2861.
daha dokunmadan kurudu irem
çöllere bir türlü yağamıyorum
biraz deprem sonrası
biraz şehir hülyası
bir kalp yangınından geriye kalan...
devamını gör...
2862.
"bir gün baksam ki gelmişsin..
ne yüzünde bir gölge, ne dilinde sitem var." *
devamını gör...
2863.
dün seni sevdim,
bugün de seviyorum,
öbür gün borcum olsun,
yaşarsam söz,
yine seni seveceğim.

nazım hikmet
devamını gör...
2864.
bi hasreti çekiyorum tesbih gibi
iki lanet gün var biri pazar hiç sevmem
üç kere okudum duasını gömdüm ölüyü
dört koldan kestiler yolu ben görmeden
beş vakit kırıktır hava havvadan beri
altı üstü dünya işte derim
yedi kere oburca yemiş oldun ömrümü
sekiz kusuru müdafa ederim hiç yılmadan
dokuz doğurur aklım fikrim gebe
on emiri musaya veren ilah beni de yarattı işgüzarlığından.

f.t.
devamını gör...
2865.
“şimdi açsam pencereyi beklesem
sen gelsen
olmaz ya hani geliversen
hiçbir şey sormasan
hiçbir şey söylemesen
sussam
sussan
sussak.
susuşların anlattığını dinlesek
sırt sırta otursak
katılasıya ağlasak
sormasak birbirimize sebebini
sarılsam
sarılsan
sarılsak.
ve yine hiç bir şey konuşmasak
ama anlasak
ne vardı sahi
olmaz ya
hayal ya
hani diyorum olsa ne vardı.”
devamını gör...
2866.
"bir dağbaşı yalnızlığı yaşıyorum yeniden.
dağbaşı yalnızlığı ölümden beter." *
devamını gör...
2867.
beni
sensiz
bıraktığın her 'geceye bir şiir bırak' tım.
devamını gör...
2868.
olmaz
devamını gör...
2869.
bilemezsin sana verecek bir armağanı ne çok aradığımı,
hiçbir şey içime sinmedi.
altın madenine altın sunmanın ne anlamı var,
ya da okyanusa su
kalbimi ve ruhumu vermemin bir yararı yok.
çünkü sen zaten bunlara sahipsin,
o yüzden sana bir ayna getirdim.
kendine bak ve beni hat...
devamını gör...
2870.
kimsin sen
hangi diyarın güzelisin?
şarkılar neden hep seni söylüyor?
kuşlar, kuşlar neden mırıldanıyor seni
kanat çırpışlarında neden saklı esintin
kimsin sen?

kimsin sen
hangi şairin aşkı, hangi ferhat'ın şirinisin?
şairler neden yazıyor seni, neden neden?
kokun neden tüm çiçeklerde
ağacın yeşili neden gözlerinde, ellerin neden ezberimde
neden, neden?
kimsin sen?
devamını gör...
2871.
sana geldiğimde
kanatlarını,
siyah taşlarla örülmüş
o ıssız şehrin üzerinde açacak,
bulduğum bir ağacın dallarına tüneyecek
ve acıyla bağıracaktım.

her kadın kendi ağacını tanır.

uçtum o gece.
karanlığın girmeye korktuğu şehri geçtim.
gölge olmayınca ruh yalnızdı. uludum.

bejan matur
devamını gör...
2872.
birer birer, biner biner, biner ölürüz
yana yana döne döne yine geliriz vay canım
biz dostu da düşmanı da elbet biliriz
vurulup düşenler canım darda kalmasın ay gülüm
çünkü isyan bayrağıdır böğrüme saplanan sancı
çünkü harcımı öfkeyle, imanla karıyorum
ve kederin
ve solgun yüzlü işçilerin üzerine
dağbaşlarının hırçınlığı savruluyor benden.
çünkü beni ateşiyle dimdik tutan kin
çünkü benim gözbebeklerimde tutuşan şafak
miting afişleri
cesur pankartlar
ve binlerce militan
derin denizlerin aydınlığı
zorlu sabahlar
gökyüzü ve lâle
sıkılmış bir yumruk gibi giriyoruz hayata.
çünkü ben sevdiğim kızı
yaşamak gibi, halkım gibi sevdiğim kızı
ki şiirini yazamayan
ve türküsünü söyleyemeyen halkım gibi
binlerce ve binlerce kurşunlanan halkım gibi
zincirlere vurulan
savaşlara yollanan
vergilere bağlanan halkım gibi
felç olmuş yalnızlıklara bırakarak
büyük acıların ve gözyaşının içine bırakarak
şiirlerimin bir bıçak gibi ışıldadığı
devrim türkülerini
ve başkaldırmayı öğreten dudaklarını
bir kere olsun öpemeden
bir kere olsun tutamadan kaygısızca
serin bir yaz gecesi gibi ürperen ellerini
hatta boynunu ve ayak bileklerini
bilemeden bilemeden bilemeden
vurdum yüreğimi şanlı kavgaya
barışın ve özgürlüğün dağlarına yürüyorum işte
yiğitsen uslandır beni
ey yasakların
kahpeliğin
ve soygunların koruyucusu
türkü çağıran kızlarımı sustur
ve kahraman oğullarımı,
mezar kaza kaza kederli, kızgın
tohum serpe serpe hünerli
ve sömürüle sömürüle bomboş
ve açlığın
ve zulmün izlerini
derin uçurumlarında taşıyan ellerimi
nacaklara ve tırpanlara sarılan ellerimi
mavzerlere sarılan ellerimi
zincirlere vur gücün yeterse.
ama adına yaşamak dersen
re-zil-ce
çatlayan tomurcuğun
doğan çocuğun çığlığını duymadan
gül benizli sevgilinin
titreyen göğüslerini öpmeden doya doya
korka korka
yana yana
her gün biraz daha derinden
her gün biraz daha kapkara duyarak ölümü
aç ve arkasız
köpekleşerek
yaşamak dersen
bu yürek
çat diye çatlasın ulan!

kirsiz passız arı duru özümüz
namussuza kanlı hançer sözümüz
çok uzaktır dostlar bizim yolumuz
bulana yürüyene bin selam olsun

gelgelelim parlayan güneşi
emekçi halkların
kahraman halkların güneşini
şehvetle içine dolduran toprak
şimdi sımsıcak
şimdi ulaşılmaz
şimdi olgun meyvelerle dolu
bahar bahçelerini salmaktadır dünyaya,
ve gül benizli sevgililerin dudaklarında hayat
bizi aşka ve kavgaya çağırmaktadır,
bıçak kemiğe dayandığı
ok yaydan fırladığı için değil
bu bezirgan saltanatı
bu zulüm bitsin diye

ağaran günler için
yeni bir dünya uğruna
yüzlerinde cesaretin onuru
ve imanlı gücü dövüşen dünyanın
emperyalizme karşı dövüşen dünyanın
ve ölüme
gülerek koşan genç savaşçıların
al bayrakları dalgalansın
dalgalansın dalgalansın
kinle boğuşan yorgun yüreği
aydınlansın diye anamın.
felaketler geçirmiş anamın
dişleri dökülmüş kederli ağzı
ağlamaya hazır gözleri
safrası
ve sonsuz
ve dağlar eriten sabrı,
merhameti
yani bir bütün halinde insanlığımız
yunsun, arınsın diye duru pınarlarda
alın terinin namusu kurtulsun diye
kurtulsun diye sıcak somun
acı soğan
ve çiçekli basmalar
ahdettik
vefa ettik
kelle koyduk
ölen ölür dostlar
düşmanlar heyy
kalan sağlar.

gururla bakıyorum dünyaya
devamını gör...
2873.
beni ya bu şehrin ışıkları mahvedecek ya da sen. bak, önceden bana bahçe olan gönlün, bir zindanı aratmıyor şimdilerde. üstelik paslanacak zamanla parmaklıkların, küfelenecek duvarların. burnumu pasının,küfünün ve bıraktığın yalnızlığın kokusu dolduracak. ne zaman böyle bir şiir yazmaya kalksam, tavanındaki lambanın sönmesini bekleyeceğim.
en yazığı bu özgürlüğümün.
ve söz,her şeye rağmen, farkedersen ruhumu, hayal kırıklığına konduracağım busemi. en güzel yalanından saracağım seni. bir daha hiç incinme, vedamı arama diye.
devamını gör...
2874.

bir çiçek açtığında
bir eski avluda
diyor ki;
çalıda sarı bir çiğdemim ben
ve senin çok eski cümlen.
sen otursan, gitmemiş ki! olsan
ben sana bir eski endülüs avlusu
istersen serin bir portofino getirsem
ya da yedigöller'in yedisini birden.
bir çiçek açtığında
bir eski avluda
diyor ki;
her şey çok eksik ve neredeyse yok gibiyken
buldum buluşturdum kendime geldim
tek eksik sensin! incecik, çilli bir dille
sen de gelsen.
ben sana kırmızı kiremitli bir çatı
begonviller ve bir mavi kapı
ve illa amansız bir avlu getirsem.
dünya soğur, akşam serinlerken,
benim sensiz sevinecek bir şeyim yok.
kılı kırk yardım, altını üstüne getirdim
ve işte en geniş cümlem:
içimi açtım sana.
içini açmak için.
devamını gör...
2875.
soğuk gece

soğuk güz gecesinde, yataksız yorgansız, uzanarak ya da
göğsüme çekerek bacaklarımı, çabalıyorum uyumak için boş
yere.
muz ağaçlarına vuran ay ışığı artırıyor üşüme hissini
ve pencere parmaklıklarının ötesinde, yükselerek içeri bakıyor
büyük ayı takımyıldızı.

ho chi minh
devamını gör...
2876.
…kırmızı. sana sadece kırmızı demeliyim. ben başaramıyorum kırmızı. hatırlamak dışında bir mucizem yok. bir şeye inandım. bir şeye ve sadece bir kere ağlayarak dansettim. oysa hayata bağlanmak için ayağa kalkmıştım.
daha kolay yaşamalıyım. metruk evlerde yaşayan ‘tam işte o kelimeydi’ dediğim insanların arasında..; daha kolay ama nasıl, onu da bilmiyorum. aşk iki de bir ellerimi tutmak istiyor. ‘bir gün sen de cezanı çekersin’ diyor. boşuna, ellerimi verme… uyutmayacağım seni, ninniler büyütmuyor çünkü. bahçende sıçrayan ağustos böcekleri hala saçlarımın içinde..; bir tek ben kanadım, bir tek sen gördün beni.
artık özgürüm, öyle yalnızım ki……
doğrum yok benim. her yarım şey gibi.
ne kederli, ne de mutlu.
peki ya sen! hiç hikayen yok mu senin?..
umay umay
devamını gör...
2877.
elimde kaldığı kadarı
bu iri huzur
bu içten gülümseme
hazzı şu yaptığım her neyse
mutluluğa benzeyen
elimde kaldığı kadarı
senin ellerinden çıkıp
bana verdiklerinin

sonrasına düş saklamadım
kahırdan uzak
bulutlar açık gökyüzünde
ya da çiçekleri bir kır neşesinin
bir bebeğin çığlığı annesine
öten kuşları kocaman bir çınarın
saklamadım düşleri sonrasına
birlikte yaratıp süslediğimiz
kutsal kılınmış her anın
devamını gör...
2878.
''yarın
bir şeyler olacak yarın
duruşundan belli
kırdaki atların
bulutların koşuşundan belli
kazışından köstebeklerin toprağı

karıncaların telâşından belli
bir şeyler olacak yarın
belki bir tomurcuk
belki bir ağacın düşen yaprağı
belki de bir çocuk

pek o kadar göremesek de uzağı
kuşların uçuşundan belli
bir şeyler olacak yarın
öbür günden önemsiz
yarından önemli.'' bülent ecevit
devamını gör...
2879.
bu bir türkü:-
toprak çanaklarda
güneşi içenlerin türküsü!
bu bir örgü:-
alev bir saç örgüsü!
kıvranıyor;
kanlı; kızıl bir meş'ale gibi yanıyor
esmer alınlarında
bakır ayakları çıplak kahramanların!
ben de gördüm o kahramanları,
ben de sardım o örgüyü,
ben de onlarla
güneşe giden
köprüden
geçtim!
ben de içtim toprak çanaklarda güneşi.
ben de söyledim o türküyü!
yüreğimiz topraktan aldı hızını;
altın yeleli aslanların ağzını
yırtarak
gerindik!
sıçradık;
şimşekli rüzgâra bindik!.
kayalardan
kayalarla kopan kartallar
çırpıyor ışıkta yaldızlanan kanatlarını.
alev bilekli süvariler kamçılıyor
şaha kalkan atlarını!
akın var
güneşe akın!
güneşi zaptedeceğiz
güneşin zaptı yakın!
düşmesin bizimle yola:
evinde ağlayanların
göz yaşlarını
boynunda ağır bir
zincir
gibi taşıyanlar!
bıraksın peşimizi
kendi yüreğinin kabuğunda yaşayanlar!
işte:
şu güneşten
düşen
ateşte
milyonlarla kırmızı yürek yanıyor!
sen de çıkar
göğsünün kafesinden yüreğini;
şu güneşten
düşen
ateşe fırlat;
yüreğini yüreklerimizin yanına at!
akın var
güneşe akın!
güneşi zaaptedeceğiz
güneşin zaptı yakın!
biz topraktan, ateşten, sudan, demirden doğduk!
güneşi emziriyor çocuklarımıza karımız,
toprak kokuyor bakır sakallarımız!
neş'emiz sıcak!
kan kadar sıcak,
delikanlıların rüyalarında yanan
o «an»
kadar sıcak!
merdivenlerimizin çengelini yıldızlara asarak,
ölülerimizin başlarına basarak
yükseliyoruz
güneşe doğru!
ölenler
döğüşerek öldüler;
güneşe gömüldüler.
vaktimiz yok onların matemini tutmaya!
akın var
güneşe akın!
güneşi zaaaptedeceğiz
güneşin zaptı yakın!
üzümleri kan damlalı kırmızı bağlar tütüyor!
kalın tuğla bacalar
kıvranarak
ötüyor!
haykırdı en önde giden,
emreden!
bu ses!
bu sesin kuvveti,
bu kuvvet
yaralı aç kurtların gözlerine perde
vuran,
onları oldukları yerde
durduran
kuvvet!
emret ki ölelim
emret!
güneşi içiyoruz sesinde!
coşuyoruz,
coşuyor!..
yangınlı ufukların dumanlı perdesinde
mızrakları göğü yırtan atlılar koşuyor!
akın var
güneşe akın!
güneşi zaaaaptedeceğiz
güneşin zaptı yakın!
toprak bakır
gök bakır.
haykır güneşi içenlerin türküsünü,
hay-kır
haykıralım!
devamını gör...
2880.
senden önce hislerim mapuslu gecelerim demliydi
dudağımdaki tek çığlık yıldızlar kadar kalabalık ihtimalini sevmekti

sen sözcük ve kelimelerimin yanındaki papatya
hiçbir kalem yazamaz aya zuhur eden temsilini
. ben aşka iltica ederken ıslak gözlerinde kaybolan vatansız bir mülteci yorgun gözlerimle
güneşin sahibine yeminliyim cehennem bile böyle tutuşturamaz yüreğimi
sen bu dünyadaki en büyük imtiyazımın ıspatısın zişan'ım.
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"geceye bir şiir bırak" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim