geceye bir şiir bırak
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
başlık "delirmiş_psikolog" tarafından 07.11.2020 20:02 tarihinde açılmıştır.
2861.
elimde kaldığı kadarı
bu iri huzur
bu içten gülümseme
hazzı şu yaptığım her neyse
mutluluğa benzeyen
elimde kaldığı kadarı
senin ellerinden çıkıp
bana verdiklerinin
sonrasına düş saklamadım
kahırdan uzak
bulutlar açık gökyüzünde
ya da çiçekleri bir kır neşesinin
bir bebeğin çığlığı annesine
öten kuşları kocaman bir çınarın
saklamadım düşleri sonrasına
birlikte yaratıp süslediğimiz
kutsal kılınmış her anın
bu iri huzur
bu içten gülümseme
hazzı şu yaptığım her neyse
mutluluğa benzeyen
elimde kaldığı kadarı
senin ellerinden çıkıp
bana verdiklerinin
sonrasına düş saklamadım
kahırdan uzak
bulutlar açık gökyüzünde
ya da çiçekleri bir kır neşesinin
bir bebeğin çığlığı annesine
öten kuşları kocaman bir çınarın
saklamadım düşleri sonrasına
birlikte yaratıp süslediğimiz
kutsal kılınmış her anın
devamını gör...
2862.
''yarın
bir şeyler olacak yarın
duruşundan belli
kırdaki atların
bulutların koşuşundan belli
kazışından köstebeklerin toprağı
karıncaların telâşından belli
bir şeyler olacak yarın
belki bir tomurcuk
belki bir ağacın düşen yaprağı
belki de bir çocuk
pek o kadar göremesek de uzağı
kuşların uçuşundan belli
bir şeyler olacak yarın
öbür günden önemsiz
yarından önemli.'' bülent ecevit
bir şeyler olacak yarın
duruşundan belli
kırdaki atların
bulutların koşuşundan belli
kazışından köstebeklerin toprağı
karıncaların telâşından belli
bir şeyler olacak yarın
belki bir tomurcuk
belki bir ağacın düşen yaprağı
belki de bir çocuk
pek o kadar göremesek de uzağı
kuşların uçuşundan belli
bir şeyler olacak yarın
öbür günden önemsiz
yarından önemli.'' bülent ecevit
devamını gör...
2863.
bu bir türkü:-
toprak çanaklarda
güneşi içenlerin türküsü!
bu bir örgü:-
alev bir saç örgüsü!
kıvranıyor;
kanlı; kızıl bir meş'ale gibi yanıyor
esmer alınlarında
bakır ayakları çıplak kahramanların!
ben de gördüm o kahramanları,
ben de sardım o örgüyü,
ben de onlarla
güneşe giden
köprüden
geçtim!
ben de içtim toprak çanaklarda güneşi.
ben de söyledim o türküyü!
yüreğimiz topraktan aldı hızını;
altın yeleli aslanların ağzını
yırtarak
gerindik!
sıçradık;
şimşekli rüzgâra bindik!.
kayalardan
kayalarla kopan kartallar
çırpıyor ışıkta yaldızlanan kanatlarını.
alev bilekli süvariler kamçılıyor
şaha kalkan atlarını!
akın var
güneşe akın!
güneşi zaptedeceğiz
güneşin zaptı yakın!
düşmesin bizimle yola:
evinde ağlayanların
göz yaşlarını
boynunda ağır bir
zincir
gibi taşıyanlar!
bıraksın peşimizi
kendi yüreğinin kabuğunda yaşayanlar!
işte:
şu güneşten
düşen
ateşte
milyonlarla kırmızı yürek yanıyor!
sen de çıkar
göğsünün kafesinden yüreğini;
şu güneşten
düşen
ateşe fırlat;
yüreğini yüreklerimizin yanına at!
akın var
güneşe akın!
güneşi zaaptedeceğiz
güneşin zaptı yakın!
biz topraktan, ateşten, sudan, demirden doğduk!
güneşi emziriyor çocuklarımıza karımız,
toprak kokuyor bakır sakallarımız!
neş'emiz sıcak!
kan kadar sıcak,
delikanlıların rüyalarında yanan
o «an»
kadar sıcak!
merdivenlerimizin çengelini yıldızlara asarak,
ölülerimizin başlarına basarak
yükseliyoruz
güneşe doğru!
ölenler
döğüşerek öldüler;
güneşe gömüldüler.
vaktimiz yok onların matemini tutmaya!
akın var
güneşe akın!
güneşi zaaaptedeceğiz
güneşin zaptı yakın!
üzümleri kan damlalı kırmızı bağlar tütüyor!
kalın tuğla bacalar
kıvranarak
ötüyor!
haykırdı en önde giden,
emreden!
bu ses!
bu sesin kuvveti,
bu kuvvet
yaralı aç kurtların gözlerine perde
vuran,
onları oldukları yerde
durduran
kuvvet!
emret ki ölelim
emret!
güneşi içiyoruz sesinde!
coşuyoruz,
coşuyor!..
yangınlı ufukların dumanlı perdesinde
mızrakları göğü yırtan atlılar koşuyor!
akın var
güneşe akın!
güneşi zaaaaptedeceğiz
güneşin zaptı yakın!
toprak bakır
gök bakır.
haykır güneşi içenlerin türküsünü,
hay-kır
haykıralım!
toprak çanaklarda
güneşi içenlerin türküsü!
bu bir örgü:-
alev bir saç örgüsü!
kıvranıyor;
kanlı; kızıl bir meş'ale gibi yanıyor
esmer alınlarında
bakır ayakları çıplak kahramanların!
ben de gördüm o kahramanları,
ben de sardım o örgüyü,
ben de onlarla
güneşe giden
köprüden
geçtim!
ben de içtim toprak çanaklarda güneşi.
ben de söyledim o türküyü!
yüreğimiz topraktan aldı hızını;
altın yeleli aslanların ağzını
yırtarak
gerindik!
sıçradık;
şimşekli rüzgâra bindik!.
kayalardan
kayalarla kopan kartallar
çırpıyor ışıkta yaldızlanan kanatlarını.
alev bilekli süvariler kamçılıyor
şaha kalkan atlarını!
akın var
güneşe akın!
güneşi zaptedeceğiz
güneşin zaptı yakın!
düşmesin bizimle yola:
evinde ağlayanların
göz yaşlarını
boynunda ağır bir
zincir
gibi taşıyanlar!
bıraksın peşimizi
kendi yüreğinin kabuğunda yaşayanlar!
işte:
şu güneşten
düşen
ateşte
milyonlarla kırmızı yürek yanıyor!
sen de çıkar
göğsünün kafesinden yüreğini;
şu güneşten
düşen
ateşe fırlat;
yüreğini yüreklerimizin yanına at!
akın var
güneşe akın!
güneşi zaaptedeceğiz
güneşin zaptı yakın!
biz topraktan, ateşten, sudan, demirden doğduk!
güneşi emziriyor çocuklarımıza karımız,
toprak kokuyor bakır sakallarımız!
neş'emiz sıcak!
kan kadar sıcak,
delikanlıların rüyalarında yanan
o «an»
kadar sıcak!
merdivenlerimizin çengelini yıldızlara asarak,
ölülerimizin başlarına basarak
yükseliyoruz
güneşe doğru!
ölenler
döğüşerek öldüler;
güneşe gömüldüler.
vaktimiz yok onların matemini tutmaya!
akın var
güneşe akın!
güneşi zaaaptedeceğiz
güneşin zaptı yakın!
üzümleri kan damlalı kırmızı bağlar tütüyor!
kalın tuğla bacalar
kıvranarak
ötüyor!
haykırdı en önde giden,
emreden!
bu ses!
bu sesin kuvveti,
bu kuvvet
yaralı aç kurtların gözlerine perde
vuran,
onları oldukları yerde
durduran
kuvvet!
emret ki ölelim
emret!
güneşi içiyoruz sesinde!
coşuyoruz,
coşuyor!..
yangınlı ufukların dumanlı perdesinde
mızrakları göğü yırtan atlılar koşuyor!
akın var
güneşe akın!
güneşi zaaaaptedeceğiz
güneşin zaptı yakın!
toprak bakır
gök bakır.
haykır güneşi içenlerin türküsünü,
hay-kır
haykıralım!
devamını gör...
2864.
senden önce hislerim mapuslu gecelerim demliydi
dudağımdaki tek çığlık yıldızlar kadar kalabalık ihtimalini sevmekti
sen sözcük ve kelimelerimin yanındaki papatya
hiçbir kalem yazamaz aya zuhur eden temsilini. ben aşka iltica ederken ıslak gözlerinde kaybolan vatansız bir mülteci yorgun gözlerimle
güneşin sahibine yeminliyim cehennem bile böyle tutuşturamaz yüreğimi
sen bu dünyadaki en büyük imtiyazımın ıspatısın zişan'ım.
dudağımdaki tek çığlık yıldızlar kadar kalabalık ihtimalini sevmekti
sen sözcük ve kelimelerimin yanındaki papatya
hiçbir kalem yazamaz aya zuhur eden temsilini. ben aşka iltica ederken ıslak gözlerinde kaybolan vatansız bir mülteci yorgun gözlerimle
güneşin sahibine yeminliyim cehennem bile böyle tutuşturamaz yüreğimi
sen bu dünyadaki en büyük imtiyazımın ıspatısın zişan'ım.
devamını gör...
2865.
kirli ve kopuk sesler var aramızda
suç bu
gecenin ortasından bir garson geçiyor
bir bardak bölüyor karanlığı
bak, bir kağıtta notlar var, sana yazılan
“ben şimdi uzaklarda bir fırtınayım
gece geçen tren seslerine karışan”
uzak ve kirli sesler var aramızda
suç bu
baharı ve kışı özlüyorum aynı anda
sonra yaşlanıyorum giderek
sandalyeleri çağrıştırıyor bu müzik bana
bak, şiirin ortasından bir garson geçiyor
lavanta kokuları
ve ilk günler geçiyor ayrılığın ortasından
bardaklar ve çaylar geçiyor hatta
kirli ve üzgün sesler var aramızda
salon ışıklı, bazen gölgeli
garson fraklı
piyanist yelkenli
sen eskiden
sen eskiden
kırılganlığım geçiyor odalardan
suç bunun da adı
bak, bütün tınılar isyan
bütün kemanlar gece
duysana, kopuk ve uzak bir şeyler var aramızda
ya beni bırak
ya sarıl bana
birhan keskin
suç bu
gecenin ortasından bir garson geçiyor
bir bardak bölüyor karanlığı
bak, bir kağıtta notlar var, sana yazılan
“ben şimdi uzaklarda bir fırtınayım
gece geçen tren seslerine karışan”
uzak ve kirli sesler var aramızda
suç bu
baharı ve kışı özlüyorum aynı anda
sonra yaşlanıyorum giderek
sandalyeleri çağrıştırıyor bu müzik bana
bak, şiirin ortasından bir garson geçiyor
lavanta kokuları
ve ilk günler geçiyor ayrılığın ortasından
bardaklar ve çaylar geçiyor hatta
kirli ve üzgün sesler var aramızda
salon ışıklı, bazen gölgeli
garson fraklı
piyanist yelkenli
sen eskiden
sen eskiden
kırılganlığım geçiyor odalardan
suç bunun da adı
bak, bütün tınılar isyan
bütün kemanlar gece
duysana, kopuk ve uzak bir şeyler var aramızda
ya beni bırak
ya sarıl bana
birhan keskin
devamını gör...
2866.
2867.
dünya ne ise oydu;
ben de ne isem o oldum,
uyuşamadık.
hepsi bu.
oruç aruoba
ben de ne isem o oldum,
uyuşamadık.
hepsi bu.
oruç aruoba
devamını gör...
2868.
ne şiiri yahu? ölünce beş on bin birden ölüyoruz zaten.
devamını gör...
2869.
değişiyorum, düşüncem devriliyor devrime
bir inanıp bir sırt dönüyorum evrime
kim giriyor, kim çıkıyor bilmiyorum evime
değişiyorum, devleşiyor donukluk içimde
nasıl gülerdim, ne dinler, izlerdim
bilmiyorum bin yıl geçmiş hatıranın üstünde
bin toz tanesi, güz güneşi,
bin yıllık ara vermişim kendi kendime
uzaklarda olma hayaliyle tutuşurken ben
yandığımı bilmeden savrulmuşum
dumanımla
vuranımla kalmadım, biliyorum ki kaçtım
bin yıl geçse de aklımda akledemediklerim
bir şeyler yaptım yaşamak adına
ne derseniz deyin
uğraştım, şahittir nasırlı avuçlarım
ama...
değiştim, düşüncem devriliyor devrime
bin yıllık hasretim kendi kendime
ne yapmalıyım bilmiyorum şimdi
durgun sular gibi, yosunlandı dibim
şaşırdım
bir inanıp bir sırt dönüyorum evrime
kim giriyor, kim çıkıyor bilmiyorum evime
değişiyorum, devleşiyor donukluk içimde
nasıl gülerdim, ne dinler, izlerdim
bilmiyorum bin yıl geçmiş hatıranın üstünde
bin toz tanesi, güz güneşi,
bin yıllık ara vermişim kendi kendime
uzaklarda olma hayaliyle tutuşurken ben
yandığımı bilmeden savrulmuşum
dumanımla
vuranımla kalmadım, biliyorum ki kaçtım
bin yıl geçse de aklımda akledemediklerim
bir şeyler yaptım yaşamak adına
ne derseniz deyin
uğraştım, şahittir nasırlı avuçlarım
ama...
değiştim, düşüncem devriliyor devrime
bin yıllık hasretim kendi kendime
ne yapmalıyım bilmiyorum şimdi
durgun sular gibi, yosunlandı dibim
şaşırdım
devamını gör...
2870.
"sen bir gece sensiz kalmadın,
mâzursun!"
ahmed gazali
mâzursun!"
ahmed gazali
devamını gör...
2871.
şiir şiir dediğin nedir gülüm?
sen hiç ebru gündeş dinledin mi?
altı üstü üç beş hece
sen hiç fırtınalar dinledin mi?
şiir dediğin ipneğğ işi
yalvarırım, bu şiir işi yeterince cringe değil mi?
hece ya da aruz vezni, sokarsın istediğin kalıba
hiç mi kendinize saygınız yok, şiirlerin alayı bokum gibi
bizim yaptıklarımızı yapmıyolar sanki
şiir yazmaya vakit harcayanın, aklına neden şaşmayım ki
boş romantizminizi öpeyim
size bişi olmasın gözünüzü seveyim
ama şiir nedir la, sokayım bele sanata
al ben de yazdım şimdi, sok istersen sanat sınıfına.
şiir iğrenç ve fazlaca cringe bişidir arkadaşlar. lütfen romantizmi bırakıp şunu bi itiraf edin kendinize. bizim kafamızı da mikmeyin nolur şiir de şiir diye.
sen hiç ebru gündeş dinledin mi?
altı üstü üç beş hece
sen hiç fırtınalar dinledin mi?
şiir dediğin ipneğğ işi
yalvarırım, bu şiir işi yeterince cringe değil mi?
hece ya da aruz vezni, sokarsın istediğin kalıba
hiç mi kendinize saygınız yok, şiirlerin alayı bokum gibi
bizim yaptıklarımızı yapmıyolar sanki
şiir yazmaya vakit harcayanın, aklına neden şaşmayım ki
boş romantizminizi öpeyim
size bişi olmasın gözünüzü seveyim
ama şiir nedir la, sokayım bele sanata
al ben de yazdım şimdi, sok istersen sanat sınıfına.
şiir iğrenç ve fazlaca cringe bişidir arkadaşlar. lütfen romantizmi bırakıp şunu bi itiraf edin kendinize. bizim kafamızı da mikmeyin nolur şiir de şiir diye.
devamını gör...
2872.
tam şiir dinliyorken karşıma bu başlığın çıkması hoş;
"seni dağladılar, değil mi kalbim,
her yanın, içi su dolu kabarcık.
bulunmaz bu halden anlar bir ilim;
akıl yırtık çuval, sökük dağarcık.
sensin gökten gelen oklara hedef;
oyası ateşle işlenen gergef.
çekme üç beş günlük dünyaya esef!
dayan kalbim üç beş nefes kadarcık!"
"seni dağladılar, değil mi kalbim,
her yanın, içi su dolu kabarcık.
bulunmaz bu halden anlar bir ilim;
akıl yırtık çuval, sökük dağarcık.
sensin gökten gelen oklara hedef;
oyası ateşle işlenen gergef.
çekme üç beş günlük dünyaya esef!
dayan kalbim üç beş nefes kadarcık!"
devamını gör...
2873.
-iyiyim dedi sadece
iyi olmadığını bildiği halde
açıklamakla uğraşmadı
zaten anlayamazlardı.
murat ali ersan/14.07.19
iyi olmadığını bildiği halde
açıklamakla uğraşmadı
zaten anlayamazlardı.
murat ali ersan/14.07.19
devamını gör...
2874.
herkes gider.
bilmiyor muydun sanki
sevgili kalbim!
neden hâlâ apartman boşluğunun
gün ışığı görmeyen penceresinde
kuş sesleri beklersin?..
-ali lidar-
bilmiyor muydun sanki
sevgili kalbim!
neden hâlâ apartman boşluğunun
gün ışığı görmeyen penceresinde
kuş sesleri beklersin?..
-ali lidar-
devamını gör...
2875.
2876.
büyüyecek
mülk sahiplerinin mülkleri.
ve mülksüzlerin sefaleti.
yönetenlerin söylevleri
ve yönetilenlerin suskunluğu.
bertolt brecht
mülk sahiplerinin mülkleri.
ve mülksüzlerin sefaleti.
yönetenlerin söylevleri
ve yönetilenlerin suskunluğu.
bertolt brecht
devamını gör...
2877.
yangınlar, kahpe fakları
korku cığlıkları
ve irin selleri, aç yırtıcılar
suyu zehir bıçaklar ortasındasın
bir cana, bir başa kalmışsın vay, vay
pusatsız, duldasız, üryan
bir cana, bir de başa
seher vakti leylim, leylim
cellat nişangahlar aynasındasın
oy sevmişem ben seni
üsküdar'dan bu yana lo kimin yurdu?
he canım
çiçek dağı kıtlık kıran
gül açmaz, çağla dökmez
vurur anının çatına, vurur çakmaktaşı kayalarıyla küfrünü medetsiz munzur
şahmurat suyu kan akar
ve ben şairim
namus işçisiyim yani
yürek işçisi
korkusuz, pazarlıksız
kül elenmemiş
ne salkım bir bakış resmin çekeyim
ne kınsız bir rüzgâr mısra dökeyim
oy, sevmişem ben seni
ve sen daha demincek
yıllar da geçse demincek
bıcaklanmış dal gibi ayrı düştüğüm
ömrümüm sebebi ustam, sevgilim
yaran derine gitmiş
fitil tutmaz bilirim
ama hesap dağlarladır
umut dağlarla
düşün uzay cağında bir ayağımız
ham carık, kıl çorapta olsa da biri
düşün olasılık, atom fiziği
ve bizi biz eden amansız sevda
atıp bir kıyıya iki zamanı
yarının çocukları, gülleri için
herbirinin ayva tüyü için çilleri için
koymuş postasını
görmüş restini
he canım
sen getir üstünü
oy havar
muhammed, isa aşkına
yattığım ranza aşkına
deeey dağları un eder ferhadın gürzü
benim de boş yanım hançer yalımı
ve zulamda kan ter içinde asi
he desem koparacak dizginlerini
yediveren gül kardeşi bir arzu
oy sevmişem ben seni
korku cığlıkları
ve irin selleri, aç yırtıcılar
suyu zehir bıçaklar ortasındasın
bir cana, bir başa kalmışsın vay, vay
pusatsız, duldasız, üryan
bir cana, bir de başa
seher vakti leylim, leylim
cellat nişangahlar aynasındasın
oy sevmişem ben seni
üsküdar'dan bu yana lo kimin yurdu?
he canım
çiçek dağı kıtlık kıran
gül açmaz, çağla dökmez
vurur anının çatına, vurur çakmaktaşı kayalarıyla küfrünü medetsiz munzur
şahmurat suyu kan akar
ve ben şairim
namus işçisiyim yani
yürek işçisi
korkusuz, pazarlıksız
kül elenmemiş
ne salkım bir bakış resmin çekeyim
ne kınsız bir rüzgâr mısra dökeyim
oy, sevmişem ben seni
ve sen daha demincek
yıllar da geçse demincek
bıcaklanmış dal gibi ayrı düştüğüm
ömrümüm sebebi ustam, sevgilim
yaran derine gitmiş
fitil tutmaz bilirim
ama hesap dağlarladır
umut dağlarla
düşün uzay cağında bir ayağımız
ham carık, kıl çorapta olsa da biri
düşün olasılık, atom fiziği
ve bizi biz eden amansız sevda
atıp bir kıyıya iki zamanı
yarının çocukları, gülleri için
herbirinin ayva tüyü için çilleri için
koymuş postasını
görmüş restini
he canım
sen getir üstünü
oy havar
muhammed, isa aşkına
yattığım ranza aşkına
deeey dağları un eder ferhadın gürzü
benim de boş yanım hançer yalımı
ve zulamda kan ter içinde asi
he desem koparacak dizginlerini
yediveren gül kardeşi bir arzu
oy sevmişem ben seni
devamını gör...
2878.
cemal süreya - perdeli
mutluluk,
diyordu adam,
her konuda
tekrara düşecek kadar
rahat olmak.
rahatsın,
diyordu kadın,
ama o sırada
birdenbire
odayı
sözgelimi
brezilya'ya
çevirir
bir çiçek.
iyi niyetlidir musluk,
diyordu adam,
yüzüne çarptığın
ve içtiğin su
aynı serinliktedir.
mutluluk mu,
diyordu kadın,
mutluluk:
açan tütün
körelten tütün.
mutluluk,
diyordu adam,
her konuda
tekrara düşecek kadar
rahat olmak.
rahatsın,
diyordu kadın,
ama o sırada
birdenbire
odayı
sözgelimi
brezilya'ya
çevirir
bir çiçek.
iyi niyetlidir musluk,
diyordu adam,
yüzüne çarptığın
ve içtiğin su
aynı serinliktedir.
mutluluk mu,
diyordu kadın,
mutluluk:
açan tütün
körelten tütün.
devamını gör...
2879.
mevsimler geçiyor içimden sen geçmiyorsun
tükenmiyor sayfalar, hiçbir şey silmiyorum
bir tek ezberim var bir tek, gayrısız hükümsüz
seni seviyorum ve hiçbir şey bilmiyorum…
için ürperse oradayım bunu bilmiyorsun
sürekli artan bir şeyim, hiç eksilmiyorum
açık seçik cümleyim, tartışmasız yorumsuz
seni seviyorum ve hiçbir şey bilmiyorum
"siliver gitsin bi kalemde" deme, geçmiyorsun
secdem yok batan güne, asla eğilmiyorum
çırılçıplak çığlığım, acımasız sorumsuz
seni seviyorum ve hiçbir şey bilmiyorum
tesadüf saçma, kaçış boşuna bilmiyorsun
bütün menziller bende, hiç terkedilmiyorum
bir terennüm bu sevda, temennasız sunumsuz
seni seviyorum ve hiçbir şey bilmiyorum
-terennüm
tükenmiyor sayfalar, hiçbir şey silmiyorum
bir tek ezberim var bir tek, gayrısız hükümsüz
seni seviyorum ve hiçbir şey bilmiyorum…
için ürperse oradayım bunu bilmiyorsun
sürekli artan bir şeyim, hiç eksilmiyorum
açık seçik cümleyim, tartışmasız yorumsuz
seni seviyorum ve hiçbir şey bilmiyorum
"siliver gitsin bi kalemde" deme, geçmiyorsun
secdem yok batan güne, asla eğilmiyorum
çırılçıplak çığlığım, acımasız sorumsuz
seni seviyorum ve hiçbir şey bilmiyorum
tesadüf saçma, kaçış boşuna bilmiyorsun
bütün menziller bende, hiç terkedilmiyorum
bir terennüm bu sevda, temennasız sunumsuz
seni seviyorum ve hiçbir şey bilmiyorum
-terennüm
devamını gör...
2880.
benim hiç sapanım olmadı anne,
ne kuşları vurdum,
ne de kimsenin camını kırdım...
çok uslu bir çocuk değildim ama,
seni hiç kırmadım, hep boynumu kırdım.
ben hayatım boyunca
bir tek kendimi vurdum! .. suskun görünsem de,
fırtınalı ve mağrurdum anne.
bir mızrak gibi,
aynada hep dik durdum anne! ..
ben sana hiçbir gün laf getirmedim,
leke sürmedim.
ama göğsümü çok hırpaladım,
kalbimi çok yordum...
ben hayatım boyunca, en çok kendimi sordum! ... benim hiç sevgilim olmadı anne,
ne bir yuva kurdum,
ne bir gün şansım güldü...
öpemeden bir bebeğin gidişini,
tükendi gitti çağım...
kimi yürekten sevdiysem,
yüreğini başkasına böldü...
bir muhabbet kuşum vardı,
o da yalnızlıktan öldü... sen beni göğsünde
hep acılarla mı soğurdun anne?
yoksa evlat diye,
koca bir taş mı doğurdun anne?
eziyet değilim, zahmet değilim,
musibet hiç değilim;
bir senin mi balına sinek kondu, söylesene!
doğurdun da beni,
ne ile yoğurdun anne? benim hiç hayalim olmadı anne...
ne seni rahat ettirdim,
ne kendim ettim rahat...
bir mutluluk fotoğrafı bile çektirmedi bu hayat!
kaybolmuş bir anahtar kadar
sahipsizim anne...
ne omzumda bir dost eli,
ne saçımda bir şefkat... say ki yollardan akan,
şu faydasız çamurdum anne...
say ki ıslanmaktım, üşümektim,
say ki yağmurdum anne!
bunca yıldır gözyaşlarını,
hangi denizlere sakladın?
oy ben öleyim,
sen beni ne diye doğurdun anne?
yusuf hayaloğlu
ne kuşları vurdum,
ne de kimsenin camını kırdım...
çok uslu bir çocuk değildim ama,
seni hiç kırmadım, hep boynumu kırdım.
ben hayatım boyunca
bir tek kendimi vurdum! .. suskun görünsem de,
fırtınalı ve mağrurdum anne.
bir mızrak gibi,
aynada hep dik durdum anne! ..
ben sana hiçbir gün laf getirmedim,
leke sürmedim.
ama göğsümü çok hırpaladım,
kalbimi çok yordum...
ben hayatım boyunca, en çok kendimi sordum! ... benim hiç sevgilim olmadı anne,
ne bir yuva kurdum,
ne bir gün şansım güldü...
öpemeden bir bebeğin gidişini,
tükendi gitti çağım...
kimi yürekten sevdiysem,
yüreğini başkasına böldü...
bir muhabbet kuşum vardı,
o da yalnızlıktan öldü... sen beni göğsünde
hep acılarla mı soğurdun anne?
yoksa evlat diye,
koca bir taş mı doğurdun anne?
eziyet değilim, zahmet değilim,
musibet hiç değilim;
bir senin mi balına sinek kondu, söylesene!
doğurdun da beni,
ne ile yoğurdun anne? benim hiç hayalim olmadı anne...
ne seni rahat ettirdim,
ne kendim ettim rahat...
bir mutluluk fotoğrafı bile çektirmedi bu hayat!
kaybolmuş bir anahtar kadar
sahipsizim anne...
ne omzumda bir dost eli,
ne saçımda bir şefkat... say ki yollardan akan,
şu faydasız çamurdum anne...
say ki ıslanmaktım, üşümektim,
say ki yağmurdum anne!
bunca yıldır gözyaşlarını,
hangi denizlere sakladın?
oy ben öleyim,
sen beni ne diye doğurdun anne?
yusuf hayaloğlu
devamını gör...
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167

