geceye bir şiir bırak
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
başlık "delirmiş_psikolog" tarafından 07.11.2020 20:02 tarihinde açılmıştır.
2741.
gündüzde yoksun gecede yoksun düşlerde yoksun
neredesin diye sorsam sesim sessiz çığlık boş duvarlarda
bana yar mısın yoksa kapanmadık yara mısın neredesin yalnız soğuk gecelerimde
kimsin her hecede her köşede gizde
sana varamıyorum sesin dört bir yanda duyamıyorum
gel desen her köşede ellerin göremiyorum dört yanım alacakaranlık...
devamını gör...
2742.
''biliyorum ki düşmek değildir insanları üzen...
elinden tutar gibi yapıp aslında itenlerdir insanı hayata küstüren! ''
paul auster
devamını gör...
2743.
gözlerim müebbette
günü gelir elbette
gelir melek nöbette
safa geldi, hoş geldi.
#necipfazıl
devamını gör...
2744.
boynuna o yeşil fuları sarma çocuk
gece trenlerine binme kaybolursun,
sokaklarda mızıka çalma çocuk, vurulursun.
korkusu kalmış içimizde terkedilmiş çocukların,
yitik yüzlü fotoğraflar duruyor siyah-beyaz.
kırık bir vazo masanın ortasında,
yıkık dökük odada,
susuz ve çiçeksiz..
tasını tarağını toplayıp gidiyor gökyüzü tepemiz...den,
korkusunu bırakıyor içimize,
karanlığını.
yalnızlık gibi bir şey düşüveriyor yüreğimizden,
korkusu kalıyor içimizde,
susuzluğu..
ne vakit kalırsa insan korkusuyla bir başına
ve yalnızlığı çığ gibi büyüyorsa,
sabahları erken kalkmalı daima,
traş olmalı,
saçını sakalını taramalı
ve en güzel giysilerle çıkmalı sokağa
ki gün doğmuyorsa bir daha
ve inancın kefesi bundan yanaysa
ve artık ölümse korkunun soğuk adı,
düşüvermişse yüreğimize,
yapacak bir şey kalmamıştır,
mutluluk adına...
devamını gör...
2745.
-odamda-
ben miyim bu şeylerin sahibi?
kafamda bir çocuk var, meraksız.
iç âlemim oyuncaktan farksız;
odam, içime bir ayna gibi.
bir ışık oyunu var tavanda
gölgeler seslerle birleşiyor
ve bir karga beynimi deşiyor
azaplar kemirdiğim bu anda.
kardeşini öldürüyor kabil,
içimde bir yalnızlık duygusu,
ölüm kadar uzun yaz uykusu,
sıkıntı ile geçilen sahil.
bağlanıyor bir iple, bir sürü
düşünce köyleri birbirine,
çöküyor her şeyin üzerine
hülyam boyunca kurduğum köprü.
ve doluyor sessiz, ordularım,
durmadan dinlenmeden odama.
urbam içinde yatan adama
hayretle bakıyor dört duvarım.
kardeşini öldürüyor kabil,
içimde bir yalnızlık duygusu,
ölüm kadar uzun yaz uykusu,
sıkıntı ile geçilen sahil.
ve delirmenin tatlı vehmini
sessizlik odama dolduruyor.
kargam hâlâ başımda duruyor
bulmak'çün beynin cehennemini.
düşüp yatağın dalgalarına
günlerce sürüyor bu yolculuk.
durmadan akıtıyor bir oluk
korkuyu sükutun mezarına.
kardeşini öldürüyor kabil,
içimde bir yalnızlık duygusu,
ölüm kadar uzun yaz uykusu,
sıkıntı ile geçilen sahil.
dünyaya tek gelen insan gibi
atılıyorum bir hint dağına.
giriyor kafamın darlığına
kimsesiz dünyaların sahibi
gidip gidip gelmede ayni his
iskeleye ulaşmıyor çıma
dikiliyor ansızın karşıma
boynum kalınlığındaki ceviz.
kardeşini öldürüyor kabil,
içimde bir yalnızlık duygusu,
ölüm kadar uzun yaz uykusu,
sıkıntı ile geçilen sahil.
-orhan veli kanık
devamını gör...
2746.
ayrılık sevdaya dahil
açılmış sarmaşık gülleri kokularıyla baygın
en görkemli saatinde yıldız alacasının
gizli bir yılan gibi yuvarlanmış içimde kader
uzak bir telefonda ağlayan yağmurlu genç kadın
rüzgar uzak karanlıklara sürmüş yıldızları
mor kıvılcımlar geçiyor dağınık yalnızlığımdan
onu çok arıyorum onu çok arıyorum
heryerimde vücudumun ağır yanık sızıları
bir yerlere yıldırım düşüyorum
ayrılığımızı hisettiğim an demirler eriyor hırsımdan
ay ışığına batmış karabiber ağaçları gümüş tozu
gecenin ırmağında yüzüyor zambaklar yaseminler unutulmuş
tedirgin gülümser
çünkü ayrılık da sevdaya dahil çünkü ayrılanlar hala sevgili
hiç bir anı tek başına yaşayamazlar
her an ötekisiyle birlikte herşey onunla ilgili
telaşlı karanlıkta yumuşak yarasalar
gittikçe genişliyen yakılmış ot kokusu
yıldızlar inanılmıyacak bir irilikte
yansımalar tutmuş bütün sahili
çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var
öyle vahşi bir tad ki dayanılır gibi değil
çünkü ayrılıklar da sevdaya dahil
çünkü ayrılanlar hala sevgili
yanlızlık hızla alçalan bulutlar karanlık bir ağırlık
hava ağır toprak ağır yaprak ağır
su tozları yağıyor üstümüze
özgürlüğümüz yoksa yalnızlığımız mıdır
eflatuna çalar puslu lacivert bir sis kuşattı ormanı
karanlık çöktü denize
yanlızlık çakmak taşı gibi sert elmas gibi keskin
ne yanına dönsen bir yerin kesilir fena kan kaybedersin
kapını bir çalan olmadı mı hele elini bir tutan
bilekleri bembeyaz kuğu boynu parmakları uzun ve ince
sımsıcak bakışları suç ortağı kaçamak gülüşleri gizlice
yalnızların en büyük sorunu tek başına özgürlük ne işe yarayacak
bir türlü çözemedikleri bu ölü bir gezegenin soğuk tenhalığına
benzemesin diye özgürlük mutlaka paylaşılacak suç ortağı bir sevgiliyle
sanmıştık ki ikimiz yeryüzünde ancak birbirimiz için varız
ikimiz sanmıştık ki tek kişilik bir yalnızlığa bile rahatça sığarız
hiç yanılmamışız her an düşüp düşüp kristal bir bardak gibi
tuz parça kırılsak da hala içimizde o yanardağ ağzı
hala kıpkızıl gülümseyen sanki ateşten bir tebessüm zehir zemberek aşkımız
attila ilhan
devamını gör...
2747.
bana mavi etiketli bir rakı getir.
diyarbakır dan bir avuç toprak,
bitlis'ten bir tutam tütün.
avuçlarından içeceğim bir tas su getir munzur dan.
bana istanbul dan biraz lodos,
malatya dan sarı kaysılar getir.
bana kendini de getir memleketimden kendinle birlikte getir
memleketimi de...!
ahmet kaya
anısına saygıyla...
devamını gör...
2748.
gözlerin yağmurdan yeni ayrılmış
gibi çocuk, gibi büyük, gibi sımsıcak
sen bir şehir olmalısın ya da nar
belki granada, belki eylül, belki kırmızı
gövden ruhunun yaz gecesi mi ne
çok idil, çok deniz, çok rüzgâr
çocukluğun tutmuş da yine âşık olmuşsun
sanki bana, sanki ah, sanki olur a
aşk bile dolduramaz bazı âşıkların yerini
diye övgü, diye sana, diye haziran
heves uykudaysa ruh çıplak gezer
gazel bundan, keder bundan, sır bundan
gözlerin şehirden yeni ayrılmış
gibi dolu, gibi ürkek, gibi konuşkan
hadi git şehirler yık kalbimize bu aşktan
haydar ergülen
devamını gör...
2749.
yedi adam biri bir gün
bir aşk gördü
gereğini belledi
ölüm girse koynuna
ayırmaz aşkı yanından
devamını gör...
2750.
gözlerin kaç gece eder,
dudakların kaç karanfil?
gülünce sehpalar devriliyor,
kızgınlığın kaç yanardağı?
atilla ilhan kamçılı kadın
devamını gör...
2751.
bir gün bu şehrin kirli yağmurları alıp götürdü beni.
gidip bir uygur çadırında göğü dinledim.
kara bulutlar kükrerken bir kaşkar sabahında,
oturup aprunçur tigin ile seni konuştuk.
devamını gör...
2752.
sevgilim,
yetimim benim,
aylar nasıl geçiyor zaman hiç geçmezken
kapılar kapalı, dünya buzlu cam
uyuşmuş gözlerimin önünde hayat akıp gidiyor, hiç kımıldamadan
ikimizin yerine dinliyorum sevdiğin şarkıları
siyah tişörtünü giyiyorum yatarken
gömleklerini, kazaklarını, kokunu
senin rüyalarını görüyorum, ölür gibi uyurken gün boyu elimde kahve fincanı
kapıyı açmıyorum
telefonlara çıkmıyorum
başını bekliyorum, geleceği olmayan hatıraların
sevgilim,
yetimim benim,
nasıl da kayıtsız gülüyorsun hayata
öldüğünden haberi yok fotoğraflarının…
(bkz: murathan mungan)
devamını gör...
2753.
bir şey var aramızda
senin bakışından belli
benim yanan yüzümden.
dalıveriyoruz arada bir
ikimiz de aynı şeyi düşünüyoruz belki,
gülüşerek başlıyoruz söze.
bir şey var aramızda.
onu buldukça kaybediyoruz isteyerek.
fakat ne kadar saklasak nafile
bir şey var aramızda,
senin gözlerinde ışıldıyor,
benim dilimin ucunda.
(bkz: nahit ulvi akgün)
devamını gör...
2754.
([[alıntı]]
i: gözlerimi kapasam
senin için bir mısra tasarlasam
bir renk düşünsem
başımı senin dizine koyduğumu uyuduğumu düşünsem
çocuğunmuşum gibi saçlarımı okşadığını
kocanmışım gibi yakama çiçek taktığını
bir yağmur şehrin bütün seslerini öldürse
sen ve ben günün yirmi dört saatıni öldürsek
boğazlasak
ellerin göğsüme girse avuçlayıp kalbimi koparsa
sımsıcak
ben senin kanına girsem
kalbine kurulup otursam)
[[/alıntı]]
attila ilhan / büyük istifham üzerinde
i: gözlerimi kapasam
senin için bir mısra tasarlasam
bir renk düşünsem
başımı senin dizine koyduğumu uyuduğumu düşünsem
çocuğunmuşum gibi saçlarımı okşadığını
kocanmışım gibi yakama çiçek taktığını
bir yağmur şehrin bütün seslerini öldürse
sen ve ben günün yirmi dört saatıni öldürsek
boğazlasak
ellerin göğsüme girse avuçlayıp kalbimi koparsa
sımsıcak
ben senin kanına girsem
kalbine kurulup otursam)
[[/alıntı]]
attila ilhan / büyük istifham üzerinde
devamını gör...
2755.
bağış
ne mutlu bir gün.
sis erken dağıldı. bahçede çalıştım bütün gün.
sinekkuşları konuyordu hanımellerine.
sahip olmak istediğim hiçbir şey yoktu yeryüzünde.
kıskanabileceğim kimseyi tanımıyordum.
bana yapılan her kötülüğü unutmuştum bile.
bir zamanlar aynı insan olmuş olmaktan utanç duymuyordum.
doğrulurken denizi ve yelkenleri gördüm birden.
yazan: czeslaw milosz
çeviren: cevat çapan
ne mutlu bir gün.
sis erken dağıldı. bahçede çalıştım bütün gün.
sinekkuşları konuyordu hanımellerine.
sahip olmak istediğim hiçbir şey yoktu yeryüzünde.
kıskanabileceğim kimseyi tanımıyordum.
bana yapılan her kötülüğü unutmuştum bile.
bir zamanlar aynı insan olmuş olmaktan utanç duymuyordum.
doğrulurken denizi ve yelkenleri gördüm birden.
yazan: czeslaw milosz
çeviren: cevat çapan
devamını gör...
2756.
kimsesiz kalmış sesim
onların değil
kimin
kimsenin duymadığı
kalabalık bir sesim
bu gürültüm içinde
içimden geçenleri
çığlıklar doğurmadan
kime
nasıl söylerim
derken
buldum kendimi
varlığım bilinmeden
sızdığım çatlakların kılcal damarlarında
akıyordum karanlık kirli zaman suyuna
karıştı kanım ona
yahut o karışıp kanıma
sızlattı önce beni
söyletti sonra bana
durmadan döndü dilim
dönmeden durdu dünya
seyretti öyle beni
resmetti beni bana
yağmurun yokluğundan çatlamadı bu toprak
bağrında ki ateşle kavruldu serinliği
dedi
sustu sesimden
başkasını duymadım
bilmedim sonrasını
ne adımı andım ne de günleri saydım
bekledim
ölüm gibi
yaşamayı bekledim
onların değil
kimin
kimsenin duymadığı
kalabalık bir sesim
bu gürültüm içinde
içimden geçenleri
çığlıklar doğurmadan
kime
nasıl söylerim
derken
buldum kendimi
varlığım bilinmeden
sızdığım çatlakların kılcal damarlarında
akıyordum karanlık kirli zaman suyuna
karıştı kanım ona
yahut o karışıp kanıma
sızlattı önce beni
söyletti sonra bana
durmadan döndü dilim
dönmeden durdu dünya
seyretti öyle beni
resmetti beni bana
yağmurun yokluğundan çatlamadı bu toprak
bağrında ki ateşle kavruldu serinliği
dedi
sustu sesimden
başkasını duymadım
bilmedim sonrasını
ne adımı andım ne de günleri saydım
bekledim
ölüm gibi
yaşamayı bekledim
devamını gör...
2757.
ben senin en çok sesini sevdim
buğulu çoğu zaman, taze bir ekmek gibi
önce aşka çağıran,sonra dinlendiren
bana her zaman dost, her zaman sevgili
ben senin en çok ellerini sevdim
bir pınar serinliğinde, küçücük ve ak pak
nice güzellikler gördüm yeryüzünde
en güzeli bir sabah ellerinle uyanmak
ben senin en çok gözlerini sevdim
kâh çocukça mavi, kâh inadına yeşil
aydınlıklar, esenlikler, mutluluklar
hiç biri gözlerin kadar anlamlı değil
ben senin en çok gülüşünü sevdim
sevindiren, içimde umut çiçekleri açtıran
unutturur bana birden acıları, güçlükleri
dünyam aydınlanır sen güldüğün zaman
ben senin en çok davranışlarını sevdim
güçsüze merhametini, zalime direnişini
haksızlıklar, zorbalıklar karşısında
vahşi ve mağrur bir dişi kaplan kesilişini
ben senin en çok sevgi dolu yüreğini sevdim
tüm çocuklara kanat geren anneliğini
nice sevgilerin bir pula satıldığı bir dünyada
sensin, her şeyin üstünde tutan sevdiğini
ben senin en çok bana yansımanı sevdim
bende yeniden var olmanı, benimle bütünleşmeni
mertliğini, yalansızlığını, dupduruluğunu sevdim
ben seni sevdim, ben seni sevdim, ben seni...
devamını gör...
2758.
yerçekimli karanfil
biliyor musun az az yaşıyorsun içimde
oysaki seninle güzel olmak var
örneğin rakı içiyoruz, içimize bir karanfil düşüyor gibi
bir ağaç işliyor tıkır tıkır yanımızda
midemdi aklımdı şu kadarcık kalıyor.
sen o karanfile eğilimlisin, alıp sana veriyorum işte
sen de bir başkasına veriyorsun daha güzel
o başkası yok mu bir yanındakine veriyor
derken karanfil elden ele.
görüyorsun ya bir sevdayı büyütüyoruz seninle
sana değiniyorum, sana ısınıyorum, bu o değil
bak nasıl, beyaza keser gibisine yedi renk
birleşiyoruz sessizce.
edip cansever
biliyor musun az az yaşıyorsun içimde
oysaki seninle güzel olmak var
örneğin rakı içiyoruz, içimize bir karanfil düşüyor gibi
bir ağaç işliyor tıkır tıkır yanımızda
midemdi aklımdı şu kadarcık kalıyor.
sen o karanfile eğilimlisin, alıp sana veriyorum işte
sen de bir başkasına veriyorsun daha güzel
o başkası yok mu bir yanındakine veriyor
derken karanfil elden ele.
görüyorsun ya bir sevdayı büyütüyoruz seninle
sana değiniyorum, sana ısınıyorum, bu o değil
bak nasıl, beyaza keser gibisine yedi renk
birleşiyoruz sessizce.
edip cansever
devamını gör...
2759.
diyelim yağmura tutuldun bir gün
bardaktan boşanırcasına yağıyor mübarek
öbür yanda güneş kendi keyfinde
ne de olsa yaz yağmuru
pırıl pırıl düşüyor damlalar
eteklerin uça uça bir koşudur kopardın
dar attın kendini karşı evin sundurmasına
işte o evin kapısında bulacaksın beni
diyelim için çekti bir sabah vakti
erkenceden denize gireyim dedin
kulaç attıkça sen
patiska çarşaflar gibi yırtılıyor su ortadan
ege denizi bu efendi deniz
seslenmiyor
derken bi de dibe dalayım diyorsun
içine doğdu belki de
işte çil çil koşuşan balıklar
lapinalar gümüşler var ya
eylim eylim salınan yosunlar
onların arasında bulacaksın beni
diyelim sapına kadar şair bir herif çıkmış ortaya
çakmak çakmak gözleri
meydan ya taksim ya beyazıt meydanı
herkes orda sen de ordasın
herif bizden söz ediyor bu ülkenin çocuklarından
yürüyelim arkadaşlar diyor yürüyelim
özgürlüğe mutluluğa doğru
her işin başında sevgi diyor
gözlerin yağmurdan sonra yaprakların yeşili
bi de başını çeviriyorsun ki
yanında ben varım
devamını gör...
2760.
kral ölmedi
at ölmedi
ben ölmedim
havaleli bir çocuk gibi geçti kış
uyku uykunun saçlarını çözdü
kafesi göğümüze
betonu böğrümüze yığan geceye
menfezden bağıra bağıra
türkü okuyan adam
bir ah çekerek şimdi
kara çalınmanın tarihine gömüldü
hiçbir mevsim böyle kırmamıştı beni
yoksul evleri gibi kaba soğukla
bir zamanlar
ağzımıza sığmayan kahkaha
solgun bir bayrak artık
doğu’nun bütün paris’leri
içlenip deniz kentlerine
küf ve kederle
yatarken kıyımlara
başkasının rüyasını gören meczup
bir yürük semaide
şimdi kandan içeri
sırtında çivit sularla gelsin artık nisan
genzimize duran dardağana
yara yarayı bulur gibi
bahardır
davransın artık
koynumuzdaki akrep
uyandırsın kalbimizdeki
yaşamak denen mızmızı
gömleği aynı yerden yırtılanlara
çiçekten harman uman
kekeme dengbej döksün
kralın atın ve seyisin kıssasını
ta çocukken kopan sol kolum
şimdi
sızım sızım
metin dikeç
devamını gör...
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167