2161.
sıfırdan yüze

bastıkça çatırdayan
taş
baktıkça ağrıyan
kalp
sustukça ağırlaşan
söz
benim

sanırım başlamak için en iyi yerdeyim
tutma
sıfırdan yüze çıksın şiirim
su yüzüne
gök yüzüne
gül yüzüne
bağırsın sesim

yıldıray coşkun
devamını gör...
2162.
"gittikçe yalnızlaşıyorsunuz insan kardeşlerim
ne bir ortak sevinciniz kaldı sizi çoğaltacak
ne bir içten dostunuz var acınızı alacak
unuttunuz nicedir paylaşmanın mutluluğunu;
toprağı rüzgârı denizi göğü
o her zaman bir insanla anlamlı
tükenmez bir hazine gibi kendini sunan doğayı
unuttunuz, gömülüp günlük çıkarların
ve ucuz korkuların kör kuyularına
daraldıkça daraldı dünyaya açılan pencereniz.

fırlayıp ilk ışıklarıyla günün dağınık yataklardan
koşaradım gidiyorsunuz işinize değişmeyen yollardan
kurulmuş saatler gibi günboyu çalışıp tekdüze
uzayan gölgelerle koşaradım dönüyorsunuz evinize.
ne kadar uzaksa bir felaket sizden o kadar mutlusunuz
unuttunuz başkalarının acısını duymayı
küçük çıkarların büyük kurnazları
alışverişe döndü tüm ilişkileriniz, hesaplı, planlı
sevgileriniz ayaküstü, ilgileriniz koşaradım
unuttunuz konuşmayı kendinizi vererek
düşünmeden bir başka şeyi, içten yalın dürüst
dışa vurmayı duygularınızı
unuttunuz, neydi bir ince söze yakışan en güzel davranış.

gittikçe yalnızlaşıyorsunuz insan kardeşlerim
-ki bu en büyük kötülüktür size-
yıkanmıyor bir kez olsun yüreğiniz yağmurlarla
denizler boşuna devinip duruyor bir çarşaf gibi
gerip ufkunuza mavisini, çiçekler her bahar
uyanışın türküsünü söylüyor da görmüyorsunuz.
sizin adınıza dünyanın pek çok yerinde
insanlar dövüşüyor ellerinde yürekleri birer ülke
anlamıyorsunuz inançlarını bir kez düşünmüyorsunuz.
ömrünüzü güzelleştirecek bir şey almadan hayattan
bir şeyler bırakmadan ardınızda gelecek adına
koşaradım tükeniyorsunuz insan kardeşlerim
koşaradım
duymadan bir gün olsun dünyayı iliklerinizde."

(bkz: şükrü erbaş)
devamını gör...
2163.
sevda gibi bir gizli emel ruhuna sinmiş;
bir haz ki hayalden bile üstün ve derinmiş.
gökten gelerek gönlüne rüzgar gibi inmiş,
bir sır ki bu,ölsen bile açamazsın...

anlatması imkansız olan öyle bir an ki,
hülyadaki ses varlığının gayesi sanki...
bak emrediyor:daldığın alemden uyan ki,
mutlak seveceksin beni, bundan kaçamazsın...

kalbin benim olsun diyorum,çünkü mukadder...
cismin sana yetmez mi? çabuk kalbini sök,ver!
yoktur öte alemde de kurtulmaya bir yer!
mutlak seveceksin beni,bundan kaçamazsın...

ram ol bana,ruhun yeni bir aleme girsin...
yazmış kaderin:aşkıma ömrünce esirsin!
aklınla,şuurunla,hayalinle bilirsin.
mutlak seveceksin beni,bundan kaçamazsın...

(bkz: hüseyin nihal atsız)
devamını gör...
2164.
“durakta üç kişi 
adam kadın ve çocuk..
adamın elleri ceplerinde 
kadın çocuğun elini tutmuş.
adam hüzünlü
hüzünlü şarkılar gibi hüzünlü..
kadın güzel
güzel anılar gibi güzel.
çocuk 
güzel anılar gibi hüzünlü 
hüzünlü şarkılar gibi güzel…”
cemal süreya
devamını gör...
2165.
bir gün gelir de
ölüme yenilirsem eğer
-yenileceğim demiyorum
yenilirsem eğer-
deyin ki, erlerindendi
eşit olmayan bir savaşın
kılıcı sözcüklerdi,
kalkanı sevgiler.

-ahmet erhan
devamını gör...
2166.
...
şuramızda birşey var
acıya benzer
umuda benzer
böyle günlerde her şey
hem acıya, hem umuda benzer
...
zekai özger/ günler perişan
devamını gör...
2167.
bilmezler yalnız yaşamayanlar,
nasıl korku verir sessizlik insana;
insan nasıl konuşur kendisiyle;
nasıl koşar aynalara,
bir cana hasret,
bilmezler.*
devamını gör...
2168.
bilmezler yalniz yaşamayanlar,
nasil korku verir sessizlik insana;
ınsan nasil konuşur kendisiyle;
nasil koşar aynalara,
bir cana hasret,
bilmezler.

devamını gör...
2169.
ateş gazeli
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

güzelliğinin tecellisinden sevgilim, ilkbahar ateş.
gül ateş, bülbül ateş, sümbül ateş, toprak ve diken ateş.
gün yüzünün ışıklarıdır bütün âşıkları yakan.
gönül ateş, sine ateş hem yaşlar saçan gözlerim ateş. aydınlık yüzünün hayaliyle yansa can ve gönül hiç şaşılır mı?
sevgilim gel de gör, kalbimde ateş. ah edip ağlayışım ateş.
ne mümkün bunca ateşle aşk şehidini yıkamak.
ceset ateş, kefen ateş, hem şu tatlı su bile ateş. ben el çektim gönül sefasından ve can rahatından.
sefa ateş, cefa ateş, kaçışım ateş, kalışım ateş.
ne yapsam bu mahzun kalbimi neşelendiremem şahim.
gam ateş, dert ortağı ateş, mutluluk temennisi bile ateş.
bu can sağlık sıhhat ümit eder mi o yardan? asla. o gül yanaklı güzel, gözlerinden saçtıkça ateş.
devamını gör...
2170.
dost

bir gece habersiz bize gel
merdivenler gıcırdamasın
öyle yorgunum ki hiç sorma
sen halimden anlarsın
sabahlara kadar oturup konuşalım
kimse duymasın
mavi bir gökyüzümüz olsun kanatlarımız
dokunarak uçalım.

insanlardan buz gibi soğudum,
işte yalnız sen varsın
öyle halsizim ki hiç sorma
anlarsın.
cahit külebi
devamını gör...
2171.
ben aşk nedir bilmezdim
süheyla'yı saymazsak ha ha ha.

(bkz: cemal süreya)
devamını gör...
2172.
kıyılarımı dövüyor göz yaşların
karaya vuran balıklar misali
tel tel dökülen kirpiklerin
ıslak ama cansız...

yamaçlarıma yuvarlanıyor ağıtların
kökünden sökülmüş ağaçlar misali,
ellerin hala semaya açılmış
sessiz ama derin...

kulağımda yankılanıyor nefesin
yaprağı dalından eden bir rüzgar misali,
omuzlarından akan saçların
savruk ve kimsesiz...

şahsım tarafından kaleme alınmıştır(:
devamını gör...
2173.
delikanlım!
iyi bak yıldızlara, onları belki bir daha göremezsin...
belki bir daha yıldızların ışığında kollarını ufuklar gibi açıp geremezsin...
delikanlım! senin kafanın içi yıldızlı karanlıklar kadar güzel, korkunç, kudretli ve iyidir.
yıldızlar ve senin kafan kâinatın en mükemmel şeyidir.
delikanlım! sen ki, ya bir köşebaşında kan sızarak kaşından gebereceksin ya da bir darağacında can vereceksin. iyi bak yıldızlara, onları göremezsin bir daha.
delikanlım! belki beni anladın belki anlamadın. kesiyorum sözümü.
sevmek mükemmel iş, delikanlım. sev bakalım...
madem ki kafanda ışıklı bir gece var, benden izin sana, sev sevebildiğin kadar...

devamını gör...
2174.
tahir olmak da ayıp değil zühre olmak da
hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil,
bütün iş tahirle zühre olabilmekte
yani yürekte.

meselâ bir barikatta dövüşerek
meselâ kuzey kutbunu keşfe giderken
meselâ denerken damarlarında bir serumu
ölmek ayıp olur mu?

tahir olmak da ayıp değil zühre olmak da
hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.

seversin dünyayı doludizgin
ama o bunun farkında değildir
ayrılmak istemezsin dünyadan
ama o senden ayrılacak
yani sen elmayı seviyorsun diye
elmanın da seni sevmesi şart mı?
yani tahiri zühre sevmeseydi artık
yahut hiç sevmeseydi
tahir ne kaybederdi tahirliğinden?

tahir olmak da ayıp değil zühre olmak da
hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.

-nazım hikmet-
devamını gör...
2175.
hiç kimse yok kimsesiz
herkesin var bir kimsesi
ben bugün kimsesiz kaldım
ey kimsesizler kimsesi
devamını gör...
2176.
her günkü şarkım
şehirde bir kasvet,
rüzgârda bu dâvet,
enginde hürriyet,
serde gençlik varken,
beyaz açılırken
bu mavi sularda
her gün binbir yelken,
âni bir kararda,
edip şehre veda,
niçin acep niçin
sen de bir geminin
yolcusu değilsin?
şehirde bu kasvet,
rüzgârda bu dâvet,
enginde hürriyet,
serde gençlik varken.
devamını gör...
2177.
gözlerimi yumsam
mayınlar patlayacak çobanlarımda
kuzular geceye
kırık bir kaval gibi dizilecekler
elimden hiçbir şey gelmiyor inan
dünyasız kaldıkça böyle
aklıma seni düşürüyorum
karnıma bir tank giriyor
gibi seni düşünüyorum
alnımda harp
kaşlarıma basa basa yürürken
çehreme çalınmış hilal
kalbimden küllerle fışkıracak neredeyse
dönüp baksan ölümün elimden olacak
bir terazi bozacak eski bir teraziyi
morga mor çalacak pıhtılaşan kan
terlemeyen bir at patlayacak koşarken
dönüp baksan şeddad’ı indirecek kıyamet!
tül
rüzgarla değil artık
güneş
bile battı
savrulan balyoz
içinden geçiyor buharın
tutan el
yarıyor suyu
kan zerk aleminde seninle dolanırken kuyumu
kıyıldı nikah
ölsem de durur nişanı
ben bir tek damarımı bilirim onun da adı şah!

deli gibi uykum var nermin
şuramda sen
gecenin üçünde çevirmeme girmişsin
o dakka telsizime
ela gözlü türküler çalmışlar
ve devletin dinlenmeden dinleyen dinlileri
dillerimi işkenceye sağmışlar
anlatamıyorum nermin
bu dudak öpemez deyince bana inanmıyorlar
kimin içine değebilmiş bir dudak?
mühür verilmiş ateşe
ve erimemişse mühür
bülbül ne için ölsün ki güle?
o çekiç gözlü, bahçıvan mı sanıyormuş kendini?
bizi elindeki çivilerle mi döndürecekmiş çöle?

deli gibi uykum var nermin
elimden hiçbir şey gelmiyor inan
ben her gün bir emevi asıyorum içimde
azalmıyorlar nermin
omzumda bir gülünç ağrısı
nereye gitsem
varır varmaz arıyorum seni kendime
yapacak bir şeyim yok
çok sağanak yağdın zarlarıma
beni içime kadar ıslattın nermin
zührevi bir felçsin arlarıma
şuramda sen
şuramda…
son sürat kan kaybediyorken
devrilen bir ambülansın içinde kadar şuramda…
açıp gösteremiyorum nermin
yasal tedbir koymuşlar gözyaşlarıma

deli gibi uykum var nermin
bir mengene
ile şakaklarımı
yeniden sipariş ettim kendime
urlarımı cellâdıma bahşiş bıraktım
zaten nereye uzansam ölüm
içime bir gardiyan kaçmış gibi ben
koğuşlarımdan sana daraltılmışım
ipin koptuğu yerden boşanan bir çığlığınsın
iki el sıksan havaya
iki kuş düşer verir kalbini
ama beni bir bahane bulup da…
kurbağaları tartmaktan dönen bir yılgınlığınsın

deli gibi uykum var nermin
gözlerimi tankerler boşaltıyor
gözlerini gözlerimden al
beraber bir şeylere bakalım
elimden hiçbir şey gelmiyor inan
elimi çabuk tutman lazım
ben ki
böbreklerimle hayata bağışlanmışım
anlamak istemediğim bir şey var gülüşünde
istimlak edilmiş gövden
ne kadar da kanlı duruyor sermayenin dişinde
böyle ru be ru
böyle eli belinde müteyakkız
sittin sene geçse anlaşamayız
beraber bir şeylere bakalım nermin
bakmayalım hiç birbirimize

deli gibi uykum var nermin
gövdemi söküyor şafak
ipliğim çözüldükçe
içimde ağırlaşan bir ittifak
cebimde marx
boynumda dükkan kapatan esnaf
dünya elindeki aynayla
açı kuruyor omuzlarımın ortasına
uyumuyorum nermin
kustuğum kükürt soluduğum azotla akraba
birbirini bulan iki açık pencere
gibi cereyan yapıyoruz seninle hayata
artık kabullendim:
beni karşılamıyorsun burada!
ben senin uyuduğun yerlerde geziyorum
sen benim sürülerimi sürüyorsun bozkırlarına

deli gibi uykum var nermin
elimden hiçbir şey gelmiyor inan
ben nasıl uyurum sen uyanmazsan
allah biliyor hiçbir şeyim yok
sevilecek şeyler ağaçların arasından geçip gidiyor
seni sevmek de öyle orman!
yanınca bitiyor her şey yanınca bitiyor
kalanlarla avunmuyorum nermin
sen yoksun her nasıl olmayacaksan
bu imtihan bu debi
o terli atın külündense bu kalp
çok sevinirim ya rabbi
beni her yerimden kapatırsan
devamını gör...
2178.

ne yapacağımı sanıyorsun ki?
tenin tenime bu kadar sinmişken
ömrüm azala azala akarken önümde
gittiğin gerçek bu kadar herkese benzerken
senin korkularını
benim inceliğimi doldurup yüreğime
bıraktığın boşluğu yonta yonta
binlerce heykelini yapacağım


şükrü erbaş
devamını gör...
2179.
-ben sana mecburum-
ben sana mecburum bilemezsin
adını mıh gibi aklımda tutuyorum
büyüdükçe büyüyor gözlerin
ben sana mecburum bilemezsin
içimi seninle ısıtıyorum

ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
bu şehir o eski istanbul mudur?
karanlıkta bulutlar parçalanıyor
sokak lambaları birden yanıyor
kaldırımlarda yağmur kokusu
ben sana mecburum bilemezsin
atilla ilhan
devamını gör...
2180.

dilberâ dûstdâr-i mâ şode’î
mûnis-i rûzgâr-i mâ şode’î
omrhâ şod ki bîkarâr-i toyem
to medâr-i karâr-i mâ şode’î
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"geceye bir şiir bırak" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim