2741.
hazır kış yaklaşıyorken ahmet haşim'den bir şiir bırakayım buraya,


yine kış,
yine şems-i mesâda, ah, o bakış,
yine yollarda serserî dolaşan,
âşiyansız tuyûr-ı pür-nâliş...

tehî kalan ovalar
sükût eder sanılır gumûmuyla,
harâb olan sarı yollarda kalmamış ne gelen
ne giden.
şimdi yalnız kavâfil-i evrâk
mütemâdî sürüklenir bir uzak
ufk-ı pür-ıztırâb u nevmîde.

yine kış, yine kış,
bütün emelleri bir ağlayan duman sarmış...
devamını gör...
2742.

sevda bir ateş buldu sende, eğilip öptü seni
artık kimse denizi bilmiyor.
dirseklerini masaya koyuşundan belli
gelip geçen bir günü bitirmek istemediğini
sevda bir umut buldu sende...
devamını gör...
2743.

beni bu güzel havalar mahvetti,
böyle havada istifa ettim
evkaftaki memuriyetimden.
tütüne böyle havada alıştım,
böyle havada aşık oldum;
eve ekmekle tuz götürmeyi
böyle havalarda unuttum;
şiir yazma hastalığım
hep böyle havalarda nüksetti;
beni bu güzel havalar mahvetti.


orhan veli
devamını gör...
2744.

gelmiş bulundum

ben mişim---neymiş?---su sesiymiş
oymuş---cam kırıkları gibi gövdemi yakan---
yanağında sardunya kokusuyla yazdan
kimmiş o gelen ya giden kimmiş
bir yabancı mı, yoksa bir ermiş
değilmiş, bir çağrı bile yokmuş uzaktan.

güneş mi batarmış bir özel isim bitirir gibi
yanmış bir ağacın yaprakları mıymış kımıldayan
ne kalmış bir önceden ya da bir sonradan
kim koparmış dalından bu yabani incirleri
ya kimmiş kıyıya çeken hayalet gemileri
ne yazılmış nereye bu garip kargaşadan.

yıldızlar, büyülü ülke, adımı unutturan
bir kaya, bir ot, bir akarsu
hangi yaz şarkıcılarının ürpertili korosu
ki bütün ölüleri sığa çıkaran
ve kenti bir ölüm derinliğine salan
yani bir gül solarken bir gülün açma korkusu.

şiirler yazdım, kitaplar okudum
elime bir bardak aldım, onu yeniden oydum
derinlerde kaldım böyle bir zaman
kim bulmuş ki yerini, kim ne anlamış sanki mutluluktan
ey yağmur sonraları, loş bahçeler, akşam sefaları
söylesin benimle biraz bir kere gelmiş bulundum.

edip cansever
devamını gör...
2745.

içtikçe içesim geliyor gayrı ne bilgi ara ne hüner
beni bu rakıyla baş başa bırakma
adam olayım çalışıp para kazanayım
beni böyle işsiz güçsüz bırakma
beni uslandır beni yüreklendir
beni deli edip bırakma
bilsen nereleri var kalk gidelim
beni hep buralarda bırakma
beni aç bırak evsiz urbasız bırak
beni sensiz bırakma

beni ne yap biliyor musun
beni yont beni arıt beni ayıkla
devamını gör...
2746.
yine geliyor o tatlı dilli yalnızlık. gelip oturacak yine evin orta yerine. kaç zamandır açmıyordum kapıyı ama bu sefer zor kullandı girdi içeri. istemiyorum desem de nafile. şimdi kurduğum tüm düzeni alt üst edecek. önce perdeleri çekecek, ev ay gibi kapkaranlık. sonra çiçekler ölecek, filizlendirip diktiğim limon ağacı. sonra benim ipimi çekecek ve gidecek yollar bitecek. kalbime değmeden, bir avuç toprakla örtülüp unutulacağım.

*
devamını gör...
2747.

biliyoruz ki bütün acılar bir gün geçer..
bütün fotoğraflar sararır
yara kabuk tutar kapanır
bir sabah yine taze ekmek ister canın kahvaltıda
bir fincan sade kahve
demli bir çay ister akşam üstü olunca..
sokakta mevsimi fark edersin ,aynada kendini
önceleri belli belirsiz sonra gamzene kadar gülersin..
şarkılar mırıldanır çekmecelerde renkli kalemlerini ararsın..
kuşlar gelir konar dallarına
kırıldığın yerden çiçek açarsın
bütün acılar bir gün geçer
ya da alışırsın...

buradan
devamını gör...
2748.

gözlerinle dilin arasına gerili uçurumu seviyorum.
kekeme özgürlüğünü seviyorum.
susuşundaki hıncı seviyorum.
kalbinde ürperen kışı seviyorum.ellerindeki bilge zamanı
denizi yağmurdan korumaya çalışan
çocukluğunu seviyorum.alnın masamızda dört mevsime ufuk
dudaklarında titreyen zamanı seviyorum.
yürüyorsun ya kalabalık
dönüp bir daha bakıyor kendine
boyunda çiçeklenen yedi rengi seviyorum.
her damlası ayrı bir hayat, ne bilsin yüzüne düşmeyen
gözlerindeki yaşı seviyorum.
beni uzaklaştırmaya çalışırken aklından geçenleri seviyorum.
kalbinden gövdene yürüyen utangaç karıncayı seviyorum.
ses nasıl menevişleniyor susunca ağzında
ağzından gelecek her sevinci, her azabı seviyorum.
gece ışıklarından topladığın o evler esrarını seviyorum.
susmanında bir dili var elbet
teri yastığına sızan rüyanı seviyorum.
uyandığın sabahlardan başka bağım yok dünyayla odalara ömür veren gövdeni seviyorum.
yürümediğin sokaklar nasıl da göz göz
bekleyişteki o mucizeyi seviyorum.
serçe parmağındaki lekedir yerim,kalabalığın uyumuna inat
hayalin gerçeğe değdiği yeri seviyorum.
ölümdür en büyük zaman, bilmez takvim gezenler
bir iç çekişte yanan hayatı seviyorum.
bizden büyük tanrısı yok yalnızlığın
getirdiğin hevesi götürdüğün inkârı seviyorum.
evlerdesin
dışarılar hüzün
eşyalar ayakta
senden ayrılanı seviyorum
sana kavuşanı seviyorum.
uzun cümlelerle konuşuyor kalabalık
bir sözcüğe sığdırdığın dünyayı seviyorum.
o gölgenin taş dibinde bir çürüme bilinci
hükmüm yok bahçende diyorum
üstüme elediğin şefkati seviyorum.
dişlerinin arasında bir ishak kuş’u
eğiyorum ya başımı
çaresizliğime tuttuğun aynayı seviyorum.
bir gün bir kötü haber birimizden
kalanın diline gelecek ilk sözü
arayacağı ilk insanı
ilk gece yapacağı her şeyi seviyorum.
*şükrü erbaş
devamını gör...
2749.

ne sular geçti böyle buzla buhar arası
ne kısa bir yazken o niçin hala bitmiyor
durmuş bir vakit bende sisli gece yarısı
çektirdiğin fotoğraf neden hiç konuşmuyor

geç kaldık ve yanlışları güzeltemedik
erken varsak doğrular bakışı yakacaktı
çok sarhoştum yani hak ettim yaşamayı
evden kaçmıştım eve
tuza yara saçmıştım
bütün randevulara düzenli olarak geç kalmakta haklıydım
gök bana göre değildi yeri zaten hiç sorma
gök de kendine göreydi yerde zaten hiç durma
çıktım bir kapısını bulup yaşadıklarımdan
vardım ki seni sevdim
seni sevdim evler arasından bir evdin

döndüm ve dönüşümle düştü aniden dekor
sen yükseldin elinde kara bir kalem vardı
say ki her yanım ihanet kadar yazdı
ve çeşitli organlar olarak
insanı yar eden vardı
var eden vardı aşkı
kelebek küllerinden bir şaraba yazarak

okumak budur
yani yağmur bekleyen toprağın durmaksızın kuruması
sana çok şeyler anlatmak istemem
kendi sesime kavuşasım kadardı
senaryo gereği doğdum
çocuklarım oldu her an ölebilirler
bel bağladım kimyaya
kendimi siyah elbiseler içinde
buldum hiç durmadan bir kızıla bakarken
durdum binlerce sene kendime ki ağlarım
anam babam diyorum her an ölebilirler

ölsünler ne çıkar
en çok her boşluğu dolduran bir keder çıkar
allah kimseyi ölümden korumasın
ölüm olmasa bu rezil hayatın suyu çıkar
sen de gidip öldün ama kalıp öldürüyorsun
ben de kalıp ölüyorsam senin dirinledir bu
bu kadardır işte ne kadar dersek o kadar olan hayat
herkes ölür gider biz yaşayıp kalırız
öyle bir kalırız ki
kadraj dağılır
ve dünya birer diri olarak bizi kabul edemez
yaşamak budur
herkes giderken kalmak zorunda kalmakla beraber kalmak
kadar kahpe ve yalan
kadar başımızın üstünde yeri var

hayatımın rolünü oynadım başrolde sen de vardın
ne fırtınaydı ama o saçlarınla birlikte
ne güneşlere yandık var mıydı hiç hatırım
avluda oturmuştuk ellerin ellerimde
sana bir ara aklımda kalanları anlatırım
alper gencer
devamını gör...
2750.

akşamüstüne doğru, kış vakti;
bir hasta odasının penceresinde;
yalnız bende değil yalnızlık hali;
deniz de karanlık, gökyüzü de;
bir acayip, kuşların hâli.

bakma fakirmişim, kimsesizmişim;
- akşam üstüne doğru, kış vakti -
benim de sevdalar geçti başımdan.
şöhretmiş, kadınmış, para hırsıymış;
zamanla anlıyor insan dünyayı.

ölürüz diye mi üzülüyoruz?
ne ettik, ne gördük şu fani dünyada
kötülükten gayri?

ölünce kirlerimizden temizlenir,
ölünce biz de iyi adam oluruz;
şöhretmiş, kadınmış, para hırsıymış,
hepsini unuturuz.
devamını gör...
2751.

"geceyarıları
tenhadır buraları
ne in ne cin
kırmızı lambası
sanki kan damlası
demiryolu geçidinin

dağılmış su dumanı şimşekli bir karanlığa
yağmurun altında çınar
çınarın altında o karaltı
bırakılmış bir araba
34 fn 346
sağ arka lastiği yırtılmış
camlarında kurşun delikleri
içinde barut kokusu var
hala çalışıyor silecekleri
bir sola bir sağa
bir sola bir sağa

geceyarıları
tenhadır buraları
ne in ne cin
kırmızı lambası
sanki kan damlası
demiryolu geçidinin

şimşekler yaladıkça nikelajını
tırnak uçlarında çıtır çıtır
yoğun bir elektrik sokağa
bu araba mutlaka çalınmıştır
şüpheli ne zaman bulabilecekleri
dışarda unutmuş bir ayağını
bir genç direksiyona yıkılmıştır
kanı sımsıcak damlıyor
dirseklerinden koltuğa
roman çoktan bitmiş
yol bitmiş bitmiş kavga
hala çalışıyor silecekleri
bir sola bir sağa
bir sola bir sağa
bir sola bir sağa

geceyarıları
tenhadır buraları
ne in ne cin
kırmızı lambası
sanki kan damlası
demiryolu geçidinin"

attila ilhan
devamını gör...
2752.
the woods are lovely, dark and deep,   
but i have promises to keep,   
and miles to go before i sleep,   
and miles to go before i sleep..... robert frost
devamını gör...
2753.

gündüzde yoksun gecede yoksun düşlerde yoksun
neredesin diye sorsam sesim sessiz çığlık boş duvarlarda
bana yar mısın yoksa kapanmadık yara mısın neredesin yalnız soğuk gecelerimde
kimsin her hecede her köşede gizde
sana varamıyorum sesin dört bir yanda duyamıyorum
gel desen her köşede ellerin göremiyorum dört yanım alacakaranlık...
devamını gör...
2754.

''biliyorum ki düşmek değildir insanları üzen...
elinden tutar gibi yapıp aslında itenlerdir insanı hayata küstüren! ''



paul auster
devamını gör...
2755.

gözlerim müebbette
günü gelir elbette
gelir melek nöbette
safa geldi, hoş geldi.

#necipfazıl
devamını gör...
2756.

boynuna o yeşil fuları sarma çocuk
gece trenlerine binme kaybolursun,
sokaklarda mızıka çalma çocuk, vurulursun.
korkusu kalmış içimizde terkedilmiş çocukların,
yitik yüzlü fotoğraflar duruyor siyah-beyaz.
kırık bir vazo masanın ortasında,
yıkık dökük odada,
susuz ve çiçeksiz..
tasını tarağını toplayıp gidiyor gökyüzü tepemiz...den,
korkusunu bırakıyor içimize,
karanlığını.
yalnızlık gibi bir şey düşüveriyor yüreğimizden,
korkusu kalıyor içimizde,
susuzluğu..
ne vakit kalırsa insan korkusuyla bir başına
ve yalnızlığı çığ gibi büyüyorsa,
sabahları erken kalkmalı daima,
traş olmalı,
saçını sakalını taramalı
ve en güzel giysilerle çıkmalı sokağa
ki gün doğmuyorsa bir daha
ve inancın kefesi bundan yanaysa
ve artık ölümse korkunun soğuk adı,
düşüvermişse yüreğimize,
yapacak bir şey kalmamıştır,
mutluluk adına...
devamını gör...
2757.

-odamda-

ben miyim bu şeylerin sahibi?
kafamda bir çocuk var, meraksız.
iç âlemim oyuncaktan farksız;
odam, içime bir ayna gibi.

bir ışık oyunu var tavanda
gölgeler seslerle birleşiyor
ve bir karga beynimi deşiyor
azaplar kemirdiğim bu anda.

kardeşini öldürüyor kabil,
içimde bir yalnızlık duygusu,
ölüm kadar uzun yaz uykusu,
sıkıntı ile geçilen sahil.

bağlanıyor bir iple, bir sürü
düşünce köyleri birbirine,
çöküyor her şeyin üzerine
hülyam boyunca kurduğum köprü.

ve doluyor sessiz, ordularım,
durmadan dinlenmeden odama.
urbam içinde yatan adama
hayretle bakıyor dört duvarım.

kardeşini öldürüyor kabil,
içimde bir yalnızlık duygusu,
ölüm kadar uzun yaz uykusu,
sıkıntı ile geçilen sahil.

ve delirmenin tatlı vehmini
sessizlik odama dolduruyor.
kargam hâlâ başımda duruyor
bulmak'çün beynin cehennemini.

düşüp yatağın dalgalarına
günlerce sürüyor bu yolculuk.
durmadan akıtıyor bir oluk
korkuyu sükutun mezarına.

kardeşini öldürüyor kabil,
içimde bir yalnızlık duygusu,
ölüm kadar uzun yaz uykusu,
sıkıntı ile geçilen sahil.

dünyaya tek gelen insan gibi
atılıyorum bir hint dağına.
giriyor kafamın darlığına
kimsesiz dünyaların sahibi

gidip gidip gelmede ayni his
iskeleye ulaşmıyor çıma
dikiliyor ansızın karşıma
boynum kalınlığındaki ceviz.

kardeşini öldürüyor kabil,
içimde bir yalnızlık duygusu,
ölüm kadar uzun yaz uykusu,
sıkıntı ile geçilen sahil.


-orhan veli kanık
devamını gör...
2758.

ayrılık sevdaya dahil

açılmış sarmaşık gülleri kokularıyla baygın
en görkemli saatinde yıldız alacasının
gizli bir yılan gibi yuvarlanmış içimde kader
uzak bir telefonda ağlayan yağmurlu genç kadın

rüzgar uzak karanlıklara sürmüş yıldızları
mor kıvılcımlar geçiyor dağınık yalnızlığımdan
onu çok arıyorum onu çok arıyorum
heryerimde vücudumun ağır yanık sızıları
bir yerlere yıldırım düşüyorum
ayrılığımızı hisettiğim an demirler eriyor hırsımdan

ay ışığına batmış karabiber ağaçları gümüş tozu
gecenin ırmağında yüzüyor zambaklar yaseminler unutulmuş
tedirgin gülümser
çünkü ayrılık da sevdaya dahil çünkü ayrılanlar hala sevgili

hiç bir anı tek başına yaşayamazlar
her an ötekisiyle birlikte herşey onunla ilgili
telaşlı karanlıkta yumuşak yarasalar
gittikçe genişliyen yakılmış ot kokusu

yıldızlar inanılmıyacak bir irilikte
yansımalar tutmuş bütün sahili
çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var
öyle vahşi bir tad ki dayanılır gibi değil
çünkü ayrılıklar da sevdaya dahil
çünkü ayrılanlar hala sevgili

yanlızlık hızla alçalan bulutlar karanlık bir ağırlık
hava ağır toprak ağır yaprak ağır
su tozları yağıyor üstümüze
özgürlüğümüz yoksa yalnızlığımız mıdır
eflatuna çalar puslu lacivert bir sis kuşattı ormanı
karanlık çöktü denize
yanlızlık çakmak taşı gibi sert elmas gibi keskin
ne yanına dönsen bir yerin kesilir fena kan kaybedersin
kapını bir çalan olmadı mı hele elini bir tutan
bilekleri bembeyaz kuğu boynu parmakları uzun ve ince
sımsıcak bakışları suç ortağı kaçamak gülüşleri gizlice
yalnızların en büyük sorunu tek başına özgürlük ne işe yarayacak
bir türlü çözemedikleri bu ölü bir gezegenin soğuk tenhalığına
benzemesin diye özgürlük mutlaka paylaşılacak suç ortağı bir sevgiliyle
sanmıştık ki ikimiz yeryüzünde ancak birbirimiz için varız

ikimiz sanmıştık ki tek kişilik bir yalnızlığa bile rahatça sığarız
hiç yanılmamışız her an düşüp düşüp kristal bir bardak gibi
tuz parça kırılsak da hala içimizde o yanardağ ağzı
hala kıpkızıl gülümseyen sanki ateşten bir tebessüm zehir zemberek aşkımız

attila ilhan
devamını gör...
2759.

bana mavi etiketli bir rakı getir.
diyarbakır dan bir avuç toprak,
bitlis'ten bir tutam tütün.
avuçlarından içeceğim bir tas su getir munzur dan.
bana istanbul dan biraz lodos,
malatya dan sarı kaysılar getir.
bana kendini de getir memleketimden kendinle birlikte getir
memleketimi de...!

ahmet kaya
anısına saygıyla...
devamını gör...
2760.

gözlerin yağmurdan yeni ayrılmış
gibi çocuk, gibi büyük, gibi sımsıcak

sen bir şehir olmalısın ya da nar
belki granada, belki eylül, belki kırmızı

gövden ruhunun yaz gecesi mi ne
çok idil, çok deniz, çok rüzgâr

çocukluğun tutmuş da yine âşık olmuşsun
sanki bana, sanki ah, sanki olur a

aşk bile dolduramaz bazı âşıkların yerini
diye övgü, diye sana, diye haziran

heves uykudaysa ruh çıplak gezer
gazel bundan, keder bundan, sır bundan

gözlerin şehirden yeni ayrılmış
gibi dolu, gibi ürkek, gibi konuşkan

hadi git şehirler yık kalbimize bu aşktan

haydar ergülen
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"geceye bir şiir bırak" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim