2481.
"beni uykudan uyandırır uyandırmaz
dünyanın bütün huyları yüzünde
ben bunlardan birini seviyorum en çok
sana bir nar kesip uzatıyor ya doğa
tutsam tanelerini
sevincin gözyaşları derdim buna.

bir süre bakışıyoruz karşılıklı
ben uykudan uyanır uyanmaz
benimle şiir gibidir bu
tam karşımda ama yazılmamış
durmadan bileniyor aklımda.

seni unutarak baktığımda bile
dünyanın her yerlerinden geçiyorsun
yayılıyorsun kalabalıklara
yalnız yayılmak mı
aşkın en büyüğü, en dayanılmazı demeli buna.

özlenirsin, alabildiğine varsın da
daha da var oluyorsun gün günden
olgun bir meyva gibi güleceksin zamanla
bir kadın da değilsin, bir kişi de değilsin
bir kuş olsa mavilik derdi buna."

(bkz: edip cansever)
devamını gör...
2482.
güzel geceler dostum..
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...
2483.
"eğri çizgiler dalgın
iki kaşım üzerinde
iki kaşım üzerinde bir ağrı
gözlerim yanıyor günlerdir
gözlerimde bir yangın.

bir yanım gündelik şeyler
evdir ekmektir
yaşadığım kaskatı;
bir yanım olmadık türküler söyler
yoldur özlemdir
benim en güzel düşlerim
içimde kaldı.

bir yerlerim eksiliyor günlerdir
bir yerlerim eriyor
günlerdir başımda bir esrik bulut
ben süt mavilerde umarken günü
aykırı sularda akşam oluyor."

(bkz: şükrü erbaş)
devamını gör...
2484.
bir mavi kuş var yüreğimde
çıkmaya can atan
ama ben ondan güçlüyüm, kal,
diyorum ona, kimsenin
seni görmesine izin veremem.

bir mavi kuş var yüreğimde
çıkmaya can atan
ama viski döküyorum üstüne
sigara dumanına
boğuyorum,
fahişeler, barmenler ve
bakkal çırakları hiçbir zaman
bilmiyorlar onun orada
olduğunu.

bir mavi kuş var yüreğimde
çıkmaya can atan
ama ben ondan güçlüyüm,
yat lan aşağı, diyorum ona,
ocağıma incir dikmek mi
niyetin? avrupa’daki kitap
satışlarımı sabote etmek mi?

bir mavi kuş var yüreğimde
çıkmaya can atan
ama zekiyim, sadece
geceleri izin veriyorum çıkmasına,
herkes yattıktan sonra.
orada olduğunu biliyorum, derim
ona, kederlenme
artık.

sonra yerine koyarım yine
ama hafifçe öter
tamamen ölmesine de izin
vermiyorum
ve birlikte uyuyoruz
gizli antlaşmamızla
ve insanı ağlatacak kadar
güzel, ama ben
ağlamam, ya
siz?
devamını gör...
2485.
kırılgan bir çocuğum ben
yüreğim cam kırığı
bütün duygulardan önce
öğrendim ayrılığı
saldırgan diyorlar bana
oysa kırılganım ben
gözyaşlarım mücevher
saklıyorum herkesten
ürküyorlar gözümdeki ateşten
ürküyorlar dilimdeki zehirden
ürküyorlar o dur durak bilmeyen
gözükara cesaretimden
diyorlar: bir yanı sarp bir uçurum,
bir yanı çılgın dağ doruğu.
oysa böyle yapmasam ben
nasıl korurum içimdeki çocuğu?
bir yanım çılgın nar ağacı
bir yanım buz sarayı.
-murathan mungan-
devamını gör...
2486.
ben ölürsem akşamüstü ölürüm
şehre simsiyah bir kar yağar
yollar kalbimle örtülür
parmaklarımın arasından
gecenin geldiğini görürüm

ben ölürsem akşamüstü ölürüm
çocuklar sinemaya gider
yüzümü bir çiçeğe gömüp
ağlamak gibi isterim
derinden bir tren geçer

ben ölürsem akşamüstü ölürüm
alıp başımı gitmek isterim
bir akşam bir kente girerim
kayısı ağaçları arasından
gidip denize bakarım
bir tiyatro seyrederim

ben ölürsem akşamüstü ölürüm
uzaktan bir bulut geçer
karanlık bir çocukluk bulutu
gerçeküstücü bir ressam
dünyayı değiştirmeye başlar
kuş sesleri, haykırışlar
denizin ve kırların
rengi birbirine karışır

sana bir şiir getiririm
sözler rüyamdan fışkırır
dünya bölümlere ayrılır
birinde bir pazar sabahı
birinde bir gökyüzü
birinde sararmış yapraklar
birinde bir adam
her şeye yeniden başlar

ataol behramoğlu
devamını gör...
2487.
haydi uzun bir yürüyüşe çık benimle.
biraz rüzgar eser, biraz yağmur yağar,
ıslanırız belki de biraz.
ama gülümseriz yine de..
hem sen seversin yürümeyi..
kim bilir?
belki seversin beni de..
çok değil.. biraz..

buradan

neil sedaka – you mean everything to me
devamını gör...
2488.
rüveyda

fezayı bağlayarak yorgun kanatlarına
bir güvercin uçurup kıtalar arasından
çağırdın beni
geçerek birer birer sürgün kanyonlarını
derbeder koşup geldim ışıldayan tahtına
yarım koyup bir bardak kurşun rengi çayımı
yıkarak yalnızlığa kurduğum sarayımı
yetim çığlıklarımı duyurmak üzre sana
koşup geldim; iliştir beni memnu bahtına
adını söylemek istemiyorum
her hecesi amansız bir kor dudaklarımda
her harfine yıllardır şimşeklerle yarıştım
zindanlara karıştım, ölümlerle tanıştım.

adını söylemek istemiyorum
rüveyda dediğim zaman
anla ki, senin için yürüyor kelimeler
çığlığımın atardamarlarından
hangi yıldızdır bilmem, gözlerin
kayar da üzerime rüveyda
önce tuhaf bir deprem yayılır bedenime
sonra açılır önümde ıstırab vadileri
silik renkleriyle adımlarıma
çözülmeye yüz tutan bir mazi mühürlenir
hayalin bittiği menfeze doğru
alaca bir at koşar içimde
zamansız, mekansız nefese doğru.
uslanmaz bir yürek taşıdığıma dair
yaygın bir kanaat dolaşır aynalarda
oysa rüveyda baştanbaşa ben
kevser akan, gül kokan bir kalbin filiziyim. kitaplara sürdüğüm kapkara lekelerden
bir anlatsam nasıl utandığımı
bir doğrulsam eğildiğim yerlerden
ağarır tanyeri nilüferlerin
alaca bir at koşar içimde
ezer toynakları ile anılarımı.

sular köpürmemeliydi rüveyda
kırılmamalıydı ıslak dalları hasret selvilerinin
ben zehire alışkınım, şerbete değil
rüyalar hefret eder avare duruşumdan
kabuslar çeker ancak derdimi yeryüzünde
sen gün boyu simsiyah bir ufukla beraber
ben her gece bir mehdi türküsüyle çilekeş
yargılamak için zeval kayıtlarını inkılap bekliyorum
hangi umut çiçeğidir bilmem, ellerin
uzanır da gönlüme rüveyda
derinden bir ok saplanır bağrıma
beynimi çağıran bir sese doğru
alaca bir at koşar içimde
zamansız, mekansız nefese doğru

varlığın cinayettir memleketimde işlenen
akıtır kanını en asil pehlivanların
yokluğun sükunettir kuşatır evrenimi
varlığın ve yokluğun ölümüdür baharın artık eskisi gibi bakamıyorsun
göklerinde bir belkıs otururdu rüveyda
binlerce gökkuşağı olurdu kirpiklerin
güneş bir anne gibi dururdu başucunda
artık dokunamıyor kakülün bulutlara
karalara bürünmüş saçlarında dolunay
ben bu kadar zulme layık mıyım rüveyda
hangi ressamı vurur bilmem, endamın
sarar da benliğimi
ben beni tanımam kaldırımlarda
kafesleri yutan kafese doğru
alaca bir at koşar içimde
zamansız, mekansız nefese doğru

kırmızı bir kurdela bağlayarak alnına
duydun mu orkideye dua eden birini
bu ısmarlama yüzler yok mu rüveyda
bu yapmacık bebekler
gözyaşı akıtırken gülenler yok mu
beni kahrediyor geceler boyu
hangi çağın gelişidir bilmem, gülüşün
soluk bir dünyanın mezarlarına
gömerek gurbetimi
kapadı karanlığa yesrip kapılarını
meydan okuyuşun çağın ordularına
bilmem hangi mevsimin başlangıcıdır
doruklardan öte hevese doğru
alaca bir at koşar içimde
zamansız, mekansız nefese doğru

yasını tutuyorum kararttığım düşlerin
yıpranmış divaneler gibiyim sokaklarda
amansız bir ütopya üfleyen pencereler
lif lif yoluyor dram seyyahı bedenimi
önümde, haksızlığın hesaba çekildiği
hiç kimsenin kimseyi tanımadığı mahşer
arkamda, kare kare ömrümü belirleyen
hatırladıkça yanıp tutuştuğum resimler
söyle, nasıl aşarım pişmanlık dağlarını
yeniden bir nil olup taşar mıyım çöllere
kim giydirir başıma tacını nihayetin
kim takar bileğime hürriyet künyesini
karada balık gibi nasıl yaşarım, söyle rüveyda, seziyorum; tahammülün kalmadı
ama dur, boşaltayım bütün çığlıklarımı
asırlardır köhne barınaklarda
küflenen, çürüyen çığlıklarımı

at vuruldu; içim paramparça rüveyda
gölgelerin ardına sakladım kusurumu
sen orda kayıtsızca gülümsüyor gibisin
ben burda damla damla eriyip akıyorum
yine de, çiğnetemem kimseye gururumu
istenmediğim yeri sessizce terkederim
hatıra kalsın diye bırakır da ruhumu
mahzun bir derviş gibi boyun büker, giderim
|nurullah genç
devamını gör...
2489.
o mavi gözlü bir devdi.
minnacık bir kadın sevdi.
kadının hayali minnacık bir evdi,
bahçesinde ebruli
hanımeli
açan bir ev.

bir dev gibi seviyordu dev.
ve elleri öyle büyük işler için
hazırlanmıştı ki devin,
yapamazdı yapısını,
çalamazdı kapısını
bahçesinde ebruli
hanımeli
açan evin.

o mavi gözlü bir devdi.
minnacık bir kadın sevdi.
mini minnacıktı kadın.
rahata acıktı kadın
yoruldu devin büyük yolunda.
ve elveda! deyip mavi gözlü deve,
girdi zengin bir cücenin kolunda
bahçesinde ebruli
hanımeli
açan eve.

şimdi anlıyor ki mavi gözlü dev,
dev gibi sevgilere mezar bile olamaz:
bahçesinde ebruli
hanımeli
açan ev..
devamını gör...
2490.
ben seninle çay içmek istiyorum,
seni duymak,
seni görmek,
seni bilmek
seni yanımda hissetmek istiyorum.
sana şiir okumak istiyorum
yazmaktan bıktım, usandım.
ben artık yazıları sana söylemek istiyorum.
küçük bir evde, büyük hayaller kurmak istiyorum.
sobanın yanında, seninle birlikte, üşüyen ellerimi çayın sıcaklığına
bırakmak istiyorum.
ben aslında sevmek değil,
seninle yaşlanmak istiyorum...
özdemir asaf
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...
2491.
ne isyan edersin zülfü sırmalım
uykular geldi de kovdu mu gözüm
ahvalın ataşı yakar sinemi
uykular geldi de kovdu mu gözüm

sular inişine durmaz akarken
karabulutlardan şimşek çakarken
gece karanlığa çıra yakarken
uykular geldi de kovdu mu gözüm

besmeleyi çeksem aşın dibinde
sevdam gizli kaldı kaşın dibinde
hayalin uyutmaz daşın dibinde
uykular geldi de kovdu mu gözüm

sevdam yatar sıra sıra toprakta
gizlidir görünmez yara toprakta
kuş tüyü yatakta kara toprakta
uykular geldi de kovdu mu gözüm

söylemen cananım dillemen gayrı
bırakında yanım küllemen gayrı
aşık sefai'yi ellemen gayrı
uykular geldi de kovdu mu gözüm

aşık sefai
devamını gör...
2492.
ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden eteklerin bir yığın yaprak ve bir gün bakacaksın sema'ya ağlayarak
devamını gör...
2493.
sen ümitlerimin tek kaynağı,
sen kalbimde neşe,
sen meleksin.....
devamını gör...
2494.
seni benim gibi
seven bulamazsın....
devamını gör...
2495.
“ama gene de,
gene de güzel günler geçirebilirim;
geçirebilirim bu mavilikte,
suda yüzen karpuz kabuğundan farksız,
ağacın gökyüzüne vuran aksinden,
her sabah erikleri saran buğudan,
buğudan, sisten, ışıktan, kokudan...”

dalga - orhan veli
devamını gör...
2496.
kirli eller daha temiz.
temiz elli
kirli gönüllerden.
ne dersiniz?
-özdemir asaf
devamını gör...
2497.
tam da önündeyken
elini uzatsan değecekken
göz göze gelmişken
hemen karşında duruyorken
işte ordayken
saçlarına dokunmamaktır
akşamüzeri paslı bir çiviyle
seni seviyorum yazdığın
o yorgun sahil bankında otururken
tarifi imkansız bir iç geçirmeyle
havada serinledi dediğinde
hemen ceketini çıkarıp
onun omzuna usulca koymanın
ta kendisidir aşk
sadri alışık’ın ben sana bişey derdim ama
o film bu film değil deyişindeki esrardır
aşk aslında hep o filmdir
dünyanın niçin yaratıldığını merak etmekten
dünya ne güzel yaratılmış cümlesine geçmektir
kimseden umudu kalmamışların son kalesidir
aşk çilek kesiğidir
bir vapura eşlik etmektir
bir martının kanadını peşinde
marmaraa denizin altını üstüne getirip
lodosla yarenlik etmektir
boş bir pet şişe, yarısı yırtık bir mektup
ve buruşturulup atılmış bir sigara paketiyle
samatya açıklarından karaya vurmaktır
aşk hep karaya vurmaktır
aşk kimsesizliktir
köyün delisi, mahallenin enayisi
alemin aptalı olmaktır.
aşk unutmamaktır.
mektupları yakmamak, resimleri yırtmamaktır.
herhangi bir sokağın köşesinde
herhangi bir durağın yanında
herhangi bir yağmurun altında
yaşananları döne döne ziyaret etmektir
aşk hatıralar uğramaktır
aşk rağmendir,
başkalarına rağmen
hüzünlere, imkansızlıklara rağmen
acılara rağmen
korkulara rağmen
terkedişlere, kaçışlara rağmen
ayrı kalışlara rağmendir aşk
biliyorsun değil mi
en çok ellerini özlerim
en son onları bırakırdım
bir dervişin cübbesine sızarak sıratın üstünden geçerken
son bir kez dönüp akmaktır perona giren trene
ya ineceksek
aşk bu kadar belirsiz, bu kadar karanlık
bu kadar acımasız
aşk bu kadar siyahtır.
o yüzden aşk karşıda duran
o yüzden aşk kaldırımların en kenarından yürüyen
o yüzden ayakkabılarını bağlamayı bilmeyen
o yüzden cetvelle düz çizgi çizemeyen
o yüzden aşk orası benim yerimdi diyemeyen
o yüzden aşk mendiline süt doldurup götürebilenlerin işidir.
aşk duadır
görmediğine inanması insanın
gittiğine de inanmamasıdır
her yağmur tanesini bir melek indiriyorsa yer yüzüne
bir tanesinind e o olacağını umup
yağmurda tepeden tırnağa ıslanmaktır aşk
tam da önündeyken
elini uzatssan değecekken
göz göze gelmişken
hemen karşında duruyorken
işte ordayken
saçlarına dokunmamaktır.
aşk hatıralara uğramaktır.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...
2498.
aynalar
şair: necip fazıl kısakürek

aynalar, bakmayın yüzüme dik dik;
iste yakalandık, kelepçelendik!
çıktınız umulmaz anda karsıma,
başımın tokmağı indi başıma.

suratımda her suç bir ayrı imza,
benmişim kendime en büyük ceza!
ey dipsiz berraklık, ulvi mahkeme!
acı, hapsettiğin sefil gölgeme!

nur topu günlerin kanına girdim.
kutsi emaneti yedim, bitirdim.
doğmaz güneşlere bağlandı vade;
dişlerinde, köpek nefsin, irade.

günah, gunah, hasad yerinde demet;
merhamet, sucumdan aşkın merhamet!
olur mu, dünyaya indirsem kepenk:
gözyaşı döksem, nuh tufanına denk?

çıkamam, aynalar, aynalar zindan.
bakamam, aynada, aynada vicdan;
beni beklemeyin, o bir hevesti;
gelemem, aynalar yolumu kesti.
devamını gör...
2499.
yok öyle umutları yitirip
karanlıklara savrulmak.
unutma; aynı gökyüzü altında,
bir direniştir yaşamak.
nazim hikmet
devamını gör...
2500.
kente kapandık kaldık tutanaklarla belli
sirk izlenimlerinden seçmen kütüklerinden
yüzlerimiz temmuzdan ötürü sallanır ve uzar
ve her köşe bir tuzaktır
birer darağacıdır her meydan saati
öğle vaktini kesinlikle gösteren
oysa hep güçlü dağları görmenin zamanıdır

çığlığım uzun uzun kalır içimde
yani güller giyinmiş bir adam nerde ben nerde
rüzgâr bir dirimi dört yöne bölerken tepelerde
ve gece duruşmasından yeni çıkmışken
sabahın terazisi eksik tartar gölgemi

artık öyle açık ki kuşkuya yer yok
kim gelirse gelsin acıya hep yer vardır
tutanaklarda duvar diplerinde ve bazı yerlerde
örneğin çukurova ve mekong köylerinde
acıdır ağacın gölgesini yapan
bunu herkes bilir

kutsal acı besleyen acı sütünü emiyoruz
yatıyoruz seninle terli döşeklerde
saati seninle kuruyoruz bir çalar saati
sen donatıyorsun kalbimizi
kalbimiz çoğu zaman yeterli ve ürkek
kendi çoğunluğunu kendi üreterek

kente kapandık kaldık iki cadde iki alan bir saat
mutsuzluk acıya varana kadar
artık yeminimiz bir tatar gölgesi gibi
öyle bir gölge ki belki çok dardır
kısa vakitlerinde aceleci akşamın

artık öyle açık ki kuşkuya yer yok
acıya hep yer vardır aramızda
dört cepli yeleğim aynı kolaylıkla taşır her şeyi
bozuk paraları da umutsuzluğu da
aynı kolaylıkla tutmuş gibi olurum
güneşin yedi renk ayasını

biliyor musun güçlü dağları görmenin zamanıdır
şimdi bir bağırsan çok iyi biliyorum
ya da üst üste silah atsan
kent tepinir belki bütün kuşlar uçar
belki değil mutlaka
ama
bir tanesi mutlaka kalır.

- turgut uyar, acının coğrafyası
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"geceye bir şiir bırak" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim