1441.
hatıralar;
bilmem ki hâtıralar,
ne istersiniz benden,
gelir gelmez sonbahar ?

bu kanad çırpış neden?
cama vuracak ne var
ey eski hâtıralar

sanmayın güller açar,
bülbül değildir öten;
bu rüzgâr başka rüzgâr.

ne istersiniz benden,
bilmem ki hâtıralar,
gelir gelmez sonbahar.

"cahit sıtkı tarancı"
devamını gör...
1442.
hafif soğuk rüzgar var bu gece,
üşür yalnız insan.
nasıl da sarıyor içini ürperti,
sende yalnız kaldıysan.
devamını gör...
1443.
anladık iyisin,
ama neye yarıyor iyiliğin.seni kimse satın alamaz,
eve düşen yıldırım da
satın alınmaz.
anladık dediğin dedik,
ama dediğin ne?
doğrusun, söylersin düşündüğünü,
ama düşündüğün ne?
yüreklisin,
kime karşı?
akıllısın,
yararı kime?
gözetmezsin kendi çıkarını,
peki gözettiğin kimin ki?
dostluğuna diyecek yok ya,
dostların kimler?şimdi bizi iyi dinle:
düşmanımızsın sen bizim
dikeceğiz seni bir duvarın dibine
ama madem bir sürü iyi yönün var
dikeceğiz seni iyi bir duvarın dibine
iyi tüfeklerden çıkan
iyi kurşunlarla vuracağız seni.
sonra da gömeceğiz
iyi bir kürekle
iyi bir toprağa.

bertolt brech
devamını gör...
1444.
bana yasakladığın bahçedeler sana da mı uzaktı hep
gidemeyişine ağladın mı sende
ne zaman eskiyor sevgiler
ödenen bedellerin acısı geçince mi.
devamını gör...
1445.

dağlarının, dağlarının ardı,
nazlıdır.
uçurum kıyısında incecik bir yol
gider dolana - dolana,
bir hastan vardır, umutsuz,
belki ayşe, belki elif
endamı kuytuda başak,
memesinin, memesinin altında,
bir sancı,
bir hayın bıçak...

ölüm bu,
fıkara ölümü
geldim, geliyorum demez.
ya bir kuşluk vakti, ya akşam üstü,
ya da seher, mahmurlukta,
bakarsın, olmuş olacak.
bir hastan vardı umutsuz,
hasreti uykularda,
hasreti soğuk sularda.
gayrı, iki korku çiçeğidir gözleri,
iki mavi, kocaman korku çiçeği,
açar, derin kuyularda...

dağlarının, dağlarının ardı korkunçtur.
hiç akıl edip de düşünen var mı?
gün kimin hesabına tutar akşamı,
rahmetinden kim demlenir bulutun,
hayırlı evlat makina
nasıl canavar kesilir.
kurdun, karıncanın rızkını veren
toprak nasıl ayartılır,
yüz vermez topal öküze,
ve almaz koynuna kara sabanı.

sepetçioğlu'm kömür işçisidir,
mavzer değil, kürek tutar urfalı nazif
mal, haraç - mezattır,
can, pazar - pazar.
kırmızı, ak ve esmer,
yumuşak ve sert buğdaları
yaratan ellerin sahibidir bu,
kör boğaz, nafaka uğruna,
haldan düşmüş, tebdil gezer...

dağlarının, dağlarının ardı
nasıl anlatsam...
ağaçsız, kuşsuz, gölgesiz.
çırılçıplak,
vay kurban...
"kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda."
yiğitlik, sen cehennem olsan bile
fedayı kabul etmektir,
cennet yapabilmek için seni,
yoksul ve namuslu halka.
bu'dur ol hikayet,
ol kara sevda.

seni sevmek,
felsefedir kusursuz.
imandır, korkunç sabırlı.
ip'in, kurşun'un rağmına,
yürür pervasız ve güzel.
sıradağları devirir,
akan suları çevirir,
alır yetimin hakkını,
buyurur, kitabınca...

gün ola, devran döne, umut yetişe,
dağlarının, dağlarının ardında,
değil öyle yoksulluklar, hasretler,
bir tek başak tanesi bile dargın kalmayacaktır,
bir tek zeytin dalı bile yalnız...
sıkıysa yağmasın yağmur,
sıkıysa uyanmasın dağ.
bu yürek, ne güne vurur...
kaçar damarlarından karanlık,
kaçar, bir daha dönemez,
sunar koynunda yatandan,
hem de mutlulukla sunar
beynimizin ışığında yeraltı.

her mevsim daha genç, daha verimli,
sunar, pırıl - pırıl, sebil,
ömrünün en güzel aşk hasadını,
elimizin hünerinde yeryüzü.
dolu sofra, gülen anne, gülen çocuklar,
bir'e on, bir'e yüz'le akşama gebe
şafakla doğan işgücü.
yalanım yok, sözüm erkek sözüdür,
ol kitapta böyle yazılıdır,
ol sevda, böyledir çünkü...
devamını gör...
1446.
dert ortağı//
"...siz edebiyatı-yazı yazmayı-hala soylu bir uğraş sanıyorsunuz.oysa...
sevginiz hüzün veriyor,
umutsuz bile olsa.
ve,
ağaçların haziran çabasını ansıtıyor.
durun!
yani durmayın,
yapın ne yapmak gerekiyorsa.

turgut'dan uyar'lı cümleler_

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...
1447.
duyuldu belki parmak uclarimdaki sinir kavgası.
anlaşmazlık çıkınca yahut yer kavgası ,
ironi bu ya ?
huzursuzluk sezimliyorum ruhumun kenarlarında .
sanki gül dikeninden bıkmış yüzyıllardır beraberlik tak etmiş canına. ..
devamını gör...
1448.
ayrılık ayracı/ahmet telli

bütün ayraçları kaldırdın ama unuttuğun
bir şey vardı yine de, çiçekleri sulamadın
gökyüzü sarardı o zaman bulutlar kirlendi
ve ne kadar az konuşur olduk günboyu
birden ayrımsadık ki ayrılık orda başlıyor
tam da susuşların birbirine eklendiği yerde
ezberlenecek hiçbir şey yok bu dünyada
kirletilmemiş bir bulut bile yok artık
böyle diyorsun her yolculuğa çıkışımda
yaşadığın kent de sana benziyor gitgide
ne zaman dönmeyi düşünsem yangın çıkıyor
ya da erteletiyorum biletimi son anda
uzun bir sessizlik oluyorsun dağlara baksam
karşılıksız mektuplar kadar burkuluyor kalbin
yazdığım şiirler de canımı sıkıyor artık
fotoğraflarımı yırtıp atıyorum tek tek
ve ben bütün yapraklarımı döküyorken şimdi
eylül diyorsun, tam da orda başlıyor ayrılık
üşüyünce ağlıyorsun yalnızım dememek için
uçaklar gemiler trenler çiziyorsun duvarlara
kendine bir deniz bul artık bir de rüzgâr
parçalanacağın bir uçurum bul bu dünyada
tek tutkun o kenti bırakıp gelmek olmalı
ve gelirken havaya uçurmak bindiğin otobüsü
birden ayrımsadık ki ayrılık orda başlıyor
tam da çiçeklerin sulanmadığı yerde
konuşacak bir şeyler bulamıyorsak günboyu
derim ki ayrılık gündemdedir ne yapılsa
ve sen bütün ayraçları kaldırdığını sanmıştın
ama unutmuşsun yine de ayrılık ayracını
devamını gör...
1449.
ömür hanımla güz konuşmaları (bir kısmı)

...ve güz geldi ömür hanım. dünya aydınlık sabahlarını
yitiriyor usul usul. insanın içini karartan bulutların seferi var
göğün maviliğinde. yağmur ha yağdı ha yağacak. incecik bir çisenti yokluyor boşluğunu insan yüreğinin.
hüznün bütün koşulları hazır. nedenini bilmediğim bir
keder akıyor damarlarımdan. kalbimin üstünde binlerce
bıçak ağzı... ve yüzüm ömrümün atlası; düzlükleri bunaltı,
yükseklikleri korku, uçurumları yıkıntılarımla dolu bir
engebeler atlası. yaşamak bir can sıkıntısı mıdır ömür
hanım?


her şeyi iyi yanından görmeyi kim öğretti bize? acıyı
görmeyen insan, umutsuzluğu yaşamayan, iliklerine dek
kederin işleyip yaralamadığı bir insan, mutluluktan,
umuttan, sevinçten ne anlar? göğü görmeden, denizi görmeden maviyi anlamaya benzemez mi bu? bir güz dü-
şünün ki ömür hanım, ilkyazı olmamış, yazı yaşanmamış,
böyle bir güzün hüznü hüzün müdür? başlamanın bir
anlamı varsa bitişi göze almak, bitişin bir anlamı varsa
başlangıcı olmak değil midir? yaşamı düz bir çizgide tutmak tükenmektir. yaşamak zorunda olduğumuz şunca yılı
aykırı uçlar arasında gezdirip geçirmedikçe, alışkanlıkların
sınırlarını aşmadıkça zaman zaman, yaşamak nasıl yenilik
olur tükenmek değil de?


yağmur yağıyor ömür hanım...gökten değil, yüreğimin
boşluğundan ömrümün ıssız toprağına...ve ben sonsuz
bir düzlükte bir küçücük, bir silik nokta gibi eriyip gidiyorum. seslensem kim duyar sesimi yalnızlıklar katından?


dönelim...dönmek yenilmektir biraz da, yarım kalmasıdır
çıkışlarımızın, korkaklıktır, alışkanlıkların güvenli küflü
kabuklarına sığınmaktır...olsun dönelim biz yine de. bilincinde olmadan üstlendiğimiz sorumluluklarımız var.
evlere dönelim, sırtımızın kamburu evlere, cılızlığımızın
görkemli korunaklarına, yalnızlığımızın kalelerine dönelim. ölçüsüz yaşamak bize göre değil ömür hanım.
büyürken geniş ufuklarımız olmadı bizim. küçücük
avuçlarımızla sınırlarımızı genişletmek istedikçe yaşamın
binlerce engeli yığıldı önümüze. hangi birini yenebilirdik
bunca olanaksızlık içinde. umutsuzluğu tanıdık, yenilgiyi
öğrendik böylece.

şükrü erbaş
devamını gör...
1450.
umut, güneşin doğuşunu bekleyen çiçekte
sevgi, annenin yeni doğan bebeğine bakışında
cesaret, benim sana olan çekingen günaydın mesajlarımda
huzur, sesindeki mutlulukta
aşk, kalbinin atışını hissetmem ve seninle konuşurken yaşadığım heyecandadır.
mesafeler hissetmeye engel değildir.
devamını gör...
1451.
her durakta ölümsüz bir aşk edineceğim
bir bakıştan, bir duruştan,
çağrışımın sonsuz hızından
unutulmaz bir sevgili daha bırakacağım ardımda.
belki de yaşanabilecek en güzel serüveni
terk edeceğim
daha otobüsün ilk basamağında.
kim bilebilir ki?
sonrayı, sonrasını kim bilebilir?
gizli gizli veda edeceğim ona; görmeyecek
ve bu duyguyla burkulmuş yüreğim
otobüs camına bağrında bir ok ile
bir aşk levhası çizecek, ah min-el!
bu da ötekiler gibi,
kendisini ölesiye sevdiğimi bilmeden
yaşayıp gidecek..

murathan mungan
devamını gör...
1452.
betonarme kalplerin toprağa sığmayışı
doymayan bir ademoğlu
nereden bilsin asgarî maaşı
ne acizlikten anlar onlar
ne halini görür yolda kalmışın

binlerce umuttan değerli bir beton konut
kusursuz bir planın ardındaki enkaz
ağacı kes oksijeni unut
sonra düşün insan mıyım diye biraz

bir yamalı cep sanarsın darphane
umutları söndürdünüz hane hane
vicdan yoksunu ademoğluna sor
yetmedi mi daha kaç tane?

yeşilim nerede temiz doğam
eski şenliği nerede bu yerin
yok ettiniz her şeyi bir avuç adam
kim verecek hesabını bu evlerin

tarlaya dadanan kargalar
bir parça buğday için dövüşün
adını koymuş sahtekârlar
kentsel dönüşüm...
ydd
devamını gör...
1453.
şiir falan bırakmayacağım, bazen böyle düz hayal ederim olayları. modern insanların romantik sancılarının böylece ne kadar komik göründüğünü izleyebilirim.

geceye bir şiir bırak, diye bir başlık var. herkes beğendiği bir şiiri yavaşça yere bırakıp kenara çekilir. bir mezara çiçek koyup rahmetliyi içten içe yad edersin ya. şiir, gariban, tek başına, ezik bir şeymişte onu dimağdan dimağa gezdirme işini misyon edinmiş gibi caminin sadaka kutusuna pablo neruda şiirleri atıp bozukluklarından kurtularak sevaba giren cervantes romanlarından fırlamış don juanlar, marie elizabethler falan gibi püsküllü püsküllü triplere girip horoz gibi kabarmak falan.

şiirli işler herkese. güzel tezgah, anonim mi?
devamını gör...
1454.
deniz üzerine sığıntı bir mavilik
içimde sensiz kanayan sonbahar
ufka dalmış yorgun gözlerim
kaybolmuş, dağılan benliğimi arar

cahid aylar
devamını gör...
1455.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...
1456.
yerin seni çektiği kadar ağırsın,
kanatların çırpındığı kadar hafif..
kalbinin attığı kadar canlısın,
gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...
sevdiklerin kadar iyisin,
nefret ettiklerin kadar kötü..
ne renk olursa olsun kaşın gözün,
karşındakinin gördüğüdür rengin..
yaşadıklarını kâr sayma:
yaşadığın kadar yakınsın sonuna; ne kadar yaşarsan yaşa,
sevdiğin kadardır ömrün..
gülebildiğin kadar mutlusun.
üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
sakın bitti sanma her şeyi,
sevdiğin kadar sevileceksin.
güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın.
bir gün yalan söyleyeceksen eğer;
bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret,
ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın.
unutma yagmurun yağdığı kadar ıslaksın,
güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın
ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..
işte budur hayat!
işte budur yaşamak,
bunu hatırladığın kadar yaşarsın
bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
çiçek sulandığı kadar güzeldir,
kuşlar ötebildiği kadar sevimli,
bebek ağladığı kadar bebektir.
ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin,
bunu da öğren,
sevdiğin kadar sevilirsin...
her şey sende gizli/can yücel
devamını gör...
1457.
beni en güzel günümde
sebepsiz bir keder alır.
bütün ömrümün beynimde
acı bir tortusu kalır.

anlıyamam kederimi,
bir ateş yakar derimi,
içim dar bulur yerimi,
gönlüm dağlarda bulanır.

ne kış, ne yazı isterim,
ne bir dost yüzü isterim,
hafif bir sızı isterim,
ağrılar, sancılar gelir.

yanıma düşer kollarım,
görünmez olur yollarım,
en sevgili emellerim
önüme ölü serilir...

ne bir dost, ne bir sevgili,
dünyadan uzak bir deli...
beni sarar melankoli :
kafamın içerisi ölür.


melankoli / sabahattin ali.
devamını gör...
1458.
ışığı vadediyor karanlık..

etsin..

geceden başka nerde bekleyebiliriz ki şafağı..?

aysimli_
devamını gör...
1459.
sana çay yaptım
ağzına alsana...

#şiirsokakta
devamını gör...
1460.
-sessiz
sessiz oturabilir miyiz seninle
aramızda yaprakların hışırtısından
ve ceylanların hayata çıkışından
başka bir ses olmadan
beni sessiz de sevebilir misin
yağmur almış toprağı
ve üşüyen kâinatı dinlerken
araya dünya sözleri karışmadan
biliyor musun çekirgelerin
unutulmuş ülkelerin
kahrından kuruyan nehirlerin
diliyle konuşabilirim seninle
duyabilirim seni hiç konuşmadan
kalbinin atışlarını duyabilirim
içinde bir yaz gezmesine çıkan çocuğu
ve dudağın en uzak sokağında
biriken dilini hayatın
sökebilirim, öğrenebilirim
sözcükler bağırtılar klaksonlar
ona karışmadan
ay sesiyle, gün sesiyle, gül sesiyle
tırmanırım kalbinin tepesine ve işte
zakkumların diliyle konuşabilirim seninle
rüzgârın ve acının bildiği dilde
acelesiz, hiç yarışmadan
sessiz oturabilir miyiz seninle
kemal sayar
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"geceye bir şiir bırak" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim