
fakat benim merakım sadece şu ki
suratlarda üçüncü elin tokadı acaba nasıl şaklardı
bunlar olacak şey mi diyeceksiniz
bunları ancak altıncı ayağın tekmesini yiyenler düşünebilir
belli ki siz yememişsiniz
arif nihat asya
yükler bu kadar ağır gelmez
bel, beller böyle bükülmezdi
haftanın sekizinci günü
ayın beşinci haftası
yılın on üçüncü ayı
takvimlerin; yazılmamış, yazılmayacak
basılmamış, basılmayacak yapraklarında kaldı
bu dünyada gerçeği söylemek ikinci dile bırakıldı
ve ikinci dil yaratılmadı
gerçeği; duymaya, dinlemeye, tahammül gücünü
üçüncü kulağa bıraktılar
üçüncü kulak yaratılmadı
alkışlamaktan ve alkışlamaktan hoşlananlar
insanın bir çift eli daha olmasını
kim bilir ne kadar isterlerdi
fakat benim merakım sadece şu ki
suratlarda üçüncü elin tokadı acaba nasıl şaklardı
bunlar olacak şey mi diyeceksiniz
bunları ancak altıncı ayağın tekmesini yiyenler düşünebilir
belli ki siz yememişsiniz
arif nihat asya
devamını gör...
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167

