geceye bir şiir bırak
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
başlık "silinmiş hesap 76" tarafından 07.11.2020 20:02 tarihinde açılmıştır.
2601.
ne sular geçti böyle buzla buhar arası
ne kısa bir yazken o niçin hala bitmiyor
durmuş bir vakit bende sisli gece yarısı
çektirdiğin fotoğraf neden hiç konuşmuyor
geç kaldık ve yanlışları güzeltemedik
erken varsak doğrular bakışı yakacaktı
çok sarhoştum yani hak ettim yaşamayı
evden kaçmıştım eve
tuza yara saçmıştım
bütün randevulara düzenli olarak geç kalmakta haklıydım
gök bana göre değildi yeri zaten hiç sorma
gök de kendine göreydi yerde zaten hiç durma
çıktım bir kapısını bulup yaşadıklarımdan
vardım ki seni sevdim
seni sevdim evler arasından bir evdin
döndüm ve dönüşümle düştü aniden dekor
sen yükseldin elinde kara bir kalem vardı
say ki her yanım ihanet kadar yazdı
ve çeşitli organlar olarak
insanı yar eden vardı
var eden vardı aşkı
kelebek küllerinden bir şaraba yazarak
okumak budur
yani yağmur bekleyen toprağın durmaksızın kuruması
sana çok şeyler anlatmak istemem
kendi sesime kavuşasım kadardı
senaryo gereği doğdum
çocuklarım oldu her an ölebilirler
bel bağladım kimyaya
kendimi siyah elbiseler içinde
buldum hiç durmadan bir kızıla bakarken
durdum binlerce sene kendime ki ağlarım
anam babam diyorum her an ölebilirler
ölsünler ne çıkar
en çok her boşluğu dolduran bir keder çıkar
allah kimseyi ölümden korumasın
ölüm olmasa bu rezil hayatın suyu çıkar
sen de gidip öldün ama kalıp öldürüyorsun
ben de kalıp ölüyorsam senin dirinledir bu
bu kadardır işte ne kadar dersek o kadar olan hayat
herkes ölür gider biz yaşayıp kalırız
öyle bir kalırız ki
kadraj dağılır
ve dünya birer diri olarak bizi kabul edemez
yaşamak budur
herkes giderken kalmak zorunda kalmakla beraber kalmak
kadar kahpe ve yalan
kadar başımızın üstünde yeri var
hayatımın rolünü oynadım başrolde sen de vardın
ne fırtınaydı ama o saçlarınla birlikte
ne güneşlere yandık var mıydı hiç hatırım
avluda oturmuştuk ellerin ellerimde
sana bir ara aklımda kalanları anlatırım
alper gencer
devamını gör...
2602.
akşamüstüne doğru, kış vakti;
bir hasta odasının penceresinde;
yalnız bende değil yalnızlık hali;
deniz de karanlık, gökyüzü de;
bir acayip, kuşların hâli.
bakma fakirmişim, kimsesizmişim;
- akşam üstüne doğru, kış vakti -
benim de sevdalar geçti başımdan.
şöhretmiş, kadınmış, para hırsıymış;
zamanla anlıyor insan dünyayı.
ölürüz diye mi üzülüyoruz?
ne ettik, ne gördük şu fani dünyada
kötülükten gayri?
ölünce kirlerimizden temizlenir,
ölünce biz de iyi adam oluruz;
şöhretmiş, kadınmış, para hırsıymış,
hepsini unuturuz.
devamını gör...
2603.
"geceyarıları
tenhadır buraları
ne in ne cin
kırmızı lambası
sanki kan damlası
demiryolu geçidinin
dağılmış su dumanı şimşekli bir karanlığa
yağmurun altında çınar
çınarın altında o karaltı
bırakılmış bir araba
34 fn 346
sağ arka lastiği yırtılmış
camlarında kurşun delikleri
içinde barut kokusu var
hala çalışıyor silecekleri
bir sola bir sağa
bir sola bir sağa
geceyarıları
tenhadır buraları
ne in ne cin
kırmızı lambası
sanki kan damlası
demiryolu geçidinin
şimşekler yaladıkça nikelajını
tırnak uçlarında çıtır çıtır
yoğun bir elektrik sokağa
bu araba mutlaka çalınmıştır
şüpheli ne zaman bulabilecekleri
dışarda unutmuş bir ayağını
bir genç direksiyona yıkılmıştır
kanı sımsıcak damlıyor
dirseklerinden koltuğa
roman çoktan bitmiş
yol bitmiş bitmiş kavga
hala çalışıyor silecekleri
bir sola bir sağa
bir sola bir sağa
bir sola bir sağa
geceyarıları
tenhadır buraları
ne in ne cin
kırmızı lambası
sanki kan damlası
demiryolu geçidinin"
attila ilhan
devamını gör...
2604.
the woods are lovely, dark and deep,
but i have promises to keep,
and miles to go before i sleep,
and miles to go before i sleep..... robert frost
but i have promises to keep,
and miles to go before i sleep,
and miles to go before i sleep..... robert frost
devamını gör...
2605.
gündüzde yoksun gecede yoksun düşlerde yoksun
neredesin diye sorsam sesim sessiz çığlık boş duvarlarda
bana yar mısın yoksa kapanmadık yara mısın neredesin yalnız soğuk gecelerimde
kimsin her hecede her köşede gizde
sana varamıyorum sesin dört bir yanda duyamıyorum
gel desen her köşede ellerin göremiyorum dört yanım alacakaranlık...
devamını gör...
2606.
''biliyorum ki düşmek değildir insanları üzen...
elinden tutar gibi yapıp aslında itenlerdir insanı hayata küstüren! ''
paul auster
devamını gör...
2607.
gözlerim müebbette
günü gelir elbette
gelir melek nöbette
safa geldi, hoş geldi.
#necipfazıl
devamını gör...
2608.
boynuna o yeşil fuları sarma çocuk
gece trenlerine binme kaybolursun,
sokaklarda mızıka çalma çocuk, vurulursun.
korkusu kalmış içimizde terkedilmiş çocukların,
yitik yüzlü fotoğraflar duruyor siyah-beyaz.
kırık bir vazo masanın ortasında,
yıkık dökük odada,
susuz ve çiçeksiz..
tasını tarağını toplayıp gidiyor gökyüzü tepemiz...den,
korkusunu bırakıyor içimize,
karanlığını.
yalnızlık gibi bir şey düşüveriyor yüreğimizden,
korkusu kalıyor içimizde,
susuzluğu..
ne vakit kalırsa insan korkusuyla bir başına
ve yalnızlığı çığ gibi büyüyorsa,
sabahları erken kalkmalı daima,
traş olmalı,
saçını sakalını taramalı
ve en güzel giysilerle çıkmalı sokağa
ki gün doğmuyorsa bir daha
ve inancın kefesi bundan yanaysa
ve artık ölümse korkunun soğuk adı,
düşüvermişse yüreğimize,
yapacak bir şey kalmamıştır,
mutluluk adına...
devamını gör...
2609.
-odamda-
ben miyim bu şeylerin sahibi?
kafamda bir çocuk var, meraksız.
iç âlemim oyuncaktan farksız;
odam, içime bir ayna gibi.
bir ışık oyunu var tavanda
gölgeler seslerle birleşiyor
ve bir karga beynimi deşiyor
azaplar kemirdiğim bu anda.
kardeşini öldürüyor kabil,
içimde bir yalnızlık duygusu,
ölüm kadar uzun yaz uykusu,
sıkıntı ile geçilen sahil.
bağlanıyor bir iple, bir sürü
düşünce köyleri birbirine,
çöküyor her şeyin üzerine
hülyam boyunca kurduğum köprü.
ve doluyor sessiz, ordularım,
durmadan dinlenmeden odama.
urbam içinde yatan adama
hayretle bakıyor dört duvarım.
kardeşini öldürüyor kabil,
içimde bir yalnızlık duygusu,
ölüm kadar uzun yaz uykusu,
sıkıntı ile geçilen sahil.
ve delirmenin tatlı vehmini
sessizlik odama dolduruyor.
kargam hâlâ başımda duruyor
bulmak'çün beynin cehennemini.
düşüp yatağın dalgalarına
günlerce sürüyor bu yolculuk.
durmadan akıtıyor bir oluk
korkuyu sükutun mezarına.
kardeşini öldürüyor kabil,
içimde bir yalnızlık duygusu,
ölüm kadar uzun yaz uykusu,
sıkıntı ile geçilen sahil.
dünyaya tek gelen insan gibi
atılıyorum bir hint dağına.
giriyor kafamın darlığına
kimsesiz dünyaların sahibi
gidip gidip gelmede ayni his
iskeleye ulaşmıyor çıma
dikiliyor ansızın karşıma
boynum kalınlığındaki ceviz.
kardeşini öldürüyor kabil,
içimde bir yalnızlık duygusu,
ölüm kadar uzun yaz uykusu,
sıkıntı ile geçilen sahil.
-orhan veli kanık
devamını gör...
2610.
ayrılık sevdaya dahil
açılmış sarmaşık gülleri kokularıyla baygın
en görkemli saatinde yıldız alacasının
gizli bir yılan gibi yuvarlanmış içimde kader
uzak bir telefonda ağlayan yağmurlu genç kadın
rüzgar uzak karanlıklara sürmüş yıldızları
mor kıvılcımlar geçiyor dağınık yalnızlığımdan
onu çok arıyorum onu çok arıyorum
heryerimde vücudumun ağır yanık sızıları
bir yerlere yıldırım düşüyorum
ayrılığımızı hisettiğim an demirler eriyor hırsımdan
ay ışığına batmış karabiber ağaçları gümüş tozu
gecenin ırmağında yüzüyor zambaklar yaseminler unutulmuş
tedirgin gülümser
çünkü ayrılık da sevdaya dahil çünkü ayrılanlar hala sevgili
hiç bir anı tek başına yaşayamazlar
her an ötekisiyle birlikte herşey onunla ilgili
telaşlı karanlıkta yumuşak yarasalar
gittikçe genişliyen yakılmış ot kokusu
yıldızlar inanılmıyacak bir irilikte
yansımalar tutmuş bütün sahili
çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var
öyle vahşi bir tad ki dayanılır gibi değil
çünkü ayrılıklar da sevdaya dahil
çünkü ayrılanlar hala sevgili
yanlızlık hızla alçalan bulutlar karanlık bir ağırlık
hava ağır toprak ağır yaprak ağır
su tozları yağıyor üstümüze
özgürlüğümüz yoksa yalnızlığımız mıdır
eflatuna çalar puslu lacivert bir sis kuşattı ormanı
karanlık çöktü denize
yanlızlık çakmak taşı gibi sert elmas gibi keskin
ne yanına dönsen bir yerin kesilir fena kan kaybedersin
kapını bir çalan olmadı mı hele elini bir tutan
bilekleri bembeyaz kuğu boynu parmakları uzun ve ince
sımsıcak bakışları suç ortağı kaçamak gülüşleri gizlice
yalnızların en büyük sorunu tek başına özgürlük ne işe yarayacak
bir türlü çözemedikleri bu ölü bir gezegenin soğuk tenhalığına
benzemesin diye özgürlük mutlaka paylaşılacak suç ortağı bir sevgiliyle
sanmıştık ki ikimiz yeryüzünde ancak birbirimiz için varız
ikimiz sanmıştık ki tek kişilik bir yalnızlığa bile rahatça sığarız
hiç yanılmamışız her an düşüp düşüp kristal bir bardak gibi
tuz parça kırılsak da hala içimizde o yanardağ ağzı
hala kıpkızıl gülümseyen sanki ateşten bir tebessüm zehir zemberek aşkımız
attila ilhan
devamını gör...
2611.
bana mavi etiketli bir rakı getir.
diyarbakır dan bir avuç toprak,
bitlis'ten bir tutam tütün.
avuçlarından içeceğim bir tas su getir munzur dan.
bana istanbul dan biraz lodos,
malatya dan sarı kaysılar getir.
bana kendini de getir memleketimden kendinle birlikte getir
memleketimi de...!
ahmet kaya
anısına saygıyla...
devamını gör...
2612.
gözlerin yağmurdan yeni ayrılmış
gibi çocuk, gibi büyük, gibi sımsıcak
sen bir şehir olmalısın ya da nar
belki granada, belki eylül, belki kırmızı
gövden ruhunun yaz gecesi mi ne
çok idil, çok deniz, çok rüzgâr
çocukluğun tutmuş da yine âşık olmuşsun
sanki bana, sanki ah, sanki olur a
aşk bile dolduramaz bazı âşıkların yerini
diye övgü, diye sana, diye haziran
heves uykudaysa ruh çıplak gezer
gazel bundan, keder bundan, sır bundan
gözlerin şehirden yeni ayrılmış
gibi dolu, gibi ürkek, gibi konuşkan
hadi git şehirler yık kalbimize bu aşktan
haydar ergülen
devamını gör...
2613.
yedi adam biri bir gün
bir aşk gördü
gereğini belledi
ölüm girse koynuna
ayırmaz aşkı yanından
devamını gör...
2614.
gözlerin kaç gece eder,
dudakların kaç karanfil?
gülünce sehpalar devriliyor,
kızgınlığın kaç yanardağı?
atilla ilhan kamçılı kadın
devamını gör...
2615.
bir gün bu şehrin kirli yağmurları alıp götürdü beni.
gidip bir uygur çadırında göğü dinledim.
kara bulutlar kükrerken bir kaşkar sabahında,
oturup aprunçur tigin ile seni konuştuk.
devamını gör...
2616.
sevgilim,
yetimim benim,
aylar nasıl geçiyor zaman hiç geçmezken
kapılar kapalı, dünya buzlu cam
uyuşmuş gözlerimin önünde hayat akıp gidiyor, hiç kımıldamadan
ikimizin yerine dinliyorum sevdiğin şarkıları
siyah tişörtünü giyiyorum yatarken
gömleklerini, kazaklarını, kokunu
senin rüyalarını görüyorum, ölür gibi uyurken gün boyu elimde kahve fincanı
kapıyı açmıyorum
telefonlara çıkmıyorum
başını bekliyorum, geleceği olmayan hatıraların
sevgilim,
yetimim benim,
nasıl da kayıtsız gülüyorsun hayata
öldüğünden haberi yok fotoğraflarının…
(bkz: murathan mungan)
devamını gör...
2617.
bir şey var aramızda
senin bakışından belli
benim yanan yüzümden.
dalıveriyoruz arada bir
ikimiz de aynı şeyi düşünüyoruz belki,
gülüşerek başlıyoruz söze.
bir şey var aramızda.
onu buldukça kaybediyoruz isteyerek.
fakat ne kadar saklasak nafile
bir şey var aramızda,
senin gözlerinde ışıldıyor,
benim dilimin ucunda.
(bkz: nahit ulvi akgün)
devamını gör...
2618.
([[alıntı]]
i: gözlerimi kapasam
senin için bir mısra tasarlasam
bir renk düşünsem
başımı senin dizine koyduğumu uyuduğumu düşünsem
çocuğunmuşum gibi saçlarımı okşadığını
kocanmışım gibi yakama çiçek taktığını
bir yağmur şehrin bütün seslerini öldürse
sen ve ben günün yirmi dört saatıni öldürsek
boğazlasak
ellerin göğsüme girse avuçlayıp kalbimi koparsa
sımsıcak
ben senin kanına girsem
kalbine kurulup otursam)
[[/alıntı]]
attila ilhan / büyük istifham üzerinde
i: gözlerimi kapasam
senin için bir mısra tasarlasam
bir renk düşünsem
başımı senin dizine koyduğumu uyuduğumu düşünsem
çocuğunmuşum gibi saçlarımı okşadığını
kocanmışım gibi yakama çiçek taktığını
bir yağmur şehrin bütün seslerini öldürse
sen ve ben günün yirmi dört saatıni öldürsek
boğazlasak
ellerin göğsüme girse avuçlayıp kalbimi koparsa
sımsıcak
ben senin kanına girsem
kalbine kurulup otursam)
[[/alıntı]]
attila ilhan / büyük istifham üzerinde
devamını gör...
2619.
bağış
ne mutlu bir gün.
sis erken dağıldı. bahçede çalıştım bütün gün.
sinekkuşları konuyordu hanımellerine.
sahip olmak istediğim hiçbir şey yoktu yeryüzünde.
kıskanabileceğim kimseyi tanımıyordum.
bana yapılan her kötülüğü unutmuştum bile.
bir zamanlar aynı insan olmuş olmaktan utanç duymuyordum.
doğrulurken denizi ve yelkenleri gördüm birden.
yazan: czeslaw milosz
çeviren: cevat çapan
ne mutlu bir gün.
sis erken dağıldı. bahçede çalıştım bütün gün.
sinekkuşları konuyordu hanımellerine.
sahip olmak istediğim hiçbir şey yoktu yeryüzünde.
kıskanabileceğim kimseyi tanımıyordum.
bana yapılan her kötülüğü unutmuştum bile.
bir zamanlar aynı insan olmuş olmaktan utanç duymuyordum.
doğrulurken denizi ve yelkenleri gördüm birden.
yazan: czeslaw milosz
çeviren: cevat çapan
devamını gör...
2620.
kimsesiz kalmış sesim
onların değil
kimin
kimsenin duymadığı
kalabalık bir sesim
bu gürültüm içinde
içimden geçenleri
çığlıklar doğurmadan
kime
nasıl söylerim
derken
buldum kendimi
varlığım bilinmeden
sızdığım çatlakların kılcal damarlarında
akıyordum karanlık kirli zaman suyuna
karıştı kanım ona
yahut o karışıp kanıma
sızlattı önce beni
söyletti sonra bana
durmadan döndü dilim
dönmeden durdu dünya
seyretti öyle beni
resmetti beni bana
yağmurun yokluğundan çatlamadı bu toprak
bağrında ki ateşle kavruldu serinliği
dedi
sustu sesimden
başkasını duymadım
bilmedim sonrasını
ne adımı andım ne de günleri saydım
bekledim
ölüm gibi
yaşamayı bekledim
onların değil
kimin
kimsenin duymadığı
kalabalık bir sesim
bu gürültüm içinde
içimden geçenleri
çığlıklar doğurmadan
kime
nasıl söylerim
derken
buldum kendimi
varlığım bilinmeden
sızdığım çatlakların kılcal damarlarında
akıyordum karanlık kirli zaman suyuna
karıştı kanım ona
yahut o karışıp kanıma
sızlattı önce beni
söyletti sonra bana
durmadan döndü dilim
dönmeden durdu dünya
seyretti öyle beni
resmetti beni bana
yağmurun yokluğundan çatlamadı bu toprak
bağrında ki ateşle kavruldu serinliği
dedi
sustu sesimden
başkasını duymadım
bilmedim sonrasını
ne adımı andım ne de günleri saydım
bekledim
ölüm gibi
yaşamayı bekledim
devamını gör...
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158