geceye bir şiir bırak
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
başlık "silinmiş hesap 76" tarafından 07.11.2020 20:02 tarihinde açılmıştır.
381.
bizi biz yapan herkes ve bizi biz yapan her şey bıraktıkları izler gibi yavaş yavaş,
azala azala,
en çok da acıta acıta kaybolup gittiler.
öyle ki artık içimizde dolmayacağını düşündüğümüz o anlamlı boşlukların yerini, yeni alışkanlıklarımız aldı.
uyuyalim ve unutalım,
dünyanın biteceği yok.
azala azala,
en çok da acıta acıta kaybolup gittiler.
öyle ki artık içimizde dolmayacağını düşündüğümüz o anlamlı boşlukların yerini, yeni alışkanlıklarımız aldı.
uyuyalim ve unutalım,
dünyanın biteceği yok.
devamını gör...
382.
kalbimin güveyi,[ sevdiğim]sin
caziben tatlı bir şeydir, bal [ kadar tatlı];
kalbimin sevgilisi, sevdiğimsin sen
caziben tatlı bir şeydir, bal kadar tatlı.
beni büyüledin, kendi arzumla sana geleceğim,
güvey, peşin sıra divana koşayım;
aklımı başımdan aldın, kendi arzumla sana geleceğim ,
sevgilim, peşin sıra divana koşayım.
güvey,(bak) sana ne tatlılıklar yapacağım,
değerli tatlım, balı sana getireceğim,
yatak odasında bal damlayarak-
cazibenle zevklenelim, o tatlı şeyle!
sevgilim, bak sana ne tatlılıklar yapacağım,
değerli tatlım, balı sana getireceğim..
ey! bana aşık olan güvey,
annemle konuş , (ve) ben sana kendimi vereceğim,
babamla (konuş) , (sana beni) hediye olarak verecektir.
dizginleri sakinleştirmeyi, dizginlerin nasıl sakinleştirileceğini, biliyorum,
güvey, şafağa kadar uyu evimizde ;
bir kalbin nasıl memnun edileceğini, kalbini, biliyorum ,
sevgilim , şafağa kadar uyu evimizde.
sen, beni sevdiğin gibi,
sevgilim, bir de bana o tatlı şeyleri yapabilsen sadece,
beyim tanrım, benim koruyucu meleğim beyim,
enlil’in kalbini memnun eden šusin ‘im
bir de o tatlı şeylerini yapabilsen sadece !
bal kadar tatlı olan “o yerine” elini koysan sadece,
onun üstünü bir ölçüm fincanı kapağı gibi ört benim için,
gezdir elini üzerinde eski bir ölçüm kabı tıpası gibi benim için.
dalga geçmeyelim bu dünyanın ilk aşk şiiridir.
caziben tatlı bir şeydir, bal [ kadar tatlı];
kalbimin sevgilisi, sevdiğimsin sen
caziben tatlı bir şeydir, bal kadar tatlı.
beni büyüledin, kendi arzumla sana geleceğim,
güvey, peşin sıra divana koşayım;
aklımı başımdan aldın, kendi arzumla sana geleceğim ,
sevgilim, peşin sıra divana koşayım.
güvey,(bak) sana ne tatlılıklar yapacağım,
değerli tatlım, balı sana getireceğim,
yatak odasında bal damlayarak-
cazibenle zevklenelim, o tatlı şeyle!
sevgilim, bak sana ne tatlılıklar yapacağım,
değerli tatlım, balı sana getireceğim..
ey! bana aşık olan güvey,
annemle konuş , (ve) ben sana kendimi vereceğim,
babamla (konuş) , (sana beni) hediye olarak verecektir.
dizginleri sakinleştirmeyi, dizginlerin nasıl sakinleştirileceğini, biliyorum,
güvey, şafağa kadar uyu evimizde ;
bir kalbin nasıl memnun edileceğini, kalbini, biliyorum ,
sevgilim , şafağa kadar uyu evimizde.
sen, beni sevdiğin gibi,
sevgilim, bir de bana o tatlı şeyleri yapabilsen sadece,
beyim tanrım, benim koruyucu meleğim beyim,
enlil’in kalbini memnun eden šusin ‘im
bir de o tatlı şeylerini yapabilsen sadece !
bal kadar tatlı olan “o yerine” elini koysan sadece,
onun üstünü bir ölçüm fincanı kapağı gibi ört benim için,
gezdir elini üzerinde eski bir ölçüm kabı tıpası gibi benim için.
dalga geçmeyelim bu dünyanın ilk aşk şiiridir.
devamını gör...
383.
hasretinden prangalar eskittim
devamını gör...
384.
kalbim
demir masanın küfü, örtünün yırtığı
camın kırığı, patlayan freni hayatımın
kalbim, anla, bitti mevsim
bir başka yolcu yok sana...
(bkz: birhan keskin)
demir masanın küfü, örtünün yırtığı
camın kırığı, patlayan freni hayatımın
kalbim, anla, bitti mevsim
bir başka yolcu yok sana...
(bkz: birhan keskin)
devamını gör...
385.
kuruttuğum çiçek ölülerinden iplerle sabaha asılan boynum
alkolik çocuklarına zamanın ve yaşadığım ıslak hüzünlere uçurtma
yalnızlığı kesiyor bıçakların yarışı yarışı ince belini yağmurun
donan soluğumu göğe yapıştırdım da
gece maviyi rehin bıraktı okyanusa
çamurla oynayan birileri leke kalıyor uykumda
göğsümde kalabalık geçişler
mezarımda tabutlar taşınıyor
kalbim beşik
acemi ateşlerin ihbarlı yatağı
ıssız bir ada
yüzünü aynada bırakıp giden kadın rujlu dudaklarını unuttun yakamda
sanki daha bi kalktı burnu aşkların
ama kanmadım dünyaya zamana kalamadım kalkamadım ayağa
sevdaya açamadım gözlerimi hem kapayamadım
ah ölüm son burgu
çırılçıplak değil henüz şiirin yağmuraltı aşkları gözlerime akan
benden geriye kalan ince bir buğu
son sevda, kaan ince
alkolik çocuklarına zamanın ve yaşadığım ıslak hüzünlere uçurtma
yalnızlığı kesiyor bıçakların yarışı yarışı ince belini yağmurun
donan soluğumu göğe yapıştırdım da
gece maviyi rehin bıraktı okyanusa
çamurla oynayan birileri leke kalıyor uykumda
göğsümde kalabalık geçişler
mezarımda tabutlar taşınıyor
kalbim beşik
acemi ateşlerin ihbarlı yatağı
ıssız bir ada
yüzünü aynada bırakıp giden kadın rujlu dudaklarını unuttun yakamda
sanki daha bi kalktı burnu aşkların
ama kanmadım dünyaya zamana kalamadım kalkamadım ayağa
sevdaya açamadım gözlerimi hem kapayamadım
ah ölüm son burgu
çırılçıplak değil henüz şiirin yağmuraltı aşkları gözlerime akan
benden geriye kalan ince bir buğu
son sevda, kaan ince
devamını gör...
386.
her yere yetişilir
hiçbir şeye geç kalınmaz ama
çocuğum beni bağışla
ahmet abi sen de bağışla
boynu bükük duruyorsam eğer
içimden öyle geldiği için değil
ama hiç değil
ah güzel ahmet abim benim
insan yaşadığı yere benzer
o yerin suyuna, o yerin toprağına benzer
suyunda yüzen balığa
toprağını iten çiçeğe
dağlarının, tepelerinin dumanlı eğimine
konyanın beyaz
antebin kırmızı düzlüğüne benzer
göğüne benzer ki gözyaşları mavidir
denize benzer ki dalgalıdır bakışları
evlerine, sokaklarına, köşebaşlarına
öylesine benzer ki
ve avlularına
(bir kuyu halkasıyla sıkıştırılmıştır kalbi)
ve sözlerine
(yani bir cep aynası alım-satımına belki)
ve bir gün birinin adres sormasına benzer
sorarken sorarken üzünçlü bir görüntüsüne
camcının cam kesmesine, dülgerin rende tutmasına
öyle bir cıgara yakımına, birinin gazoz açmasına
minibüslerine, gecekondularına
hasretine, yalanına benzer
anısı ıssızlıktır
acısı bilincidir
bıçağı gözyaşlarıdır kurumakta olan
gülemiyorsun ya, gülmek
bir halk gülüyorsa gülmektir
ne kadar benziyoruz türkiye’ye ahmet abi.
bir güzel kadeh tutuşun vardı eskiden
dirseğin iskemleye dayalı
- bir vakitler gökyüzüne dayalı, derdim ben -
cigara paketinde yazılar resimler
resimler: cezaevleri
resimler: özlem
resimler: eskidenleri
ve bir kaşın yukarı kalkık
sevmen acele
dostluğun çabuk
bakıyorum da şimdi
o kadeh bir küfür gibi duruyor elinde.
ve zaman dediğimiz nedir ki ahmet abi
biz eskiden seninle
istasyonları dolaşırdık bir bir
o zamanlar malatya kokardı istasyonlar
nazilli kokardı
ve yağmurdan ıslandıkça edirne postası
kıl gibi ince istanbul yağmurunun altında
esmer bir kadın sevmiş gibi olurdun sen
kadının ütülü patiskalardan bir teni
upuzun boynu
kirpikleri
ve sana ahmet abi
uzaktan uzaktan domates peynir keserdi sanki
sofranı kurardı
elini bir suya koyar gibi kalbinden akana koyardı
cezaevlerine düşsen cigaranı getirirdi
çocuklar doğururdu
ve o çocukların dünyayı düzeltecek ellerini işlerdi bir dantel gibi
o çocuklar büyüyecek
o çocuklar büyüyecek
o çocuklar...
bilmezlikten gelme ahmet abi
umudu dürt
umutsuzluğu yatıştır
diyeceğim şu ki
yok olan bir şeylere benzerdi o zaman trenler
oysa o kadar kullanışlı ki şimdi
hayalsiz yaşıyoruz nerdeyse
çocuklar, kadınlar, erkekler
trenler tıklım tıklım
trenler cepheye giden trenler gibi
işçiler
almanya yolcusu işçiler
kadınlar
kimi yolcu, kimi gurbet bekçisi
ellerinde bavullar, fileler
kolonyalar, su şişeleri, paketler
onlar ki, hepsi
bir tutsak ağaç gibi yanlış yerlere büyüyenler
ah güzel ahmet abim benim
gördün mü bak
dağılmış pazar yerlerine benziyor şimdi istasyonlar
ve dağılmış pazar yerlerine memleket
gelmiyor içimden hüzünlenmek bile
gelse de
öyle sürekli değil
bir caz müziği gibi gelip geçiyor hüzün
o kadar çabuk
o kadar kısa
işte o kadar.
ahmet abi, güzelim, bir mendil niye kanar
diş değil, tırnak değil, bir mendil niye kanar
mendilimde kan sesleri.
edip cansever
hiçbir şeye geç kalınmaz ama
çocuğum beni bağışla
ahmet abi sen de bağışla
boynu bükük duruyorsam eğer
içimden öyle geldiği için değil
ama hiç değil
ah güzel ahmet abim benim
insan yaşadığı yere benzer
o yerin suyuna, o yerin toprağına benzer
suyunda yüzen balığa
toprağını iten çiçeğe
dağlarının, tepelerinin dumanlı eğimine
konyanın beyaz
antebin kırmızı düzlüğüne benzer
göğüne benzer ki gözyaşları mavidir
denize benzer ki dalgalıdır bakışları
evlerine, sokaklarına, köşebaşlarına
öylesine benzer ki
ve avlularına
(bir kuyu halkasıyla sıkıştırılmıştır kalbi)
ve sözlerine
(yani bir cep aynası alım-satımına belki)
ve bir gün birinin adres sormasına benzer
sorarken sorarken üzünçlü bir görüntüsüne
camcının cam kesmesine, dülgerin rende tutmasına
öyle bir cıgara yakımına, birinin gazoz açmasına
minibüslerine, gecekondularına
hasretine, yalanına benzer
anısı ıssızlıktır
acısı bilincidir
bıçağı gözyaşlarıdır kurumakta olan
gülemiyorsun ya, gülmek
bir halk gülüyorsa gülmektir
ne kadar benziyoruz türkiye’ye ahmet abi.
bir güzel kadeh tutuşun vardı eskiden
dirseğin iskemleye dayalı
- bir vakitler gökyüzüne dayalı, derdim ben -
cigara paketinde yazılar resimler
resimler: cezaevleri
resimler: özlem
resimler: eskidenleri
ve bir kaşın yukarı kalkık
sevmen acele
dostluğun çabuk
bakıyorum da şimdi
o kadeh bir küfür gibi duruyor elinde.
ve zaman dediğimiz nedir ki ahmet abi
biz eskiden seninle
istasyonları dolaşırdık bir bir
o zamanlar malatya kokardı istasyonlar
nazilli kokardı
ve yağmurdan ıslandıkça edirne postası
kıl gibi ince istanbul yağmurunun altında
esmer bir kadın sevmiş gibi olurdun sen
kadının ütülü patiskalardan bir teni
upuzun boynu
kirpikleri
ve sana ahmet abi
uzaktan uzaktan domates peynir keserdi sanki
sofranı kurardı
elini bir suya koyar gibi kalbinden akana koyardı
cezaevlerine düşsen cigaranı getirirdi
çocuklar doğururdu
ve o çocukların dünyayı düzeltecek ellerini işlerdi bir dantel gibi
o çocuklar büyüyecek
o çocuklar büyüyecek
o çocuklar...
bilmezlikten gelme ahmet abi
umudu dürt
umutsuzluğu yatıştır
diyeceğim şu ki
yok olan bir şeylere benzerdi o zaman trenler
oysa o kadar kullanışlı ki şimdi
hayalsiz yaşıyoruz nerdeyse
çocuklar, kadınlar, erkekler
trenler tıklım tıklım
trenler cepheye giden trenler gibi
işçiler
almanya yolcusu işçiler
kadınlar
kimi yolcu, kimi gurbet bekçisi
ellerinde bavullar, fileler
kolonyalar, su şişeleri, paketler
onlar ki, hepsi
bir tutsak ağaç gibi yanlış yerlere büyüyenler
ah güzel ahmet abim benim
gördün mü bak
dağılmış pazar yerlerine benziyor şimdi istasyonlar
ve dağılmış pazar yerlerine memleket
gelmiyor içimden hüzünlenmek bile
gelse de
öyle sürekli değil
bir caz müziği gibi gelip geçiyor hüzün
o kadar çabuk
o kadar kısa
işte o kadar.
ahmet abi, güzelim, bir mendil niye kanar
diş değil, tırnak değil, bir mendil niye kanar
mendilimde kan sesleri.
edip cansever
devamını gör...
387.
"şimdi hangi odalarda
geziniyor gölgen
ben omuzumda başını düşlerken
nereye yasladın hüznünü
bilirim uyumazsın bu saatlerde
içinde özlem geçen şarkılar mırıldanıyorsundur, vaktidir..."
geziniyor gölgen
ben omuzumda başını düşlerken
nereye yasladın hüznünü
bilirim uyumazsın bu saatlerde
içinde özlem geçen şarkılar mırıldanıyorsundur, vaktidir..."
devamını gör...
388.
"o birkaç hayme halkından cihangîrâne bir devlet
çıkarmış, bir zaman dünyâyı lerzân eylemiş millet;
zaman gelsin de görsün böyle dünyâlar kadar zillet,
otuz üç yıl devâm etsin, başından gitmesin nekbet...
bu bir ibrettir amma olmayaydık böyle biz ibret!
semâ-peymâ iken râyâtımız tuttun zelîl ettin;
mefâhir bekleyen âbâdan evlâdı hacîl ettin;
ne ’âlî kavm idik; hayfâ ki sen geldin sefîl ettin;
bütün ümmîd-i istikbâli artık müstahîl ettin;
rezîl olduk... sen ey kâbûs-i hûnî, sen rezîl ettin!
hamiyyet gamz eden bir pâk alın her kimde gördünse,
«bu bir cânî! » dedin sürdün, ya mahkûm eyledin hapse.
müvekkel eyleyip câsûsu her vicdâna, her hisse,
düşürdün milletin en kahraman evlâdını ye’se...
ne mel’unsun ki rahmetler okuttun rûh-i iblîs’e!"
"ortalık şöyle fena, böyle müzebzeb işler,
ah o yıldız’daki baykuş ölüvermezse eğer,
âkıbet çok kötü…”
çıkarmış, bir zaman dünyâyı lerzân eylemiş millet;
zaman gelsin de görsün böyle dünyâlar kadar zillet,
otuz üç yıl devâm etsin, başından gitmesin nekbet...
bu bir ibrettir amma olmayaydık böyle biz ibret!
semâ-peymâ iken râyâtımız tuttun zelîl ettin;
mefâhir bekleyen âbâdan evlâdı hacîl ettin;
ne ’âlî kavm idik; hayfâ ki sen geldin sefîl ettin;
bütün ümmîd-i istikbâli artık müstahîl ettin;
rezîl olduk... sen ey kâbûs-i hûnî, sen rezîl ettin!
hamiyyet gamz eden bir pâk alın her kimde gördünse,
«bu bir cânî! » dedin sürdün, ya mahkûm eyledin hapse.
müvekkel eyleyip câsûsu her vicdâna, her hisse,
düşürdün milletin en kahraman evlâdını ye’se...
ne mel’unsun ki rahmetler okuttun rûh-i iblîs’e!"
"ortalık şöyle fena, böyle müzebzeb işler,
ah o yıldız’daki baykuş ölüvermezse eğer,
âkıbet çok kötü…”
devamını gör...
389.
bir insanın ölümü, güçlü bir ulusun düşmesi gibidir:
geçmişte kalmıştır yiğit orduları, kaptanları,
yalvaçları, görkemli limanları, denizlerde egemen gemileri, ama artık o ulus, kuşatılmış kentleri kurtaramaz, antlaşma yapamaz başka uluslarla; kentleri boşalmıştır, halkı darmadağın, devedikeni kaplamıştır eskiden ekin dolu topraklarını, ülküsü unutulmuş, dili yitip gitmiştir: bir köy ağzı kalmıştır ta yükseklerde, dağ başlarında...
czeslaw milosz
geçmişte kalmıştır yiğit orduları, kaptanları,
yalvaçları, görkemli limanları, denizlerde egemen gemileri, ama artık o ulus, kuşatılmış kentleri kurtaramaz, antlaşma yapamaz başka uluslarla; kentleri boşalmıştır, halkı darmadağın, devedikeni kaplamıştır eskiden ekin dolu topraklarını, ülküsü unutulmuş, dili yitip gitmiştir: bir köy ağzı kalmıştır ta yükseklerde, dağ başlarında...
czeslaw milosz
devamını gör...
390.
yetim bir kalbin haykırışı bu,
büsbütün yalnızlığın içtiması.
rengi eskimiş, solmuş,
sönmüş yıldızları gökyüzünün.
canı bir hırpa olmuş,
yurdu kanlı öksüzünün.
tuzak dökülüyor ihtilalin.
titriyor kahveyi saran kupa.
demsiz, acıtır hayalin.
suikast,uykusuz bu yara.
nakarat pis tıkanıyor bestemde.
hain şarkılar kesiyor etimi.
gözlerim çiğ mevsiminde,
idam ediyor dilimi, sesimi...
yonga bir kalbin haykırışı bu,
büsbütün umutların içtiması.
- sek
büsbütün yalnızlığın içtiması.
rengi eskimiş, solmuş,
sönmüş yıldızları gökyüzünün.
canı bir hırpa olmuş,
yurdu kanlı öksüzünün.
tuzak dökülüyor ihtilalin.
titriyor kahveyi saran kupa.
demsiz, acıtır hayalin.
suikast,uykusuz bu yara.
nakarat pis tıkanıyor bestemde.
hain şarkılar kesiyor etimi.
gözlerim çiğ mevsiminde,
idam ediyor dilimi, sesimi...
yonga bir kalbin haykırışı bu,
büsbütün umutların içtiması.
- sek
devamını gör...
391.
''sana rastlamasam çiçek sevmezdim
yolu anlatmasan attan inmezdim"
yolu anlatmasan attan inmezdim"
devamını gör...
392.
dayanan dayanır, yağsız bulgular ve ahlat,
gençleri alır ölüm ilk ağızda,
sabah yıldızının uğrağı.
böğürtlensiz mezarlığa vardığımızda,
bir melek lale sümbül dikiyordu,
lalelerden birini aldı adam,
girdi kızının mezarına,
sarıldı, öptü, bıraktı laleyi sonra,
kefenin üstüne, uykusuz.
yedi çocuğu gömülüymüş, söylediler,
bizi aç bırakan bu toprak
açlıktan ölenlerle beslenir, dediler. °°
gelinlik kızın ölümü | melih cevdet anday
gençleri alır ölüm ilk ağızda,
sabah yıldızının uğrağı.
böğürtlensiz mezarlığa vardığımızda,
bir melek lale sümbül dikiyordu,
lalelerden birini aldı adam,
girdi kızının mezarına,
sarıldı, öptü, bıraktı laleyi sonra,
kefenin üstüne, uykusuz.
yedi çocuğu gömülüymüş, söylediler,
bizi aç bırakan bu toprak
açlıktan ölenlerle beslenir, dediler. °°
gelinlik kızın ölümü | melih cevdet anday
devamını gör...
393.
hayat bize mutlu olma şansı vermedi sevgili,
biz kendimizden başka herkesin üzüntüsünü üzüntümüz acısını acımız yaptık çünkü.
dünyanın öbür ucunda hiç tanımadığımız bir insanın göz yaşı bile içimizi parçaladı.
kedilere ağladık, kuşların yasını tuttuk...
yüreğimizin zayıflığı kimi zaman hayat karşısında bizi zayıf yaptı. aslında ne güzel şeydir insanın insana yanması sevgili...
ne güzeldir bilmediğin birinin derdine üzülebilmek ve çare aramak. ben bütün hayatımda hep üzüldüm, hep yandım.
yaşamak ne güzeldir be sevgili...
sevinerek, severek, sevilerek, düşünerek...
ve o vazgeçilmez sancılarını duyarak hayatın...
(bkz: yılmaz güney)
(bkz: çirkin kral)
biz kendimizden başka herkesin üzüntüsünü üzüntümüz acısını acımız yaptık çünkü.
dünyanın öbür ucunda hiç tanımadığımız bir insanın göz yaşı bile içimizi parçaladı.
kedilere ağladık, kuşların yasını tuttuk...
yüreğimizin zayıflığı kimi zaman hayat karşısında bizi zayıf yaptı. aslında ne güzel şeydir insanın insana yanması sevgili...
ne güzeldir bilmediğin birinin derdine üzülebilmek ve çare aramak. ben bütün hayatımda hep üzüldüm, hep yandım.
yaşamak ne güzeldir be sevgili...
sevinerek, severek, sevilerek, düşünerek...
ve o vazgeçilmez sancılarını duyarak hayatın...
(bkz: yılmaz güney)
(bkz: çirkin kral)
devamını gör...
394.
“ölürüz diye mi üzülüyoruz?
ne ettik, ne gördük şu fani dünyada
kötülükten gayrı?
ölünce kirlerimizden temizlenir,
ölünce biz de iyi adam oluruz;
şöhretmiş, kadınmış, para hırsıymış,
hepsini unuturuz.”
orhan veli kanık - ölüme yakın.
devamını gör...
395.
“adamın söz ile bağrın ezerler
aheste aheste raha dizerler
elden ele kaptan kaba süzerler
yuğururlar sonra insan ederler”
aşık sümmani
aheste aheste raha dizerler
elden ele kaptan kaba süzerler
yuğururlar sonra insan ederler”
aşık sümmani
devamını gör...
396.
insanın başına ne gelirse
merakından gelir demiş eskiler
baktım olmuyor, ben seni merak edeyim,
sen de geliver
merakından gelir demiş eskiler
baktım olmuyor, ben seni merak edeyim,
sen de geliver
devamını gör...
397.
"güzel kadınları severim,
işçi kadınları severim,
güzel işçi kadınları
daha çok severim."
orhan veli, quantitatif
işçi kadınları severim,
güzel işçi kadınları
daha çok severim."
orhan veli, quantitatif
devamını gör...
398.
dünya soğur, akşam serinlerken,
benim sensiz sevinecek bir şeyim yok.
kılı kırk yardım, altını üstüne getirdim,
ve işte en gümüş cümlem:
içimi açtım sana.
içini açmak için.
(bkz: birhan keskin)
benim sensiz sevinecek bir şeyim yok.
kılı kırk yardım, altını üstüne getirdim,
ve işte en gümüş cümlem:
içimi açtım sana.
içini açmak için.
(bkz: birhan keskin)
devamını gör...
399.
bütün iyi kitapların sonunda
bütün gündüzlerin,
bütün gecelerin sonunda
meltemi senden esen
soluğu sende olan,
yeni bir başlangıç vardır.
edip cansever - umuş.
devamını gör...
400.
onur da ağlar
gözlerinin pınarında
bir bulut,
boşandı boşanacak
nerdeyse.
aklımdan geçenleri
okuyorsun su gibi.
dünya gördü
bizi boğazladılar...
tutma gözyaşlarını
onur da ağlar...
bırak yıkansın gökyüzü,
lacivert, yeşil, altın
ışıkları günbatının.
işte şafaktayız gene
çırılçıplak
ve mavi.
işte sanki dağ yeli
ve işte sanki meltem...
kimse toz konduramaz
kesip attığımız tırnağa bile.
sen en güzel kızısın
bütün galaksilerin
bense tözüyüm artık
akkor tözüyüm
prometheus'u yakan
kara sevdanın...
ne alnımızda bir ayıp
ne koltuk altında
saklı haçımız
biz bu halkı sevdik
ve bu ülkeyi.
işte bağışlanmaz
korkunç suçumuz...
ahmed arif
devamını gör...
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158