geceye bir şiir bırak
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
başlık "delirmiş_psikolog" tarafından 07.11.2020 20:02 tarihinde açılmıştır.
2561.
herkesin bahanesi var, senin yok
günahlı bir gölgenin serinliğinde
biraz bekleyebilirsin, daha sonra
burada kalamazsın, başa dönemezsin.
ama dön!
eve dön! şarkıya dön! kalbine dön!
şarkıya dön! kalbine dön! eve dön!
kalbine dön! eve dön! şarkıya dön!
eve dönmek
kendime sarkıntılık etmekten başka nedir
ismet özel- kalbime döneceğim ama hangi yolla
günahlı bir gölgenin serinliğinde
biraz bekleyebilirsin, daha sonra
burada kalamazsın, başa dönemezsin.
ama dön!
eve dön! şarkıya dön! kalbine dön!
şarkıya dön! kalbine dön! eve dön!
kalbine dön! eve dön! şarkıya dön!
eve dönmek
kendime sarkıntılık etmekten başka nedir
ismet özel- kalbime döneceğim ama hangi yolla
devamını gör...
2562.
“ben şenlikçisiydim pıhtı kanın
keten helvacılardan, bileycilerden
rugan çizme giyilen çağlardan geçerdim
barutun ve susamanın güzelliğiyle
tek yatmanın akmayan yüzüyle geçerdim.
oraya, göğsüme iliklediğim hayvanı ayartmadan
direnmenin mayasını ellemeye.”
ismet özel
keten helvacılardan, bileycilerden
rugan çizme giyilen çağlardan geçerdim
barutun ve susamanın güzelliğiyle
tek yatmanın akmayan yüzüyle geçerdim.
oraya, göğsüme iliklediğim hayvanı ayartmadan
direnmenin mayasını ellemeye.”
ismet özel
devamını gör...
2563.
yürüdü;
denizin kıyısında yalın ayak adımlarla
iskelede; çok eski bir anıyla göz göze bakışıp durdu bir an
bir iç çekip… derin derin sustu…
çok çook! eski ayrılıklardan
içinde saklı kalan birinin elini tutarcasına
gözlerini kısıp uzun uzun sonsuzluğuna baktı denizin…
durup dururken
birden bire kapadı gözlerini
soğuk oluşuna aldırmadı
denize dalıp çıktı kadın
sahile vuran bir balık gibi
hiç kimseyi umursamadan
eski bir anının kollarına bırakırcasına
sırılsıklam… sırtüstü serdi kendini kuma
yarasını tuza banarcasına… derin derin kokusunu çekti içine denizin
martı çığlıklarına kulak kesip
rüzgâra karışan dalgaların sesini dinledi sonra
kalktı… eski bir acının hesabını sorarcasına
dikildi karşısına dünyanın
hiddetle çatıp kaşlarını… döndü yüzünü güneşe
dalıp gitti…
durup dururken
birden bire kapadı gözlerini kadın
bir iç çekip… derin derin sustu
bir sevda… bir ayrılık şarkısı söylercesine
eski bir plağın üzerinde dönüp durdu sabaha kadar
dans edercesine eski bir anının omzuna yaslayıp başını
rüzgârın kollarına saldı kendini
dalıp gitti…
durup dururken
birden bire kapadı gözlerini kadın
bir iç çekip… derin derin sustu
kirpiklerinde yağmur ıslaklığı
yüzünde kendine özgü; eski püskü bir tebessüm
kitap arasında kuruttuğu bir çiçeği hatırladı birden
dalıp gitti…
durup dururken
birden bire kapadı gözlerini kadın
bir iç çekip… derin derin sustu
büyük bir tutkuyla
bir çiçeği bir sevgiliye uzatırcasına
uzattı;
eski bir anıya öptürdü dudaklarını
dalıp gitti…
denizin kıyısında yalın ayak adımlarla
iskelede; çok eski bir anıyla göz göze bakışıp durdu bir an
bir iç çekip… derin derin sustu…
çok çook! eski ayrılıklardan
içinde saklı kalan birinin elini tutarcasına
gözlerini kısıp uzun uzun sonsuzluğuna baktı denizin…
durup dururken
birden bire kapadı gözlerini
soğuk oluşuna aldırmadı
denize dalıp çıktı kadın
sahile vuran bir balık gibi
hiç kimseyi umursamadan
eski bir anının kollarına bırakırcasına
sırılsıklam… sırtüstü serdi kendini kuma
yarasını tuza banarcasına… derin derin kokusunu çekti içine denizin
martı çığlıklarına kulak kesip
rüzgâra karışan dalgaların sesini dinledi sonra
kalktı… eski bir acının hesabını sorarcasına
dikildi karşısına dünyanın
hiddetle çatıp kaşlarını… döndü yüzünü güneşe
dalıp gitti…
durup dururken
birden bire kapadı gözlerini kadın
bir iç çekip… derin derin sustu
bir sevda… bir ayrılık şarkısı söylercesine
eski bir plağın üzerinde dönüp durdu sabaha kadar
dans edercesine eski bir anının omzuna yaslayıp başını
rüzgârın kollarına saldı kendini
dalıp gitti…
durup dururken
birden bire kapadı gözlerini kadın
bir iç çekip… derin derin sustu
kirpiklerinde yağmur ıslaklığı
yüzünde kendine özgü; eski püskü bir tebessüm
kitap arasında kuruttuğu bir çiçeği hatırladı birden
dalıp gitti…
durup dururken
birden bire kapadı gözlerini kadın
bir iç çekip… derin derin sustu
büyük bir tutkuyla
bir çiçeği bir sevgiliye uzatırcasına
uzattı;
eski bir anıya öptürdü dudaklarını
dalıp gitti…
devamını gör...
2564.
seviyorum seni,
ekmeği tuza banıp yer gibi.
geceleyin ateşler içinde uyanarak,
ağzımı dayayıp musluğa su içer gibi.
ağır posta paketini,
neyin nesi belirsiz
telaşlı, sevinçli, kuşkulu açar gibi.
seviyorum seni,
denizi ilk defa uçakla geçer gibi.
istanbul’da yumuşacık kararırken ortalık,
içimde kımıldayan bir şeyler gibi.
seviyorum seni
yaşıyoruz çok şükür der gibi.
ekmeği tuza banıp yer gibi.
geceleyin ateşler içinde uyanarak,
ağzımı dayayıp musluğa su içer gibi.
ağır posta paketini,
neyin nesi belirsiz
telaşlı, sevinçli, kuşkulu açar gibi.
seviyorum seni,
denizi ilk defa uçakla geçer gibi.
istanbul’da yumuşacık kararırken ortalık,
içimde kımıldayan bir şeyler gibi.
seviyorum seni
yaşıyoruz çok şükür der gibi.
devamını gör...
2565.
senden sonra 26 şehir gezdim.
8 kilo aldım.
saçlarımı 4 kez kazıttım.
dünya bilmem kaç dönümünü tamamladı.
darbe oldu, ihtilal oldu.
barış gelmedi, savaş bitmedi.
seni özledim.
gittiğim her yerde senden bir nefes bıraktım.
belki yürürsün aynı sokakta.
ayak izime denk düşer ayak izin.
belki saçına değer nefesim.
belki sen de bir gün beni özlersin diye,
seni uzakta bıraktım.
seni uğurladım, sana kavuştum, seni terk ettim.
bilmem kaç kilometre yol gittim.
evren kaydı.
sen göğüs kafesimden milim kaymadın..
8 kilo aldım.
saçlarımı 4 kez kazıttım.
dünya bilmem kaç dönümünü tamamladı.
darbe oldu, ihtilal oldu.
barış gelmedi, savaş bitmedi.
seni özledim.
gittiğim her yerde senden bir nefes bıraktım.
belki yürürsün aynı sokakta.
ayak izime denk düşer ayak izin.
belki saçına değer nefesim.
belki sen de bir gün beni özlersin diye,
seni uzakta bıraktım.
seni uğurladım, sana kavuştum, seni terk ettim.
bilmem kaç kilometre yol gittim.
evren kaydı.
sen göğüs kafesimden milim kaymadın..
devamını gör...
2566.
2567.
yaşadım, tanrım,
yarım ve uluorta,
bir dahaki hayatta,
varsa öyle bir hayat,
şiir yazar mıydım,
bilmiyorum.
ama kadınlar, tanrım,
öyle sevdim ki onları,
gelecek sefer
dünyaya
kadın olarak gelirsem,
eşcinsel olurum.
devamını gör...
2568.
sonra aramıza şehirler girecek.
hiç karşılaşmayacağız.
tesadüfler bile bir araya getirmeyecek
sonra da belki birimiz öleceğiz,
diğerimiz bunu hiç bilmeyecek...
(bkz: nazım hikmet)
hiç karşılaşmayacağız.
tesadüfler bile bir araya getirmeyecek
sonra da belki birimiz öleceğiz,
diğerimiz bunu hiç bilmeyecek...
(bkz: nazım hikmet)
devamını gör...
2569.
terketmedi sevdan beni,
aç kaldım susuz kaldım,
hayın, karanlıktı gece,
can garip,can suskun,
can paramparça ...
ve ellerim ,kelepçede,
tütünsüz uykusuz kaldım ,
terketmedi sevdan beni...
aç kaldım susuz kaldım,
hayın, karanlıktı gece,
can garip,can suskun,
can paramparça ...
ve ellerim ,kelepçede,
tütünsüz uykusuz kaldım ,
terketmedi sevdan beni...
devamını gör...
2570.
ülkü tamer - çünkü çarşılardan geçtim
neden öldüğümü anlamayacaklar, çünkü güneşler doğar çarşılar üzerine,
getirip develerini yıkmışlar, gümüş çadırlarını kurmuşlar, zencefil satıyorlar hatta,
ateş yakıyorlar geceleri, bazan namaz kılıyorlar, sevişiyorlar boş vakitlerinde;
çünkü öldüğümü anlamayacaklar neden, büyüse bile mezarımdan ormanlar;
ama kur’an okuyacaklar, şerbet dağıtacaklar ve terleyecekler ara sıra,
çünkü beni bilmemişlerdi zaten ve zencefil satacaklar,
ve durmadan, ama durmadan çoğalacaklar.
kuyuların yanından geçerdik, esmer köyler bırakırdık gerimizde ve atlar;
ipekli toplardık unuttum şimdi nerelerden, kokular, yağlar, biraz yorgunluk;
gece oldu mu uyurlardı, karıları vardı bazılarının; bir testiye dokunurdum elimle,
öylece sabahı bulurdum, sonra güneşler doğardı çarşılar üzerine;
bırakıp gidemezdim o tenteleri, nereye gitsem gelirlerdi arkamdan,
nereye gitsem susamak vardı, pişmanlık vardı, o testiyi özlerdim belki;
belki yatağımı arardım, tabanlarım çatlardı kumdan, sıcak üşütürdü beni;
hiç bilmeseydim testileri, yatakları, develeri, çekip giderdim gelmemeye,
o en eski yalnızlığım çekip gitmiş, gelmez artık, nedendir anlamadım,
kendi ülkeme yıldızlar değmez, sular akmaz, yağmur işlemez ağaçlarıma;
bırakmaz beni kalabalık, çünkü çarşılardan geçtim!
neden öldüğümü anlamayacaklar, doğururken de bilmediler bunu,
minareler gösterdiler yalnız, hep elimden tuttular.
üstelik üzüldüler benimle, oldukça ağladılar,
kimbilir nerelerden düştüm, nerelerim kanadı, hiç anlamadılar;
baksam sevişirler şimdi ve salıncak kurarlar.
hatırlamak en büyük düşmanıdır yalnızlığın, ucunda yaşamak var;
bütün yolları denedim akşamları testilere, testilere dokundukça;
gölgelere sığındıkça gördüm kuran okuduklarını, namaz kıldıklarını,
“gün gelir inanırsın,” dedi en yaşlıları, “yaşlanınca görürüm seni.”
sakalım ağarmamışken öldüm ve ölünce sevindi, zencefil sattı çarşıda;
her şeyi unuttum, hiç hatırlamadım, gün geldi hepsi silindi ama
neden öldüğümü anlamadılar, çünkü güneşler doğdu çarşılar üzerine,
uzaklardan bir deniz büyüdü uykularına, elleri karılarına değdi,
çocukları ağladı birden, kum tanecikleri büyüdü, gözlerine kaçtı çünkü;
birer birer uyandılar gecikmiş bir alevle ışıyınca sokaklar.
zencefillerini çıkarıp eskitilmiş bir çarşıya başladılar.
neden öldüğümü anlamayacaklar, çünkü güneşler doğar çarşılar üzerine,
getirip develerini yıkmışlar, gümüş çadırlarını kurmuşlar, zencefil satıyorlar hatta,
ateş yakıyorlar geceleri, bazan namaz kılıyorlar, sevişiyorlar boş vakitlerinde;
çünkü öldüğümü anlamayacaklar neden, büyüse bile mezarımdan ormanlar;
ama kur’an okuyacaklar, şerbet dağıtacaklar ve terleyecekler ara sıra,
çünkü beni bilmemişlerdi zaten ve zencefil satacaklar,
ve durmadan, ama durmadan çoğalacaklar.
kuyuların yanından geçerdik, esmer köyler bırakırdık gerimizde ve atlar;
ipekli toplardık unuttum şimdi nerelerden, kokular, yağlar, biraz yorgunluk;
gece oldu mu uyurlardı, karıları vardı bazılarının; bir testiye dokunurdum elimle,
öylece sabahı bulurdum, sonra güneşler doğardı çarşılar üzerine;
bırakıp gidemezdim o tenteleri, nereye gitsem gelirlerdi arkamdan,
nereye gitsem susamak vardı, pişmanlık vardı, o testiyi özlerdim belki;
belki yatağımı arardım, tabanlarım çatlardı kumdan, sıcak üşütürdü beni;
hiç bilmeseydim testileri, yatakları, develeri, çekip giderdim gelmemeye,
o en eski yalnızlığım çekip gitmiş, gelmez artık, nedendir anlamadım,
kendi ülkeme yıldızlar değmez, sular akmaz, yağmur işlemez ağaçlarıma;
bırakmaz beni kalabalık, çünkü çarşılardan geçtim!
neden öldüğümü anlamayacaklar, doğururken de bilmediler bunu,
minareler gösterdiler yalnız, hep elimden tuttular.
üstelik üzüldüler benimle, oldukça ağladılar,
kimbilir nerelerden düştüm, nerelerim kanadı, hiç anlamadılar;
baksam sevişirler şimdi ve salıncak kurarlar.
hatırlamak en büyük düşmanıdır yalnızlığın, ucunda yaşamak var;
bütün yolları denedim akşamları testilere, testilere dokundukça;
gölgelere sığındıkça gördüm kuran okuduklarını, namaz kıldıklarını,
“gün gelir inanırsın,” dedi en yaşlıları, “yaşlanınca görürüm seni.”
sakalım ağarmamışken öldüm ve ölünce sevindi, zencefil sattı çarşıda;
her şeyi unuttum, hiç hatırlamadım, gün geldi hepsi silindi ama
neden öldüğümü anlamadılar, çünkü güneşler doğdu çarşılar üzerine,
uzaklardan bir deniz büyüdü uykularına, elleri karılarına değdi,
çocukları ağladı birden, kum tanecikleri büyüdü, gözlerine kaçtı çünkü;
birer birer uyandılar gecikmiş bir alevle ışıyınca sokaklar.
zencefillerini çıkarıp eskitilmiş bir çarşıya başladılar.
devamını gör...
2571.
yaşım yirmi altı.
sana kırk senedir aşığım.
hayat kadar berrak,
ölüm kadar karmaşığım.
yüreğim kirli bir gökyüzü,
sense dolunay..
ruhumu esir alan sarmaşığım!
titreşirken kalplerimiz ankara soğuğunda
nice umut yeşerir gecenin soluğunda.
biz o bankta oturmuşuz
kalu belâ'dan beri.
kaç bar görmüşüz kim bilir
kaç zemheri...
ilk kez ayın hâlesine sırnaşığım;
yaşım yirmi altı.
| bleda yaman
sana kırk senedir aşığım.
hayat kadar berrak,
ölüm kadar karmaşığım.
yüreğim kirli bir gökyüzü,
sense dolunay..
ruhumu esir alan sarmaşığım!
titreşirken kalplerimiz ankara soğuğunda
nice umut yeşerir gecenin soluğunda.
biz o bankta oturmuşuz
kalu belâ'dan beri.
kaç bar görmüşüz kim bilir
kaç zemheri...
ilk kez ayın hâlesine sırnaşığım;
yaşım yirmi altı.
| bleda yaman
devamını gör...
2572.
kırka yakın ayağı vardı kırkayakın.
devamını gör...
2573.
unutmak mı delisin,
gitmesem de bekler orada deniz.
gelirsem bilmelisin.
benim beklememdir burada deniz.
gitmek gibi geleceğim
denizin delisine.
delinin denizi gibi,
o ne kadar giderse.
özdemir asaf
gitmesem de bekler orada deniz.
gelirsem bilmelisin.
benim beklememdir burada deniz.
gitmek gibi geleceğim
denizin delisine.
delinin denizi gibi,
o ne kadar giderse.
özdemir asaf
devamını gör...
2574.
"hüznün bütün koşulları hazır. nedenini bilmediğim bir
keder akıyor damarlarımdan. kalbimin üstünde binlerce
bıçak ağzı... ve yüzüm ömrümün atlası; düzlükleri bunaltı,
yükseklikleri korku, uçurumları yıkıntılarımla dolu bir
engebeler atlası. yaşamak bir can sıkıntısı mıdır ömür
hanım?"
ömür hanımla güz konuşmaları
keder akıyor damarlarımdan. kalbimin üstünde binlerce
bıçak ağzı... ve yüzüm ömrümün atlası; düzlükleri bunaltı,
yükseklikleri korku, uçurumları yıkıntılarımla dolu bir
engebeler atlası. yaşamak bir can sıkıntısı mıdır ömür
hanım?"
ömür hanımla güz konuşmaları
devamını gör...
2575.
kadın ayakkabısını
çıkardı.sızlayan
ayaklarını ovuşturarak
koltuğa oturdu.
''bu ayakkabıları neden
giymediğimi unutmuşum
ama giydikten iki saat
sonra hatırladım''
dedi gülerek.
ayak bileğinin arkası su toplamıştı
ve gün boyunca çıkaramadığı
ayakkabılar su toplamış bölgeyi iyice örselemiş,
açık bir yara haline getirmişti.
kadın saçlarını
kulağının arkasına attı.
aksam olmuştu. pencerenin önüne
dizilmiş çiçeklerin arasında
birkaç mum yanıyordu.
dışarıda esen sert rüzgarın sesi
odanın içindeki
anlık sessizliğin üzerine düştü.
koltuğun önündeki eski ahşap sehpada
pembe gül desenli
eski bir fincanın içindeki
kahvenin dumanı tütüyordu.
adam kadının ayaklarını
ellerinin arasına aldı.
mumun alevi titredi.
ayak bileğindeki o küçük,
açık yaraya baktı adam.
sonra öpmeye başladı
bir kedinin yavrusunun
yarasını iyi etme
çabası gibi bir şevkatle
ve dakikalarca
öptü adam o yarayı...
kim birini
yaralarından sevmeye başlasa
böyle olmaz mi zaten...
acımaz mı
sevilenin gözleri...
acıyan gözler
güçlenen yüreğin
yüzdeki yansımasıdır
aslında.
çeliğe su vermek gibi...
birini yarasından sevmek
yüreği suya kavuşturmaktır...
yürek çeliğe
iste böyle dönüşür...
çıkardı.sızlayan
ayaklarını ovuşturarak
koltuğa oturdu.
''bu ayakkabıları neden
giymediğimi unutmuşum
ama giydikten iki saat
sonra hatırladım''
dedi gülerek.
ayak bileğinin arkası su toplamıştı
ve gün boyunca çıkaramadığı
ayakkabılar su toplamış bölgeyi iyice örselemiş,
açık bir yara haline getirmişti.
kadın saçlarını
kulağının arkasına attı.
aksam olmuştu. pencerenin önüne
dizilmiş çiçeklerin arasında
birkaç mum yanıyordu.
dışarıda esen sert rüzgarın sesi
odanın içindeki
anlık sessizliğin üzerine düştü.
koltuğun önündeki eski ahşap sehpada
pembe gül desenli
eski bir fincanın içindeki
kahvenin dumanı tütüyordu.
adam kadının ayaklarını
ellerinin arasına aldı.
mumun alevi titredi.
ayak bileğindeki o küçük,
açık yaraya baktı adam.
sonra öpmeye başladı
bir kedinin yavrusunun
yarasını iyi etme
çabası gibi bir şevkatle
ve dakikalarca
öptü adam o yarayı...
kim birini
yaralarından sevmeye başlasa
böyle olmaz mi zaten...
acımaz mı
sevilenin gözleri...
acıyan gözler
güçlenen yüreğin
yüzdeki yansımasıdır
aslında.
çeliğe su vermek gibi...
birini yarasından sevmek
yüreği suya kavuşturmaktır...
yürek çeliğe
iste böyle dönüşür...
devamını gör...
2576.
ben acılar denizinde boğulmuşum
işitmem vapur düdüklerini, martı çığlıklarını
dalgalar her gün bir başka kıyıya atar beni
duyarım yosunların benim için ağladıklarını
ölüyüm çoktan, bir baksana gözlerime
gör, içindeki o kanlı cam kırıklarını
bu ne karanlık, bu ne zindan gece böyle
bütün gemiler söndürmüş ışıklarını
ben acılar denizi olmuşum, yaklaşma
sularım tuzlu, sularım zehir zemberek
baksana, herkes içime dökmüş artıklarını
bu karanlık bitse artık, bir ay doğsa
bir deli rüzgar çıksa; alıp götürse
yılların içimde bıraktıklarını.
ümit yaşar oğuzcan
işitmem vapur düdüklerini, martı çığlıklarını
dalgalar her gün bir başka kıyıya atar beni
duyarım yosunların benim için ağladıklarını
ölüyüm çoktan, bir baksana gözlerime
gör, içindeki o kanlı cam kırıklarını
bu ne karanlık, bu ne zindan gece böyle
bütün gemiler söndürmüş ışıklarını
ben acılar denizi olmuşum, yaklaşma
sularım tuzlu, sularım zehir zemberek
baksana, herkes içime dökmüş artıklarını
bu karanlık bitse artık, bir ay doğsa
bir deli rüzgar çıksa; alıp götürse
yılların içimde bıraktıklarını.
ümit yaşar oğuzcan
devamını gör...
2577.
bugün oturdum ölümü düşündüm
kirli, acı bir su gibi yürüdü içimde
dokunduğum, gördüğüm her şeye sindi
ürperdim, korktum ve biraz şaşırdım
bugün oturdum ölümü düşündüm
yirmi yaşında ve hayat bu kadar güzelken
kirli, acı bir su gibi yürüdü içimde
dokunduğum, gördüğüm her şeye sindi
ürperdim, korktum ve biraz şaşırdım
bugün oturdum ölümü düşündüm
yirmi yaşında ve hayat bu kadar güzelken
devamını gör...
2578.
onur şenli adında bir tıp fakültesi öğrencisi
komşu kızına aşık olur ama aşkına karşılık bulamaz.
aşk acısı ona soluğu birçok zaman, izmir’in agora semtinde aldırmaya başlar.
çünkü agora salaş meyhanelerin mekanıdır.
bir gün bu salaş meyhanelerden birinde içtikten sonra eve gelir ve bir mektup yazmaya başlar aşkına.
mektup şöyle başlar:
“sana bu satırları bir sonbahar gecesinin felç olmuş köşesinden yazıyorum.”
onur şenli, mektubun ileri ki
bölümlerinde fakına varır ki aslında bir mektup değil bir şiir yazmaktadır.
şiirine de şu adı koyar:
gece, şarap ve aşk
onur, şiiri yayımlatmak için fakültenin dergisine gönderir,
şiiri kabul edilir.
şiir dergide tam basılmak üzereyken,bir gazetenin kültür-sanat editörü tarafından görülür. editör şiiri yayınlar ama adını değiştirerek.
agora meyhanesi.
şiir o kadar sevilir ki, dillere pelesenk olur.
hatıra defterlerinde yer alır,
sevgililerin kulaklarına fısıldanır,
şarkısı yapılır,
şarkıyı neredeyse ünlü olup da söylemeyen sanatçı kalmaz.
şarkıyı dinleyenler izmir’deki
agora’dan habersiz balat’ta ki agora meyhanesi’ne akın ederler.
çünkü şarkıdaki agora meyhanesi’nin burası olduğunu düşünmektedirler.
haliyle geceleri burası hınca hınç dolmaya başlar.
öyle popüler bir mekan olur ki tam 286 türk filmi’nin
meyhane bölümleri burada çekilir.
agora meyhanesi
sana bu satırları
bir sonbahar gecesinin
felç olmuş köşesinden yazıyorum
beşyüz mumluk ampullerin karanlığında
saatlerdir boşalan kadehlere
şarkılarını dolduruyorum
tabağımdaki her zeytin tanesine
simsiyah bakışlarını koyuyorum
ve kaldırıp kadehimi
bu rezilcesine yaşamaların şerefine içiyorum.
burası agora meyhanesi
burada yaşar aşkların en madarası
ve en şahanesi
burada saçların her teline bir galon içilir
gözlerin her rengine bir şarkı seçilir
sen bu sekiz köşeli meyhaneyi bilmezsin
bu sekiz köşeli meyhane seni bilir
burası agora meyhanesi
burası arzularını yitirmiş insanların dünyası?
şimdi içimde sokak fenerlerinin yalnızlığı
boşalan ellerimde kahreden bir hafiflik
bu akşam umutlarımı meze yapıp içiyorsam
elimde değil
bu da bir nevi namuslu serserilik
dışarda hafiften bir yağmur var
bu gece benim gecem
kadehlerde alaim-i semaların raksettiği
gönlümde bütün dertlerin horan teptiği gece bu
camlara vuran her damlada seni hatırlıyorum
ve sana susuzluğumu
birazdan şarkılar susar, kadehler boşalır
umutlar tükenir, mezeler biter
biraz sonra bir mavi ay doğar tepelerden
bu sarhoş şehrin üstüne
birazdan bu yağmur da diner
sen bakma benim böyle
delice efkarlandığıma
mendilimdeki o kızıl lekeye de boş ver
yarın gelir çamaşırcı kadın
her şeyden habersiz onu da yıkar
sen mesut ol yeter ki ben olmasam ne çıkar?
dedim ya burası agora meyhanesi
bir tek iyiliğin tüm kötülüklere meydan okuduğu yer
burası agora meyhanesi
burası kan tüküren mesut insanların dünyası."
komşu kızına aşık olur ama aşkına karşılık bulamaz.
aşk acısı ona soluğu birçok zaman, izmir’in agora semtinde aldırmaya başlar.
çünkü agora salaş meyhanelerin mekanıdır.
bir gün bu salaş meyhanelerden birinde içtikten sonra eve gelir ve bir mektup yazmaya başlar aşkına.
mektup şöyle başlar:
“sana bu satırları bir sonbahar gecesinin felç olmuş köşesinden yazıyorum.”
onur şenli, mektubun ileri ki
bölümlerinde fakına varır ki aslında bir mektup değil bir şiir yazmaktadır.
şiirine de şu adı koyar:
gece, şarap ve aşk
onur, şiiri yayımlatmak için fakültenin dergisine gönderir,
şiiri kabul edilir.
şiir dergide tam basılmak üzereyken,bir gazetenin kültür-sanat editörü tarafından görülür. editör şiiri yayınlar ama adını değiştirerek.
agora meyhanesi.
şiir o kadar sevilir ki, dillere pelesenk olur.
hatıra defterlerinde yer alır,
sevgililerin kulaklarına fısıldanır,
şarkısı yapılır,
şarkıyı neredeyse ünlü olup da söylemeyen sanatçı kalmaz.
şarkıyı dinleyenler izmir’deki
agora’dan habersiz balat’ta ki agora meyhanesi’ne akın ederler.
çünkü şarkıdaki agora meyhanesi’nin burası olduğunu düşünmektedirler.
haliyle geceleri burası hınca hınç dolmaya başlar.
öyle popüler bir mekan olur ki tam 286 türk filmi’nin
meyhane bölümleri burada çekilir.
agora meyhanesi
sana bu satırları
bir sonbahar gecesinin
felç olmuş köşesinden yazıyorum
beşyüz mumluk ampullerin karanlığında
saatlerdir boşalan kadehlere
şarkılarını dolduruyorum
tabağımdaki her zeytin tanesine
simsiyah bakışlarını koyuyorum
ve kaldırıp kadehimi
bu rezilcesine yaşamaların şerefine içiyorum.
burası agora meyhanesi
burada yaşar aşkların en madarası
ve en şahanesi
burada saçların her teline bir galon içilir
gözlerin her rengine bir şarkı seçilir
sen bu sekiz köşeli meyhaneyi bilmezsin
bu sekiz köşeli meyhane seni bilir
burası agora meyhanesi
burası arzularını yitirmiş insanların dünyası?
şimdi içimde sokak fenerlerinin yalnızlığı
boşalan ellerimde kahreden bir hafiflik
bu akşam umutlarımı meze yapıp içiyorsam
elimde değil
bu da bir nevi namuslu serserilik
dışarda hafiften bir yağmur var
bu gece benim gecem
kadehlerde alaim-i semaların raksettiği
gönlümde bütün dertlerin horan teptiği gece bu
camlara vuran her damlada seni hatırlıyorum
ve sana susuzluğumu
birazdan şarkılar susar, kadehler boşalır
umutlar tükenir, mezeler biter
biraz sonra bir mavi ay doğar tepelerden
bu sarhoş şehrin üstüne
birazdan bu yağmur da diner
sen bakma benim böyle
delice efkarlandığıma
mendilimdeki o kızıl lekeye de boş ver
yarın gelir çamaşırcı kadın
her şeyden habersiz onu da yıkar
sen mesut ol yeter ki ben olmasam ne çıkar?
dedim ya burası agora meyhanesi
bir tek iyiliğin tüm kötülüklere meydan okuduğu yer
burası agora meyhanesi
burası kan tüküren mesut insanların dünyası."
devamını gör...
2579.
hayat gibi kutsal bir kelime
kalmadı değeri artık bu günlerde
sen yaşıyorum sanırsın hayattan bıkmış halde
oysaki asıl hayatı yaşayanlardır
sana daima şükür etmeyi öğretenler...
kalmadı değeri artık bu günlerde
sen yaşıyorum sanırsın hayattan bıkmış halde
oysaki asıl hayatı yaşayanlardır
sana daima şükür etmeyi öğretenler...
devamını gör...
2580.
bir kuş uçar bir kuş
ar dökülen yüzünden
kabuğu paslı metal hayatlar
utançlar ve elem çiçekleri
kavşaklarda buluşur
bir kuş uçar bir kuş
zaman yavaşlar
ve yollar...
köleyiz belli
ezginiz, zincirli
iç içe ikili yaşamlar
yekdiğerine ağlar
oysa hep beyaz başlar
lugaz mı muamma mı
yahut dolanık gidişler
kördüğüm bu, utanç kilidi
sımsıkı bağlar
utanıyoruz
kuş üşür
yaz biter
iki büklümdür arlar
yanakları al al akşamlar
21.09.2019
ar dökülen yüzünden
kabuğu paslı metal hayatlar
utançlar ve elem çiçekleri
kavşaklarda buluşur
bir kuş uçar bir kuş
zaman yavaşlar
ve yollar...
köleyiz belli
ezginiz, zincirli
iç içe ikili yaşamlar
yekdiğerine ağlar
oysa hep beyaz başlar
lugaz mı muamma mı
yahut dolanık gidişler
kördüğüm bu, utanç kilidi
sımsıkı bağlar
utanıyoruz
kuş üşür
yaz biter
iki büklümdür arlar
yanakları al al akşamlar
21.09.2019
devamını gör...
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
