2501.
ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden eteklerin bir yığın yaprak ve bir gün bakacaksın sema'ya ağlayarak
devamını gör...
2502.
sen ümitlerimin tek kaynağı,
sen kalbimde neşe,
sen meleksin.....
devamını gör...
2503.
seni benim gibi
seven bulamazsın....
devamını gör...
2504.
“ama gene de,
gene de güzel günler geçirebilirim;
geçirebilirim bu mavilikte,
suda yüzen karpuz kabuğundan farksız,
ağacın gökyüzüne vuran aksinden,
her sabah erikleri saran buğudan,
buğudan, sisten, ışıktan, kokudan...”

dalga - orhan veli
devamını gör...
2505.
kirli eller daha temiz.
temiz elli
kirli gönüllerden.
ne dersiniz?
-özdemir asaf
devamını gör...
2506.
tam da önündeyken
elini uzatsan değecekken
göz göze gelmişken
hemen karşında duruyorken
işte ordayken
saçlarına dokunmamaktır
akşamüzeri paslı bir çiviyle
seni seviyorum yazdığın
o yorgun sahil bankında otururken
tarifi imkansız bir iç geçirmeyle
havada serinledi dediğinde
hemen ceketini çıkarıp
onun omzuna usulca koymanın
ta kendisidir aşk
sadri alışık’ın ben sana bişey derdim ama
o film bu film değil deyişindeki esrardır
aşk aslında hep o filmdir
dünyanın niçin yaratıldığını merak etmekten
dünya ne güzel yaratılmış cümlesine geçmektir
kimseden umudu kalmamışların son kalesidir
aşk çilek kesiğidir
bir vapura eşlik etmektir
bir martının kanadını peşinde
marmaraa denizin altını üstüne getirip
lodosla yarenlik etmektir
boş bir pet şişe, yarısı yırtık bir mektup
ve buruşturulup atılmış bir sigara paketiyle
samatya açıklarından karaya vurmaktır
aşk hep karaya vurmaktır
aşk kimsesizliktir
köyün delisi, mahallenin enayisi
alemin aptalı olmaktır.
aşk unutmamaktır.
mektupları yakmamak, resimleri yırtmamaktır.
herhangi bir sokağın köşesinde
herhangi bir durağın yanında
herhangi bir yağmurun altında
yaşananları döne döne ziyaret etmektir
aşk hatıralar uğramaktır
aşk rağmendir,
başkalarına rağmen
hüzünlere, imkansızlıklara rağmen
acılara rağmen
korkulara rağmen
terkedişlere, kaçışlara rağmen
ayrı kalışlara rağmendir aşk
biliyorsun değil mi
en çok ellerini özlerim
en son onları bırakırdım
bir dervişin cübbesine sızarak sıratın üstünden geçerken
son bir kez dönüp akmaktır perona giren trene
ya ineceksek
aşk bu kadar belirsiz, bu kadar karanlık
bu kadar acımasız
aşk bu kadar siyahtır.
o yüzden aşk karşıda duran
o yüzden aşk kaldırımların en kenarından yürüyen
o yüzden ayakkabılarını bağlamayı bilmeyen
o yüzden cetvelle düz çizgi çizemeyen
o yüzden aşk orası benim yerimdi diyemeyen
o yüzden aşk mendiline süt doldurup götürebilenlerin işidir.
aşk duadır
görmediğine inanması insanın
gittiğine de inanmamasıdır
her yağmur tanesini bir melek indiriyorsa yer yüzüne
bir tanesinind e o olacağını umup
yağmurda tepeden tırnağa ıslanmaktır aşk
tam da önündeyken
elini uzatssan değecekken
göz göze gelmişken
hemen karşında duruyorken
işte ordayken
saçlarına dokunmamaktır.
aşk hatıralara uğramaktır.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...
2507.
aynalar
şair: necip fazıl kısakürek

aynalar, bakmayın yüzüme dik dik;
iste yakalandık, kelepçelendik!
çıktınız umulmaz anda karsıma,
başımın tokmağı indi başıma.

suratımda her suç bir ayrı imza,
benmişim kendime en büyük ceza!
ey dipsiz berraklık, ulvi mahkeme!
acı, hapsettiğin sefil gölgeme!

nur topu günlerin kanına girdim.
kutsi emaneti yedim, bitirdim.
doğmaz güneşlere bağlandı vade;
dişlerinde, köpek nefsin, irade.

günah, gunah, hasad yerinde demet;
merhamet, sucumdan aşkın merhamet!
olur mu, dünyaya indirsem kepenk:
gözyaşı döksem, nuh tufanına denk?

çıkamam, aynalar, aynalar zindan.
bakamam, aynada, aynada vicdan;
beni beklemeyin, o bir hevesti;
gelemem, aynalar yolumu kesti.
devamını gör...
2508.
yok öyle umutları yitirip
karanlıklara savrulmak.
unutma; aynı gökyüzü altında,
bir direniştir yaşamak.
nazim hikmet
devamını gör...
2509.
kente kapandık kaldık tutanaklarla belli
sirk izlenimlerinden seçmen kütüklerinden
yüzlerimiz temmuzdan ötürü sallanır ve uzar
ve her köşe bir tuzaktır
birer darağacıdır her meydan saati
öğle vaktini kesinlikle gösteren
oysa hep güçlü dağları görmenin zamanıdır

çığlığım uzun uzun kalır içimde
yani güller giyinmiş bir adam nerde ben nerde
rüzgâr bir dirimi dört yöne bölerken tepelerde
ve gece duruşmasından yeni çıkmışken
sabahın terazisi eksik tartar gölgemi

artık öyle açık ki kuşkuya yer yok
kim gelirse gelsin acıya hep yer vardır
tutanaklarda duvar diplerinde ve bazı yerlerde
örneğin çukurova ve mekong köylerinde
acıdır ağacın gölgesini yapan
bunu herkes bilir

kutsal acı besleyen acı sütünü emiyoruz
yatıyoruz seninle terli döşeklerde
saati seninle kuruyoruz bir çalar saati
sen donatıyorsun kalbimizi
kalbimiz çoğu zaman yeterli ve ürkek
kendi çoğunluğunu kendi üreterek

kente kapandık kaldık iki cadde iki alan bir saat
mutsuzluk acıya varana kadar
artık yeminimiz bir tatar gölgesi gibi
öyle bir gölge ki belki çok dardır
kısa vakitlerinde aceleci akşamın

artık öyle açık ki kuşkuya yer yok
acıya hep yer vardır aramızda
dört cepli yeleğim aynı kolaylıkla taşır her şeyi
bozuk paraları da umutsuzluğu da
aynı kolaylıkla tutmuş gibi olurum
güneşin yedi renk ayasını

biliyor musun güçlü dağları görmenin zamanıdır
şimdi bir bağırsan çok iyi biliyorum
ya da üst üste silah atsan
kent tepinir belki bütün kuşlar uçar
belki değil mutlaka
ama
bir tanesi mutlaka kalır.

- turgut uyar, acının coğrafyası
devamını gör...
2510.
bir at neden ağlar düşün bunu sevgilim

birlikte rüzgara açamadığımız kollar

ay’ı seyretmek için üşüdüğümüz yollarda

birlikte söyleyemediğimiz şarkıları ağlatıyor şimdi

bizi seyrederken aydınlık bir avludan

çocukken beni güzelleştiren o çakıl taşlarıyla

vurulmak istiyorum dünyaya

bildin mi şimdi,

at vurulmadı, ondan ağlar sevgilim.

(bkz: serap kadıoğlu)
devamını gör...
2511.

"bazı adamlar, incitmeden sevemezdi..
kırardı, dökerdi, yangınlar bırakırdı arkalarında…
bazı adamlarsa, tüm geçmişi unutturur,
parmak uçlarından öperdi."


–cemal süreya

şiir mi söz mü bilemedim.
güzel demiş.
cemal süreya üç noktadan önce kullanılan cümle gibiydi, ondan sevmem onu.
öyle adamlar gerçekten sevmiş olur mu?
sevdiğini kırıp döken sever mi?
sevdiğine, sevgisine kıyar mı?
devamını gör...
2512.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...
2513.
hayat seni,
sevmediğinle seviştirir,
sevdiğinle savaştırır.
kalbinin sahibi ile değil,
mecburiyetin izniyle evlenirsin.
gönlünün hayır dediğine evet der dilin.
ömrünün geri kalanını,
aynı evde, aynı odada, aynı masada, aynı yatakta,
ama sana dünyalar kadar uzak olan biriyle yaşarsın.
kalbini kürtaj ettirmiş bir mahkum gibi,
dolanır durursun kendi içinde.
etrafın "elalem ne der" telleri ile çevrilmiştir.
kendi hayatını uzaktan seyreden,
mutsuz biri olursun zamanla.
ve kimse seni duymaz sen kaderine bağırırken.
gözün gibi baktığın tenin,
ve herkesten sakındığın gözlerin,
acımasızca yağmalanır her gece.
sular yıkamaz,
gözyaşın olmadan,
üzerine sinen kiri.
çünkü,
insan ait olmadığı insanın yatağında sürgündedir.
ve ait olmadığı insanın hayatında rehindir...
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...
2514.
“sesinde ne var biliyor musun
söylemediğin sözcükler var
küçücük şeyler belki
ama günün bu saatinde
anıt gibi dururlar

sesinde ne var biliyor musun
söyleyemediğin sözcükler var”

cemal süreya - 8.10 vapuru
devamını gör...
2515.
"âh, bir güvercin gibi kanatlarım olsaydı
uçar ve huzurlu olurdum
çünkü şiddeti ve kavgaları gördüm
bu dünyada çok acı çektim.

bu dünya gebe ve haksızlık doğuruyor
allah'ım, senin gücün ve senin huzurun dışında
nereden sığınak bulurum?
eğer şafağın rüzgarlarına asılsam ve denizin derinliklerinde yaşasam
yine de elinin ağırlığını üzerimde hissederdim.
beni kararsızlıkla sarhoş ettin
senin yolların ne kadar gizemli
senin yolların ne kadar gizemli.

yüreğimin acısını söylüyorum
ruhumun yakıcılığını söylüyorum
sessizliğimi korurken, kemiklerim ufalıyor
çünkü elinin ağırlığı üzerimde.

hatırla; hayatım bir soluktan ibaret
çöldeki bir pelikan gibiyim
ve bir serçe gibiyim, damda tek başına kalmış.
dökülmüş su gibiyim
ve ölüp gitmişler gibiyim
ve ölümün gölgesi, gözkapaklarımı kaplıyor
beni bırak, beni bırak; günlerim sadece bir nefes.
beni bırak, yolculuğuma başlamadan önce geri dönüşü olmayan yere,
ebedi karanlıklar ülkesine.

allah'ım,
güvercinin ruhunu vahşi hayvanlara emanet etme.

hatırla; hayatım bir soluktan ibaret
değirmenlerin gürültüsü
ve o acı dolu aylara
ve çevremi saran neşeli şarkılar
ve canlı ışıklar yitip gitti.
ne mutlu, bu zamanda hasat yapanlara
ve elleriyle başakları toplayabilene.

çölde şarkı söyleyen ruhları dinleyelim
âh edenlerin ve ellerini gökyüzüne açanların şarkısı, diyor ki:

"eyvah, yaralarım ruhumu hissizleştirdi! "

âh sen,
beline kadar inen saçların dökülürken,
kırmızı elbiseler giydiğin,
altından mücevherler taktığın zamanları hep unuttun.
gözlerine sürme çekerdin
hatırla; kendini boşu boşuna güzelleştirirdin,
çölde yalnız bir şarkı olduğun
ve arkadaşların seni terkettiği için.

zaman akıyor ve öğlenin gölgeleri uzamaya başlıyor
ve kuşlarla dolu bir kafes gibi,
hayatımız da iniltiyle dolu.

içimizde hiç kimse bilmiyor; ne kadar vakti kaldığını
hasat zamanı geçti, yaz artık bitmek üzere
ve bir kurtuluş bulamadık.
güvercinler gibi bağrışıyoruz adalet için
ama kimse duymuyor bizi.
ve karanlıkta, ışığı bekliyoruz.

ey sen, sevginin gücüyle taşan nehir
bize doğru gel
bize doğru gel."

füruğ ferruhzad - güvercinin ruhu
devamını gör...
2516.
gökyüzünden geceme parlayan ışıkla aya aşık olduğum gibi,
yüzünden ruhuma parlayan ışıkla sana
aşık olmak istiyorum...
devamını gör...
2517.
durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar
şu aranıp duran korkak ellerimi tut
bu evleri atla bu evleri de bunları da
göğe bakalım
devamını gör...
2518.
bugün anlamsızca aklıma gelen atilla ilhan şiirini bırakıyorum bende. *


-ağlardım-
beni sevmiyordun bilirdim
bir sevdiğin vardı duyardım
çöp gibi bir oğlan ipince
hayırsızın biriydi fikrimce
ne vakit karşımda görsem öldüreceğimden korkardım
felaketim olurdu, ağlardım…
ne vakit maçka'dan geçsem limanda hep gemiler olurdu
ağaçlar kuş gibi gülerdi
bir rüzgar aklımı alırdı
sessizce bir cigara yakardın
parmaklarımın ucunu yakardın
kirpiklerini eğerdin, bakardın
üşürdün içim ürperirdi
felaketim olurdu ağlardım
… akşamlar bir roman gibi biterdi
jezabel kan içinde yatardı
limandan bir gemi giderdi
sen kalkıp ona giderdin
benzin mum gibi giderdin
sabaha kadar kalırdın
hayırsızın biriydi fikrimce
güldü mü cenazeye benzerdi
hele seni kollarına aldı mı
felaketim olurdu, ağlardım
~atilla ilhan~
devamını gör...
2519.
ama ne varsa geyikli gecede idi
bir bilseniz avuçlarınız terlerdi heyecandan
bir bakıyorduk akşam oluyordu kaldırımlarda
kesme avizelerde ve çıplak kadın omuzlarında
büyük otellerin önünde garipsiyorduk
çaresizliğimiz böylesine kolaydı işte
hüznümüzü büyük şeylerden sanırsanız yanılırsınız
örneğin üç bardak şarap içsek kurtulurduk
yahut bir adam bıçaklasak
yahut sokaklara tükürsek
ama en iyisi çeker giderdik
gider geyikli gecede uyurduk.
devamını gör...
2520.
kitaplarda ölmek

adı, soyadı
açılır parantez
doğduğu yıl, çizgi, öldüğü yıl, bitti
kapanır, parantez.

o şimdi kitaplarda bir isim, bir soyadı
bir parantez içinde doğum, ölüm yılları.

ya sayfa altında, ya da az ilerde
eserleri, ne zaman basıldıkları
kısa, uzun bir liste.
kitap adları
can çekişen kuşlar gibi elinizde.

parantezin içindeki çizgi
ne varsa orda
ümidi, korkusu, gözyaşı, sevinci
ne varsa orda.

o şimdi kitaplarda
bir çizgilik yerde hapis,
hâlâ mı yaşıyor, korunamaz ki,
öldürebilirsiniz.

behçet necatigil
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"geceye bir şiir bırak" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim