geceye bir şiir bırak
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
başlık "delirmiş_psikolog" tarafından 07.11.2020 20:02 tarihinde açılmıştır.
2601.
tüm varlığım benim, karanlık bir ayettir
seni, kendinde tekrarlayarak
çiçeklenmenin ve yeşermenin sonsuz seherine götürecek.
ben bu ayette seni ah çektim, ah
ben bu ayette seni
ağaca ve suya ve ateşe aşıladım!
yaşam belki
uzun bir caddedir, her gün filesiyle bir kadının geçtiği,
yaşam belki
bir urgandır, bir adamın daldan kendini astığı,
yaşam belki okuldan dönen bir çocuktur,
yaşam belki, iki sevişme arası rehavetinde yakılan bir sigaradır,
ya da birinin şaşkınca yoldan geçişi,
şapkasını kaldırarak,
başka bir yoldan geçene anlamsız gülümsemeyle ‘günaydın’ diyen.
yaşam belki de o tıkalı andır,
benim bakışımın senin buğulu gözlerinde kendini paramparça yıktığı
ve bir duyumsama var bunda
benim ay ve karanlığın algısıyla birleştireceğim.
yalnızlık boyutlarındaki bir odada,
aşk boyutlarındaki yüreğim,
kendi mutluluğunun sade bahanelerini seyreder,
saksıda çiçeklerin güzelim yok oluşunu
ve senin bahçemize diktiğin fidanı
ve bir pencere boyutlarında öten
kanarya ötüşlerini.
ah..
budur benim payıma düşen,
budur benim payıma düşen,
benim payıma düşen,
bir perde asılmasının benden aldığı gökyüzüdür,
benim payıma düşen, terk edilmiş merdivenlerden inmektir
ve ulaşmaktır bir şeylere çürüyüşte ve gurbette,
benim payıma düşen anılar bahçesinde hüzünlü gezintidir.
ve ‘ellerini
seviyorum’ diyen
sesin hüznünde ölmektir..
ellerimi bahçeye dikiyorum,
yeşereceğim, biliyorum, biliyorum, biliyorum
ve kırlangıçlar mürekkepli parmaklarımın çukurunda
yumurtlayacaklardır..
küpeler takacağım kulaklarıma
ikiz iki kızıl kirazdan
ve tırnaklarımı papatya çiçekyaprağıyla süsleyeceğim.
bir sokak var orada,
aynı karışık saçları, ince boyunları ve sıska bacaklarıyla
küçük bir kızın masum gülüşlerini düşünüyorlar
bir gece
rüzgarın alıp götürdüğü.
bir sokak var benim yüreğimin
çocukluk mahallesinden çaldığı,
zaman çizgisinde bir oylumun yolculuğu
ve bir oylumla gebe bırakmak zamanın kuru çizgisini
bilinçli bir imgenin oylumu
aynanın konukluğundan dönen.
ve böylecedir,
birisi ölür
ve birisi yaşar.
hiçbir avcı,
çukura dökülen hor bir arkta inci avlamayacaktır.
ben hüzünlü küçük bir periyi biliyorum
okyanusta yaşayan
ve yüreğini tahta bir kavalda
usul usul çalan
küçük hüzünlü bir peri
geceleri bir öpücükle ölen
ve sabahları bir öpücükle yeniden doğacak olan..
furug ferruzad - yeniden doğuş
seni, kendinde tekrarlayarak
çiçeklenmenin ve yeşermenin sonsuz seherine götürecek.
ben bu ayette seni ah çektim, ah
ben bu ayette seni
ağaca ve suya ve ateşe aşıladım!
yaşam belki
uzun bir caddedir, her gün filesiyle bir kadının geçtiği,
yaşam belki
bir urgandır, bir adamın daldan kendini astığı,
yaşam belki okuldan dönen bir çocuktur,
yaşam belki, iki sevişme arası rehavetinde yakılan bir sigaradır,
ya da birinin şaşkınca yoldan geçişi,
şapkasını kaldırarak,
başka bir yoldan geçene anlamsız gülümsemeyle ‘günaydın’ diyen.
yaşam belki de o tıkalı andır,
benim bakışımın senin buğulu gözlerinde kendini paramparça yıktığı
ve bir duyumsama var bunda
benim ay ve karanlığın algısıyla birleştireceğim.
yalnızlık boyutlarındaki bir odada,
aşk boyutlarındaki yüreğim,
kendi mutluluğunun sade bahanelerini seyreder,
saksıda çiçeklerin güzelim yok oluşunu
ve senin bahçemize diktiğin fidanı
ve bir pencere boyutlarında öten
kanarya ötüşlerini.
ah..
budur benim payıma düşen,
budur benim payıma düşen,
benim payıma düşen,
bir perde asılmasının benden aldığı gökyüzüdür,
benim payıma düşen, terk edilmiş merdivenlerden inmektir
ve ulaşmaktır bir şeylere çürüyüşte ve gurbette,
benim payıma düşen anılar bahçesinde hüzünlü gezintidir.
ve ‘ellerini
seviyorum’ diyen
sesin hüznünde ölmektir..
ellerimi bahçeye dikiyorum,
yeşereceğim, biliyorum, biliyorum, biliyorum
ve kırlangıçlar mürekkepli parmaklarımın çukurunda
yumurtlayacaklardır..
küpeler takacağım kulaklarıma
ikiz iki kızıl kirazdan
ve tırnaklarımı papatya çiçekyaprağıyla süsleyeceğim.
bir sokak var orada,
aynı karışık saçları, ince boyunları ve sıska bacaklarıyla
küçük bir kızın masum gülüşlerini düşünüyorlar
bir gece
rüzgarın alıp götürdüğü.
bir sokak var benim yüreğimin
çocukluk mahallesinden çaldığı,
zaman çizgisinde bir oylumun yolculuğu
ve bir oylumla gebe bırakmak zamanın kuru çizgisini
bilinçli bir imgenin oylumu
aynanın konukluğundan dönen.
ve böylecedir,
birisi ölür
ve birisi yaşar.
hiçbir avcı,
çukura dökülen hor bir arkta inci avlamayacaktır.
ben hüzünlü küçük bir periyi biliyorum
okyanusta yaşayan
ve yüreğini tahta bir kavalda
usul usul çalan
küçük hüzünlü bir peri
geceleri bir öpücükle ölen
ve sabahları bir öpücükle yeniden doğacak olan..
furug ferruzad - yeniden doğuş
devamını gör...
2602.
öyle uzaktan sevilmiyormuş insan
40 kından sonra her şey dahada zor
insan paylaşmak ister
karşılıklı sohpet etmek ister
sıcaklığına ihtiyaç duyar
bir çift göz bir gülüş ister
öyle uzaktan sevemez insan
yanında olsun ister
can ister
nefes ister
insan baharında filiz bekler
çiçek ister
kokusuna erişmek ister
öyle uzaktan sevilmiyormuş insan
40 kından sonra insan
kaybetmekten çok korkar
korkarda söylemeyi beceremez
içine atar
aslında insan her yaşta
güzel sever sevmesinede
ulaşamazsa ölürde belli etmez
uzaktan sevemez insan
sevdiği tende gömülmek ister
40 kından sonra her şey dahada zor
insan paylaşmak ister
karşılıklı sohpet etmek ister
sıcaklığına ihtiyaç duyar
bir çift göz bir gülüş ister
öyle uzaktan sevemez insan
yanında olsun ister
can ister
nefes ister
insan baharında filiz bekler
çiçek ister
kokusuna erişmek ister
öyle uzaktan sevilmiyormuş insan
40 kından sonra insan
kaybetmekten çok korkar
korkarda söylemeyi beceremez
içine atar
aslında insan her yaşta
güzel sever sevmesinede
ulaşamazsa ölürde belli etmez
uzaktan sevemez insan
sevdiği tende gömülmek ister
devamını gör...
2603.
şimdi saat sensizin ertesi
yıldız dolmuş gökyüzü ayaydın
avutulmuş çocuklar çoktan sustu
bir ben kaldım bir ben kaldım
tenhasında gecenin avutulmamış ben
şimdi gözlerime ağlamayı öğrettin ki bu yaşlar
utangaç boynunun kolyesi olsun
bu da benim sana bu da benim sana ayrılırken hediyem olsun
soytarılık etmeden güldürebilmek seni
ekmek çalmadan
doyurabilmek ve haksızlık etmeden doğan güneşe bütün
aydınlıları içine süzebilmek gibi mülteci isteklerim oldu
arasıra biliyorsun
şimdi iyi niyetlerimi bir bir
yargılayıp asıyorum
bu son olsun bu son olsun
şimdi saat yokluğun belası
sensiz gelen sabaha günaydın
işi gücü olanlar çoktan gittiler
bir ben kaldım bir ben kaldım
voltasında gecenin hiç uyumamış ben
şimdi gözlerime ağlamayı öğrettin ki bu yaşlar
utangaç boynunun kolyesi olsun
buda benim sana buda benim sana ayrılırken hediyem olsun
kafamı duvara vurmadan tanıyabilmek seni
beyninin içindekileri anlayabilmek ve yitirmeden yüzündeki
anlık
tebessümü
bütün saatleri öylece dondurabilmek için
çıldırasıya parladım kendimi lanet olsun
artık sigarayı üç pakete çıkardım günde
olsun güzelim olsun ne olacaksa olsun
buradan
yıldız dolmuş gökyüzü ayaydın
avutulmuş çocuklar çoktan sustu
bir ben kaldım bir ben kaldım
tenhasında gecenin avutulmamış ben
şimdi gözlerime ağlamayı öğrettin ki bu yaşlar
utangaç boynunun kolyesi olsun
bu da benim sana bu da benim sana ayrılırken hediyem olsun
soytarılık etmeden güldürebilmek seni
ekmek çalmadan
doyurabilmek ve haksızlık etmeden doğan güneşe bütün
aydınlıları içine süzebilmek gibi mülteci isteklerim oldu
arasıra biliyorsun
şimdi iyi niyetlerimi bir bir
yargılayıp asıyorum
bu son olsun bu son olsun
şimdi saat yokluğun belası
sensiz gelen sabaha günaydın
işi gücü olanlar çoktan gittiler
bir ben kaldım bir ben kaldım
voltasında gecenin hiç uyumamış ben
şimdi gözlerime ağlamayı öğrettin ki bu yaşlar
utangaç boynunun kolyesi olsun
buda benim sana buda benim sana ayrılırken hediyem olsun
kafamı duvara vurmadan tanıyabilmek seni
beyninin içindekileri anlayabilmek ve yitirmeden yüzündeki
anlık
tebessümü
bütün saatleri öylece dondurabilmek için
çıldırasıya parladım kendimi lanet olsun
artık sigarayı üç pakete çıkardım günde
olsun güzelim olsun ne olacaksa olsun
buradan
devamını gör...
2604.
2605.
fahişe yüzyıl, üç nesli emzirdin
çoktan şiirden nesre göçtü adamlar
elinden hiç değilse oğlumu kaçırdım
sütübozuk yüzyıl, saat onikide donunu çıkar donan
göndere çek, rüzgarlar bütün gece kussun
geride boğulan bir ahmet erhan kalsın
-ahmet erhan
çoktan şiirden nesre göçtü adamlar
elinden hiç değilse oğlumu kaçırdım
sütübozuk yüzyıl, saat onikide donunu çıkar donan
göndere çek, rüzgarlar bütün gece kussun
geride boğulan bir ahmet erhan kalsın
-ahmet erhan
devamını gör...
2606.
ben seni sevdim ,
belki anlamak zordur sessizliğimden ..
oysa ben, yana yana sevdim seni ,
bile bile sevdim. aklımdan zorun var gibi, mecburmuş gibi.
ve başka çarem yokmuş gibi..!
belki anlamak zordur sessizliğimden ..
oysa ben, yana yana sevdim seni ,
bile bile sevdim. aklımdan zorun var gibi, mecburmuş gibi.
ve başka çarem yokmuş gibi..!
devamını gör...
2607.
devamını gör...
2608.
sabah şiyiri
her kim ki bir kimesneye gönül verende
başında yeller eser, dizsin taşları üst üste
görür uzaklarda bir adam, koca bir mübaşir,
yazıyor kara tahtaya elinde renkli tebeşir
her kim ki bir kimesneye gönül verende
başında yeller eser, dizsin taşları üst üste
görür uzaklarda bir adam, koca bir mübaşir,
yazıyor kara tahtaya elinde renkli tebeşir
devamını gör...
2609.
nazım hikmet vatan haini
devamını gör...
2610.
ey ölü, az daha yaşatmak isterdim seni,
habersiz bırakıp gittiğin evde.
giysen hazır duran terliklerini,
odalarda dolaşsan, öksürsen
toplasan bu yaz da bahçende yemişleri,
az daha ömür sürsen.
gözlerimin önünde hep boyun bosun,
nasıl girerdin şu kapıdan, memnun
şu iskemleye otururdun.
avuçlarımda, ılık, el sıkışın,
bana bakışın...
nasıl uzatırdın bana şu sürahiyi?
seyrederdik uçan bulutları, geçen gemileri.
nasıl son defa konuştun, son defa güldün?
nasıl öldün?..
nasıl öldü, yarabbim, nasil öleceğiz?
hangi sonsuz geceler, iklimler geçeceğiz,
bundan sonra da bir gün aynı sofrada
oturacak mıyız bir daha!..
ziya osman saba - bir ölünün arkasından
habersiz bırakıp gittiğin evde.
giysen hazır duran terliklerini,
odalarda dolaşsan, öksürsen
toplasan bu yaz da bahçende yemişleri,
az daha ömür sürsen.
gözlerimin önünde hep boyun bosun,
nasıl girerdin şu kapıdan, memnun
şu iskemleye otururdun.
avuçlarımda, ılık, el sıkışın,
bana bakışın...
nasıl uzatırdın bana şu sürahiyi?
seyrederdik uçan bulutları, geçen gemileri.
nasıl son defa konuştun, son defa güldün?
nasıl öldün?..
nasıl öldü, yarabbim, nasil öleceğiz?
hangi sonsuz geceler, iklimler geçeceğiz,
bundan sonra da bir gün aynı sofrada
oturacak mıyız bir daha!..
ziya osman saba - bir ölünün arkasından
devamını gör...
2611.
iki güneş geçti bir gece,
biraz yağmur yağdı bana,
biraz ben yağmura...
sevdiğim bir şarkı çıktı radyoda,
yarısına ben eşlik ettim.
yarısına gözlerim...
anlatmak istemiyorum ama,
ben seni burada çok özledim...
güzel günler olacak.
yağmur da yağsa, ıslaklık paylaşılacak.
kendinden başkasını düşünmeyenlerin dünyasında,
seni düşünmek;
ödül kalbime...
buradan
biraz yağmur yağdı bana,
biraz ben yağmura...
sevdiğim bir şarkı çıktı radyoda,
yarısına ben eşlik ettim.
yarısına gözlerim...
anlatmak istemiyorum ama,
ben seni burada çok özledim...
güzel günler olacak.
yağmur da yağsa, ıslaklık paylaşılacak.
kendinden başkasını düşünmeyenlerin dünyasında,
seni düşünmek;
ödül kalbime...
buradan
devamını gör...
2612.
gelseler.
karşımda dursalar.
gülümseseler.
onlara, mutluyum desem
desem, bir daha kederli göremezsiniz beni!
bu denizin kıyısındaki çakıltaşlarını
maviye boyamakla geçecek ömrüm
martılara ekmek atmakla,
ve şiir yazmakla bir de…
(bkz: ahmet erhan)
karşımda dursalar.
gülümseseler.
onlara, mutluyum desem
desem, bir daha kederli göremezsiniz beni!
bu denizin kıyısındaki çakıltaşlarını
maviye boyamakla geçecek ömrüm
martılara ekmek atmakla,
ve şiir yazmakla bir de…
(bkz: ahmet erhan)
devamını gör...
2613.
kötü biri olduğumu söyleyenlerin hepsi,
sahip olduğum iyilerin katilleriydi hep.ve katiller gitti,
ben ağladım,
ellerime bir kalem bir kağıt alıp,
şiir şiir ağıt yaktım.
katiller gitti,
ben acımı yazdım.
bir zamanlar omuzlarıma yasladıklarım,
şimdiler en büyük yasım.
ben yas tuttum,
katiller gitti,
geride çürümeye mahkum edilmiş bir ceset
bir hayat
ve ağır bir suçluluk duygusu kaldı bize yadigar.gidenlerde hep bir bahtiyarlık yanılgısı oldu,
kalanların yaşlı gözlerinde vesikalık bir ihtiyarlık vardı
ve intiharlık duygular yalnızlığımı sarardı.katiller gitti,
gitme diyemedim hiçbirine,
oysa yüreğim hala sıcaktı,
yüreğimde aşk vardı.
aşk kan ağladı,
gönül gözüm karardı.
geride bir sessizlik
bir de yalnızlık kaldı.
katiller gitti,
ben ağladım.ve anladım ki
yaşamak başlı başına bir intihardı,
banimkisi bir başına oldu
ve defalarca tekrarlandı...
çünkü her yeni güne
yüzümü asarak başlardım ben.
yar yoktu,
canan yoktu,
katil yoktu,
çoktan gitmişti,
ben ağladım,
elime bir kağıt aldım,
şiir şiir ağıt yaktım.yaralandım her satırda,
şiir yüreğime saplandığında,
can verdim,
can borcuydu tüm sevmelerim,
ölmüyordum fakat
defalarca öldürülüyordum,
katiller gidiyordu,
ben kalakalıyordum.ağlıyordum...
o gidenler,
sen iyi bir insansın diyordu,
ve hiç biri de aslında iyi insan sevmiyordu,
öldürüp öyle gidiyorlardı çünkü,
katil oluyorlardı,
katlediyorlardı iyi niyetlerimi,
yargısız,
infaz ediyorlardı yüreğimi...ardın sıra
gözlerim yaşlanırdı,
ben ağladıkça,
saniyeler yıllanırdı.
pekte gençtim aslında,
gözlerim,
sanki bin yıl yaşamış kadar çöktü
hüzün dolu çukurlarına
annem de hep buna yanardı,
o da pek hayır görmedi oğullarından.bilmiyordu,
devir değişmişti,
devrik cümleler şiirleşmeye devam etse de
romantizm yatak odalarına doğru yönelmişti.
devrimler dahi devrilmişti,
tekdüze ölümler çoğaldı duygularımızda.
insansı fabrikalar katil üretiyordu
ve öldürme sahneleri artık çok tutuluyordu.
katiller gidiyordu,
biz artık ağlamıyorduk üstelik,
çünkü gidenler, rolunu iyi oynuyordu...sevgililer gidiyordu,
dost dediklerimiz
sırtımızda bıçağı esirgemeyenler gidiyordu,
yabancılar gidiyordu,
kalabalıklar gidiyordu,
yol gidiyordu
ve katiller gidiyordu
şehir gidiyordu...ve nedense,
kötü biri olduğumu söylüyorlardı hepsi,
oysa
bilmiyorlardı,
iyi niyetlerimin katli vacip haliydi zamansız gidişleri...
bayram karakeçili
sahip olduğum iyilerin katilleriydi hep.ve katiller gitti,
ben ağladım,
ellerime bir kalem bir kağıt alıp,
şiir şiir ağıt yaktım.
katiller gitti,
ben acımı yazdım.
bir zamanlar omuzlarıma yasladıklarım,
şimdiler en büyük yasım.
ben yas tuttum,
katiller gitti,
geride çürümeye mahkum edilmiş bir ceset
bir hayat
ve ağır bir suçluluk duygusu kaldı bize yadigar.gidenlerde hep bir bahtiyarlık yanılgısı oldu,
kalanların yaşlı gözlerinde vesikalık bir ihtiyarlık vardı
ve intiharlık duygular yalnızlığımı sarardı.katiller gitti,
gitme diyemedim hiçbirine,
oysa yüreğim hala sıcaktı,
yüreğimde aşk vardı.
aşk kan ağladı,
gönül gözüm karardı.
geride bir sessizlik
bir de yalnızlık kaldı.
katiller gitti,
ben ağladım.ve anladım ki
yaşamak başlı başına bir intihardı,
banimkisi bir başına oldu
ve defalarca tekrarlandı...
çünkü her yeni güne
yüzümü asarak başlardım ben.
yar yoktu,
canan yoktu,
katil yoktu,
çoktan gitmişti,
ben ağladım,
elime bir kağıt aldım,
şiir şiir ağıt yaktım.yaralandım her satırda,
şiir yüreğime saplandığında,
can verdim,
can borcuydu tüm sevmelerim,
ölmüyordum fakat
defalarca öldürülüyordum,
katiller gidiyordu,
ben kalakalıyordum.ağlıyordum...
o gidenler,
sen iyi bir insansın diyordu,
ve hiç biri de aslında iyi insan sevmiyordu,
öldürüp öyle gidiyorlardı çünkü,
katil oluyorlardı,
katlediyorlardı iyi niyetlerimi,
yargısız,
infaz ediyorlardı yüreğimi...ardın sıra
gözlerim yaşlanırdı,
ben ağladıkça,
saniyeler yıllanırdı.
pekte gençtim aslında,
gözlerim,
sanki bin yıl yaşamış kadar çöktü
hüzün dolu çukurlarına
annem de hep buna yanardı,
o da pek hayır görmedi oğullarından.bilmiyordu,
devir değişmişti,
devrik cümleler şiirleşmeye devam etse de
romantizm yatak odalarına doğru yönelmişti.
devrimler dahi devrilmişti,
tekdüze ölümler çoğaldı duygularımızda.
insansı fabrikalar katil üretiyordu
ve öldürme sahneleri artık çok tutuluyordu.
katiller gidiyordu,
biz artık ağlamıyorduk üstelik,
çünkü gidenler, rolunu iyi oynuyordu...sevgililer gidiyordu,
dost dediklerimiz
sırtımızda bıçağı esirgemeyenler gidiyordu,
yabancılar gidiyordu,
kalabalıklar gidiyordu,
yol gidiyordu
ve katiller gidiyordu
şehir gidiyordu...ve nedense,
kötü biri olduğumu söylüyorlardı hepsi,
oysa
bilmiyorlardı,
iyi niyetlerimin katli vacip haliydi zamansız gidişleri...
bayram karakeçili
devamını gör...
2614.
ben sana mecburum sen yoksun...
ben sana mecburum bilemezsin..
-atilla ilhan-
ben sana mecburum bilemezsin..
-atilla ilhan-
devamını gör...
2615.
sana bakmak
suya bakmaktır
sana bakmak bir mucizeyi anlamaktır
sağa sola bakmadan yürüdüğüm yollar tanıktır
aşk sorgusunda şahanem yalnız kelepçeler sanıktır ne yazsam olmuyor
çünkü bilenler hatırlar
hem yapılmış hem yapma çiçek satanlar
bahçıvanlar değil tüccarlardır
sen öyle göz sen öyle toprak ve güneş ortaklığı sen teninde cennet kayganlığı iken
sana şiir yazmak ahmaklıktır.
yılmaz erdoğan
suya bakmaktır
sana bakmak bir mucizeyi anlamaktır
sağa sola bakmadan yürüdüğüm yollar tanıktır
aşk sorgusunda şahanem yalnız kelepçeler sanıktır ne yazsam olmuyor
çünkü bilenler hatırlar
hem yapılmış hem yapma çiçek satanlar
bahçıvanlar değil tüccarlardır
sen öyle göz sen öyle toprak ve güneş ortaklığı sen teninde cennet kayganlığı iken
sana şiir yazmak ahmaklıktır.
yılmaz erdoğan
devamını gör...
2616.
feride memlekette susarken
ölüm var kalım var, hakkını helal et feride
her şeyi senden daha az severim zannediyordum
ilk şubatta gözümü açınca bayrağı gördüm ve secde ettim
memleket yolu bir adımlık
ben bin yıl yürüdüm
rüzgar esti, hudud göğsüm kadar genişledi
önce hilali memleketi, sonra seni feride
esasen bu yeni dişli düşlerimi süslüyordu
biliyorsun feride
omzumda bayrak taşımak
bayraklara sarılıp taşınmak
döndüğüm bütün köşelere ve sana bunu anlattım
anlatmayı severim
anlatmayı allah sever sen de seversin
her sabah kafamı bir marşa vurarak kalkıyorum
yat borusunu cenneti diler gibi diliyorum feride
beni görmemen gerek
ben yüzümü kaç kere yere düşürdüğümü unuttum
ama kaçamak bir vakit aklıma girince
yüzüme çektiğim paslı kurşunları kaldırdım
sana kendimi gösteriyorum
senin yüzüne efsunlu peçe çekmişler
ben de eski bir, eski iki, eski üç, eski yara
önce hilali memleketi çok sevdim sonra seni feride
şimdi bu boğazımdaki jilet seslerine
sus demem için çok zamanım var
akrep gibi takılıp kaldığım zamanları yenemiyorum
düşer kalırım yerinden oynamaz bir taş gibi
fakat fırat’a, eren’e sözüm var yine allah şahit feride
bu kış akşamı
iran hududunda yazılmış mektubu aldım çok yıldızlı bir dosttan
parmaklarım da yetmiyor günleri hesaplamaya
eskiye dönük hatırlamalar yapıyorum
seni karşıma, memleketi göğsüme yakın tutuyorum
önce bayrağa and içiyorum sonra sana and içiyorum
neyi yarı yolda bırakmamam gerektiğini,
her sabah ikinize sevdalı uyanarak yeniden büyütüyorum
önce hilali memleketi çok sevdim sonra seni feride
her kuşun eti yenmez dedikleri bir yol tutturdular bana
sağım erzurum, tunceli, solum ankara
nasıl yapacağımı bilmediğim bir sürü şey koydular sırtıma
bir adını söylüyorum feride
bir allah’ın benimle olduğu dua
artık ne sayılar nasıl toplanıyor biliyorum
ne günler nasıl geçer biliyorum
sırtımı sıvasız duvarlara verdim
sizin evin yokuşunu
sizin evin çıkmazını
senin yüzünü
senin benden çaldığın benini hatırlıyorum
sonra senden memleket sevdasına varıyorum
seni seviyorum çünkü ırkımdansın
ırkımı seviyorum çünkü saraylar basmak için sayıların önemi yok
yirmi altı yaşımda bana ateş ettin
on altı kişiye beni siper ettiler
dağılmamız için on beş dakika
toplanmak için saniyeler verdiler
bayrak dalgalanıyor feride
bu cümleler sallana sallana gitse de bayrak dimdik dalgalanıyor
önce hilali memleketi çok sevdim sonra seni feride
baş parmağım ve serçe parmağım arasında kurt büyütüyorum şu günlerde
beni küfür geçirmez gömleklerin ağırlığı altında var eden ülkünün kurdu feride
bütün evler ve dönüşler üzerine bin kere düşünüyorum artık
evden kaçıyordum içim sarsılıyordu
eve dönüyordum dizlerim sarsılıyordu
nereye döneceğimi bu mektubu öpersen belki bilirim
dokuzdan sonra duruyorum
seksen birden sonrasına sancak dikiyorum
düşümde on altı bayrak dalgalanıyor
söyledim
hepsine birer kere sarılıp ölmek gibi bir huy da edindim
ayağım aksayınca timur
yetmiş birde alparslan
and içerken mustafa kemal
her gün yeniden kürşad
yürüdüğün yolda bu yanlarımı bırakınca
vurulmamış kapıyım feride
bir dağdayım, bin fişeğin ağzında
bir haritadayım, bin yanında
ince bir çizgi üstündeyim
adın, memleketim, anam, plak çalarken dalmışlığım, bröveler, cüzdanımki vesikalığın
önce hilali memleketi çok sevdim sonra seni feride
anlıyorsun biliyorum, anlıyorsun
benim kötü şöhretimi sen sarmalıyorsun
toprak için yapacaklarım palazlıyor
cebeci’ye de yetişemedim hala feride
mavi ranzalar konuşuyor
çöller omuz omuza yürüyor
terime göz yaşım karışıyor
ağzımdaki kan tadı sadakları dolduruyor
bazen gözüm kararıyor
atlılar gülerek hedefi gösteriyor feride
beni göğsümden kaz, bahçeye dokunma
beni öteye it, gerimde durma
bana bakarak yaşa, vatan için öl,
geçmişteki kadar güçlü değilim
cesurum çünkü gideceğim yeri biliyorum
hep hazırdım çünkü seni buldum
senden sonra da vurulacağım
çünkü
önce hilali memleketi çok sevdim, sonra seni feride
ben bin yıl yaşasam
bin yıl adınla seslenirler bana feride
ya senin adın ya bozkırlardan bir türk’ün adı
belki radyolarda kırk beş saniye adım
a. alperen gözen.
devamını gör...
2617.
"o mavi gözlü bir devdi.
minnacık bir kadın sevdi.
kadının hayali minnacık bir evdi
bahçesinde ebruliii
hanımeli
açan bir ev..."
-nazım hikmet ran
minnacık bir kadın sevdi.
kadının hayali minnacık bir evdi
bahçesinde ebruliii
hanımeli
açan bir ev..."
-nazım hikmet ran
devamını gör...
2618.
etrafı dikenli tellerle çevrili
bakımsız bir bahçede
bir incir ağacıyım
bütün meyvelerim
yere dökülür
benim.
pe_ya
bakımsız bir bahçede
bir incir ağacıyım
bütün meyvelerim
yere dökülür
benim.
pe_ya
devamını gör...
2619.
sen ey kendine bölünen, gel beni dinle;
kurtulmak için benliğini saran kederden,
bir terminal büfesi ol yüreğinle
ve açık tut gece gündüz demeden.
hesaplaş yüzyüze karşılıklı ölümle,
vakitli vakitsiz seyret gelip gidenleri.
gurbetle sılayı birbirine düğümle,
bir gözün ağlarken varsın gülsün diğeri.
sen ki banarsın altın suyuna,
yıllardır bir ziynet gibi kendini;
bırak lağım karışsın bundan sonra kuyuna,
biraz da pislikle sına erdemini.
hasrete, açlığa, yokluğa dokun;
bakalım o zaman neye benzeyecek kokun.
metin altıok
kurtulmak için benliğini saran kederden,
bir terminal büfesi ol yüreğinle
ve açık tut gece gündüz demeden.
hesaplaş yüzyüze karşılıklı ölümle,
vakitli vakitsiz seyret gelip gidenleri.
gurbetle sılayı birbirine düğümle,
bir gözün ağlarken varsın gülsün diğeri.
sen ki banarsın altın suyuna,
yıllardır bir ziynet gibi kendini;
bırak lağım karışsın bundan sonra kuyuna,
biraz da pislikle sına erdemini.
hasrete, açlığa, yokluğa dokun;
bakalım o zaman neye benzeyecek kokun.
metin altıok
devamını gör...
2620.
sen, her gün köşe başlarında
yırtık urbanla kirli ellerinle
avuç açan, sefil insan.
inan yok farkımız birbirimizden.
sen belki tüm yaşamınca dilenecek;
beklediğin beş kuruşu biri vermezse,
ötekinden isteyeceksin.
ama ben, tüm yaşamım boyunca
tek bir kez dilendim,
bir acımasız kalbin sevdası ile alevlendim.
öylesine boş öylesine açık kaldı ki elim,
yemin ettim bir daha dilenmeyeceğim.
yırtık urbanla kirli ellerinle
avuç açan, sefil insan.
inan yok farkımız birbirimizden.
sen belki tüm yaşamınca dilenecek;
beklediğin beş kuruşu biri vermezse,
ötekinden isteyeceksin.
ama ben, tüm yaşamım boyunca
tek bir kez dilendim,
bir acımasız kalbin sevdası ile alevlendim.
öylesine boş öylesine açık kaldı ki elim,
yemin ettim bir daha dilenmeyeceğim.
devamını gör...
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
