geceye bir şiir bırak
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
başlık "delirmiş_psikolog" tarafından 07.11.2020 20:02 tarihinde açılmıştır.
1921.
bir dilenci bir faraş hızır'a çalsın biraz
döküleni içimden içime küreyerek
kırıkları toplayıp ben de işte anneme
doğduğum için ondan özürler dileyerek
(süleyman çobanoğlu/çekinen)
döküleni içimden içime küreyerek
kırıkları toplayıp ben de işte anneme
doğduğum için ondan özürler dileyerek
(süleyman çobanoğlu/çekinen)
devamını gör...
1922.
...
siz beni bu şehirden alın götürün
tükenmez yağmurlarda ıslatın
elime iki kulaç ip verin
düğümleyip düğümleyip çözeyim
şehrin bütün ışıklarını söndürün
kapatın bütün kapılarını
beni bu şehirden alın götürün
bir elim sağ cebimde
bir elim sol cebimde
bu hüznü sizde bilirsiniz
anlat deseniz anlatamam
enine boyuna yaşarım ancak
...
turgut uyar
devamını gör...
1923.
hayatım bir mutsuzluk inşaatıydı pollyanna
çimento, demir, çamur...
duvarlarımı şiir ve türkü söyleyerek sıvardım.
en üst kattan düşerdim her gün
esmer bir işçi gibi dilini bilmediğim bir dünyaya
hayatım bir mutsuzluk inşaatıydı pollyanna
sana ve mutluluğa yazılmış mektuplarıma
cevap beklediğim zamanlarda.
didem madak - polyanna'ya son mektup şiirinden
devamını gör...
1924.
geyikli gece
halbuki korkulacak hiçbir şey yoktu ortalıkta
her şey naylondandı o kadar
ve ölünce beş on bin birden ölüyorduk güneşe karşı.
ama geyikli geceyi bulmadan önce
hepimiz çocuklar gibi korkuyorduk
geyikli geceyi hep bilmelisiniz
yeşil ve yabani uzak ormanlarda
güneşin asfalt sonlarında batmasıyla ağırdan
hepimizi vakitten kurtaracak
bir yandan, toprağı sürdük
bir yandan kaybolduk
gladyatörlerden ve dişlilerden
ve büyük şehirlerden
gizleyerek yahut döğüşerek
geyikli geceyi kurtardık
evet kimsesizdik ama umudumuz vardı
üç ev görsek bir şehir sanıyorduk
üç güvercin görsek meksika geliyordu aklımıza
caddelerde gezmekten hoşlanıyorduk akşamları
kadınların kocalarını aramasını seviyorduk
sonra şarap içiyorduk kırmızı yahut beyaz
bilir bilmez geyikli gece yüzünden
geyikli gecenin arkası ağaç
ayağının suya değdiği yerde bir gökyüzü
çatal boynuzlarında soğuk ayışığı
ister istemez aşkları hatırlatır
eskiden güzel kadınlar ve aşklar olmuş
şimdi de var biliyorum
bir seviniyorum düşündükçe bilseniz
dağlarda geyikli gecelerin en güzeli
hiçbir şey umurumda değil diyorum
aşktan ve umuttan başka
bir anda üç kadeh ve üç yeni şarkı
belleğimde tüylü tüylü geyikli gece duruyor.
biliyorum gemiler götüremez
neonlar ve teoriler ışıtamaz yanını yöresini
örneğin manastırda oturur içerdik iki kişi
ya da yatakta sevişirdik bir kadın bir erkek
öpüşlerimiz gitgide ısınırdı
koltukaltlarımız gitgide tatlı gelirdi
geyikli gecenin karanlığında
aldatıldığımız önemli değildi yoksa
herkesin unuttuğunu biz hatırlamasak
gümüş semaverleri ve eski şeyleri
salt yadsımak için sevmiyorduk
kötüydük de ondan mı diyeceksiniz
ne iyiydik ne kötüydük
durumumuz başta ve sonda ayrı ayrıysa
başta ve sonda ayrı olduğumuzdandı
ama ne varsa geyikli gecede idi
bir bilseniz avuçlarmız terlerdi heyecandan
bir bakıyorduk akşam oluyordu kaldırımlarda
kesme avizelerde ve çıplak kadın omuzlarında
büyük otellerin önünde garipsiyorduk
çaresizliğimiz böylesine kolaydı işte
hüznümüzü büyük şeylerden sanırsanız yanılırsınız
örneğin üç bardak şarap içsek kurtulurduk
yahut bir adam bıçaklasak
yahut sokaklara tükürsek
ama en iyisi çeker giderdik
gider geyikli gecede uyurduk
geyiğin gözleri pırıl pırıl gecede
imdat ateşleri gibi ürkek telaşlı
sultan hançerıeri gibi ayışığında
bir yanında üstüste üstüste kayalar
öbür yanında ben
ama siz zavallısınız ben de zavallıyım
eskimiş şeylerle avunamıyoruz
domino taşları ve soğuk ikindiler
çiçekli elbiseleriyle yabancı kalabalık
gölgemiz tortop ayakucumuzda
sevinsek de sonunu biliyoruz
borçları kefilleri ve bonoları unutuyorum
ikramiyeler bensiz çekiliyor dünyada
daha ilk oturumda suçsuz çıkıyorum
oturup esmer bir kadını kendim için yıkıyorum
iyice kurulamıyorum saçlarını
bir bardak şarabı kendim için içiyorum
halbuki geyikli gece ormanda
keskin mavi ve hışırtılı
geyikli geceye geçiyorum
uzanıp kendi yanaklarımdan öpüyorum.
turgut uyar
devamını gör...
1925.
acı geçiyor
acı elbette geçiyor.
acı çekmiş olmak geçmiyor.
kemal varol
acı elbette geçiyor.
acı çekmiş olmak geçmiyor.
kemal varol
devamını gör...
1926.
benim şiir anlayışım aşağıdaki gibidir. şiirin en güzel şekli lirikalitesi yüksek rap müziğiyle yapılır.
süvari
gladyatörler oldu sûvari
yalanla dolu bu vadi
richard kadar süratliyim
değişimim ruhani
voyvoda gibi kazığa oturtacağım ve bu adil
emin ol bu defa seni kurtaracak şey dua değil bildikleriniz hurâfe, öldür ya da öl, kural tek
senin için geri geleceğim, kılıcını kuşan breh!
tabutun bile olmayacak
cesedini örtecek muşamba
siz punch istiyorsunuz, benim kara kuşağım var biliyorsun, her şey bitince oturacaksın kucağıma
son nefesimde gülümserim, üstüme suç almam
bi' hiç olarak öleceksin ve dönmeyecek çarkın
kimin haklı olduğunu belirlerken yargı
yüreğim merhamete dargın, elimde kargım
kalbine saplı, kulaklarında şarkım
süvari
gladyatörler oldu sûvari
yalanla dolu bu vadi
richard kadar süratliyim
değişimim ruhani
voyvoda gibi kazığa oturtacağım ve bu adil
emin ol bu defa seni kurtaracak şey dua değil bildikleriniz hurâfe, öldür ya da öl, kural tek
senin için geri geleceğim, kılıcını kuşan breh!
tabutun bile olmayacak
cesedini örtecek muşamba
siz punch istiyorsunuz, benim kara kuşağım var biliyorsun, her şey bitince oturacaksın kucağıma
son nefesimde gülümserim, üstüme suç almam
bi' hiç olarak öleceksin ve dönmeyecek çarkın
kimin haklı olduğunu belirlerken yargı
yüreğim merhamete dargın, elimde kargım
kalbine saplı, kulaklarında şarkım
devamını gör...
1927.
...senin çardağına çıkarken
karıştırırken şarapla kendimi sana
varsın gün geçtikçe her şeyde biraz kahır,
biraz bakır çalığı olsun lokmamızda.
bana soru sor artık!
beni kurtarma, konuştur!
beni yaz geceleri patlayan sağnaklara bağışla…
devamını gör...
1928.
ben hiç böylesini görmemiştim
vurdun kanıma girdin itirazım var
sımsıcak bir merhaba diyecektim
başımı usulca dizine koyacaktım
dört gün dört gece susacaktım...
devamını gör...
1929.
sahi, mutsuz muydun?
orada, seni ilk kez nereme sığdıracağımı bilemeyip
bütün mahcubiyetimi tırnaklarımdan çıkarırken
karşında bir yeni yetme gibi tırnaklarımı kemirirken
orada, kızılcıklıyla doktorların kesiştiği o yerde
sabah ezanı okunmak üzereyken
ben çok yorgunken, ve sen çok içmişken
telefonda usulca konuşup bana seni nerede bekleyeceğimi tarif ederken
saat 4 falan iken
ben olağanca yorgunluğuma rağmen değilmişim gibi davranıp
sana doğru yürürken..
sen ne kadar yorgun olduğumu görünce
hemen ilerideki bankı gösterip,
"istersen biraz oturalım." derken,
oturduğumuzda bankın tam ortasına, dizlerimiz birbirine değerken..
mutsuz muydun harbiden?..
sahi, mutsuz muydun?
oysa sabaha karşı açık fırın bulunca
çocuk gibi sevinmiş ve bana taze ekmek almıştın..
ben yolda yarısını yemiştim,
ve sen; "evde zeytin var, günah." demiştin.
yalan mı söylemiştin, değil miydi günah?
sahi, ben mi abarttım?
zeytine, ekmeğe ve sana yemin edip
doğru düzgün bir adam olmaya karar verdiğimin sabahı,
abarttım diye mi?
böyle hem manalı, hem manasız baktın yüzüme.
sahi herkes, herkes aldatır mı?
sahi, utanmayı unutunca mı geçecek bütün mutsuzluklar?
ben sesini ilk duyduğumda seni sevmeye karar vermiştim..
sen başın ilk sıkıştığında, beni sevmekten vazgeçtin..
sahi, ben sana denk mi geldim?
geçerken uğradığın benzin istasyonu gibi.
bir daha dönmeyeceğin,
mağrur ve yalnız,
sakin ve telaşlı,
bedbaht ve mütefessir,
bokuna kadar zıt anlamlı,
dibine kadar çelişik..
ben gibi iken işte ben
sahi sen, benim nasıl ben gibi olduğumu en iyi bilen iken
niye işim var deyip, yol vermedin bana?
yalnızlıktan it gibi korktuğumu biliyordun!
yalnızlıktan it gibi korktuğumu tanıştığımızın ikinci günü söylemiştim sana!
sana demiştim ki;
bak, iyi dinle
“beni bir gün unutacaksan, bir gün bırakıp gideceksen, boşuna yorma derdi; boş yere mağaramdan çıkarma beni. alışkanlıklarımı, özellikle yalnızlığa alışkanlığımı, kaybettirme boşuna. tedirgin etme beni. bu sefer geride bir şey bırakmadım. tasımı tarağımı topladım geldim. neyim var neyim yoksa ortaya döktüm. beni bırakırsan sudan çıkmış balığa dönerim. bir kere çavuş olduktan sonra bir daha amelelik yapamayan zavallı köylüye dönerim. beni uyandır.”
kelimesi kelimesine ezber ettiğim bu oğuz atay satırlarını okumuştım sana..
beni yalnız bırakma demiştim!
ee, neredesin?
sahi, bütün bu anksiyetem , taşikardim
nesneli nesnesiz serzenişlerin
arkandan kırıp döktüğü ne varsa işte
sahi, hepsi benim hezeyanım mı?
sen aslında hiç olmadın
ben mi mana yükledim manasız varlığına?
oysa ben hala, her sabah, kötü bir rüyaya dalıyor gibi uyanıyorum dünyaya
beni asla beklemeyeceğini bildiğim yerlere
beni bekleyen, ama bekleyip beklemediklerini umurumda bile olmayan insanlar için kuruyorum telefonun alarmını
ve bir kez bile ertelemeden, hep vaktinde doğruluyorum
niye biliyor musun?
niye, biliyorsun...
niye?
sahi, biliyor musun?
beraber bir kurusova filmi izlemiştik seninle, hatırlarsın
bari bunu hatırla
evet, bunu hatırlarsın
al işte, şimdi itiraf ediyorum;
filmi değil seni, seni izliyordum
çünkü sen o ara bütün filmlerdeki bütün kadınlardan daha güzeldin
sahi, hiç mi fark etmedin?
ahh, olan oldu artık...
unutulacak olanlar çoktan unutuldu
unutulmayacak olanlar mıh gibi beynimde
artık tek bir soru var aklımda
cevabının hiçbir işime yaramayacağı, deli gibi bildiğim fakat buna rağmen cevabını deli gibi merak ettiğim tek bir soru var şimdi
sahi, bu aşkta
tek ben miyim kaybeden?
ali lidar
edit: düşündüm de buraya kadar okumuş bir yazar arkadaşım varsa, acaba bana bu şiiri okumak ister mi? *
orada, seni ilk kez nereme sığdıracağımı bilemeyip
bütün mahcubiyetimi tırnaklarımdan çıkarırken
karşında bir yeni yetme gibi tırnaklarımı kemirirken
orada, kızılcıklıyla doktorların kesiştiği o yerde
sabah ezanı okunmak üzereyken
ben çok yorgunken, ve sen çok içmişken
telefonda usulca konuşup bana seni nerede bekleyeceğimi tarif ederken
saat 4 falan iken
ben olağanca yorgunluğuma rağmen değilmişim gibi davranıp
sana doğru yürürken..
sen ne kadar yorgun olduğumu görünce
hemen ilerideki bankı gösterip,
"istersen biraz oturalım." derken,
oturduğumuzda bankın tam ortasına, dizlerimiz birbirine değerken..
mutsuz muydun harbiden?..
sahi, mutsuz muydun?
oysa sabaha karşı açık fırın bulunca
çocuk gibi sevinmiş ve bana taze ekmek almıştın..
ben yolda yarısını yemiştim,
ve sen; "evde zeytin var, günah." demiştin.
yalan mı söylemiştin, değil miydi günah?
sahi, ben mi abarttım?
zeytine, ekmeğe ve sana yemin edip
doğru düzgün bir adam olmaya karar verdiğimin sabahı,
abarttım diye mi?
böyle hem manalı, hem manasız baktın yüzüme.
sahi herkes, herkes aldatır mı?
sahi, utanmayı unutunca mı geçecek bütün mutsuzluklar?
ben sesini ilk duyduğumda seni sevmeye karar vermiştim..
sen başın ilk sıkıştığında, beni sevmekten vazgeçtin..
sahi, ben sana denk mi geldim?
geçerken uğradığın benzin istasyonu gibi.
bir daha dönmeyeceğin,
mağrur ve yalnız,
sakin ve telaşlı,
bedbaht ve mütefessir,
bokuna kadar zıt anlamlı,
dibine kadar çelişik..
ben gibi iken işte ben
sahi sen, benim nasıl ben gibi olduğumu en iyi bilen iken
niye işim var deyip, yol vermedin bana?
yalnızlıktan it gibi korktuğumu biliyordun!
yalnızlıktan it gibi korktuğumu tanıştığımızın ikinci günü söylemiştim sana!
sana demiştim ki;
bak, iyi dinle
“beni bir gün unutacaksan, bir gün bırakıp gideceksen, boşuna yorma derdi; boş yere mağaramdan çıkarma beni. alışkanlıklarımı, özellikle yalnızlığa alışkanlığımı, kaybettirme boşuna. tedirgin etme beni. bu sefer geride bir şey bırakmadım. tasımı tarağımı topladım geldim. neyim var neyim yoksa ortaya döktüm. beni bırakırsan sudan çıkmış balığa dönerim. bir kere çavuş olduktan sonra bir daha amelelik yapamayan zavallı köylüye dönerim. beni uyandır.”
kelimesi kelimesine ezber ettiğim bu oğuz atay satırlarını okumuştım sana..
beni yalnız bırakma demiştim!
ee, neredesin?
sahi, bütün bu anksiyetem , taşikardim
nesneli nesnesiz serzenişlerin
arkandan kırıp döktüğü ne varsa işte
sahi, hepsi benim hezeyanım mı?
sen aslında hiç olmadın
ben mi mana yükledim manasız varlığına?
oysa ben hala, her sabah, kötü bir rüyaya dalıyor gibi uyanıyorum dünyaya
beni asla beklemeyeceğini bildiğim yerlere
beni bekleyen, ama bekleyip beklemediklerini umurumda bile olmayan insanlar için kuruyorum telefonun alarmını
ve bir kez bile ertelemeden, hep vaktinde doğruluyorum
niye biliyor musun?
niye, biliyorsun...
niye?
sahi, biliyor musun?
beraber bir kurusova filmi izlemiştik seninle, hatırlarsın
bari bunu hatırla
evet, bunu hatırlarsın
al işte, şimdi itiraf ediyorum;
filmi değil seni, seni izliyordum
çünkü sen o ara bütün filmlerdeki bütün kadınlardan daha güzeldin
sahi, hiç mi fark etmedin?
ahh, olan oldu artık...
unutulacak olanlar çoktan unutuldu
unutulmayacak olanlar mıh gibi beynimde
artık tek bir soru var aklımda
cevabının hiçbir işime yaramayacağı, deli gibi bildiğim fakat buna rağmen cevabını deli gibi merak ettiğim tek bir soru var şimdi
sahi, bu aşkta
tek ben miyim kaybeden?
ali lidar
edit: düşündüm de buraya kadar okumuş bir yazar arkadaşım varsa, acaba bana bu şiiri okumak ister mi? *
devamını gör...
1930.
güneşin gidişini karşılar gece
ve belirir hafif bir ay ışığı
ay, el sallar güneşe
gece bana emanet der gibi
içten ve samimiyetle
ve belirir hafif bir ay ışığı
ay, el sallar güneşe
gece bana emanet der gibi
içten ve samimiyetle
devamını gör...
1931.
bir gece habersiz bize gel
merdivenler gıcırdamasın
öyle yorgunum ki hiç sorma
sen halimden anlarsın
sabahlara kadar oturup konuşalım
kimse duymasın
mavi bir gökyüzümüz olsun kanatlarımız
dokunarak uçalım.
insanlardan buz gibi soğudum,
işte yalnız sen varsın
öyle halsizim ki hiç sorma
anlarsın.
cahit külebi
devamını gör...
1932.
rü'yâ gibi bir yazdı. yarattın hevesinle,
her ânını, her rengini, her şi'rini hazdan.
hâlâ doludur bahçeler en tatlı sesinle!
bir gün, bir uzak hatıra özlersen o yazdan
körfezdeki dalgın suya bir bak, göreceksin:
geçmiş gecelerden biri durmakta derinde;
mehtâb... iri güller... ve senin en güzel aksin...
velhasıl o rü'yâ duruyor yerli yerinde!
devamını gör...
1933.
kücüktüm ufacıktım
top aynadım acıktım
yerde gördüm bir erik
kaptı alageyik.
devamını gör...
1934.
yazdığım hiçbir şiir, benzemez gözlerine.
yüreğimi dağlar, ıslandıklarında hüzünle.
ne o kadar zarif, ne o kadar şairane
yoktur şiir, bakışın gibi işleyen gönlüme.
yüreğimi dağlar, ıslandıklarında hüzünle.
ne o kadar zarif, ne o kadar şairane
yoktur şiir, bakışın gibi işleyen gönlüme.
devamını gör...
1935.
mona liza siyah güllen ak güllen
ah mona, öyle çalım atma seni kandiracak fethullah güllen
kurma gönlüne rıhtımlar
yoksa eskitirsin nice prangalar
mona liza, siyah günler ak günler
merak etme, geçecek bu günler
ah mona, öyle çalım atma seni kandiracak fethullah güllen
kurma gönlüne rıhtımlar
yoksa eskitirsin nice prangalar
mona liza, siyah günler ak günler
merak etme, geçecek bu günler
devamını gör...
1936.
bazı sorulara cevap bulamadım; kuşkusuz gerekli de değildi bu. soruyu soru halinde bırakıp sahici yanını korumaya çalışmam, cehalet mi sanıldı acaba? bedenlerin bedenlerden istedikleri, ruhların, ruhlardan çıkarttıkları, karşılıklı acıların birbirlerinin etkisini arttırdıkları vakitlerde düştün aklıma. aklıma yayıldın. ne kaybedebilir, ne kazanabilirdim ki artık: ortadaydım işte! bir başkasının mal varlığına dönüşmeden yaşayabilmenin yalnızlığıydı bu. hayır! melankoli diye adlandırma bu durumu; ortak bir açı yakalayamama sorunu galiba. her kadın gibi doğurmak hevesi, her erkek gibi dağların doruklarında biraz gözden ırak hüzünlenme denemeleri aslında. kusura bakma, kafam biraz dağınık,
bir nedeni yok. yalnızca öptüm.
insan inandığı şeyler uğruna muhteşem hatalar da yapabilir.
bir nedeni yok. yalnızca öptüm.
insan inandığı şeyler uğruna muhteşem hatalar da yapabilir.
devamını gör...
1937.
bazı yüzler bakmamak içindir ahmet
bir yaprak gibi saklamak için
güller koparmamak içindir
sözünü kesmemek gibi bir dervişin
yarım bırakmamak gibi güzel bir şiiri
hüzün ey yüzünün ebedi kardeşi
senin soluğun benim ciğerlerim içindir
sensiz yaşadım kim beni nerden bilecektir
ama severim rüzgârların sevdiği gibi başakları
kaç kez atmışsa kalbim o kadar senindir
said yavuz
devamını gör...
1938.
bir anıt yapmak için tırmandığım dağda sen
çekicime ilk değen taşların içindesin.
başarısız kimsesiz, gizlice ağladım mı
ağzıma tuzu değen yaşların içindesin.
uzaktan her kımıltı senden bir haber bana,
arkası bana dönük bakışların içindesin.
çiçeğimi ansızın meyva yapan yazların,
dallarımı koparan kışların içindesin.
canımda çınlar sesin; her yerdesin, nerdesin?
gündüz gece yaptığım işlerin içindesin.
rüyama başkası da giriyor zaman zaman,
sen uyanık gördüğüm düşlerin içindesin.
devamını gör...
1939.
duracağım burada
gidişini seyredeceğim
kıpırtısız, sakin gibi görüneceğim
kavgasız olacak, fırtınasız olacak
saçma sapan olacak
organlarım birbirine vuracak
arkandan sessiz bakacağım
ben yine salağı oynayacağım
soner arıca / ayrılık şarkısına girişte okan bayulgenin seslendirdiği şiir .
devamını gör...
1940.
benim doğduğum köylerde
kuzey rüzgârları eserdi,
ve bu yüzden dudaklarım çatlaktır
öp biraz!
devamını gör...
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167