2581.
onur şenli adında bir tıp fakültesi öğrencisi
komşu kızına aşık olur ama aşkına karşılık bulamaz.
aşk acısı ona soluğu birçok zaman, izmir’in agora semtinde aldırmaya başlar.
çünkü agora salaş meyhanelerin mekanıdır.
bir gün bu salaş meyhanelerden birinde içtikten sonra eve gelir ve bir mektup yazmaya başlar aşkına.
mektup şöyle başlar:
“sana bu satırları bir sonbahar gecesinin felç olmuş köşesinden yazıyorum.”
onur şenli, mektubun ileri ki
bölümlerinde fakına varır ki aslında bir mektup değil bir şiir yazmaktadır.
şiirine de şu adı koyar:
gece, şarap ve aşk
onur, şiiri yayımlatmak için fakültenin dergisine gönderir,
şiiri kabul edilir.
şiir dergide tam basılmak üzereyken,bir gazetenin kültür-sanat editörü tarafından görülür. editör şiiri yayınlar ama adını değiştirerek.
agora meyhanesi.
şiir o kadar sevilir ki, dillere pelesenk olur.
hatıra defterlerinde yer alır,
sevgililerin kulaklarına fısıldanır,
şarkısı yapılır,
şarkıyı neredeyse ünlü olup da söylemeyen sanatçı kalmaz.
şarkıyı dinleyenler izmir’deki
agora’dan habersiz balat’ta ki agora meyhanesi’ne akın ederler.
çünkü şarkıdaki agora meyhanesi’nin burası olduğunu düşünmektedirler.
haliyle geceleri burası hınca hınç dolmaya başlar.
öyle popüler bir mekan olur ki tam 286 türk filmi’nin
meyhane bölümleri burada çekilir.

agora meyhanesi
sana bu satırları
bir sonbahar gecesinin
felç olmuş köşesinden yazıyorum
beşyüz mumluk ampullerin karanlığında
saatlerdir boşalan kadehlere
şarkılarını dolduruyorum
tabağımdaki her zeytin tanesine
simsiyah bakışlarını koyuyorum
ve kaldırıp kadehimi
bu rezilcesine yaşamaların şerefine içiyorum.
burası agora meyhanesi
burada yaşar aşkların en madarası
ve en şahanesi
burada saçların her teline bir galon içilir
gözlerin her rengine bir şarkı seçilir
sen bu sekiz köşeli meyhaneyi bilmezsin
bu sekiz köşeli meyhane seni bilir
burası agora meyhanesi
burası arzularını yitirmiş insanların dünyası?
şimdi içimde sokak fenerlerinin yalnızlığı
boşalan ellerimde kahreden bir hafiflik
bu akşam umutlarımı meze yapıp içiyorsam
elimde değil
bu da bir nevi namuslu serserilik
dışarda hafiften bir yağmur var
bu gece benim gecem
kadehlerde alaim-i semaların raksettiği
gönlümde bütün dertlerin horan teptiği gece bu
camlara vuran her damlada seni hatırlıyorum
ve sana susuzluğumu
birazdan şarkılar susar, kadehler boşalır
umutlar tükenir, mezeler biter
biraz sonra bir mavi ay doğar tepelerden
bu sarhoş şehrin üstüne
birazdan bu yağmur da diner
sen bakma benim böyle
delice efkarlandığıma
mendilimdeki o kızıl lekeye de boş ver
yarın gelir çamaşırcı kadın
her şeyden habersiz onu da yıkar
sen mesut ol yeter ki ben olmasam ne çıkar?
dedim ya burası agora meyhanesi
bir tek iyiliğin tüm kötülüklere meydan okuduğu yer
burası agora meyhanesi
burası kan tüküren mesut insanların dünyası."
devamını gör...
2582.
hayat gibi kutsal bir kelime
kalmadı değeri artık bu günlerde
sen yaşıyorum sanırsın hayattan bıkmış halde
oysaki asıl hayatı yaşayanlardır
sana daima şükür etmeyi öğretenler...
devamını gör...
2583.
bir kuş uçar bir kuş
ar dökülen yüzünden
kabuğu paslı metal hayatlar

utançlar ve elem çiçekleri
kavşaklarda buluşur
bir kuş uçar bir kuş
zaman yavaşlar

ve yollar...
köleyiz belli
ezginiz, zincirli
iç içe ikili yaşamlar
yekdiğerine ağlar

oysa hep beyaz başlar
lugaz mı muamma mı
yahut dolanık gidişler
kördüğüm bu, utanç kilidi
sımsıkı bağlar

utanıyoruz
kuş üşür
yaz biter
iki büklümdür arlar
yanakları al al akşamlar

21.09.2019
devamını gör...
2584.

adam yaşama sevinci içinde
masaya anahtarlarını koydu
bakır kaseye çiçekleri koydu
sütünü yumurtasını koydu
pencereden gelen ışığı koydu
bisiklet sesini çıkrık sesini
ekmeğin havanın yumuşaklığını koydu
adam masaya
aklında olup bitenleri koydu
ne yapmak istiyordu hayatta
işte onu koydu
kimi seviyordu kimi sevmiyordu
adam masaya onları da koydu
üç kere üç dokuz ederdi
adam koydu masaya dokuzu
pencere yanındaydı gökyüzü yanında
uzandı masaya sonsuzu koydu
bir bira içmek istiyordu kaç gündür
masaya biranın dökülüşünü koydu
uykusunu koydu uyanıklığını koydu
tokluğunu açlığını koydu.

masa da masaymış ha
bana mısın demedi bu kadar yüke
bir iki sallandı durdu
adam ha babam koyuyordu.
devamını gör...
2585.
ince elek

içtikçe içesim geliyor gayrı ne bilgi ara ne hüner
beni bu rakıyla baş başa bırakma
adam olayım çalışıp para kazanayım
beni böyle işsiz güçsüz bırakma
beni uslandır beni yüreklendir
beni deli edip bırakma
bilsen nereleri var kalk gidelim
beni hep buralarda bırakma
beni aç bırak evsiz urbasız bırak
beni sensiz bırakma

beni ne yap biliyor musun
beni yont beni arıt beni ayıkla
devamını gör...
2586.
o kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler,
arkalarında doldurulması mümkün olmayan boşluklar
bırakılmasaydı eğer.

dayanılması o kadar da zor değildir,
büyük ayrılıklar bile, en güzel yerde başlatılsaydı eğer.

utanılacak bir şey değildir ağlamak,
yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer.

yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık,
çalınan birinin kalbiyse eğer.

korkulacak bir yanı yoktur aşkların,
insan bütün derilerden soyunabilseydi eğer.

o kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses,
hiçbir zaman duyulmasaydı eğer.

daha çabuk unutulurdu belki su sızdırmayan sarılmalar,
kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer.

belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla,
öylesine delice bakmasalardı eğer.

çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı
belki de,
kalp, göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer.

yerini başka şeyler alabilirdi uzun gece
sohbetlerinin,
son sigara yudum yudum paylaşılmasaydı eğer.

düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman,
meydan savaşlarında korkular, aşkı ağır
yaralamasaydı eğer.

su gibi akıp geçerdi hiç geçmeyecekmiş gibi duran zaman,
beklemeye değecek olan gelecekse sonunda eğer.

rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla,
tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer.

o büyük, o görkemli son, ölüm bile anlamını yitirirdi,
yaşanılası her şey yaşanmış olsaydı eğer.

o kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklar,
son umut ışığı da sönmemiş olsaydı eğer.

bu kadar da ısıtmazdı belki de bahar güneşleri,
her kaybedişin ardından hayat yeniden başlamasaydı eğer.

kahvaltıdan da önce sigaraya sarılmak şart olmazdı belki de,
dev bir özlem dalgası meydan okumasaydı eğer.

anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel,
namussuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer.

uykusuzluklar yıkıp geçmezdi, kısacık kestirmelerin ardından,
dokunulası ipekten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer.

ıssız bir yuva bile cennete dönüşebilirdi belki de,
sıcak bir gülüşle ısıtılsaydı eğer.

yoksul düşmezdi yıllanmış şarap tadındaki şiirler böylesine,
kulağına okunacak biri olsaydı eğer.

inanmak mümkün olmazdı her aşkın bağrında bir
ayrılık gizlendiğine
belki de, kartvizitinde "onca ayrılığın birinci
dereceden failidir"
denmeseydi eğer.

gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar,
ihanetinden onlar da payını almasaydı eğer.

ıssızlığa teslim olmazdı sahiller,
kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle
avunmaya kalkmamış olsaydın eğer.

sen gittikten sonra yalnız kalacağım.
yalnız kalmaktan korkmuyorum da, ya canım ellerini
tutmak isterse...

evet sevgili,
kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu, kim
uzanmak isterdi ince parmaklarına,
mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık
etmiş olmasalardı eğer!!
devamını gör...
2587.
serin karanlığıma bir çingene düşerdi
gökyüzüne birikirdi hazineleri kışın
dağların dağlarda birikirdi gölgeleri
ürkütülmüş gölgeler kapımda çoğaldıkça
yüreğime o tedirgin çocuklarda düşerdi
kar yürürdü gözlerime tüyden ayaklarıylakar yürürdü çünkü kar
o temiz eldiveni gökyüzünün
tüfengimin ıssızlığını büyütürdü
bir dönülmez kaçışa uzanırdı çocuklar
ve o üzünç bitkisi çocuklarda ölürdüartık üşümek çince bir çiçektir oralarda
yolcuların taşıyamadığı bir çiçektir
çünkü kardan yorulunca biz sıcak sulara
inip sepet öreriz ve 'gecenin
uzun ağzı sulardı saksıları'
ve hala ay dağınık saçlara benzer oralarda
serçelerin ayaklarına bağladığı karanlık
kimseyi çağıramaz kendi adıyla.

ismet özel
devamını gör...
2588.
gençlik dönemlerinden kalma bir akrostiş denemesi.

sana esrik nicedir içim.

sen edasına vurulduğum,
ismine yeminler okuduğum,
rüzgarına ulaşırsam
mutluyum.
devamını gör...
2589.
temmuz çoktan bitti.
ağustos da bitecek.
eylül'de ellerin üşüyecek,
ısınmak için geleceksin.
biliyorum!
eylül tam bu işe göredir;
gel bağışlayalım birbirimizi.
devamını gör...
2590.
william blake'in en hoş dizeleri belki de şunlar:


"bir âlemi görmek kum tanesinde
ve bir cenneti yaban çiçeğinde,
sonsuzluğu tutmak avucunun içinde
ve ebediyeti tek bir vakit içerisinde."


.
["auguries of ınnocence" (1807)]
devamını gör...
2591.

sen miydin o, yalnızlığım mıydı yoksa
kör karanlıkta açardık paslı gözlerimizi
dilimizde akşamdan kalma bir küfür
salonlar piyasalar sanat-sevicileri
derdim günüm insan arasına çıkarmaktı seni
yakanda bir amonyak çiçeği
yalnızlığım benim sidikli kontesim
ne kadar rezil olursak o kadar iyi
kumkapı meyhanelerine dadandık
önümüzde altınbaş, altın zincir, fasulye pilakisi
ardımızda görevliler, ekipler, hızır paşalar
sabahları açıklarda bulurlardı leşimi
öyle sıcaktı ki çöpçülerin elleri
çöpçülerin elleriyle okşardım seni
yalnızlığım benim süpürge saçlım
ne kadar kötü kokarsak o kadar iyi
baktım gökte bir kırmızı bir uçak
bol çelik bol yıldız bol insan
bir gece sevgi duvarını aştık
düştüğüm yer öyle açık öyle seçik ki
başucumda bir sen varsın bi de evren
saymıyorum ölüp ölüp dirilttiklerimi
ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi


buradan
devamını gör...
2592.

oza
"
...
yaşam bir bitki değilse aslında,
neden dilimliyor, parçalıyor insanlar onu
selam oza!
ne acı bu denli geç rastlamak sana
ve böylesine erken ayrı kalmak sonunda.

karşıtlar getiriliyor bir araya
bırak çekeyim kahrını ve acını kendime
çünkü acılı kutbuyum mıknatısın ben,
sense sevinçli.

dilerim sonuna dek kalırsın öyle.
dilerim hiç bilmezsin ne denli hüzünlüyüm.
inan, kendimle üzmeyeceğim seni.
inan, ders olamayacak sana ölümüm.
inan, yük olmayacağım sana yaşamımla.

selam oza, dilerim ışıl ışıl kalırsın hep
bir sokak fenerinden sızan bir ışık gibi.
suçlayamam bırakıp gittiğin için beni.
şükür ki girdin yaşamıma.

selam oza! "

~andrey voznesenski
devamını gör...
2593.
gece arsızca kükrüyor paslı beyninde şehrin
küfre yaklaştıkça inancım artıyor
ismet özel
devamını gör...
2594.
sen
bana bu düşleri
gerçek gibi sevdirdin
bir ihtimal sen benim olabilirdin,
kollarına al beni,
sende sıkı sar beni,
benim sevdiğim sensin
diyebilirdin.....
devamını gör...
2595.
hayaller

ne derdim gitmekti
ne de içimde ihanet vardı
yaşamak zor geldi hayallere
gitti gerçeklerin yanında kaldı.

mustafa alaca - rengarenk.
devamını gör...
2596.
bir zamanlar arkadaşlık ettik eğlendik,
sonrası yakınlaştık gönülden bağlandık,
yeri geldi kayganlaştık, yağlandık,
hiç aklına geliyor muyum?

öbüştük ağız ağıza, hormonlar tavan,
seni zengin kocaya verdi zalım anan,
dinden çıktım kalmadı bende iman,
hiç aklına geliyor muyum?

cünibiyim cenabet gider her işim,
big boobs'lu bir yar sevmişim,
ben unutmadım, sen de hatırla bebişim,
hiç aklına geliyor muyum?

cünibi divanı/cenabetname s 52
devamını gör...
2597.
çiçekler sulasan, kurumuş yaprakları kessen
sözgelimi tırnaklarını yemesen
akşamları erken yatsan iyi olur.

iyi olur elbet
yani şu süsenler, kır menekşeleri yok mu
ne desem
denizin bir tenhalıkla uyumu
kayboldu
kış çoktan unutuldu da ondan. bir akşam
bir manav bütün hüznüyle konuştu
salatalara vuran bir ışığın altında
sanki ortaköy' de yarısı yanmış bir kışla
gene böyle bir sonuçtu
kış unutuldu kardeşim. artık
hiçbir ayak sesi birbirine benzemez.

bingöl' le istanbul arası
otobüsle kaç saat
yani istanbul' la bingöl arası
kaç saat otobüsle
kimine göre günlerce
kimine göre birkaç saniyedir
çünkü özlemler çeşit çeşit
özlemler ki binlerce
ah sevdadır ancak onları birleştirir
sündikan dağlarından aşağı
ısparta biraz gülümser
ısparta' nın ortası denizli çarşı
balıklar cansız yüzer
ey ülkesiz özlem, sen şimdi biraz dur
bir kadın neden olmayasın ya da yitik bir erkek
ah evet
size de sormak gerek
ey uçurumlar,, köprüler
kış neden unutuldu.
...
edip cansever
devamını gör...
2598.
gece şiirden anlamaz,
muazzez de anlamazdı zaten.
o nedenle bu şiir kendimedir sözlük.
öz benliğime bir hediye.
beni en çok seven kendime.
devamını gör...
2599.
gece buluşması

"sen istinye’de bekle ben buradayım
içimde köpek gibi havlayan yalnızlığım
belki gelmem gelemem 5 dakika bekle git
çünkü ben buradayım karanlıktayım

çünkü elimi kestim beni kan tutuyor
şarabım bütün ekşi suyum soğuk
yanımda olmadınmı seni seviyorum
belki gelmem gelemem 5 dakika bekle git

yüzünü ıslatmadan ağlıyabilir misin
gece yarıları telefon ettin mi hiç
karanlık adamlar hüviyetini sordu mu
ben senin olmadığını arıyorum
belki gelmem gelemem 5 dakika bekle git

yabancı gibisin miyop gözlerin kısık
bana ait ne varsa hepsi seni korkutuyor
sana ait ne varsa hiçbiri benim değil
belki ölmek hakkımı kullanıyorum
belki gelmem gelemem 5 dakika bekle git"

attila ilhan
devamını gör...
2600.
hürriyete doğru
gün doğmadan,
deniz daha bembeyazken çıkacaksın yola.
kürekleri tutmanın şehveti avuçlarında,
içinde bir iş görmenin saadeti,
gideceksin;
gideceksin ırıpların çalkantısında.
balıklar çıkacak yoluna, karşıcı;
sevineceksin.
ağları silkeledikçe
deniz gelecek eline pul pul;
ruhları sustuğu vakit martıların,
kayalıklardaki mezarlarında,
birden,
bir kıyamettir kopacak ufuklarda.
denizkızları mı dersin, kuşlar mı dersin;
bayramlar seyranlar mı dersin, şenlikler cümbüşler mi?
gelin alayları, teller, duvaklar, donanmalar mı?
heeeey!
ne duruyorsun be, at kendini denize;
geride bekliyenin varmış, aldırma;
görmüyor musun, her yanda hürriyet;
yelken ol, kürek ol, dümen ol, balık ol, su ol;
git gidebildiğin yere

orhan veli
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"geceye bir şiir bırak" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim