geceye bir şiir bırak
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
başlık "silinmiş hesap 76" tarafından 07.11.2020 20:02 tarihinde açılmıştır.
1481.
içimden dedim,
ilmeği kaçmış bir hayat bizimkisi.
nedir alnımızdan öpmek için
izimizi süren
kalmış mıdır kalesi düşmüş
bir şehrin cazibesi?
nedir yalnız bize yakışan bu serüven?
bu serüven ki;
bizden biri yaptı sırtımızdaki hançeri
ve terketti bizi huzur denen sevgili.
kalakaldık, şaşkınlığın avuçlarında
billur bir kuş gibi.
*
ilmeği kaçmış bir hayat bizimkisi.
nedir alnımızdan öpmek için
izimizi süren
kalmış mıdır kalesi düşmüş
bir şehrin cazibesi?
nedir yalnız bize yakışan bu serüven?
bu serüven ki;
bizden biri yaptı sırtımızdaki hançeri
ve terketti bizi huzur denen sevgili.
kalakaldık, şaşkınlığın avuçlarında
billur bir kuş gibi.
*
devamını gör...
1482.
"çocuklar gibi
bende hiç tükenmez bir hayat vardı,
kırlara yayılan ilkbahar gibi.
kalbim hiç durmadan hızla çarpardı
göğsümün içinde ateş var gibi.
bazı nur içinde, bazı sisteyim
bazı beni seven bir göğüsteyim,
kah el üstündeydim, kah hapisteydim
her yere sokulan bir rüzgar gibi.
aşkım iki günlük iptilalardı,
hayatım tükenmez maceralardı.
içimde binlerce istekler vardı,
bir şair, yahut bir hükümdar gibi.
hissedince sana vurulduğumu,
anladım ne kadar yorulduğumu
sakinleştiğimi, durulduğumu
denize dökülen bir pınar gibi.
şimdi şiir bence senin yüzündür,
şimdi benim tahtım senin dizindir
sevgilim, saadet ikimizindir.
göklerden gelen bir yadigar gibi.
sözün şiirlerin mükemmelidir,
senden başkasını seven delidir
yüzün çiçeklerin en güzelidir,
gözlerin bilinmez bir diyar gibi.
başını göğsüme sakla sevgilim,
güzel saçlarında dolaşsın elim
bir gün ağlayalım, bir gün gülelim
sevişen yaramaz çocuklar gibi. "
sabahattin ali
bende hiç tükenmez bir hayat vardı,
kırlara yayılan ilkbahar gibi.
kalbim hiç durmadan hızla çarpardı
göğsümün içinde ateş var gibi.
bazı nur içinde, bazı sisteyim
bazı beni seven bir göğüsteyim,
kah el üstündeydim, kah hapisteydim
her yere sokulan bir rüzgar gibi.
aşkım iki günlük iptilalardı,
hayatım tükenmez maceralardı.
içimde binlerce istekler vardı,
bir şair, yahut bir hükümdar gibi.
hissedince sana vurulduğumu,
anladım ne kadar yorulduğumu
sakinleştiğimi, durulduğumu
denize dökülen bir pınar gibi.
şimdi şiir bence senin yüzündür,
şimdi benim tahtım senin dizindir
sevgilim, saadet ikimizindir.
göklerden gelen bir yadigar gibi.
sözün şiirlerin mükemmelidir,
senden başkasını seven delidir
yüzün çiçeklerin en güzelidir,
gözlerin bilinmez bir diyar gibi.
başını göğsüme sakla sevgilim,
güzel saçlarında dolaşsın elim
bir gün ağlayalım, bir gün gülelim
sevişen yaramaz çocuklar gibi. "
sabahattin ali
devamını gör...
1483.
anons
allah biliyor ya
benim şaşkınlığım sizinkine benzemez
hayrete düşürür beni umursamadığınız şeyler
mesela ırmağa binen balık
güneşi sırtında taşıyan dağ
ve peribacaları, avurtları çökmüş kayalar
ve sarışın semazenler, ayçiçekleri
hayrete düşürür beni.
merakım da sizinkine benzemez
şöyle seslenirim bazen:
yağmurkuşu bana bir şeyler söyle
deli ırmak ne fısıldar denize.
savaşım da benzemez savaşınıza
yalın kalem
dayanırım kelam kapılarına
ya simmurga ya morga, farketmez.
ve korkum, o da sizinkine benzemez
saflar sıklaştıkça korkarım
anlaşılmaktan korkarım, düşlerimden korkarım
üstelik kırmızı ışıkta cam silen çocukları
şoförlerden sakınmak zorundayım.
ibrahim tenekeci
allah biliyor ya
benim şaşkınlığım sizinkine benzemez
hayrete düşürür beni umursamadığınız şeyler
mesela ırmağa binen balık
güneşi sırtında taşıyan dağ
ve peribacaları, avurtları çökmüş kayalar
ve sarışın semazenler, ayçiçekleri
hayrete düşürür beni.
merakım da sizinkine benzemez
şöyle seslenirim bazen:
yağmurkuşu bana bir şeyler söyle
deli ırmak ne fısıldar denize.
savaşım da benzemez savaşınıza
yalın kalem
dayanırım kelam kapılarına
ya simmurga ya morga, farketmez.
ve korkum, o da sizinkine benzemez
saflar sıklaştıkça korkarım
anlaşılmaktan korkarım, düşlerimden korkarım
üstelik kırmızı ışıkta cam silen çocukları
şoförlerden sakınmak zorundayım.
ibrahim tenekeci
devamını gör...
1484.
yorgun argın, alırım yatağımda soluğu:
yatak, yol yorgununa en hoş dinlenme yeri,
ama bu sefer başlar aklımın yolculuğu,
kafam çırpınır gövdem bitirmişken işleri;
yirmi yedinci sone.
william shakespeare
yatak, yol yorgununa en hoş dinlenme yeri,
ama bu sefer başlar aklımın yolculuğu,
kafam çırpınır gövdem bitirmişken işleri;
yirmi yedinci sone.
william shakespeare
devamını gör...
1485.
seni düşünmek güzel şey, ümitli şey,
dünyanın en güzel sesinden
en güzel şarkıyı dinlemek gibi bir şey...
fakat artık ümit yetmiyor bana,
ben artık şarkı dinlemek değil,
şarkı söylemek istiyorum....
nazım hikmet ran
dünyanın en güzel sesinden
en güzel şarkıyı dinlemek gibi bir şey...
fakat artık ümit yetmiyor bana,
ben artık şarkı dinlemek değil,
şarkı söylemek istiyorum....
nazım hikmet ran
devamını gör...
1486.
bana bir resim çeksene
bakamadığım gözlerin olsun resimde
dokunamadığım yanakların
dudakların, öpemediğim
nefesin olsun, her soluğun
benim için, benimle nefes al zindanında
nefesimi vereyim istersen, hatta son nefesimi
ruhum zaten senin
her kalp atışını yolla
saçının her telininin resmini istiyorum
ve her hücreni
dna'nı yollaki bileyim şifrelerini
ele geçirmek için seni
her resmi birleştireyim
sensiz yalnızlığımda
ellerimle giydireyim o resme
dünyanın en güzel elbisesini
mavi olacak o da
sen dans ederken bir nehir kenarında
kırlara uzanıp izleyeceğim seni
ve özgürlüğünü
bakamadığım gözlerin olsun resimde
dokunamadığım yanakların
dudakların, öpemediğim
nefesin olsun, her soluğun
benim için, benimle nefes al zindanında
nefesimi vereyim istersen, hatta son nefesimi
ruhum zaten senin
her kalp atışını yolla
saçının her telininin resmini istiyorum
ve her hücreni
dna'nı yollaki bileyim şifrelerini
ele geçirmek için seni
her resmi birleştireyim
sensiz yalnızlığımda
ellerimle giydireyim o resme
dünyanın en güzel elbisesini
mavi olacak o da
sen dans ederken bir nehir kenarında
kırlara uzanıp izleyeceğim seni
ve özgürlüğünü
devamını gör...
1487.
çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca
alt katında uyumayı bir ranzanın
üst katında çocukluğum...
kağıttan gemiler yaptım kalbimden
ki hiçbiri karşıya ulaşmazdı.
aşk diyorsunuz,
limanı olanın aşkı olmaz ki bayım!allah’la samimi oldum geçen üç yıl boyunca
havı dökülmüş yerlerine yüzümün
büyük bir aşk yamadım
hayır
yüzüme nur inmedi, yüzüm nura indi bayım
gözyaşlarım bitse tesbih tanelerim vardı
tesbih tanelerim bitse göz yaşlarım...
saydım, insanın doksan dokuz tane yalnızlığı vardı.
aşk diyorsunuz ya
ben istemenin allahını bilirim bayımçok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca
balkona yorgun çamaşırlar asmayı
ki uçlarından çile damlardı.
güneşte nane kurutmayı
ben acılarımın başını
evcimen telaşlarla okşadım bayım.
bir pardösüm bile oldu içinde kaybolduğum.
insan kaybolmayı ister mi?
ben işte istedim bayım.
uzaklara gittim
uzaklar sana gelmez, sen uzaklara gidersin
uzaklar seni ister, bak uzaklar da aşktan anlar bayımsüt içtim acım hafiflesin diye
çikolata yedim bir köşeye çekilip
zehrimi alsın diye
sizin hiç bilmediğiniz, bilmeyeceğiniz
ilahiler öğrendim.
siz zehir nedir bilmezsiniz
zehir aşkı bilir oysa bayım!ben işte miraç gecelerinde
bir peygamberin kanatlarında teselli aradım,
birlikte yere inebileceğim bir dost aradım,
uyuyan ve acılı yüzünde kardeşimin
bir şiir aradım.
geçen üç yıl boyunca
yüzü dövmeli kadınların yüzünde yüzümü aradım.
ülkem olmayan ülkemi
kayboluşumu aradım.
bulmak o kadar kolay olmasa gerek diye düşünmüştüm.
bir ters bir yüz kazaklar ördüm
haroşa bir hayat bırakmak için.
bırakmak o kadar kolay olmasa gerek diye düşünmüştüm.
alt katında uyumayı bir ranzanın
üst katında çocukluğum...
kağıttan gemiler yaptım kalbimden
ki hiçbiri karşıya ulaşmazdı.
aşk diyorsunuz,
limanı olanın aşkı olmaz ki bayım!allah’la samimi oldum geçen üç yıl boyunca
havı dökülmüş yerlerine yüzümün
büyük bir aşk yamadım
hayır
yüzüme nur inmedi, yüzüm nura indi bayım
gözyaşlarım bitse tesbih tanelerim vardı
tesbih tanelerim bitse göz yaşlarım...
saydım, insanın doksan dokuz tane yalnızlığı vardı.
aşk diyorsunuz ya
ben istemenin allahını bilirim bayımçok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca
balkona yorgun çamaşırlar asmayı
ki uçlarından çile damlardı.
güneşte nane kurutmayı
ben acılarımın başını
evcimen telaşlarla okşadım bayım.
bir pardösüm bile oldu içinde kaybolduğum.
insan kaybolmayı ister mi?
ben işte istedim bayım.
uzaklara gittim
uzaklar sana gelmez, sen uzaklara gidersin
uzaklar seni ister, bak uzaklar da aşktan anlar bayımsüt içtim acım hafiflesin diye
çikolata yedim bir köşeye çekilip
zehrimi alsın diye
sizin hiç bilmediğiniz, bilmeyeceğiniz
ilahiler öğrendim.
siz zehir nedir bilmezsiniz
zehir aşkı bilir oysa bayım!ben işte miraç gecelerinde
bir peygamberin kanatlarında teselli aradım,
birlikte yere inebileceğim bir dost aradım,
uyuyan ve acılı yüzünde kardeşimin
bir şiir aradım.
geçen üç yıl boyunca
yüzü dövmeli kadınların yüzünde yüzümü aradım.
ülkem olmayan ülkemi
kayboluşumu aradım.
bulmak o kadar kolay olmasa gerek diye düşünmüştüm.
bir ters bir yüz kazaklar ördüm
haroşa bir hayat bırakmak için.
bırakmak o kadar kolay olmasa gerek diye düşünmüştüm.
devamını gör...
1488.
1489.
sevdiğim tek şiir olan istiklal marşını öneriyorum.
devamını gör...
1490.
"sen bir karanfilsin, delisin
içlisin de, bükersin hemen boynunu
mendilimin içindeki kirazdır
mendilimin içi kiraz
bilmem ki, ne desem, yaz mutluluğu.
nasılız ay ışığındaki dostum
bütün bir gecenin uykusuzluğu
bak şimdi her şey bir dengeye uydu
bir domates, birkaç domates hemen hemen tartıldı
bir sancı gibi yerleşti şuramıza özgürlük
kirazlar kirazlar
gözyaşları günbatımının
karanfil kokusu.
demiştim, evet
söz haziranın
şurdan burdan bir vapura binildi
gümüş kafesinde denizin
bir sürü kuştan geçildi
sevgilim, canım mendilim.
bir karabatak sürüsü dadandı bordamıza
dadansın iyi
de bana kim bulacak denizim kalbini
yeşimden oyulmuş ağaçlar
kıyılarda
kim bulacak kıyıların kalbini
hepsini anlat, hepsini.
anlat ki
güneşli günler de sıkabilirmiş insanı
bir raslantı gibi gelen mutluluklar da
susarsak susarmışız da, ölçemezmiş kimse derinliğini
kim bulacak derinliğin kalbini
sana kızar mıyım hiç
bana bir gül ver.
sevgilim, canım mendilim
mendilim kiraz dolu
anlatamıyorum galiba
hüzün değil yaz mutluluğu."
(bkz: edip cansever)
içlisin de, bükersin hemen boynunu
mendilimin içindeki kirazdır
mendilimin içi kiraz
bilmem ki, ne desem, yaz mutluluğu.
nasılız ay ışığındaki dostum
bütün bir gecenin uykusuzluğu
bak şimdi her şey bir dengeye uydu
bir domates, birkaç domates hemen hemen tartıldı
bir sancı gibi yerleşti şuramıza özgürlük
kirazlar kirazlar
gözyaşları günbatımının
karanfil kokusu.
demiştim, evet
söz haziranın
şurdan burdan bir vapura binildi
gümüş kafesinde denizin
bir sürü kuştan geçildi
sevgilim, canım mendilim.
bir karabatak sürüsü dadandı bordamıza
dadansın iyi
de bana kim bulacak denizim kalbini
yeşimden oyulmuş ağaçlar
kıyılarda
kim bulacak kıyıların kalbini
hepsini anlat, hepsini.
anlat ki
güneşli günler de sıkabilirmiş insanı
bir raslantı gibi gelen mutluluklar da
susarsak susarmışız da, ölçemezmiş kimse derinliğini
kim bulacak derinliğin kalbini
sana kızar mıyım hiç
bana bir gül ver.
sevgilim, canım mendilim
mendilim kiraz dolu
anlatamıyorum galiba
hüzün değil yaz mutluluğu."
(bkz: edip cansever)
devamını gör...
1491.
sokak lambasının altında eriyor cesedim
bunu sen istedin
bedelini ben ödedim
her şeyin varken ben hiçbir şeyindim
çok sevdim
değer görmedim
ve bittim
af dileme benden
affedemem zaten
kör olsa da gözlerim
henüz aklımı yitirmedim
bana deli dedin
gördüğüm tek canavar sendin
ben hayal görmedim
sadece sen gerçeği göremedin
cehennemin dibine git sevgilim
tek rol yapan sen değildin
bunu sen istedin
bedelini ben ödedim
her şeyin varken ben hiçbir şeyindim
çok sevdim
değer görmedim
ve bittim
af dileme benden
affedemem zaten
kör olsa da gözlerim
henüz aklımı yitirmedim
bana deli dedin
gördüğüm tek canavar sendin
ben hayal görmedim
sadece sen gerçeği göremedin
cehennemin dibine git sevgilim
tek rol yapan sen değildin
devamını gör...
1492.
ölüyoruz! ölüyor tanrılarımız!..
kurbanın üstünden ak tanyeri gibi
baka mermer yontular biliyor bunu
gözkapağı dolu yabancı, yıkıntılar,
ölümün kalabalığı gelip geçerken.
yorgo seferis
kurbanın üstünden ak tanyeri gibi
baka mermer yontular biliyor bunu
gözkapağı dolu yabancı, yıkıntılar,
ölümün kalabalığı gelip geçerken.
yorgo seferis
devamını gör...
1493.
''kimseler duymasın,
duymasın, ölürüm ha.
aymışam yarı gece,
seni bulmuşam sonra.
seni, kaburgamın altın parçası.
seni, dişlerinde elma kokusu
bir daha hangi ana doğurur bizi?
ruhum… mısra çekiyorum haberin olsun.
çarşıların en küçük meyhanesi bu,
saçları yüzümde kardeş, çocuksu.
derimizin altında o ölüm namussuzu…
ve ahmed’in işi ilk rasgidiyor.
ilktir dost elinin hançersizliği…
ağlıyor yeşil.
rüya, bütün çektiğimiz.
rüya kahrım, rüya zindan.
nasıl da yılları buldu,
bir mısra boyu maceram…
bilmezler nasıl aradık birbirimizi,
bilmezler nasıl sevdik,
iki yitik hasret,
iki parça can.
çatladı yüreği çakmaktaşının,
ağıyor gökkuşaklarının serinliğinde
çağlardır boğulmuş bir su…
ağıyor yeşil.''
duymasın, ölürüm ha.
aymışam yarı gece,
seni bulmuşam sonra.
seni, kaburgamın altın parçası.
seni, dişlerinde elma kokusu
bir daha hangi ana doğurur bizi?
ruhum… mısra çekiyorum haberin olsun.
çarşıların en küçük meyhanesi bu,
saçları yüzümde kardeş, çocuksu.
derimizin altında o ölüm namussuzu…
ve ahmed’in işi ilk rasgidiyor.
ilktir dost elinin hançersizliği…
ağlıyor yeşil.
rüya, bütün çektiğimiz.
rüya kahrım, rüya zindan.
nasıl da yılları buldu,
bir mısra boyu maceram…
bilmezler nasıl aradık birbirimizi,
bilmezler nasıl sevdik,
iki yitik hasret,
iki parça can.
çatladı yüreği çakmaktaşının,
ağıyor gökkuşaklarının serinliğinde
çağlardır boğulmuş bir su…
ağıyor yeşil.''
devamını gör...
1494.
herkes gider
ne?
bilmiyor muydun sanki
sevgili kalbim!
neden hala apartman boşluğunun
gün işığı görmeyen penceresinde
kuş sesleri beklersin.
ne?
bilmiyor muydun sanki
sevgili kalbim!
neden hala apartman boşluğunun
gün işığı görmeyen penceresinde
kuş sesleri beklersin.
devamını gör...
1495.
sus, kimseler duymasın,
duymasın, ölürüm ha.
aymışam yarı gece,
seni bulmuşam sonra.
seni, kaburgamın altın parçası.
seni, dişlerinde elma kokusu.
bir daha hangi ana doğurur bizi?
duymasın, ölürüm ha.
aymışam yarı gece,
seni bulmuşam sonra.
seni, kaburgamın altın parçası.
seni, dişlerinde elma kokusu.
bir daha hangi ana doğurur bizi?
devamını gör...
1496.
gelse de trenden
gelse de trenden ikimiz insek
camları buğulu iki tas çorba
bir kitap — çantana korkup tutunmuş
kâğıdı samandan şiiri zorba
ve o hışırdayan uykudan geçsek
sobanın ayrımsız adaletinden
çok büyük bir yağmur işte başlamış
kimse çıkmayacak bugün evinden
böyle susuyorum ben çok değiştim
sense nasıl denir – hâlâ o kızsın
dinle ağlayarak çıkrık sesini
işte şu dünyada yapayalnızsın
her neyi dilesek burada olmaz
en büyük erdemi bunun, susamak
yalar yarasını içte bir geyik
hepsi bu kadardır: adı yaşamak
süleyman çobanoğlu
gelse de trenden ikimiz insek
camları buğulu iki tas çorba
bir kitap — çantana korkup tutunmuş
kâğıdı samandan şiiri zorba
ve o hışırdayan uykudan geçsek
sobanın ayrımsız adaletinden
çok büyük bir yağmur işte başlamış
kimse çıkmayacak bugün evinden
böyle susuyorum ben çok değiştim
sense nasıl denir – hâlâ o kızsın
dinle ağlayarak çıkrık sesini
işte şu dünyada yapayalnızsın
her neyi dilesek burada olmaz
en büyük erdemi bunun, susamak
yalar yarasını içte bir geyik
hepsi bu kadardır: adı yaşamak
süleyman çobanoğlu
devamını gör...
1497.
yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi meselâ,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani bütün işin gücün yaşamak olacak.
yaşamayı ciddiye alacaksın,
hem de o derecede, öylesine ki,
meselâ, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut kocaman gözlüklerin,
beyaz gömleğinle bir laboratuvarda
ınsanlar için ölebileceksin,
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
hem de en güzel en gerçek şeyin
yaşamak olduğunu bildiğin halde.
yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, meselâ, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak yani ağır bastığından.
diyelim ki, ağır ameliyatlık hastayız,
yani, artık o beyaz masadan hiç kalkmamak ihtimali de var.
duymamak mümkün değilse de biraz erken gitmenin kederini
biz yine de güleceğiz anlatılan bektaşi fıkrasına,
hava yağmurlu mu diye bakacağız pencereden,
yahut da yine sabırsızlıkla bekleyeceğiz
en son ajans haberlerini.
diyelim ki, dövüşülmeye değer bir şeyler için,
diyelim ki, cephedeyiz.
orda daha ilk hücumda, daha o gün
yüzükoyun kapaklanıp ölmek de mümkün.
tuhaf bir hınçla bileceğiz bunu,
fakat yine de çıldırasıya merak edeceğiz
belki de yıllarca sürecek olan savaşın sonunu.
diyelim ki, hapisteyiz,
yaşımız da elliye yakın,
daha da on sekiz sene olsun açılmasına demir kapının.
biz yine de dışarıyla beraber yaşayacağız,
ınsanları, hayvanları, kavgası ve rüzgârıyla
yani, duvarın arkasındaki dışarıyla.
yani, nasıl ve nerde olursak olalım
hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak...
bu dünya soğuyacak,
yıldızların arasında bir yıldız,
hem de en ufacıklarından,
mavi kadifede bir yaldız zerresi yani,
bu koskocaman dünyamız.
bu dünya soğuyacak günün birinde,
hattâ ölü bir bulut
yahut bir buz yığını gibi de değil,
boş bir ceviz gibi yuvarlanacak
zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız.
şimdiden acısı çekilecek bunun,
duyulacak mahzunluğu şimdiden.
böylesine sevilecek bu dünya
"yaşadım" diyebilmen için...
"yaşadım" diyebilmen için...
"yaşadım" diyebilmen için...
"yaşadım" diyebilmen için...
için, için...
"yaşadım" diyebilmen için...
"yaşadım" diyebilmen için...
"yaşadım" diyebilmen için...
için, için...
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi meselâ,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani bütün işin gücün yaşamak olacak.
yaşamayı ciddiye alacaksın,
hem de o derecede, öylesine ki,
meselâ, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut kocaman gözlüklerin,
beyaz gömleğinle bir laboratuvarda
ınsanlar için ölebileceksin,
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
hem de en güzel en gerçek şeyin
yaşamak olduğunu bildiğin halde.
yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, meselâ, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak yani ağır bastığından.
diyelim ki, ağır ameliyatlık hastayız,
yani, artık o beyaz masadan hiç kalkmamak ihtimali de var.
duymamak mümkün değilse de biraz erken gitmenin kederini
biz yine de güleceğiz anlatılan bektaşi fıkrasına,
hava yağmurlu mu diye bakacağız pencereden,
yahut da yine sabırsızlıkla bekleyeceğiz
en son ajans haberlerini.
diyelim ki, dövüşülmeye değer bir şeyler için,
diyelim ki, cephedeyiz.
orda daha ilk hücumda, daha o gün
yüzükoyun kapaklanıp ölmek de mümkün.
tuhaf bir hınçla bileceğiz bunu,
fakat yine de çıldırasıya merak edeceğiz
belki de yıllarca sürecek olan savaşın sonunu.
diyelim ki, hapisteyiz,
yaşımız da elliye yakın,
daha da on sekiz sene olsun açılmasına demir kapının.
biz yine de dışarıyla beraber yaşayacağız,
ınsanları, hayvanları, kavgası ve rüzgârıyla
yani, duvarın arkasındaki dışarıyla.
yani, nasıl ve nerde olursak olalım
hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak...
bu dünya soğuyacak,
yıldızların arasında bir yıldız,
hem de en ufacıklarından,
mavi kadifede bir yaldız zerresi yani,
bu koskocaman dünyamız.
bu dünya soğuyacak günün birinde,
hattâ ölü bir bulut
yahut bir buz yığını gibi de değil,
boş bir ceviz gibi yuvarlanacak
zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız.
şimdiden acısı çekilecek bunun,
duyulacak mahzunluğu şimdiden.
böylesine sevilecek bu dünya
"yaşadım" diyebilmen için...
"yaşadım" diyebilmen için...
"yaşadım" diyebilmen için...
"yaşadım" diyebilmen için...
için, için...
"yaşadım" diyebilmen için...
"yaşadım" diyebilmen için...
"yaşadım" diyebilmen için...
için, için...
devamını gör...
1498.
herkesin bir umudu vardır.
bir savaşı, bir kaybedişi.
bir acısı, bir yalnızlığı,
bir hüznü..
çünkü herkesin bir gideni vardır,
içinden bir türlü uğurluyamadığı..
turgut uyar
bir savaşı, bir kaybedişi.
bir acısı, bir yalnızlığı,
bir hüznü..
çünkü herkesin bir gideni vardır,
içinden bir türlü uğurluyamadığı..
turgut uyar
devamını gör...
1499.
kibar hırsızın türküsü
anamın ipiyle indim gökdelen damınızdan
kelebek gibi girdim kelebek camınızdan
taksinize mülkünüze dairenize...
heceleyerek üzerinde ayak ve el uçlarımın
belledim seyyarenizi ve kelimelerinizi...
gözlerinize baktım, mukaddes ciltlerinize, büfelerinize
vesairenize...
şiir fenerimle de baktım, son çığlık!
aşk yokmuş sizde beş paralık!
gidiyorum ben boşçakallar
sıçmışım ortalık yerinize
kıçımın fosforuyla aydınlanın siz artık
can yücel
anamın ipiyle indim gökdelen damınızdan
kelebek gibi girdim kelebek camınızdan
taksinize mülkünüze dairenize...
heceleyerek üzerinde ayak ve el uçlarımın
belledim seyyarenizi ve kelimelerinizi...
gözlerinize baktım, mukaddes ciltlerinize, büfelerinize
vesairenize...
şiir fenerimle de baktım, son çığlık!
aşk yokmuş sizde beş paralık!
gidiyorum ben boşçakallar
sıçmışım ortalık yerinize
kıçımın fosforuyla aydınlanın siz artık
can yücel
devamını gör...
1500.
aşk kalbimi yakan bir volkan gibidir
en sevdiğim tatlı kazandibidir
leyla sev beni sokma müşküle
gel kaşık atalım iki tabak keşküle
(bkz: tosun paşa)
en sevdiğim tatlı kazandibidir
leyla sev beni sokma müşküle
gel kaşık atalım iki tabak keşküle
(bkz: tosun paşa)
devamını gör...
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
