geceye bir şiir bırak
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
başlık "delirmiş_psikolog" tarafından 07.11.2020 20:02 tarihinde açılmıştır.
2701.
bırak tutuşmuş beremi
yanacagım diye vaatte bulunan
42'lik subay ceketimi
bilirsin ılık beyinliyim
sabahları uyuz
ileri saatlerde varoş
bırak tutuşmuş beremi
cilalı taş
devamı için hicbirsey yapmaya gerek yok
yanacagım diye vaatte bulunan
42'lik subay ceketimi
bilirsin ılık beyinliyim
sabahları uyuz
ileri saatlerde varoş
bırak tutuşmuş beremi
cilalı taş
devamı için hicbirsey yapmaya gerek yok
devamını gör...
2702.
neden öldüğümü anlamayacaklar, çünkü güneşler doğar çarşılar üzerine,
getirip develerini yıkmışlar, gümüş çadırlarını kurmuşlar, zencefil satıyorlar hatta,
ateş yakıyorlar geceleri, bazan namaz kılıyorlar, sevişiyorlar boş vakitlerinde;
çünkü öldüğümü anlamayacaklar neden, büyüse bile mezarımdan ormanlar;
ama kur’an okuyacaklar, şerbet dağıtacaklar ve terleyecekler ara sıra,
çünkü beni bilmemişlerdi zaten ve zencefil satacaklar,
ve durmadan, ama durmadan çoğalacaklar.
kuyuların yanından geçerdik, esmer köyler bırakırdık gerimizde ve atlar;
ipekli toplardık unuttum şimdi nerelerden, kokular, yağlar, biraz yorgunluk;
gece oldu mu uyurlardı, karıları vardı bazılarının; bir testiye dokunurdum elimle,
öylece sabahı bulurdum, sonra güneşler doğardı çarşılar üzerine;
bırakıp gidemezdim o tenteleri, nereye gitsem gelirlerdi arkamdan,
nereye gitsem susamak vardı, pişmanlık vardı, o testiyi özlerdim belki;
belki yatağımı arardım, tabanlarım çatlardı kumdan, sıcak üşütürdü beni;
hiç bilmeseydim testileri, yatakları, develeri, çekip giderdim gelmemeye,
o en eski yalnızlığım çekip gitmiş, gelmez artık, nedendir anlamadım,
kendi ülkeme yıldızlar değmez, sular akmaz, yağmur işlemez ağaçlarıma;
bırakmaz beni kalabalık, çünkü çarşılardan geçtim!
neden öldüğümü anlamayacaklar, doğururken de bilmediler bunu,
minareler gösterdiler yalnız, hep elimden tuttular.
üstelik üzüldüler benimle, oldukça ağladılar,
kimbilir nerelerden düştüm, nerelerim kanadı, hiç anlamadılar;
baksam sevişirler şimdi ve salıncak kurarlar.
hatırlamak en büyük düşmanıdır yalnızlığın, ucunda yaşamak var;
bütün yolları denedim akşamları testilere, testilere dokundukça;
gölgelere sığındıkça gördüm kuran okuduklarını, namaz kıldıklarını,
“gün gelir inanırsın,” dedi en yaşlıları, “yaşlanınca görürüm seni.”
sakalım ağarmamışken öldüm ve ölünce sevindi, zencefil sattı çarşıda;
her şeyi unuttum, hiç hatırlamadım, gün geldi hepsi silindi ama
neden öldüğümü anlamadılar, çünkü güneşler doğdu çarşılar üzerine,
uzaklardan bir deniz büyüdü uykularına, elleri karılarına değdi,
çocukları ağladı birden, kum tanecikleri büyüdü, gözlerine kaçtı çünkü;
birer birer uyandılar gecikmiş bir alevle ışıyınca sokaklar.
zencefillerini çıkarıp eskitilmiş bir çarşıya başladılar.
ülkü tamer-çünkü çarşılardan geçtim
devamını gör...
2703.
son
her şeyin bir sonu var
her sonun defalarca daha sonu
her sonda biraz daha dibe yakın
her dipte bir gaflet var
her gaflette yeni bir uyanış
her uyanışın bir ölümü var
her ölüm biraz daha ölüm getirir
yaşasın ölüm!
01.11.2020
dinlemek için
her şeyin bir sonu var
her sonun defalarca daha sonu
her sonda biraz daha dibe yakın
her dipte bir gaflet var
her gaflette yeni bir uyanış
her uyanışın bir ölümü var
her ölüm biraz daha ölüm getirir
yaşasın ölüm!
01.11.2020
dinlemek için
devamını gör...
2704.
dinlemiyorlar beni, hep boş sanıyorlar
halbuki ben nerelerden, kimlerden doluyum
kalbi karanlık olan aydınlığı sevmezmiş
ben aydınlatmaya çalışmıyorum, kendi ışığım kendime
zaten susmam gereken zamanda konuştum, daha da konuşmam
kimsede bilmesin, dinlemesin beni.
halbuki ben nerelerden, kimlerden doluyum
kalbi karanlık olan aydınlığı sevmezmiş
ben aydınlatmaya çalışmıyorum, kendi ışığım kendime
zaten susmam gereken zamanda konuştum, daha da konuşmam
kimsede bilmesin, dinlemesin beni.
devamını gör...
2705.
yarayla alay eder yaralanmış olan.
bak nasıl da sararıp soluvermiş tanrıça kederlerden.
sen çok daha parlaksın çünkü…
sen tüm göklerdeki yıldızların ilki,
sen aydınlatırsın geceyi.
william shakespeare
(bkz: onur ünlü-sen aydınlatırsın geceyi)
devamını gör...
2706.
değişmeye başladı
çayın yanında unuttuğun bakışların.
biliyor musun kaç gün kaldın orada?
bir yanda ölümler, bir yanda sen.
hanginiz uzak, hanginiz yakın?
süreyya berfe-terazi
devamını gör...
2707.
çok yaşlanmadan,
henüz sana dokunabiliyorken, elim ayağım tutuyor,
titremiyorken,
seninle saatlerce yürüyebiliyor, yorulmadan konuşuyorken,
hala seni kucaklayıp kaldırabiliyorken,
içim hala soğumadan,
toprağa karışmadan,
sesim yok olmadan.
hala varken, henüz gitmemişken sarıl bana..
sıkı sarıl, olur mu?
gerçekten özlediğinde, bunları istediğinde, farkına vardığında,
yanında olamayabilirim...!
devamını gör...
2708.
kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını
kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin
ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara
bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin
insan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine
hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına
insan balıklama dalmalı içine hayatın
bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına
"yaşadıklarımdan öğrendiğim birşey var şiirinden"
devamını gör...
2709.
bir şey kaldı gecelerden birinde
senden.
öncesinde bilinmemiş birşey,
silinmez bir ses gibi giden..
kelimelerden büyük, kelimelerin içinde,
bir şey kaldı senden
yaşamalar'ın arasında kaçamaklı.
veriliş rengi başka, alınış rengi başka..
söylemeye vakit kalmadan
dudakların altına bırakılmış bir şey.
karanlıkların tam ortasında bir kırmızı nokta..
gözlerce pırıl pırıl, ellerce saklı.
bir şey kaldı, bir denizin kıyısında senden,
bakışlarla yüklü, söylemelerle sessiz..
seninle dolu, seninle sensiz bir şey..
arandıkça bulunmamış yıllar yılı,
bulundukça aramaklı.
(bkz: özdemir asaf)
devamını gör...
2710.
böyleyim diye ayıplama beni
bir gün kendimi
sonsuzluğun koynuna bırakırsam
yaralı ve yenik bir asker gibi
darılma
unutma ki
her seven isimsiz bir kahramandır
unutma ki
insan; sevebildiği kadar insandır.
ümit yaşar oğuzcan-unutma ki
devamını gör...
2711.
annem, benim üvey oğlu olduğumu bildiğimden habersiz
seksen yaşında ve parkinson hastası
altını değiştirirken onun, minnet ediyor bana
ve “beni bırakma” diyor
annem, benim üvey oğlu olduğumu bildiğimden habersiz
oysa ben sekiz yaşından beri biliyorum bunu
gözlerimin az gördüğünü unutup
bana kayan bir yıldızı gösteriyor
annem, benim üvey oğlu olduğumu bildiğimden habersiz
ayaklarımdaki şişliklere dokunup
ve vücudumdaki morlukları okşayarak
“iyi ki oğlumsun” diye ağlıyor
annem, benim üvey oğlu olduğumu bildiğimden habersiz
“bir kadın varmış, kekemeymiş
yatılı tedavi görüyormuş
al bir kolonya, git” diye akıl veriyor
annem, benim üvey oğlu olduğumu bildiğimden habersiz
benden bir masal anlatmamı isteyip
ona o an aklımdan geçen bir şeyler anlattığımda
la fontene selam gönderiyor
annem, benim üvey oğlu olduğumu bildiğimden habersiz
onu yıkadığım zamanlar
“ben seni daha uzun ve daha güzel yıkardım” deyip
bana on beş dakika kadar küsüyor
annem, benim üvey oğlu olduğumu bildiğimden habersiz
öldüğünde ona nasıl davranmam gerektiğimi açıklayıp
“kırkımdı, elli ikimdi ve yılımdı
mezarıma gel ve şarkılar söyle” diye fısıldıyor
annem, benim üvey oğlu olduğumu bildiğimden habersiz
“seni iyi ki doğurmuşum” diye gülümsüyor
“anne, ben evsiz çocuklarla dolduracağım evi “dediğimde
elinde değil, mahzunlaşıyor...
ergür altan
devamını gör...
2712.
güneş belli belirsiz kaybolmakta
karanlık ve soğuk artık sokaklarda
beni ne karanlık korkutur ne de soğuk
asıl korkum karanlık ve soğukta sensizlik
çık gel sende artık gece de bir ay gibi
parla ve aydınlat gecenin zifiri karanlığını
mustafa ....
karanlık ve soğuk artık sokaklarda
beni ne karanlık korkutur ne de soğuk
asıl korkum karanlık ve soğukta sensizlik
çık gel sende artık gece de bir ay gibi
parla ve aydınlat gecenin zifiri karanlığını
mustafa ....
devamını gör...
2713.
şimdi ben.
gözlerimin içine düşen
bu nemli bakışı hangi kelimelere sığdırayım.
seni beklerken
yüreğimin bir saniye içersinde
onlarca renge bürünüp ağlamak üzere bir bebek gibi dururken
birden patlamaya hazır
bir dinamit kuyusuna düşmesini nasıl tarif edeyim?
hangi söz anlatabilir içimdeki masum ve kırılgan küskünlüğü?
hangi renkte gülümser ki bir insanın yüzü
ve gece
herkes için aynı gece iken
benim için sonsuz uzadığını
hangi saatle ispat edeyim
yoksun işte
heybemde hasret yarası sözler birikti
yoksun çöle döndü her yer.
sular kirlendi
yalnızlıkların isli yüzleri penceremde
yoksun .
bu şehir eskidi
buradan
sancak - yoksun yanımda
devamını gör...
2714.
laleli'den dünyaya doğru giden bir tramvaydayız
birden nasıl oluyor sen yüreğimi elliyorsun
ama nasıl oluyor sen yüreğimi eller ellemez
sevişmek bir kere daha yürürlüğe giriyor
bütün kara parçalarında
afrika dahil
devamını gör...
2715.
“bir gün bir yerde tekrar karşılaşırsak eğer
benimle yeniden tanış
bıraktığın gibi olmayabilir bir çok şey
yaşım, aklım, başım, yufka yüreğim
belki de biraz daha zalim, belki de medeni halim
bir gün bir yerde tekrar karşılaşırsak eğer
benimle yeniden tanış
ama kimse anlamasın bu tanışıklığın evvelini
gözün bile ısırmasın beni bir yerden
çıkaramadım değil de tanıştığımıza memnun oldum cevabını
almak istersen
sarılarak değil ancak el sıkışarak karşılayabilirim seni
ve önce sen uzat elini
çünkü öğrendim artık
önce bayanların elini uzatması gerektiğini
ve daha nicesini
çünkü öğrendim artık daha nicesini
bir gün bir yerde tekrar karşılaşırsak eğer
benimle tanış
ve bir gün bir yerde tekrar karşılaşırsak eğer
benimle yeniden barış
hani darılmıştın ya ayrılırken sorumsuzluğuma
çocukluğuma, dağınık olmama
ve kot pantolonuma yırtık
bir yerde karşılaşırsak eğer
benimle barış
o çocuk büyüdü artık
benimle tanış, benimle barış
bitsin bu anlamsız inat, bitsin bu yarış
ben onuruma tutsak, sen bağışlayan yanlarına inat
neye ve neden kızdığını dahi hatırlayamazken artık
beni de unutursan eğer aldırmam inan
çünkü özgür bıraktım artık
tüm bağışlayamadığın yanlarımı
kimseye verilecek hesabı olmayan taraflarım
şehrin arka sokaklarında kaybolup gitti
ve şu zamana kadar yaptıklarım hep
çocukça bir oyundan ibaretti
ben unuttum artık o adamı
kimbilir nerde şimdi
günahlarım veresiye ama
güzel yanlarım peşin
hani darılmıştın ya ayrılırken sorumsuzluğuma
çocukluğuma, dağınık olmama
ve kot pantolonuma yırtık
bir yerde karşılaşırsak eğer
benimle barış
o çocuk büyüdü artık…”
pablo neruda (benimle yeniden tanış)
devamını gör...
2716.
yaşamak isteyipte yaşayamadığın, ve asla yaşamak istemediklerinin, aynı anda bir kurşun kalemle vurması kağıdını en masum yerinden; şiir dedikleri yara izleri..
{zamiri}
devamını gör...
2717.
biri olmalı mutlaka!
sana günün aydın olduğunu söyleyen,
yada gecenin kötü olmadığını hatırlatan.
seninle ağlayıp seninle gülen,
yüreğine dokunabilecek biri.
en zor anında ellerini tutacak
kulağına ben yanındayım diyecek.
hayatı varlığıyla anlamlı kılacak.
yaşamın sonuna kadar birileri değil biri olmalı…
devamını gör...
2718.
geç uyanıyorum. geçen yıl karım öldü.
şehrin bir ucuna gömdük kırk yıllık sevgilimi.
bunu inanılmaz şekilde normalize ettik.
her gün karım ölüyo gibi yaptık.
karım ölürken başındaki hemşire söyledi.
''hayat deva ediyo.'' yazıyomuş, tam da ona sevgilisi.
şu yeşil waterloo penceresinde değişik bir bakış açısı,
ama etmiyor oğlum be!
sanki dünyada oyunlar bitti ve yollar da bitti.
pilav nasıl yapılır? hayat nasıl silinir?
hepsini onun notlarında öğrendim.
arkadaşım öldüğü için arkadaşlar bana iyi davrandı.
bir süre.
dediler ki içlerinden ''bunun karısı öldü.
bizim karımız kocamız ölse o bize iyi davranırdı.''
bizim de ona karısı öldü diye iyi davranmamız yok mu?
napacaklarını şaşırdılar.
bir sağa bir sola sıkılıp, ilk gün şakalar konuştuk birbirimize.
ama nasıl şakalar.
ölüm hakkında ve güldük ağlamaktan :)
ikinci ve üçüncü gün de. kraftwerk dinleyip durduk.
sosyal özürlü arkadaşlarımla.
bense artık iyi şaka yapamıyorum.
şakasız kaldım diyebilirim ya da.
kimse anlamıyor onun gibi neyapsam.
kulaklarımı bile ve gözlüğümü kaybettim.
ektiğim her çiçek soluyor.
saçlarım azaldı.
pembeye boyamayı bıraktım sakallarımı.
arada çocuklara bakıyorum çocuklar bana bakıyor.
ayna işlevi görüyoruz birbirimizle.
onlar benden daha şanssız.
bunu da ediyoruz anında, normalize.
doktorum iyi olduğumu söylüyor daha on yıl yaşarmışım.
belki onbeş dedi.
sağ olsun doktorum çok iyi, profesör.
salı sabahları avrupa yalanından anadolu yalanına geçip gidiyorum.
öylesine.
neden salı bilmiyorum.
kahverengi ayakkabılar giyiyorum.
bazen sırf denize biniyorum.
simit okuyorum üstlerinden.
öyle şeyler yapıyorum.
özgür göreçki..
şehrin bir ucuna gömdük kırk yıllık sevgilimi.
bunu inanılmaz şekilde normalize ettik.
her gün karım ölüyo gibi yaptık.
karım ölürken başındaki hemşire söyledi.
''hayat deva ediyo.'' yazıyomuş, tam da ona sevgilisi.
şu yeşil waterloo penceresinde değişik bir bakış açısı,
ama etmiyor oğlum be!
sanki dünyada oyunlar bitti ve yollar da bitti.
pilav nasıl yapılır? hayat nasıl silinir?
hepsini onun notlarında öğrendim.
arkadaşım öldüğü için arkadaşlar bana iyi davrandı.
bir süre.
dediler ki içlerinden ''bunun karısı öldü.
bizim karımız kocamız ölse o bize iyi davranırdı.''
bizim de ona karısı öldü diye iyi davranmamız yok mu?
napacaklarını şaşırdılar.
bir sağa bir sola sıkılıp, ilk gün şakalar konuştuk birbirimize.
ama nasıl şakalar.
ölüm hakkında ve güldük ağlamaktan :)
ikinci ve üçüncü gün de. kraftwerk dinleyip durduk.
sosyal özürlü arkadaşlarımla.
bense artık iyi şaka yapamıyorum.
şakasız kaldım diyebilirim ya da.
kimse anlamıyor onun gibi neyapsam.
kulaklarımı bile ve gözlüğümü kaybettim.
ektiğim her çiçek soluyor.
saçlarım azaldı.
pembeye boyamayı bıraktım sakallarımı.
arada çocuklara bakıyorum çocuklar bana bakıyor.
ayna işlevi görüyoruz birbirimizle.
onlar benden daha şanssız.
bunu da ediyoruz anında, normalize.
doktorum iyi olduğumu söylüyor daha on yıl yaşarmışım.
belki onbeş dedi.
sağ olsun doktorum çok iyi, profesör.
salı sabahları avrupa yalanından anadolu yalanına geçip gidiyorum.
öylesine.
neden salı bilmiyorum.
kahverengi ayakkabılar giyiyorum.
bazen sırf denize biniyorum.
simit okuyorum üstlerinden.
öyle şeyler yapıyorum.
özgür göreçki..
devamını gör...
2719.
hasretinden prangalar eskittim
seni, anlatabilmek seni.
iyi çocuklara, kahramanlara.
seni anlatabilmek seni,
namussuza, halden bilmeze,
kahpe yalana.
ard-arda kaç zemheri,
kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu.
dışarda gürül-gürül akan bir dünya...
bir ben uyumadım,
kaç leylim bahar,
hasretinden prangalar eskittim.
saçlarına kan gülleri takayım,
bir o yana
bir bu yana...
seni bağırabilsem seni,
dipsiz kuyulara,
akan yıldıza,
bir kibrit çöpüne varana,
okyanusun en ıssız dalgasına
düşmüş bir kibrit çöpüne.
yitirmiş tılsımını ilk sevmelerin,
yitirmiş öpücükleri,
payı yok, apansız inen akşamdan,
bir kadeh, bir cigara, dalıp gidene,
seni anlatabilsem seni...
yokluğun, cehennemin öbür adıdır
üşüyorum, kapama gözlerini...
ahmed arif
seni, anlatabilmek seni.
iyi çocuklara, kahramanlara.
seni anlatabilmek seni,
namussuza, halden bilmeze,
kahpe yalana.
ard-arda kaç zemheri,
kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu.
dışarda gürül-gürül akan bir dünya...
bir ben uyumadım,
kaç leylim bahar,
hasretinden prangalar eskittim.
saçlarına kan gülleri takayım,
bir o yana
bir bu yana...
seni bağırabilsem seni,
dipsiz kuyulara,
akan yıldıza,
bir kibrit çöpüne varana,
okyanusun en ıssız dalgasına
düşmüş bir kibrit çöpüne.
yitirmiş tılsımını ilk sevmelerin,
yitirmiş öpücükleri,
payı yok, apansız inen akşamdan,
bir kadeh, bir cigara, dalıp gidene,
seni anlatabilsem seni...
yokluğun, cehennemin öbür adıdır
üşüyorum, kapama gözlerini...
ahmed arif
devamını gör...
2720.
ne koltukmuş arkadaş
uğrunda canlar ölüyor
ne koltukmış arkadaş
oturan namusundan oluyor
öyle bir koltuk ki
katil ediyor insanı
karanlık düşüncelerle
zehirliyor beyinleri
tanrı olmak isteyen oturuyor
arıyor ölümsüzlüğü
insan olduğunu unutuyor
hükmü si*ilesi diktatör
yazan ben
son cümlede sinirim bozuldu üzgünüm. :(
uğrunda canlar ölüyor
ne koltukmış arkadaş
oturan namusundan oluyor
öyle bir koltuk ki
katil ediyor insanı
karanlık düşüncelerle
zehirliyor beyinleri
tanrı olmak isteyen oturuyor
arıyor ölümsüzlüğü
insan olduğunu unutuyor
hükmü si*ilesi diktatör
yazan ben
son cümlede sinirim bozuldu üzgünüm. :(
devamını gör...
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167