geceye bir şiir bırak
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
başlık "delirmiş_psikolog" tarafından 07.11.2020 20:02 tarihinde açılmıştır.
2041.
2042.
kendime ait kısa bir şiir yazmak istedim.
bana biraz bahar gerek.
biraz portakal çiçeği kokusu,
biraz da çocukluğum.
sonrasında iyileşirim....
derya ylnz
bana biraz bahar gerek.
biraz portakal çiçeği kokusu,
biraz da çocukluğum.
sonrasında iyileşirim....
derya ylnz
devamını gör...
2043.
dişlerimiz arasındaki ceset
biz şehir ahalisi,kara şemsiyeliler!
kapçıklar! evraklılar! örtü severler!
çığlıklardan çadır yapmak şanı bizdedir
bizimdir yerlere tükürülmeyen yerler
nezaketten,haklılardan yanayızdır hepimiz
sevinmemiz çapkıncadır,ağlatır bizi küpeşteler
yaşamak deriz-oh,dear-ne kadar tekdüze
katliamlar ne kötü be birader
güneş neredeysek orada bulur bizi
ya cünup ve yalancı veya miskin ve ülser
falımız neyse çıksın diye açarız indeksleri
sayılar bizi bulur,o ayıp işaretler
saframızla kesemizi birleştiren anatomi bilgisi
hadım tarih,kundakçı matematik,geri kafalı gramer
evet bunlar gizlice örgütlenerek alnımıza
verem olmak üretimi düşürür ibaresini çizer
biz şehir ahalisi,üstü çizilmiş kişiler
kalırız orda senetler,ahizeler ve tren tarifesiyle
kimbilir kimden umarız emr-i b'il-ma'ruf
kimbilir kimden umarız neyh-i ani'l-münker
bize yalnız oğulları asılmış bir kadının
memeleri ve boynu itimat telkin eder.
dişlerimiz arasındaki ceset
ismet özel
biz şehir ahalisi,kara şemsiyeliler!
kapçıklar! evraklılar! örtü severler!
çığlıklardan çadır yapmak şanı bizdedir
bizimdir yerlere tükürülmeyen yerler
nezaketten,haklılardan yanayızdır hepimiz
sevinmemiz çapkıncadır,ağlatır bizi küpeşteler
yaşamak deriz-oh,dear-ne kadar tekdüze
katliamlar ne kötü be birader
güneş neredeysek orada bulur bizi
ya cünup ve yalancı veya miskin ve ülser
falımız neyse çıksın diye açarız indeksleri
sayılar bizi bulur,o ayıp işaretler
saframızla kesemizi birleştiren anatomi bilgisi
hadım tarih,kundakçı matematik,geri kafalı gramer
evet bunlar gizlice örgütlenerek alnımıza
verem olmak üretimi düşürür ibaresini çizer
biz şehir ahalisi,üstü çizilmiş kişiler
kalırız orda senetler,ahizeler ve tren tarifesiyle
kimbilir kimden umarız emr-i b'il-ma'ruf
kimbilir kimden umarız neyh-i ani'l-münker
bize yalnız oğulları asılmış bir kadının
memeleri ve boynu itimat telkin eder.
dişlerimiz arasındaki ceset
ismet özel
devamını gör...
2044.
talihim pek açıktır dosttan, dostluktan yana
vardır her felakette dostlarımın markası
öyle çoktur sayılmaz yediğim dost kazığı
sağlam kalan sadece kulağımın arkası
(bkz: ümit yaşar oğuzcan)
vardır her felakette dostlarımın markası
öyle çoktur sayılmaz yediğim dost kazığı
sağlam kalan sadece kulağımın arkası
(bkz: ümit yaşar oğuzcan)
devamını gör...
2045.
değişir yönü rüzgarın
solar ansızın yapraklar;
şaşırır yolunu denizde gemi
boşuna bir liman arar;
gülüşü bir yabancının
çalmıştır senden sevdiğini;
içinde biriken zehir
sadece kendini öldürecektir;
ölümdür yaşanan tek başına.
aşk, iki kişiliktir.
bir anı bile kalmamıştır
geceler boyu sevişmelerden;
binlerce yıl uzaktadır
binlerce kez dokunduğun ten;
yazabileceğin şiirler
çoktan yazılıp bitmiştir;
ölümdür yaşanan tek başına.
aşk, iki kişiliktir.
avutmaz olur artık
seni bildiğin şarkılar;
boşanır keder zincirlerinden
sular tersin tersin akar;
bir hançer gibi çeksen de sevgini
onu ancak öldürmeye yarar;
uçarı kuşu sevdanın
alıp başını gitmiştir;
ölümdür yaşanan tek başına.
aşk, iki kişiliktir.
yitik bir ezgisin sadece
tüketilmiş ve düşmüş gözden;
düşlerinde bir çocuk hıçkırır
gece camlara sürtünürken;
çünkü hiç bir kelebek
tek başına yaşamaz sevdasını,
severken hiç bir böcek
hiç bir kuş yalnız değildir;
ölümdür yaşanan tek başına.
aşk, iki kişiliktir. * *
ezginin günlüğü
aşk iki kişiliktir...
solar ansızın yapraklar;
şaşırır yolunu denizde gemi
boşuna bir liman arar;
gülüşü bir yabancının
çalmıştır senden sevdiğini;
içinde biriken zehir
sadece kendini öldürecektir;
ölümdür yaşanan tek başına.
aşk, iki kişiliktir.
bir anı bile kalmamıştır
geceler boyu sevişmelerden;
binlerce yıl uzaktadır
binlerce kez dokunduğun ten;
yazabileceğin şiirler
çoktan yazılıp bitmiştir;
ölümdür yaşanan tek başına.
aşk, iki kişiliktir.
avutmaz olur artık
seni bildiğin şarkılar;
boşanır keder zincirlerinden
sular tersin tersin akar;
bir hançer gibi çeksen de sevgini
onu ancak öldürmeye yarar;
uçarı kuşu sevdanın
alıp başını gitmiştir;
ölümdür yaşanan tek başına.
aşk, iki kişiliktir.
yitik bir ezgisin sadece
tüketilmiş ve düşmüş gözden;
düşlerinde bir çocuk hıçkırır
gece camlara sürtünürken;
çünkü hiç bir kelebek
tek başına yaşamaz sevdasını,
severken hiç bir böcek
hiç bir kuş yalnız değildir;
ölümdür yaşanan tek başına.
aşk, iki kişiliktir. * *
ezginin günlüğü
aşk iki kişiliktir...
devamını gör...
2046.
bu gece bir şiir olsaydım eğer, necip fazıl'dan: "dayan kalbim" olurdum..
dayan kalbim
seni dağladılar, değil mi kalbim,
her yanın, içi su dolu kabarcık.
bulunmaz bu halden anlar bir ilim;
akıl yırtık çuval, sökük dağarcık.
sensin gökten gelen oklara hedef;
oyası ateşle işlenen gergef.
çekme üç beş günlük dünyaya esef!
dayan kalbim üç beş nefes kadarcık!
dayan kalbim
seni dağladılar, değil mi kalbim,
her yanın, içi su dolu kabarcık.
bulunmaz bu halden anlar bir ilim;
akıl yırtık çuval, sökük dağarcık.
sensin gökten gelen oklara hedef;
oyası ateşle işlenen gergef.
çekme üç beş günlük dünyaya esef!
dayan kalbim üç beş nefes kadarcık!
devamını gör...
2047.
ismet özel - davun
en sevdiğim ismet özel şiirlerinde zirveyi zorlar.
en sevdiğim ismet özel şiirlerinde zirveyi zorlar.
devamını gör...
2048.
çok yakınlarda,
sabahlardan bir sabah,
seni gerçekten insanca kucaklasam..
sımsıkı
ve yüreğimi avuçlarına koysam..
ne dersin..?
sabahlardan bir sabah,
seni gerçekten insanca kucaklasam..
sımsıkı
ve yüreğimi avuçlarına koysam..
ne dersin..?
devamını gör...
2049.
pencereyi kapama gök dolabilir içeri
sen neyi görebilirsin ıslak bir bulutun ağışını mı?
pencereyi kapama kuş dolabilir içeri
sen neyi taşıyabilirsin kırık bir dalın yükünü mü?
pencereyi aç soluğun çıksın dışarı
sen büyütmedin mi ciğerinde onu;
kokusu hayatı yıkasın diye?
pencereyi aç sesin sarsın dünyayı
duyulur elbet ta ötelerden
yürek kendini tanır.
* *
sen neyi görebilirsin ıslak bir bulutun ağışını mı?
pencereyi kapama kuş dolabilir içeri
sen neyi taşıyabilirsin kırık bir dalın yükünü mü?
pencereyi aç soluğun çıksın dışarı
sen büyütmedin mi ciğerinde onu;
kokusu hayatı yıkasın diye?
pencereyi aç sesin sarsın dünyayı
duyulur elbet ta ötelerden
yürek kendini tanır.
* *
devamını gör...
2050.
bana yakın geldin dedi,
sevdi.
bana yakın geldin dedi,
vurdu.
adlarını sordum
insan dediler.
sevdi.
bana yakın geldin dedi,
vurdu.
adlarını sordum
insan dediler.
devamını gör...
2051.
yüzümde cinayetler işleniyordu her gece
kadmiyum kırmızısından kanlar akıyordu nehir nehir
sen baksan görürdün
her gözüme bir düşeş oturmuştu
sen görsen anlardın
titanyum beyazı yalnızlığımı(bkz: ümit yaşar oğuzcan)
kadmiyum kırmızısından kanlar akıyordu nehir nehir
sen baksan görürdün
her gözüme bir düşeş oturmuştu
sen görsen anlardın
titanyum beyazı yalnızlığımı(bkz: ümit yaşar oğuzcan)
devamını gör...
2052.
önümde sokaklar, elde sigara,
inceden bir yağmur, anla despina…
gecenin koynunda kabuksuz yara,
kanayıp da durur; anla despina…
şiirle tutuşup meş’um kavgaya
diz çöktürdün bana gökteki aya.
iblis’i kovdurup atan dünyaya,
nefsindeki gurur, anla despina…
şimdiden geçmişe bir yol gider mi?
yüzyıllar buluşup bir an eder mi?
tetiğe dokunup sıktığın mermi
kendini de vurur anla despina…
bahçeye diktiğim beyaz karanfil
sensiz boynu bükük çaresiz sefil
yalnızca ağaçlar çiçekler değil
insanlar da kurur anla despina…
m.sürübaşı
inceden bir yağmur, anla despina…
gecenin koynunda kabuksuz yara,
kanayıp da durur; anla despina…
şiirle tutuşup meş’um kavgaya
diz çöktürdün bana gökteki aya.
iblis’i kovdurup atan dünyaya,
nefsindeki gurur, anla despina…
şimdiden geçmişe bir yol gider mi?
yüzyıllar buluşup bir an eder mi?
tetiğe dokunup sıktığın mermi
kendini de vurur anla despina…
bahçeye diktiğim beyaz karanfil
sensiz boynu bükük çaresiz sefil
yalnızca ağaçlar çiçekler değil
insanlar da kurur anla despina…
m.sürübaşı
devamını gör...
2053.
birhan keskin.
o günden sonra kuracak güzel bir cümlem olmadı hiç
dünya için. rüyalarım tüller ve silahlardan bu yana sisli.
kıvrılıp giden dalgın bir yol, yolda eski bir taş,
limanda bağlı bir tekne, yosunlu bir halat gibi durdum.
uzağımda açık denizdi o yürüdü gitti.
ben kıyıda ıssız bir ev, ince boğazda gıcırdayan tahta iskele,
iskelede bir lastik, az ilerde turuncu bir şamandıra,
içimde kuzeyden bir hatıra aksiyle durgun suya vurdum.
bir siyah beyaz kare içinde, hepsi hepsi bir hatıra işte
bıraktın, unuttum, unutuldum.
seni kırdığım yerden beni de kırdılar,
ben hiçbir cümleyle ağlayamam artık seni.
o günden sonra kuracak güzel bir cümlem olmadı hiç
dünya için. rüyalarım tüller ve silahlardan bu yana sisli.
kıvrılıp giden dalgın bir yol, yolda eski bir taş,
limanda bağlı bir tekne, yosunlu bir halat gibi durdum.
uzağımda açık denizdi o yürüdü gitti.
ben kıyıda ıssız bir ev, ince boğazda gıcırdayan tahta iskele,
iskelede bir lastik, az ilerde turuncu bir şamandıra,
içimde kuzeyden bir hatıra aksiyle durgun suya vurdum.
bir siyah beyaz kare içinde, hepsi hepsi bir hatıra işte
bıraktın, unuttum, unutuldum.
seni kırdığım yerden beni de kırdılar,
ben hiçbir cümleyle ağlayamam artık seni.
devamını gör...
2054.
"yüzümü size çeviriyorum, siz misiniz?
elimi suya uzatıyorum, siz misiniz?
siz misiniz, belki de hiç konuşmuyorum.
belki de kim diye sorsalar beni
güneşe, çarşıya, kadehe uzatacağım ellerimi
belki de alıp başımı gideceğim
biliyorsunuz ya bir ağrısı vardır gitmenin
nereye, ama nereye olursa gitmenin
hüzünle karışık bir ağrısı."
(bkz: edip cansever)
elimi suya uzatıyorum, siz misiniz?
siz misiniz, belki de hiç konuşmuyorum.
belki de kim diye sorsalar beni
güneşe, çarşıya, kadehe uzatacağım ellerimi
belki de alıp başımı gideceğim
biliyorsunuz ya bir ağrısı vardır gitmenin
nereye, ama nereye olursa gitmenin
hüzünle karışık bir ağrısı."
(bkz: edip cansever)
devamını gör...
2055.
iki kalp arasında en kısa yol:
birbirine uzanmış ve zaman zaman
ancak parmak uçlarıyla değebilen
iki kol.
merdivenlerin oraya koşuyorum,
beklemek gövde gösterisi zamanın;
çok erken gelmişim seni bulamıyorum,
bir şeyin provası yapılıyor sanki.
kuşlar toplanmış göçüyorlar
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
eşdeğeriyle yanyana yürürken
cehennem sokağında birey olmak,
ve en inceldikten sonra
ilkel sözcüklerle konuşmak seninle.
saat beş nalburları pencerelerden
madeni paralar gösteriyorlar,
yalnızlığı soruyorlar, yalnızlık,
bir ovanın düz oluşu gibi bir şey.
hiçbir şeyim yok akıp giden sokaktan başka.
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
sülünün yüzü bir atmosfer olayıdır.
rasgele yazarı avcıdan öğrendim:
yaban ördekleri donmasın diye,
suya nöbetleşe kanat vururlar.
ve işte şamandırasıyla beşiktaş’ınız,
çapraşık bir yüzyılı geriye atar;
tanrım siz şu uzun anadolu’yu
çocukluk günlerinizde mi yarattınız?
senaryocu bayanla bir bankta oturuyoruz
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
ilkokulu bitirdiği gün cumhuriyet şairi,
saçında kurdalası lozan gibi;
sonra her yıl öldürüldü, öldürüldükçe de
hemeninden göğe huthutler çizildi.
gelecek zaman oldu şimdiki zaman;
ırmak aşağı inen güz parçası…
çok süslü bir halkın arasından,
benimsin!
iyi anlarında sesin kalınlaşıyor,
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
afyon garındaki küçük kızı anımsa, hani,
trene binerken pabuçlarını çıkarmıştı;
varto depremini düşün, yardım olarak batı’dan
gönderilmiş bir kutu süttozunu ve sütyeni.
adam süttozuyla evinin duvarlarını badana etmişti,
karısıysa saklamıştı ne olduğunu bilmediği sütyeni,
kulaklık olarak kullanmayı düşünüyordu onu kışın;
tanrım, gerçekten, çocukluk günlerinizde mi?
eşiklere oturmuş bir dolu insan,
keşke,yalnız bunun için sevseydim seni.
daha ben ilk kazmayı vurmadan
elime gelen karabitki’li testi,
nefertiti’nin mutfağı sayılan yerde
koyu sır yeni hicret yollarını kesti.
terimler, eşekarıları sözcüklerin,
acımasızdırlar, adsız ve sueldirler,
önlerine katarak insan ve hayvan listelerini,
sabah akşam kapınızın önünden geçirirler.
fazıl hüsnü diyor ki, ne diyor fazıl hüsnü?
keşke, yalnız bunun için sevseydim seni.
küçük anne, kelepir kız,
bir şey söyle bana,
bana bir laf et ki binlerce,
onbinlerce görüntü anlatamasın.
genceli nizami’nin dediği gibi,
taşı,onunla yıkasalar
üzerinde akik biter…
bakışların ki,
ikinci bir parıltı var senin bakışlarında..
keşke, yalnız bunun için sevseydim seni.
18 aralık 1985’te, o salonda,
kişi, nasıl kestirebilirdi ileriyi?
siz, kazıbilimler, alınyazısıbilimler,
geçsin yıllar, geçsin seneler gibi…
olur mu anımsamamak onaltıncı louis’i?
14 temmuz 1789 akşamı louis,
şöyle yazmamış mıydı defterine:
“bugün kayda değer bir şey yok…”
“kehanet” adlı kısacık bir şiir buldum.
keşke, yalnız bunun için sevseydim seni.
mutsuzluk, gülümseyerek gelir, adıyla süslenmiştir ;
banliyo treninde rastladığımız,
sınav saatini kaçırmış liseli kız.
hep,hep kazanırsın ey çözümsüzlük!
ey otobüssever, ey troya yolcusu!
anımsarsın günlerce konuşup durmuştuk,
o ipek böceği sesli kadını.
birinin grönland’ı olmaya hazırlanıyordu.
iki çay söylemiştik orda,biri açık,
keşke, yalnız bunun için sevseydim seni.
bir, çiçek duruyordu orda, bir yerde,
bir yanlışı düzeltircesine açmış.
gelmiş ta ağzımın ortasında konuşur durur.
bir gemi bembeyaz teniyle açıklarda ,
güverteleri uçtan uca orman,
aldım çiçeğimi,
şurama bastım.
bastım ki yalnızlığımmış.
bir başına arşınlıyor bir adam mavi treni.
keşke, yalnız bunun için sevseydim seni.
atı’lar, deltalara gömülen atı’lar,
saçı’lar, fiyortları öpen saçı’lar,
kutu’lar, haliçlerden susmuş kutu’lar,
takı’lar, eski aşkları imler takı’lar.
bol dökümlü gömleğinin arasında, sırtını ve karnını dolanan,
ve sonunda sincap olan o kuş.
seni ,o kadar yakından görünce,
keşke, yalnız bunun için sevseydim seni…
cemal süreya
birbirine uzanmış ve zaman zaman
ancak parmak uçlarıyla değebilen
iki kol.
merdivenlerin oraya koşuyorum,
beklemek gövde gösterisi zamanın;
çok erken gelmişim seni bulamıyorum,
bir şeyin provası yapılıyor sanki.
kuşlar toplanmış göçüyorlar
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
eşdeğeriyle yanyana yürürken
cehennem sokağında birey olmak,
ve en inceldikten sonra
ilkel sözcüklerle konuşmak seninle.
saat beş nalburları pencerelerden
madeni paralar gösteriyorlar,
yalnızlığı soruyorlar, yalnızlık,
bir ovanın düz oluşu gibi bir şey.
hiçbir şeyim yok akıp giden sokaktan başka.
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
sülünün yüzü bir atmosfer olayıdır.
rasgele yazarı avcıdan öğrendim:
yaban ördekleri donmasın diye,
suya nöbetleşe kanat vururlar.
ve işte şamandırasıyla beşiktaş’ınız,
çapraşık bir yüzyılı geriye atar;
tanrım siz şu uzun anadolu’yu
çocukluk günlerinizde mi yarattınız?
senaryocu bayanla bir bankta oturuyoruz
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
ilkokulu bitirdiği gün cumhuriyet şairi,
saçında kurdalası lozan gibi;
sonra her yıl öldürüldü, öldürüldükçe de
hemeninden göğe huthutler çizildi.
gelecek zaman oldu şimdiki zaman;
ırmak aşağı inen güz parçası…
çok süslü bir halkın arasından,
benimsin!
iyi anlarında sesin kalınlaşıyor,
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
afyon garındaki küçük kızı anımsa, hani,
trene binerken pabuçlarını çıkarmıştı;
varto depremini düşün, yardım olarak batı’dan
gönderilmiş bir kutu süttozunu ve sütyeni.
adam süttozuyla evinin duvarlarını badana etmişti,
karısıysa saklamıştı ne olduğunu bilmediği sütyeni,
kulaklık olarak kullanmayı düşünüyordu onu kışın;
tanrım, gerçekten, çocukluk günlerinizde mi?
eşiklere oturmuş bir dolu insan,
keşke,yalnız bunun için sevseydim seni.
daha ben ilk kazmayı vurmadan
elime gelen karabitki’li testi,
nefertiti’nin mutfağı sayılan yerde
koyu sır yeni hicret yollarını kesti.
terimler, eşekarıları sözcüklerin,
acımasızdırlar, adsız ve sueldirler,
önlerine katarak insan ve hayvan listelerini,
sabah akşam kapınızın önünden geçirirler.
fazıl hüsnü diyor ki, ne diyor fazıl hüsnü?
keşke, yalnız bunun için sevseydim seni.
küçük anne, kelepir kız,
bir şey söyle bana,
bana bir laf et ki binlerce,
onbinlerce görüntü anlatamasın.
genceli nizami’nin dediği gibi,
taşı,onunla yıkasalar
üzerinde akik biter…
bakışların ki,
ikinci bir parıltı var senin bakışlarında..
keşke, yalnız bunun için sevseydim seni.
18 aralık 1985’te, o salonda,
kişi, nasıl kestirebilirdi ileriyi?
siz, kazıbilimler, alınyazısıbilimler,
geçsin yıllar, geçsin seneler gibi…
olur mu anımsamamak onaltıncı louis’i?
14 temmuz 1789 akşamı louis,
şöyle yazmamış mıydı defterine:
“bugün kayda değer bir şey yok…”
“kehanet” adlı kısacık bir şiir buldum.
keşke, yalnız bunun için sevseydim seni.
mutsuzluk, gülümseyerek gelir, adıyla süslenmiştir ;
banliyo treninde rastladığımız,
sınav saatini kaçırmış liseli kız.
hep,hep kazanırsın ey çözümsüzlük!
ey otobüssever, ey troya yolcusu!
anımsarsın günlerce konuşup durmuştuk,
o ipek böceği sesli kadını.
birinin grönland’ı olmaya hazırlanıyordu.
iki çay söylemiştik orda,biri açık,
keşke, yalnız bunun için sevseydim seni.
bir, çiçek duruyordu orda, bir yerde,
bir yanlışı düzeltircesine açmış.
gelmiş ta ağzımın ortasında konuşur durur.
bir gemi bembeyaz teniyle açıklarda ,
güverteleri uçtan uca orman,
aldım çiçeğimi,
şurama bastım.
bastım ki yalnızlığımmış.
bir başına arşınlıyor bir adam mavi treni.
keşke, yalnız bunun için sevseydim seni.
atı’lar, deltalara gömülen atı’lar,
saçı’lar, fiyortları öpen saçı’lar,
kutu’lar, haliçlerden susmuş kutu’lar,
takı’lar, eski aşkları imler takı’lar.
bol dökümlü gömleğinin arasında, sırtını ve karnını dolanan,
ve sonunda sincap olan o kuş.
seni ,o kadar yakından görünce,
keşke, yalnız bunun için sevseydim seni…
cemal süreya
devamını gör...
2056.
seni düşünmek
seni düşünmek güzel şey,
ümitli şey,
dünyanın en güzel sesinden
en güzel şarkıyı dinlemek gibi birşey...
fakat artık ümit yetmiyor bana,
ben artık şarkı dinlemek değil,
şarkı söylemek istiyorum...
nazım hikmet
seni düşünmek güzel şey,
ümitli şey,
dünyanın en güzel sesinden
en güzel şarkıyı dinlemek gibi birşey...
fakat artık ümit yetmiyor bana,
ben artık şarkı dinlemek değil,
şarkı söylemek istiyorum...
nazım hikmet
devamını gör...
2057.
ve bir gün birisi gelir,
yeniden şekillendirir,
hayatını, aklını, yüreğini….
bir daha hissedemem dediğin ne varsa,
hisseder ve yaşarsın…
öyle bir an gelir ki,
sonsuzluğun oluverir…
yeniden şekillendirir,
hayatını, aklını, yüreğini….
bir daha hissedemem dediğin ne varsa,
hisseder ve yaşarsın…
öyle bir an gelir ki,
sonsuzluğun oluverir…
devamını gör...
2058.
kabulleniş
yalnızlık;
kimisi için bir bıçak gibi
kimi için kemik gibi
birileri için zehir gibi
onlar için ben gibi
sizler için kabus gibi
benim içinse sadece ben gibi.
yalnızlık bana benzer.
güneşin doğamadığı her gün biraz ben
gözlerin parçalı bulutu da ben.
hiç ayrılık olmaz tekil ruh haliyle bedenim arasında
şuracıkta gibi’ler diyarında
ben gibi
yanlızlık gibi
sizler gibi değil
bildiğiniz gibi de değil.
yalnızlık;
kimisi için bir bıçak gibi
kimi için kemik gibi
birileri için zehir gibi
onlar için ben gibi
sizler için kabus gibi
benim içinse sadece ben gibi.
yalnızlık bana benzer.
güneşin doğamadığı her gün biraz ben
gözlerin parçalı bulutu da ben.
hiç ayrılık olmaz tekil ruh haliyle bedenim arasında
şuracıkta gibi’ler diyarında
ben gibi
yanlızlık gibi
sizler gibi değil
bildiğiniz gibi de değil.
devamını gör...
2059.
büyük bir ihtimalle ölmüştük
şehir kan kıyametti ayaklarımızda
gökyüzünü katlayıp bir köşeye koymuştuk
yıldızlar kaldırımlara dökülmüştü bütün
hamza bütün parmaklarını ortaya dökmüştü
yirmi yıldır cebinde biriktirdiği parmaklarını
hamza son şarkıyı kırka bölmüştü
doğrusu iyi idare etmiştik
doğrusu iyi haltetmiştik
yaşayanlar unutmuştu bizi
biz öldüğümüzle kalmıştık.
şehir kan kıyametti ayaklarımızda
gökyüzünü katlayıp bir köşeye koymuştuk
yıldızlar kaldırımlara dökülmüştü bütün
hamza bütün parmaklarını ortaya dökmüştü
yirmi yıldır cebinde biriktirdiği parmaklarını
hamza son şarkıyı kırka bölmüştü
doğrusu iyi idare etmiştik
doğrusu iyi haltetmiştik
yaşayanlar unutmuştu bizi
biz öldüğümüzle kalmıştık.
devamını gör...
2060.
eskiden kar yağardı
kar sendin..
kar bendim..kar bizdik.
eskiden,
kar yağardı..
henüz ayrılmamıştık..
henüz bölünmemiştik..
aynı mahalledeydik..
zengini..fakiri..esnafı..
yoksulu bir arada.. birliktik..
omuz omuza sımsıcak yaşardık ve kar yağardı bembeyaz..
lapa lapa..
henüz bölünmemiştik..
henüz ayrılmamıştık..
henüz icat olmamıştı kooperatifler..siteler..dubleksler.. tripleksler....
olmaz olası kartonpiyerler..
gariban sıkışınca kime gidebileceğini bilirdi..
zengin kimi gözeteceğini bilirdi..
esnafla memur gül gibi geçinip giderdi..
ve kar yağardı bembeyaz lapa lapa..
henüz ayrılmamıştık..
henüz bölünmemiştik…
fakir zengini hırsızlıkla,
zengin fakiri tembellikle suçlamazdı..
çünkü kar yağardı lapa lapa..
çünkü kar yağardı bembeyaz..
çünkü kar'ın temizliği yüreklerimize vurmuştu.
kar rahmetti.. çünkü kar bereketti..
adam boyu adamlar da adamdı o zamanlar..
ne onun bunun namusuna kötü gözle bakılırdı. ne de laf atılırdı..
çünkü senin namusun benim,
benim namusum senindi..
bir idik..biz idik..
ve kar yağardı..
adam boyu..
ve adamlar adamdılar o zamanlar..
kar sendin..kar bendim..
kar bizdik..
şimdi..;
eridik..eridik..eridik..eridik...

kar sendin..
kar bendim..kar bizdik.
eskiden,
kar yağardı..
henüz ayrılmamıştık..
henüz bölünmemiştik..
aynı mahalledeydik..
zengini..fakiri..esnafı..
yoksulu bir arada.. birliktik..
omuz omuza sımsıcak yaşardık ve kar yağardı bembeyaz..
lapa lapa..
henüz bölünmemiştik..
henüz ayrılmamıştık..
henüz icat olmamıştı kooperatifler..siteler..dubleksler.. tripleksler....
olmaz olası kartonpiyerler..
gariban sıkışınca kime gidebileceğini bilirdi..
zengin kimi gözeteceğini bilirdi..
esnafla memur gül gibi geçinip giderdi..
ve kar yağardı bembeyaz lapa lapa..
henüz ayrılmamıştık..
henüz bölünmemiştik…
fakir zengini hırsızlıkla,
zengin fakiri tembellikle suçlamazdı..
çünkü kar yağardı lapa lapa..
çünkü kar yağardı bembeyaz..
çünkü kar'ın temizliği yüreklerimize vurmuştu.
kar rahmetti.. çünkü kar bereketti..
adam boyu adamlar da adamdı o zamanlar..
ne onun bunun namusuna kötü gözle bakılırdı. ne de laf atılırdı..
çünkü senin namusun benim,
benim namusum senindi..
bir idik..biz idik..
ve kar yağardı..
adam boyu..
ve adamlar adamdılar o zamanlar..
kar sendin..kar bendim..
kar bizdik..
şimdi..;
eridik..eridik..eridik..eridik...

devamını gör...
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
