2741.

akşamüstüne doğru, kış vakti;
bir hasta odasının penceresinde;
yalnız bende değil yalnızlık hali;
deniz de karanlık, gökyüzü de;
bir acayip, kuşların hâli.

bakma fakirmişim, kimsesizmişim;
- akşam üstüne doğru, kış vakti -
benim de sevdalar geçti başımdan.
şöhretmiş, kadınmış, para hırsıymış;
zamanla anlıyor insan dünyayı.

ölürüz diye mi üzülüyoruz?
ne ettik, ne gördük şu fani dünyada
kötülükten gayri?

ölünce kirlerimizden temizlenir,
ölünce biz de iyi adam oluruz;
şöhretmiş, kadınmış, para hırsıymış,
hepsini unuturuz.
devamını gör...
2742.

"geceyarıları
tenhadır buraları
ne in ne cin
kırmızı lambası
sanki kan damlası
demiryolu geçidinin

dağılmış su dumanı şimşekli bir karanlığa
yağmurun altında çınar
çınarın altında o karaltı
bırakılmış bir araba
34 fn 346
sağ arka lastiği yırtılmış
camlarında kurşun delikleri
içinde barut kokusu var
hala çalışıyor silecekleri
bir sola bir sağa
bir sola bir sağa

geceyarıları
tenhadır buraları
ne in ne cin
kırmızı lambası
sanki kan damlası
demiryolu geçidinin

şimşekler yaladıkça nikelajını
tırnak uçlarında çıtır çıtır
yoğun bir elektrik sokağa
bu araba mutlaka çalınmıştır
şüpheli ne zaman bulabilecekleri
dışarda unutmuş bir ayağını
bir genç direksiyona yıkılmıştır
kanı sımsıcak damlıyor
dirseklerinden koltuğa
roman çoktan bitmiş
yol bitmiş bitmiş kavga
hala çalışıyor silecekleri
bir sola bir sağa
bir sola bir sağa
bir sola bir sağa

geceyarıları
tenhadır buraları
ne in ne cin
kırmızı lambası
sanki kan damlası
demiryolu geçidinin"

attila ilhan
devamını gör...
2743.
the woods are lovely, dark and deep,   
but i have promises to keep,   
and miles to go before i sleep,   
and miles to go before i sleep..... robert frost
devamını gör...
2744.

gündüzde yoksun gecede yoksun düşlerde yoksun
neredesin diye sorsam sesim sessiz çığlık boş duvarlarda
bana yar mısın yoksa kapanmadık yara mısın neredesin yalnız soğuk gecelerimde
kimsin her hecede her köşede gizde
sana varamıyorum sesin dört bir yanda duyamıyorum
gel desen her köşede ellerin göremiyorum dört yanım alacakaranlık...
devamını gör...
2745.

''biliyorum ki düşmek değildir insanları üzen...
elinden tutar gibi yapıp aslında itenlerdir insanı hayata küstüren! ''



paul auster
devamını gör...
2746.

gözlerim müebbette
günü gelir elbette
gelir melek nöbette
safa geldi, hoş geldi.

#necipfazıl
devamını gör...
2747.

boynuna o yeşil fuları sarma çocuk
gece trenlerine binme kaybolursun,
sokaklarda mızıka çalma çocuk, vurulursun.
korkusu kalmış içimizde terkedilmiş çocukların,
yitik yüzlü fotoğraflar duruyor siyah-beyaz.
kırık bir vazo masanın ortasında,
yıkık dökük odada,
susuz ve çiçeksiz..
tasını tarağını toplayıp gidiyor gökyüzü tepemiz...den,
korkusunu bırakıyor içimize,
karanlığını.
yalnızlık gibi bir şey düşüveriyor yüreğimizden,
korkusu kalıyor içimizde,
susuzluğu..
ne vakit kalırsa insan korkusuyla bir başına
ve yalnızlığı çığ gibi büyüyorsa,
sabahları erken kalkmalı daima,
traş olmalı,
saçını sakalını taramalı
ve en güzel giysilerle çıkmalı sokağa
ki gün doğmuyorsa bir daha
ve inancın kefesi bundan yanaysa
ve artık ölümse korkunun soğuk adı,
düşüvermişse yüreğimize,
yapacak bir şey kalmamıştır,
mutluluk adına...
devamını gör...
2748.

-odamda-

ben miyim bu şeylerin sahibi?
kafamda bir çocuk var, meraksız.
iç âlemim oyuncaktan farksız;
odam, içime bir ayna gibi.

bir ışık oyunu var tavanda
gölgeler seslerle birleşiyor
ve bir karga beynimi deşiyor
azaplar kemirdiğim bu anda.

kardeşini öldürüyor kabil,
içimde bir yalnızlık duygusu,
ölüm kadar uzun yaz uykusu,
sıkıntı ile geçilen sahil.

bağlanıyor bir iple, bir sürü
düşünce köyleri birbirine,
çöküyor her şeyin üzerine
hülyam boyunca kurduğum köprü.

ve doluyor sessiz, ordularım,
durmadan dinlenmeden odama.
urbam içinde yatan adama
hayretle bakıyor dört duvarım.

kardeşini öldürüyor kabil,
içimde bir yalnızlık duygusu,
ölüm kadar uzun yaz uykusu,
sıkıntı ile geçilen sahil.

ve delirmenin tatlı vehmini
sessizlik odama dolduruyor.
kargam hâlâ başımda duruyor
bulmak'çün beynin cehennemini.

düşüp yatağın dalgalarına
günlerce sürüyor bu yolculuk.
durmadan akıtıyor bir oluk
korkuyu sükutun mezarına.

kardeşini öldürüyor kabil,
içimde bir yalnızlık duygusu,
ölüm kadar uzun yaz uykusu,
sıkıntı ile geçilen sahil.

dünyaya tek gelen insan gibi
atılıyorum bir hint dağına.
giriyor kafamın darlığına
kimsesiz dünyaların sahibi

gidip gidip gelmede ayni his
iskeleye ulaşmıyor çıma
dikiliyor ansızın karşıma
boynum kalınlığındaki ceviz.

kardeşini öldürüyor kabil,
içimde bir yalnızlık duygusu,
ölüm kadar uzun yaz uykusu,
sıkıntı ile geçilen sahil.


-orhan veli kanık
devamını gör...
2749.

ayrılık sevdaya dahil

açılmış sarmaşık gülleri kokularıyla baygın
en görkemli saatinde yıldız alacasının
gizli bir yılan gibi yuvarlanmış içimde kader
uzak bir telefonda ağlayan yağmurlu genç kadın

rüzgar uzak karanlıklara sürmüş yıldızları
mor kıvılcımlar geçiyor dağınık yalnızlığımdan
onu çok arıyorum onu çok arıyorum
heryerimde vücudumun ağır yanık sızıları
bir yerlere yıldırım düşüyorum
ayrılığımızı hisettiğim an demirler eriyor hırsımdan

ay ışığına batmış karabiber ağaçları gümüş tozu
gecenin ırmağında yüzüyor zambaklar yaseminler unutulmuş
tedirgin gülümser
çünkü ayrılık da sevdaya dahil çünkü ayrılanlar hala sevgili

hiç bir anı tek başına yaşayamazlar
her an ötekisiyle birlikte herşey onunla ilgili
telaşlı karanlıkta yumuşak yarasalar
gittikçe genişliyen yakılmış ot kokusu

yıldızlar inanılmıyacak bir irilikte
yansımalar tutmuş bütün sahili
çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var
öyle vahşi bir tad ki dayanılır gibi değil
çünkü ayrılıklar da sevdaya dahil
çünkü ayrılanlar hala sevgili

yanlızlık hızla alçalan bulutlar karanlık bir ağırlık
hava ağır toprak ağır yaprak ağır
su tozları yağıyor üstümüze
özgürlüğümüz yoksa yalnızlığımız mıdır
eflatuna çalar puslu lacivert bir sis kuşattı ormanı
karanlık çöktü denize
yanlızlık çakmak taşı gibi sert elmas gibi keskin
ne yanına dönsen bir yerin kesilir fena kan kaybedersin
kapını bir çalan olmadı mı hele elini bir tutan
bilekleri bembeyaz kuğu boynu parmakları uzun ve ince
sımsıcak bakışları suç ortağı kaçamak gülüşleri gizlice
yalnızların en büyük sorunu tek başına özgürlük ne işe yarayacak
bir türlü çözemedikleri bu ölü bir gezegenin soğuk tenhalığına
benzemesin diye özgürlük mutlaka paylaşılacak suç ortağı bir sevgiliyle
sanmıştık ki ikimiz yeryüzünde ancak birbirimiz için varız

ikimiz sanmıştık ki tek kişilik bir yalnızlığa bile rahatça sığarız
hiç yanılmamışız her an düşüp düşüp kristal bir bardak gibi
tuz parça kırılsak da hala içimizde o yanardağ ağzı
hala kıpkızıl gülümseyen sanki ateşten bir tebessüm zehir zemberek aşkımız

attila ilhan
devamını gör...
2750.

bana mavi etiketli bir rakı getir.
diyarbakır dan bir avuç toprak,
bitlis'ten bir tutam tütün.
avuçlarından içeceğim bir tas su getir munzur dan.
bana istanbul dan biraz lodos,
malatya dan sarı kaysılar getir.
bana kendini de getir memleketimden kendinle birlikte getir
memleketimi de...!

ahmet kaya
anısına saygıyla...
devamını gör...
2751.

gözlerin yağmurdan yeni ayrılmış
gibi çocuk, gibi büyük, gibi sımsıcak

sen bir şehir olmalısın ya da nar
belki granada, belki eylül, belki kırmızı

gövden ruhunun yaz gecesi mi ne
çok idil, çok deniz, çok rüzgâr

çocukluğun tutmuş da yine âşık olmuşsun
sanki bana, sanki ah, sanki olur a

aşk bile dolduramaz bazı âşıkların yerini
diye övgü, diye sana, diye haziran

heves uykudaysa ruh çıplak gezer
gazel bundan, keder bundan, sır bundan

gözlerin şehirden yeni ayrılmış
gibi dolu, gibi ürkek, gibi konuşkan

hadi git şehirler yık kalbimize bu aşktan

haydar ergülen
devamını gör...
2752.

yedi adam biri bir gün
bir aşk gördü
gereğini belledi
ölüm girse koynuna
ayırmaz aşkı yanından
devamını gör...
2753.

gözlerin kaç gece eder,
dudakların kaç karanfil?
gülünce sehpalar devriliyor,
kızgınlığın kaç yanardağı?


atilla ilhan kamçılı kadın
devamını gör...
2754.

bir gün bu şehrin kirli yağmurları alıp götürdü beni.
gidip bir uygur çadırında göğü dinledim.
kara bulutlar kükrerken bir kaşkar sabahında,
oturup aprunçur tigin ile seni konuştuk.

devamını gör...
2755.

sevgilim,
yetimim benim,
aylar nasıl geçiyor zaman hiç geçmezken
kapılar kapalı, dünya buzlu cam
uyuşmuş gözlerimin önünde hayat akıp gidiyor, hiç kımıldamadan
ikimizin yerine dinliyorum sevdiğin şarkıları
siyah tişörtünü giyiyorum yatarken
gömleklerini, kazaklarını, kokunu
senin rüyalarını görüyorum, ölür gibi uyurken gün boyu elimde kahve fincanı
kapıyı açmıyorum
telefonlara çıkmıyorum
başını bekliyorum, geleceği olmayan hatıraların
sevgilim,
yetimim benim,
nasıl da kayıtsız gülüyorsun hayata
öldüğünden haberi yok fotoğraflarının…

(bkz: murathan mungan)
devamını gör...
2756.

bir şey var aramızda
senin bakışından belli
benim yanan yüzümden.
dalıveriyoruz arada bir
ikimiz de aynı şeyi düşünüyoruz belki,
gülüşerek başlıyoruz söze.

bir şey var aramızda.
onu buldukça kaybediyoruz isteyerek.
fakat ne kadar saklasak nafile
bir şey var aramızda,
senin gözlerinde ışıldıyor,
benim dilimin ucunda.


(bkz: nahit ulvi akgün)
devamını gör...
2757.
([[alıntı]]
i: gözlerimi kapasam
senin için bir mısra tasarlasam
bir renk düşünsem
başımı senin dizine koyduğumu uyuduğumu düşünsem
çocuğunmuşum gibi saçlarımı okşadığını
kocanmışım gibi yakama çiçek taktığını
bir yağmur şehrin bütün seslerini öldürse
sen ve ben günün yirmi dört saatıni öldürsek
boğazlasak
ellerin göğsüme girse avuçlayıp kalbimi koparsa
sımsıcak
ben senin kanına girsem
kalbine kurulup otursam)
[[/alıntı]]

attila ilhan / büyük istifham üzerinde
devamını gör...
2758.
bağış


ne mutlu bir gün.

sis erken dağıldı. bahçede çalıştım bütün gün.

sinekkuşları konuyordu hanımellerine.

sahip olmak istediğim hiçbir şey yoktu yeryüzünde.

kıskanabileceğim kimseyi tanımıyordum.

bana yapılan her kötülüğü unutmuştum bile.

bir zamanlar aynı insan olmuş olmaktan utanç duymuyordum.

doğrulurken denizi ve yelkenleri gördüm birden.


yazan: czeslaw milosz
çeviren: cevat çapan
devamını gör...
2759.
kimsesiz kalmış sesim
onların değil
kimin
kimsenin duymadığı
kalabalık bir sesim
bu gürültüm içinde
içimden geçenleri
çığlıklar doğurmadan
kime
nasıl söylerim

derken
buldum kendimi
varlığım bilinmeden
sızdığım çatlakların kılcal damarlarında
akıyordum karanlık kirli zaman suyuna
karıştı kanım ona
yahut o karışıp kanıma
sızlattı önce beni
söyletti sonra bana
durmadan döndü dilim
dönmeden durdu dünya
seyretti öyle beni
resmetti beni bana

yağmurun yokluğundan çatlamadı bu toprak
bağrında ki ateşle kavruldu serinliği
dedi
sustu sesimden
başkasını duymadım
bilmedim sonrasını
ne adımı andım ne de günleri saydım
bekledim
ölüm gibi
yaşamayı bekledim
devamını gör...
2760.

ben senin en çok sesini sevdim
buğulu çoğu zaman, taze bir ekmek gibi
önce aşka çağıran,sonra dinlendiren
bana her zaman dost, her zaman sevgili

ben senin en çok ellerini sevdim
bir pınar serinliğinde, küçücük ve ak pak
nice güzellikler gördüm yeryüzünde
en güzeli bir sabah ellerinle uyanmak

ben senin en çok gözlerini sevdim
kâh çocukça mavi, kâh inadına yeşil
aydınlıklar, esenlikler, mutluluklar
hiç biri gözlerin kadar anlamlı değil

ben senin en çok gülüşünü sevdim
sevindiren, içimde umut çiçekleri açtıran
unutturur bana birden acıları, güçlükleri
dünyam aydınlanır sen güldüğün zaman

ben senin en çok davranışlarını sevdim
güçsüze merhametini, zalime direnişini
haksızlıklar, zorbalıklar karşısında
vahşi ve mağrur bir dişi kaplan kesilişini

ben senin en çok sevgi dolu yüreğini sevdim
tüm çocuklara kanat geren anneliğini
nice sevgilerin bir pula satıldığı bir dünyada
sensin, her şeyin üstünde tutan sevdiğini

ben senin en çok bana yansımanı sevdim
bende yeniden var olmanı, benimle bütünleşmeni
mertliğini, yalansızlığını, dupduruluğunu sevdim
ben seni sevdim, ben seni sevdim, ben seni...
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"geceye bir şiir bırak" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim