geceye bir şiir bırak
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
başlık "delirmiş_psikolog" tarafından 07.11.2020 20:02 tarihinde açılmıştır.
2021.
''dinle sana bir nasihat edeyim
hatırdan gönülden geçici olma
yiğidin başına bir iş gelince
onu yâd ellere açıcı olma
mecliste ârif ol kelâmı dinle
el iki söylerse sen birin söyle
elinden geldikçe sen iylik eyle
hatıra dokunup yıkıcı olma
dokunur hatıra kendisin bilmez
asilzâdelerden hiç kemlik olmaz
sen iyilik et de o zâyi olmaz
darılıp da başa kakıcı olma
el âriftir yoklar senin bendini
dağıtırlar tuzağını fendini
alçaklarda otur gözet kendini
katı yükseklerden uçucu olma
murâdım nasihat bunda söylemek
size lâyık olan onu dinlemek
sev seni seveni, zâyetme emek
sevenin sözünden geçici olma
karacaoğlan söyler sözün başarır
aşkın deryâsını boydan aşırır
seni bir mecliste hacil düşürür
kötülere konup göçücü olma.''
karacaoğlan
kemlik: kötülük
hacil: utanan
zâyetme: kaybetme
hatırdan gönülden geçici olma
yiğidin başına bir iş gelince
onu yâd ellere açıcı olma
mecliste ârif ol kelâmı dinle
el iki söylerse sen birin söyle
elinden geldikçe sen iylik eyle
hatıra dokunup yıkıcı olma
dokunur hatıra kendisin bilmez
asilzâdelerden hiç kemlik olmaz
sen iyilik et de o zâyi olmaz
darılıp da başa kakıcı olma
el âriftir yoklar senin bendini
dağıtırlar tuzağını fendini
alçaklarda otur gözet kendini
katı yükseklerden uçucu olma
murâdım nasihat bunda söylemek
size lâyık olan onu dinlemek
sev seni seveni, zâyetme emek
sevenin sözünden geçici olma
karacaoğlan söyler sözün başarır
aşkın deryâsını boydan aşırır
seni bir mecliste hacil düşürür
kötülere konup göçücü olma.''
karacaoğlan
kemlik: kötülük
hacil: utanan
zâyetme: kaybetme
devamını gör...
2022.
"bu taşlarla bu kuşlarla bekledim, bu sırlarla bu yılları
bir mucizeyi gösterecektin bana, atladığım satırları
kaşlarımın yokuşunda gün akşam oldu hani
ne bir mucize gördüm ne işe yarıyor kaldırım taşları."
(bkz: birhan keskin) - (bkz: soğuk kazı)
devamını gör...
2023.
sonra belki çay içeriz.
şansımız varsa yağmur da yağar.
damlalara huzur yüklemece oynarız.
benim damlam seninkini alnından öper.
güzel şeyler olur belki.
sen gel bence.
gel..
şansımız varsa yağmur da yağar.
damlalara huzur yüklemece oynarız.
benim damlam seninkini alnından öper.
güzel şeyler olur belki.
sen gel bence.
gel..
devamını gör...
2024.
şimdi açsam pencereyi beklesem
sen gelsen
olmaz ya hani geliversen
hiç bir şey sormasan
hiç bir şey söylemesen
sussam
sussan
sussak.
susuşların anlattığını dinlesek
sırt sırta otursak
katılasıya ağlasak
sormasak birbirimize sebebini
sarılsam
sarılsan
sarılsak.
ve yine hiç bir şey konuşmasak
ama anlasak
ne vardı sahi
olmaz ya
hayal ya
hani diyorum olsa ne vardı.
cemal süreya
dinlemek isteyenlere
devamını gör...
2025.
yeni dostlar yeni rüzgarlar gelir geçer
yosun muydum kaya mıydım nasıl unuttular
kahredersin başın önüne düşer
düşerse beni unutma.
uzun yağmurlardan sonra-gülten akın
yosun muydum kaya mıydım nasıl unuttular
kahredersin başın önüne düşer
düşerse beni unutma.
uzun yağmurlardan sonra-gülten akın
devamını gör...
2026.
...
ölürsün... kapanır yollar geriye;
ben mezarla sırdaş olur, beklerim.
varılmaz hayale işaret diye,
toprağında bir taş olur, beklerim...
-necip fazıl kısakürek-
ölürsün... kapanır yollar geriye;
ben mezarla sırdaş olur, beklerim.
varılmaz hayale işaret diye,
toprağında bir taş olur, beklerim...
-necip fazıl kısakürek-
devamını gör...
2027.
fotoğraf
durakta üç kişi
adam kadın ve çocuk
adamın elleri ceplerinde
kadın çocuğun elini tutmuş
adam hüzünlü
hüzünlü şarkılar gibi hüzünlü
kadın güzel
güzel anılar gibi güzel
çocuk
güzel anılar gibi hüzünlü
hüzünlü şarkılar gibi güzel
cemal süreya
durakta üç kişi
adam kadın ve çocuk
adamın elleri ceplerinde
kadın çocuğun elini tutmuş
adam hüzünlü
hüzünlü şarkılar gibi hüzünlü
kadın güzel
güzel anılar gibi güzel
çocuk
güzel anılar gibi hüzünlü
hüzünlü şarkılar gibi güzel
cemal süreya
devamını gör...
2028.
nasıl çöktü gece
senin kalbime çöküşü gibimi
gülüşünün kalbime çöküşü gibimi
bakışlarıının beni öldürüşü gibimi
sensizliğin ruhumu öldürdüğü gibimi
bir gece çöktü içime sensiz ve yalnızz...
senin kalbime çöküşü gibimi
gülüşünün kalbime çöküşü gibimi
bakışlarıının beni öldürüşü gibimi
sensizliğin ruhumu öldürdüğü gibimi
bir gece çöktü içime sensiz ve yalnızz...
devamını gör...
2029.
geyikli gece
halbuki korkulacak hiçbir şey yoktu ortalıkta
her şey naylondandı o kadar
ve ölünce beş on bin birden ölüyorduk güneşe karşı.
ama geyikli geceyi bulmadan önce
hepimiz çocuklar gibi korkuyorduk
geyikli geceyi hep bilmelisiniz
yeşil ve yabani uzak ormanlarda
güneşin asfalt sonlarında batmasıyla ağırdan
hepimizi vakitten kurtaracak
bir yandan, toprağı sürdük
bir yandan kaybolduk
gladyatörlerden ve dişlilerden
ve büyük şehirlerden
gizleyerek yahut döğüşerek
geyikli geceyi kurtardık
evet kimsesizdik ama umudumuz vardı
üç ev görsek bir şehir sanıyorduk
üç güvercin görsek meksika geliyordu aklımıza
caddelerde gezmekten hoşlanıyorduk akşamları
kadınların kocalarını aramasını seviyorduk
sonra şarap içiyorduk kırmızı yahut beyaz
bilir bilmez geyikli gece yüzünden
geyikli gecenin arkası ağaç
ayağının suya değdiği yerde bir gökyüzü
çatal boynuzlarında soğuk ayışığı
ister istemez aşkları hatırlatır
eskiden güzel kadınlar ve aşklar olmuş
şimdi de var biliyorum
bir seviniyorum düşündükçe bilseniz
dağlarda geyikli gecelerin en güzeli
hiçbir şey umurumda değil diyorum
aşktan ve umuttan başka
bir anda üç kadeh ve üç yeni şarkı
belleğimde tüylü tüylü geyikli gece duruyor.
biliyorum gemiler götüremez
neonlar ve teoriler ışıtamaz yanını yöresini
örneğin manastırda oturur içerdik iki kişi
ya da yatakta sevişirdik bir kadın bir erkek
öpüşlerimiz gitgide ısınırdı
koltukaltlarımız gitgide tatlı gelirdi
geyikli gecenin karanlığında
aldatıldığımız önemli değildi yoksa
herkesin unuttuğunu biz hatırlamasak
gümüş semaverleri ve eski şeyleri
salt yadsımak için sevmiyorduk
kötüydük de ondan mı diyeceksiniz
ne iyiydik ne kötüydük
durumumuz başta ve sonda ayrı ayrıysa
başta ve sonda ayrı olduğumuzdandı
ama ne varsa geyikli gecede idi
bir bilseniz avuçlarmız terlerdi heyecandan
bir bakıyorduk akşam oluyordu kaldırımlarda
kesme avizelerde ve çıplak kadın omuzlarında
büyük otellerin önünde garipsiyorduk
çaresizliğimiz böylesine kolaydı işte
hüznümüzü büyük şeylerden sanırsanız yanılırsınız
örneğin üç bardak şarap içsek kurtulurduk
yahut bir adam bıçaklasak
yahut sokaklara tükürsek
ama en iyisi çeker giderdik
gider geyikli gecede uyurduk
geyiğin gözleri pırıl pırıl gecede
imdat ateşleri gibi ürkek telaşlı
sultan hançerıeri gibi ayışığında
bir yanında üstüste üstüste kayalar
öbür yanında ben
ama siz zavallısınız ben de zavallıyım
eskimiş şeylerle avunamıyoruz
domino taşları ve soğuk ikindiler
çiçekli elbiseleriyle yabancı kalabalık
gölgemiz tortop ayakucumuzda
sevinsek de sonunu biliyoruz
borçları kefilleri ve bonoları unutuyorum
ikramiyeler bensiz çekiliyor dünyada
daha ilk oturumda suçsuz çıkıyorum
oturup esmer bir kadını kendim için yıkıyorum
iyice kurulamıyorum saçlarını
bir bardak şarabı kendim için içiyorum
halbuki geyikli gece ormanda
keskin mavi ve hışırtılı
geyikli geceye geçiyorum
uzanıp kendi yanaklarımdan öpüyorum.
turgut uyar
halbuki korkulacak hiçbir şey yoktu ortalıkta
her şey naylondandı o kadar
ve ölünce beş on bin birden ölüyorduk güneşe karşı.
ama geyikli geceyi bulmadan önce
hepimiz çocuklar gibi korkuyorduk
geyikli geceyi hep bilmelisiniz
yeşil ve yabani uzak ormanlarda
güneşin asfalt sonlarında batmasıyla ağırdan
hepimizi vakitten kurtaracak
bir yandan, toprağı sürdük
bir yandan kaybolduk
gladyatörlerden ve dişlilerden
ve büyük şehirlerden
gizleyerek yahut döğüşerek
geyikli geceyi kurtardık
evet kimsesizdik ama umudumuz vardı
üç ev görsek bir şehir sanıyorduk
üç güvercin görsek meksika geliyordu aklımıza
caddelerde gezmekten hoşlanıyorduk akşamları
kadınların kocalarını aramasını seviyorduk
sonra şarap içiyorduk kırmızı yahut beyaz
bilir bilmez geyikli gece yüzünden
geyikli gecenin arkası ağaç
ayağının suya değdiği yerde bir gökyüzü
çatal boynuzlarında soğuk ayışığı
ister istemez aşkları hatırlatır
eskiden güzel kadınlar ve aşklar olmuş
şimdi de var biliyorum
bir seviniyorum düşündükçe bilseniz
dağlarda geyikli gecelerin en güzeli
hiçbir şey umurumda değil diyorum
aşktan ve umuttan başka
bir anda üç kadeh ve üç yeni şarkı
belleğimde tüylü tüylü geyikli gece duruyor.
biliyorum gemiler götüremez
neonlar ve teoriler ışıtamaz yanını yöresini
örneğin manastırda oturur içerdik iki kişi
ya da yatakta sevişirdik bir kadın bir erkek
öpüşlerimiz gitgide ısınırdı
koltukaltlarımız gitgide tatlı gelirdi
geyikli gecenin karanlığında
aldatıldığımız önemli değildi yoksa
herkesin unuttuğunu biz hatırlamasak
gümüş semaverleri ve eski şeyleri
salt yadsımak için sevmiyorduk
kötüydük de ondan mı diyeceksiniz
ne iyiydik ne kötüydük
durumumuz başta ve sonda ayrı ayrıysa
başta ve sonda ayrı olduğumuzdandı
ama ne varsa geyikli gecede idi
bir bilseniz avuçlarmız terlerdi heyecandan
bir bakıyorduk akşam oluyordu kaldırımlarda
kesme avizelerde ve çıplak kadın omuzlarında
büyük otellerin önünde garipsiyorduk
çaresizliğimiz böylesine kolaydı işte
hüznümüzü büyük şeylerden sanırsanız yanılırsınız
örneğin üç bardak şarap içsek kurtulurduk
yahut bir adam bıçaklasak
yahut sokaklara tükürsek
ama en iyisi çeker giderdik
gider geyikli gecede uyurduk
geyiğin gözleri pırıl pırıl gecede
imdat ateşleri gibi ürkek telaşlı
sultan hançerıeri gibi ayışığında
bir yanında üstüste üstüste kayalar
öbür yanında ben
ama siz zavallısınız ben de zavallıyım
eskimiş şeylerle avunamıyoruz
domino taşları ve soğuk ikindiler
çiçekli elbiseleriyle yabancı kalabalık
gölgemiz tortop ayakucumuzda
sevinsek de sonunu biliyoruz
borçları kefilleri ve bonoları unutuyorum
ikramiyeler bensiz çekiliyor dünyada
daha ilk oturumda suçsuz çıkıyorum
oturup esmer bir kadını kendim için yıkıyorum
iyice kurulamıyorum saçlarını
bir bardak şarabı kendim için içiyorum
halbuki geyikli gece ormanda
keskin mavi ve hışırtılı
geyikli geceye geçiyorum
uzanıp kendi yanaklarımdan öpüyorum.
turgut uyar
devamını gör...
2030.
gölgesinde otur amma
yaprak senden incinmesin.
temizlen de gir mezara
toprak senden incinmesin.
yollar uzun, yollar ince
yol kısalır aşk gelince
yat kurban ol ismail’ce
bıçak senden incinmesin.
burdayım de ararlarsa
doğru söyle sorarlarsa
tabutuna sararlarsa
bayrak senden incinmesin.
il göçsün göçtüğün vakit
yol yansın geçtiğin vakit
suyundan içtiğin vakit
kaynak senden incinmesin.
toz konmasın sakın sana
hakkı geçer halkın sana
gücenmesin yakın sana
uzak senden incinmesin.
abdurrahim karakoç/ incitme
yaprak senden incinmesin.
temizlen de gir mezara
toprak senden incinmesin.
yollar uzun, yollar ince
yol kısalır aşk gelince
yat kurban ol ismail’ce
bıçak senden incinmesin.
burdayım de ararlarsa
doğru söyle sorarlarsa
tabutuna sararlarsa
bayrak senden incinmesin.
il göçsün göçtüğün vakit
yol yansın geçtiğin vakit
suyundan içtiğin vakit
kaynak senden incinmesin.
toz konmasın sakın sana
hakkı geçer halkın sana
gücenmesin yakın sana
uzak senden incinmesin.
abdurrahim karakoç/ incitme
devamını gör...
2031.
"oysa benim de dünyaya ve içindeki bir takım saçmalıklara pervasızca kafa tuttuğum zamanlar vardı.
sen yetişemedin.
bir haksızlık bir adaletsizlik bir bile isteye kırılmış kalp görmeyeyim yıkarım ortalığı dediğim zamanlar vardı.
sen görmedin.
hep böyle içi çürümüş mücrim bir ağaç değildim.
bakma şimdi gölgemi her türden mahlukata çiğnettiğime. beni bu hale sokan, hep taahhüt edilen ama hiç yerine getirilemeyen bir takım vaatler, sözler, karşılık bulamamış sevgiler ve beklentiler..."
| ali lidar - başlamadan yarım kalmış bir aşk için ağıt
sen yetişemedin.
bir haksızlık bir adaletsizlik bir bile isteye kırılmış kalp görmeyeyim yıkarım ortalığı dediğim zamanlar vardı.
sen görmedin.
hep böyle içi çürümüş mücrim bir ağaç değildim.
bakma şimdi gölgemi her türden mahlukata çiğnettiğime. beni bu hale sokan, hep taahhüt edilen ama hiç yerine getirilemeyen bir takım vaatler, sözler, karşılık bulamamış sevgiler ve beklentiler..."
| ali lidar - başlamadan yarım kalmış bir aşk için ağıt
devamını gör...
2032.
melankolinin,
huzur ile yaşadığı * aşkı
bildim
ötesi
hep insanlardı
insanlar aşağı
insanlar yukarı
insanlar aşağı
insanlar yukarı
insanlar aşağı
insanlar yukarı..
14.01.22
huzur ile yaşadığı * aşkı
bildim
ötesi
hep insanlardı
insanlar aşağı
insanlar yukarı
insanlar aşağı
insanlar yukarı
insanlar aşağı
insanlar yukarı..
14.01.22
devamını gör...
2033.
her şey seni bekliyor her şey gelmeni,
içeri girmeni
senin elinin değmesini
gözünün dokunmasını
ve her şey tekrarlıyor
seni ne kadar sevdiğimi..
içeri girmeni
senin elinin değmesini
gözünün dokunmasını
ve her şey tekrarlıyor
seni ne kadar sevdiğimi..
devamını gör...
2034.
işin aslı hepimiz, sevmeye muktediriz;
yine de zehir saçmak hep tercihimiz
yine de zehir saçmak hep tercihimiz
devamını gör...
2035.
geceye ay düşer, aklıma gözlerin...
bu nasıl özlemek
özlemek ne demek
ucu bucağı yok, dibi sonu, yok koyusundan özledim
fırtınalar koparıyor gözlerim, ve gözlerin aklıma mühür
özlemek ne demek?
en delisinden sonsuzundan, akla zarar deliye kâr
özledim...
bu nasıl özlemek
özlemek ne demek
ucu bucağı yok, dibi sonu, yok koyusundan özledim
fırtınalar koparıyor gözlerim, ve gözlerin aklıma mühür
özlemek ne demek?
en delisinden sonsuzundan, akla zarar deliye kâr
özledim...
devamını gör...
2036.
çay bardağında
bırakılan dudak payı
kadar bile
uzak kalamam
gözlerine
yakın olsun isterim
ellerime ellerin
yanındaki beton binaya
yaslanması gibi
köhne bir evin
seni bir çivi
gibi çaktım
çünkü beynime
ve toplayıp
bütün kerpetenleri
attım denize
sunay akın / dudak payı
bırakılan dudak payı
kadar bile
uzak kalamam
gözlerine
yakın olsun isterim
ellerime ellerin
yanındaki beton binaya
yaslanması gibi
köhne bir evin
seni bir çivi
gibi çaktım
çünkü beynime
ve toplayıp
bütün kerpetenleri
attım denize
sunay akın / dudak payı
devamını gör...
2037.
dedi kedi apartmanı numara yedi
ey sırtını sabunlatacak kimsesi olanlar
ne kadar şanslısınız
ve kir dediğin öyle kolay çıkıyo'sa
demek
şansın sütüne de su karıştı püüü
evet ben o'yum, o, elliyedi numaradaki o moruk
gaz'telerinizin ilk sayfasında kedilerim ve iskeletim
ben, sizin çökmüş bir köprü sandığınız
merdivenleri çıt-ses inen
çıt-ses çıkan ali rıza bey
gizli defterlerin karıştırılırsa
ışıkla gölgeyi eşitleme çabasıydı yaşamım
bir kuklanın gözlerinde allak bullak ne gördüysem
onları gördüm afyonunuz patladığı günler yüzünüzde de
siz dümbeleğin sesine kosarken cambıl cumbul
ben
akıl hastası uzayın
beyni zedeli çocuğu dünyada
çözmeye çalışırdım
eski uygarlıkların dil düğümlerini
aztekler
vikingler
göktürkler
özür dilerim kendimi size tanıtmış mıydım
ben
tarih öncesi şiir müdürlüğünden emekli
mürekkep babalığı ali rıza bey
inceden hürmetler ederim efendim
futbolun f'sinden anlamasam da
her oyuncunun gol sonrası sevincinden
çıkarabilirdim çocukken kaç oyuncak kırdığ'nı
içme sularının sertlik derecesini söyleyebilirdim
yan hakemlerin
bayrak tutuşlarına bakarak
ve yalnızlığın yalınayak akşamı
doymamış kadınların
memelerinin birbirine vurduğu yerde başlardı
fallarında kocalarından başka erkekler görmek için
kim bilir daha neler için
üst üste kahveler içerdiler
özellikle belirtmek isterim ki
hiç evlenmedim
hiç kimseyi esir almadım
hiç kimseye esir olmadım
beynimden sonra beni en çok ürperten şey
bir suyun başlangıcı olmustur
bir havuzun, bir ılıcanın, bir kadının
ve kente fısır fısır yağmurların yağdığı
bodrumlu evlerin yeraltı sularını içtiği günler
gemiler göndermeyi hiç unutmadım karınca yuvalarına
özür dilerim kendimi size tanıtmadım sanırım
ne büyük kabalık
ben
argo sözlüğünüzdeki bakımsız tarzan
ince halter ali rıza bey
bavulumda yeniçeri kelleleri
satılık tuğralar
yırtık bayraklar
ve sırtlarında gümüş hançerle sallanıp duran
yaralı duvarlarla
iskeleti birinci seçtim güzellik yarışmasında
evet, beni kedilerim yedi
sizi de kendileriniz
akgün akova
ey sırtını sabunlatacak kimsesi olanlar
ne kadar şanslısınız
ve kir dediğin öyle kolay çıkıyo'sa
demek
şansın sütüne de su karıştı püüü
evet ben o'yum, o, elliyedi numaradaki o moruk
gaz'telerinizin ilk sayfasında kedilerim ve iskeletim
ben, sizin çökmüş bir köprü sandığınız
merdivenleri çıt-ses inen
çıt-ses çıkan ali rıza bey
gizli defterlerin karıştırılırsa
ışıkla gölgeyi eşitleme çabasıydı yaşamım
bir kuklanın gözlerinde allak bullak ne gördüysem
onları gördüm afyonunuz patladığı günler yüzünüzde de
siz dümbeleğin sesine kosarken cambıl cumbul
ben
akıl hastası uzayın
beyni zedeli çocuğu dünyada
çözmeye çalışırdım
eski uygarlıkların dil düğümlerini
aztekler
vikingler
göktürkler
özür dilerim kendimi size tanıtmış mıydım
ben
tarih öncesi şiir müdürlüğünden emekli
mürekkep babalığı ali rıza bey
inceden hürmetler ederim efendim
futbolun f'sinden anlamasam da
her oyuncunun gol sonrası sevincinden
çıkarabilirdim çocukken kaç oyuncak kırdığ'nı
içme sularının sertlik derecesini söyleyebilirdim
yan hakemlerin
bayrak tutuşlarına bakarak
ve yalnızlığın yalınayak akşamı
doymamış kadınların
memelerinin birbirine vurduğu yerde başlardı
fallarında kocalarından başka erkekler görmek için
kim bilir daha neler için
üst üste kahveler içerdiler
özellikle belirtmek isterim ki
hiç evlenmedim
hiç kimseyi esir almadım
hiç kimseye esir olmadım
beynimden sonra beni en çok ürperten şey
bir suyun başlangıcı olmustur
bir havuzun, bir ılıcanın, bir kadının
ve kente fısır fısır yağmurların yağdığı
bodrumlu evlerin yeraltı sularını içtiği günler
gemiler göndermeyi hiç unutmadım karınca yuvalarına
özür dilerim kendimi size tanıtmadım sanırım
ne büyük kabalık
ben
argo sözlüğünüzdeki bakımsız tarzan
ince halter ali rıza bey
bavulumda yeniçeri kelleleri
satılık tuğralar
yırtık bayraklar
ve sırtlarında gümüş hançerle sallanıp duran
yaralı duvarlarla
iskeleti birinci seçtim güzellik yarışmasında
evet, beni kedilerim yedi
sizi de kendileriniz
akgün akova
devamını gör...
2038.
ne anlatır yunan şarkıları
geceye dair, aşka dair
ne anlatır yunan şarkıları
hayatımıza dair
ne anlatır yunan şarkıları
insanı tepeden tırnağa saran bu hüzünle
sanki hep anlatılmayan bir şey kalmıştır
içimizi ne kadar döksek de
ne anlatır yunan şarkıları
biten bir aşk mı, başlayan bir aşk mı
bir kız mı, yüzünü hiç görmeyeceğimiz
çayırlarına hiç uzanamayacağımız kırlar mı
ne anlatır yunan şarkıları
bu sürekli, bu yumuşak ısrarla
ne anlatır yunan şarkıları
yüreğimize işleyen tempolarla
ne anlatır yunan şarkıları
sonsuzluğa güzelliğe, sonsuz barışa dair
acılarla dolsak da ne kadar
sımsıcak yaşamaya dair
ne anlatır yunan şarkıları
bir gün birleşeceğini mi bütün şarkıların
ne anlatır yunan şarkıları
bu kadar uzak...ve bu kadar yakın
ataol behramoğlu
orfeas peridis - katı mou krivis
devamını gör...
2039.
üzülme.
yağmur dokunduğu yere hayat verir
sellenmeyip ağlatmadığı sürece,
topraktır ana
bütün canlıları çiçekleri eşit emzirir
üzülme.
ruhunu inciten elleri hesaplayan
bir hatıra defteridir sırtın terazi,
güneşe yasla ve anla
soğuk olan ne varsa yak içinde
incinme,
yalnızlık her eve sığmayacak
kadar kalabalıktır mesela,
çiçekler kendini göremeyen gözlerde açtırmayacak kadar özel,
çatılarda toplanan kuşlar kalabalık ailelerin, avuçlarını ve kanatlarını yalnızca gökyüzüne açılmasını istemeyen cömert yuvaların simgeleridir,
sevinme.
gurur taşıyan tekerlekli sandalyeleri göremeyip,
yere düşüp eğilmeden ayağa kalkmayı öğrenmedikçe.
yaşlı bir şiire yaslamadan ağartmadan saçlarını
yeni bir yaşıma girdim diye senelenme,
terkedilmiş merdivenlerden satır satır inerken
kendini hiç uğranmamış nadide bir sokağın,
ahşap kokularını taşıyan,
kelepçelenmiş demir parmaklık pencere önü çiçeklerine aşina sokak kedileri gibi hissetmedikçe,
büyüdüm deme.
bir denizin sırtında hafif,
anne karnındaymış gibi güvende,
sürekli kıta kıta gezen kağıttan gemilerim gibi şeffaf ve çocuk kal yüreğimde.
rüzgarın varlığını esen yelden estiren
limandan hissetmedikçe,
siyahı ve maviyi yanyana yakıştırıp
tırnaklarına sürmeyi sürdürme,
öğren önce.
doğumlar ve ölümler varken
insan hanede,
yaşanmamış hayatların yarım bıraktığı yaşamların nefeslerini ciğerlerinde nüksetmeden,
hastayım deme.
kitaplar kadar ölümsüz ol mesela,
sayfalarını çevirirken
ağır ve karmaşık olsalarda
hayat gibi.
tozlandıkları rafların arasında unutulan kitap gibi kadınların görücü usulü okunduklarını okumadan,
bilginim deme.
gelelim önsöze.
ışıkları yalnızca karanlıktan korkan kalpler için yak,
mum ol olma
kendini küçültmeden büyüme duvarımın göğsünde.
lütfen bu kış kar gelmeden,
bizi eritme.
pencerelere perde olmayı unutmuş..
cinayetleri örten,
bütün yalan ve cansız gazetelerden öte,
ağaçları yazmayı bir kenara bırakmış insanlarıda bahçemizde yeşertme.
hırsızlar evi basmasın diye
bahçeye bağlanmış köpekler kadar terkedilmiş, ilgisiz hissetmeden kendini,
sırtını döndüğü bütün hayvanlardan insanlık,
özür dilemeli bence.
annem;
mutfakta göz göze bulaşık yıkadığı farelere
peynirim derdi,
ah benim sevgili direnişim
unutma.
asıl engel,
beyni tekerlekli sandalyelere sığmayacak kadar dar insanları engellememek,
hayatın boyunca dizlerine yük edip,
yokuş yukarı tırmanmaktır bence.
siyah kalalım biz seninle her gece,
gündüzleri fanileşmekten
çok daha mavi
çok daha güzel..
çok daha iyidir bence.
rako yusuf ağar.
yağmur dokunduğu yere hayat verir
sellenmeyip ağlatmadığı sürece,
topraktır ana
bütün canlıları çiçekleri eşit emzirir
üzülme.
ruhunu inciten elleri hesaplayan
bir hatıra defteridir sırtın terazi,
güneşe yasla ve anla
soğuk olan ne varsa yak içinde
incinme,
yalnızlık her eve sığmayacak
kadar kalabalıktır mesela,
çiçekler kendini göremeyen gözlerde açtırmayacak kadar özel,
çatılarda toplanan kuşlar kalabalık ailelerin, avuçlarını ve kanatlarını yalnızca gökyüzüne açılmasını istemeyen cömert yuvaların simgeleridir,
sevinme.
gurur taşıyan tekerlekli sandalyeleri göremeyip,
yere düşüp eğilmeden ayağa kalkmayı öğrenmedikçe.
yaşlı bir şiire yaslamadan ağartmadan saçlarını
yeni bir yaşıma girdim diye senelenme,
terkedilmiş merdivenlerden satır satır inerken
kendini hiç uğranmamış nadide bir sokağın,
ahşap kokularını taşıyan,
kelepçelenmiş demir parmaklık pencere önü çiçeklerine aşina sokak kedileri gibi hissetmedikçe,
büyüdüm deme.
bir denizin sırtında hafif,
anne karnındaymış gibi güvende,
sürekli kıta kıta gezen kağıttan gemilerim gibi şeffaf ve çocuk kal yüreğimde.
rüzgarın varlığını esen yelden estiren
limandan hissetmedikçe,
siyahı ve maviyi yanyana yakıştırıp
tırnaklarına sürmeyi sürdürme,
öğren önce.
doğumlar ve ölümler varken
insan hanede,
yaşanmamış hayatların yarım bıraktığı yaşamların nefeslerini ciğerlerinde nüksetmeden,
hastayım deme.
kitaplar kadar ölümsüz ol mesela,
sayfalarını çevirirken
ağır ve karmaşık olsalarda
hayat gibi.
tozlandıkları rafların arasında unutulan kitap gibi kadınların görücü usulü okunduklarını okumadan,
bilginim deme.
gelelim önsöze.
ışıkları yalnızca karanlıktan korkan kalpler için yak,
mum ol olma
kendini küçültmeden büyüme duvarımın göğsünde.
lütfen bu kış kar gelmeden,
bizi eritme.
pencerelere perde olmayı unutmuş..
cinayetleri örten,
bütün yalan ve cansız gazetelerden öte,
ağaçları yazmayı bir kenara bırakmış insanlarıda bahçemizde yeşertme.
hırsızlar evi basmasın diye
bahçeye bağlanmış köpekler kadar terkedilmiş, ilgisiz hissetmeden kendini,
sırtını döndüğü bütün hayvanlardan insanlık,
özür dilemeli bence.
annem;
mutfakta göz göze bulaşık yıkadığı farelere
peynirim derdi,
ah benim sevgili direnişim
unutma.
asıl engel,
beyni tekerlekli sandalyelere sığmayacak kadar dar insanları engellememek,
hayatın boyunca dizlerine yük edip,
yokuş yukarı tırmanmaktır bence.
siyah kalalım biz seninle her gece,
gündüzleri fanileşmekten
çok daha mavi
çok daha güzel..
çok daha iyidir bence.
rako yusuf ağar.
devamını gör...
2040.
yıldız kenter/müşfik kenter- hayat ıskalamayı affetmez
devamını gör...
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167