geceye bir şiir bırak
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
başlık "silinmiş hesap 76" tarafından 07.11.2020 20:02 tarihinde açılmıştır.
201.
sevgileri yarınlara bıraktınız
çekingen, tutuk, saygılı.
bütün yakınlarınız
sizi yanlış tanıdı.
bitmeyen işler yüzünden
(siz böyle olsun istemezdiniz)
bir bakış bile yeterken anlatmaya her şeyi
kalbinizi dolduran duygular
kalbinizde kaldı.
siz geniş zamanlar umuyordunuz
çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek.
yılların telâşlarda bu kadar çabuk
geçeceği aklınıza gelmezdi.
gizli bahçenizde
açan çiçekler vardı,
gecelerde ve yalnız.
vermeye az buldunuz
yahut vakit olmadı
çekingen, tutuk, saygılı.
bütün yakınlarınız
sizi yanlış tanıdı.
bitmeyen işler yüzünden
(siz böyle olsun istemezdiniz)
bir bakış bile yeterken anlatmaya her şeyi
kalbinizi dolduran duygular
kalbinizde kaldı.
siz geniş zamanlar umuyordunuz
çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek.
yılların telâşlarda bu kadar çabuk
geçeceği aklınıza gelmezdi.
gizli bahçenizde
açan çiçekler vardı,
gecelerde ve yalnız.
vermeye az buldunuz
yahut vakit olmadı
devamını gör...
202.
dün sabaha karşı kendimle konuştum
ben hep kendime çıkan bir yokuştum
yokuşun başında bir düşman vardı
onu vurmaya gittim kendimle vuruştum
özdemir asaf
ben hep kendime çıkan bir yokuştum
yokuşun başında bir düşman vardı
onu vurmaya gittim kendimle vuruştum
özdemir asaf
devamını gör...
203.
"yatağımız olacak ,hafif kokuyla dolu,
divanımız olacak ,bir mezar gibi derin;
bizim için açılmış, en güzel iklimlerin
o garip çiçekleri süsleyecek konsolu.
son sıcaklıklarını sarfederek hovarda,
birer ulu meşale olacak kalplerimiz;
çifte ışıklarından gidip gelecek bir iz
ikimizin ruhunda, o ikiz aynalarda.
pembe, lahuti mavi bir akşam saatinde,
veda'la dolu, uzun bir hıçkırık halinde
yanacak aramızda bir tek şimşeğin feri;
nihayet kapıları biraz aralayarak,
sadık ve şen bir melek gelip uyandıracak
buğulu aynaları ve ölmüş alevleri."
charles baudelaire
divanımız olacak ,bir mezar gibi derin;
bizim için açılmış, en güzel iklimlerin
o garip çiçekleri süsleyecek konsolu.
son sıcaklıklarını sarfederek hovarda,
birer ulu meşale olacak kalplerimiz;
çifte ışıklarından gidip gelecek bir iz
ikimizin ruhunda, o ikiz aynalarda.
pembe, lahuti mavi bir akşam saatinde,
veda'la dolu, uzun bir hıçkırık halinde
yanacak aramızda bir tek şimşeğin feri;
nihayet kapıları biraz aralayarak,
sadık ve şen bir melek gelip uyandıracak
buğulu aynaları ve ölmüş alevleri."
charles baudelaire
devamını gör...
204.
denedim. soğuk sular dökünüp fırladım sokaklara
sorular sordum nice kara sıfatları üstüme alaraktan
ipte boynum, ağzım şehvet yalaklarında
çapraştım, and içip ayna kırdım
doğadan bir vahiy bekledimse boşuna
baktım akşam herkesin kabul ettiği kadar akşamdı
hiç bir meşru yanı kalmamıştı hayatımın.
sorular sordum nice kara sıfatları üstüme alaraktan
ipte boynum, ağzım şehvet yalaklarında
çapraştım, and içip ayna kırdım
doğadan bir vahiy bekledimse boşuna
baktım akşam herkesin kabul ettiği kadar akşamdı
hiç bir meşru yanı kalmamıştı hayatımın.
devamını gör...
205.
yırtarak geçiyor kalbimizden
hayatı da törpüleyen zaman
şuramızda birşey var
acıya benzer
umuda benzer
böyle günlerde herşey
hem acıya, hem umuda benzer
(bkz: arkadaş zekai özger)
hayatı da törpüleyen zaman
şuramızda birşey var
acıya benzer
umuda benzer
böyle günlerde herşey
hem acıya, hem umuda benzer
(bkz: arkadaş zekai özger)
devamını gör...
206.
ece ayhan – mor külhani
1.şiirimiz karadır abiler
kendi kendine çalan bir davul zurna
sesini duyunca kendi kendine güreşmeye başlayan
taşınır mal helalarında kara kamunun
şeye dar pantolonlu kostak delikanlıların şiiridir
aşk örgütlenmektir bir düşünün abiler
2.şiirimiz her işi yapar abiler
valde atik’te eski şair çıkmazı’nda oturur
saçları bir sözle örülür bir sözle çözülür
kötü caddeye düşmüş bir tazenin yakın mezarlıkta
saatlerini çıkarmış yedi dala gerilmesinin şiiridir
dirim kısa ölüm uzundur cehennette herhal abiler
3.şiirimiz gül kurutur abiler
dönüşmeye başlamış beşiktaşlı kuşçu bir babanın
taşınmaz kum taşır mavnalarla karabiga’ya kaçan
gamze şeyli pek hoş benli son oğlunu
suriye hamamında sabuna boğmasının şiiridir
oğullar oğulluktan sessizce çekilmesini bilmelidir abiler
4.şiirimiz erkek emzirir abiler
ilerde kim bilir göz okullarına gitmek ister
yanık karamelalar satar aşağısı kesik kör bir çocuğun
kinleri henüz tüfek biçimini bulamamış olmakla
tabanlarına tükürerek atış yapmasının şiiridir
böylesi haftalık resimler görür ve bacaklanır abiler
5.şiirimiz mor külhanidir abiler
topağacından aparthanlarda odası bulunamaz
yarısı silinmiş bir ejderhanın düzüşüm üzre eylemde
kiralık bir kentin giriş kapılarına kara kireçle
şairlerin ümüğüne çökerken işaretlenmesinin şiiridir.
ayıptır söylemesi vakitsiz üsküdarlıyız abiler
6.şiirimiz kentten içeridir abiler
takvimler değiştirilirken bir gün yitirilir
bir kent ölümünün denizine kayar dragomanlarıyla
düzayak çivit badanalı bir kent nasıl kurulur abiler?
1.şiirimiz karadır abiler
kendi kendine çalan bir davul zurna
sesini duyunca kendi kendine güreşmeye başlayan
taşınır mal helalarında kara kamunun
şeye dar pantolonlu kostak delikanlıların şiiridir
aşk örgütlenmektir bir düşünün abiler
2.şiirimiz her işi yapar abiler
valde atik’te eski şair çıkmazı’nda oturur
saçları bir sözle örülür bir sözle çözülür
kötü caddeye düşmüş bir tazenin yakın mezarlıkta
saatlerini çıkarmış yedi dala gerilmesinin şiiridir
dirim kısa ölüm uzundur cehennette herhal abiler
3.şiirimiz gül kurutur abiler
dönüşmeye başlamış beşiktaşlı kuşçu bir babanın
taşınmaz kum taşır mavnalarla karabiga’ya kaçan
gamze şeyli pek hoş benli son oğlunu
suriye hamamında sabuna boğmasının şiiridir
oğullar oğulluktan sessizce çekilmesini bilmelidir abiler
4.şiirimiz erkek emzirir abiler
ilerde kim bilir göz okullarına gitmek ister
yanık karamelalar satar aşağısı kesik kör bir çocuğun
kinleri henüz tüfek biçimini bulamamış olmakla
tabanlarına tükürerek atış yapmasının şiiridir
böylesi haftalık resimler görür ve bacaklanır abiler
5.şiirimiz mor külhanidir abiler
topağacından aparthanlarda odası bulunamaz
yarısı silinmiş bir ejderhanın düzüşüm üzre eylemde
kiralık bir kentin giriş kapılarına kara kireçle
şairlerin ümüğüne çökerken işaretlenmesinin şiiridir.
ayıptır söylemesi vakitsiz üsküdarlıyız abiler
6.şiirimiz kentten içeridir abiler
takvimler değiştirilirken bir gün yitirilir
bir kent ölümünün denizine kayar dragomanlarıyla
düzayak çivit badanalı bir kent nasıl kurulur abiler?
devamını gör...
207.
ne şeriat, ne tar'ikat, ne hakikat ne türe,
süremez hükmünü bunlar yaşadıkça bu küre.
câhilin korku kokan defterini tanrı düre!
mâri'fet mahkemesinde verilen hükme göre,
cennet iflâs eder, efsâne-i âdem de geçer.
serseri neyzen'in aşkınla kulak ver sözüne,
girmemiştir bu âvâlim, bu bedi' gözüne.
cehlinin kudreti baktırmadı kendi özüne.
pîr olur saki-i gül-çehre bakılmaz yüzüne,
hâk olur pir-i mûgan, sohbet-i hemdem de geçer."
- neyzen tevfik
süremez hükmünü bunlar yaşadıkça bu küre.
câhilin korku kokan defterini tanrı düre!
mâri'fet mahkemesinde verilen hükme göre,
cennet iflâs eder, efsâne-i âdem de geçer.
serseri neyzen'in aşkınla kulak ver sözüne,
girmemiştir bu âvâlim, bu bedi' gözüne.
cehlinin kudreti baktırmadı kendi özüne.
pîr olur saki-i gül-çehre bakılmaz yüzüne,
hâk olur pir-i mûgan, sohbet-i hemdem de geçer."
- neyzen tevfik
devamını gör...
208.
bir edgar allan poe şiirinin, bahadırhan dinçaslan çevirisi.
yıllar önce bir gece, düşünürken öylece
kadim çağlardan kalma tomarlar arasında
başım düştü sineme, biri geldi haneme
bir tıkırtı ve huzme kapının şurasında.
“biri gelmiş olmalı gafletim sırasında
bir misafir, mesela.”
ah, yadımda apaçık – bir kasvetli aralık
her köz tanesi artık irtihal etmek üzre.
dolsun istedim vade – ve aradım beyhude
kitaplardan, nadide hasretime bir çare
tanrıyla adaş lenore hasretime bir çare
ki burda adsız hala…
bir ipeksi kederin, erguvan perdelerin
ardında fısıltısı – yabancı bir vesvese
nabzımın cılız vezni, dilimde bir temenni
“misafir gelmiş yani – kapımı çalan kimse
münasebetsiz biri kapımı çalan kimse
bir misafir, pekala.”
birden canlandı ruhum, konuşmaya koyuldum
“beyim, yahut hanımım affedin beni fakat
uyuklarken ben yalnız kapımı tıklattınız
sesini duydum cılız, emin değildim heyhat
geç açışım ondandır” kapıyı açtım, heyhat
hiç kimse yok – hoppala!
karanlıkta nazarım, bir başıma bizarım
düşümde fehmedilmez bir hafakan nev-peyda!
fakat sükut raşesiz – karanlık telaşesiz
tek bir sözcük neşesiz hatifin şom ağzında
yalnız lenore’un adı hatifin şom ağzında
yankı yankı bir bela!
odama yalpaladım ruhumda kızıl yalım
yeniden bir tıkırtı – öncekinden daha gür
bir şey düştü galiba – ya da sallandı cumba
beklesem mi acaba – belki şimdi görünür
biraz sakin olursam kendi gelir görünür
biraz bekle, hayrola!
panjuru açtım şöyle, tüy telek hengameyle
kadim çağlar kaçkını kuzgun uçtu üstüme
ne korkuma aldırdı ne başını kaldırdı
bir vakarla saldırdı zarif pallas büstüme
kapımın fevkindeki eski pallas büstüme
tünedi bir heyula.
hüznümü iğfal eden bu kuşun bilmem neden
kasvetli tüneğinin dikildim karşısına
“ağarmış ya tüylerin hiç de ürkek değilsin
kıyısından gecenin uçup geldin bu yana
adın nedir? pek yavuz uçup geldin bu yana?”
seslendi kuzgun: "asla!"
duymuştu beni yani, bu kanadı hırpani
kara kuş her ne kadar saçmaysa da cevabı
ama görülmüş müdür böyle garip tezahür
kara kanadı kömür bir kuzgunun hitabı?
pallas büstüne konmuş bir kuzgunun hitabı?
üstelik adı: asla.
kuzgun, sanki kekeme, dilinde tek kelime
ruhunu kusuyor – tek kelimelik bir lügat –
onu tekrar ederek, çırpmadan tek bir telek.
söylenince ben, “demek, yarın çırpacak kanat
uçan ümidim gibi yarın çırpacak kanat”
seslendi kuzgun: "asla."
irkildim bu cevaba – içimde bir acaba:
“şüphesiz yineliyor kısır dağarcığından
eski bir sahibinin – feci öyküsü hazin
serüveninden senin aklında bütün kalan
o upuzun ağıttan senin aklında kalan
hiçbir zaman ve asla.”
tüneğinde gıyabi bana gülüyor gibi
çöktüm bu meşum kuşun karşısında koltuğa
kadifeye gömülüp, düşten düşe süzülüp
dirildim ölüm ölüp bakıp ondan uzağa
düşündüm ne demekti öyle bakıp uzağa
ne demektir şu asla?
tahmin edip oturdum – yalnız kafamda kurdum
konuşmadım göğsümü dağlayan gözlerine
yaslanıp başa döndüm uzun uzun düşündüm
kadife olup sündüm lambamın üzerine
lenore’un hatırlayan lambamın üzerine
unutmayacak asla!
bir görünmez tütsünün sisiyle çöktü hüzün
meleklerin elinde sallanan bir buhurdan
dedim kendime “alçak! tanrılar gönderdi bak
şifa dolu bir sağrak – kurtul hatıralardan!
iç bu şarabı kurtul acı hatıralardan!”
seslendi kuzgun: "asla."
“kasvet tellalı kahin! söyle bana sen nesin?
hangi hannas yolladı yahut hangi fırtına
ayağımda bukağı, kaybettiğim ışığı
dehşetin dadandığı bu eve söyle bana
gilead’da merhem var mı? ne olur söyle bana”
seslendi kuzgun: "asla."
“kasvet tellalı kahin! söyle bana sen nesin?
gök yüzü hakkı için – söyle, cennet mi yerim
işlemezsem hiç günah, gamdan var mıdır felah?
aralanınca berzah, saracak mı ellerim
lenore’un ışığını saracak mı ellerim?”
seslendi kuzgun: "asla."
“vedaın olsun artık bu lafın ey yaratık!
geri dön şom gecenin uğursuz sahiline!
alsın seni bu rüzgar, bir tüy bile yadigar
kalmasın hiç, canavar! git ve görünme yine
çek gaganı kalbimden kapıma gelme yine!
seslendi kuzgun: "asla."
ve kuzgun, kıpırtısız hala duruyor yalnız
pallas’ın pek pejmürde büstünün üzerinde
gözlerinde bir şeytan rüya görüyor fettan
ona vuran ışıktan gölgeler taş zeminde
oynaşıyor ve ruhum serilmiş taş zeminde
doğrulmayacak asla!
türkçeye çeviren: m. bahadırhan dinçaslan
orijinali: edgar allan poe, the raven
yıllar önce bir gece, düşünürken öylece
kadim çağlardan kalma tomarlar arasında
başım düştü sineme, biri geldi haneme
bir tıkırtı ve huzme kapının şurasında.
“biri gelmiş olmalı gafletim sırasında
bir misafir, mesela.”
ah, yadımda apaçık – bir kasvetli aralık
her köz tanesi artık irtihal etmek üzre.
dolsun istedim vade – ve aradım beyhude
kitaplardan, nadide hasretime bir çare
tanrıyla adaş lenore hasretime bir çare
ki burda adsız hala…
bir ipeksi kederin, erguvan perdelerin
ardında fısıltısı – yabancı bir vesvese
nabzımın cılız vezni, dilimde bir temenni
“misafir gelmiş yani – kapımı çalan kimse
münasebetsiz biri kapımı çalan kimse
bir misafir, pekala.”
birden canlandı ruhum, konuşmaya koyuldum
“beyim, yahut hanımım affedin beni fakat
uyuklarken ben yalnız kapımı tıklattınız
sesini duydum cılız, emin değildim heyhat
geç açışım ondandır” kapıyı açtım, heyhat
hiç kimse yok – hoppala!
karanlıkta nazarım, bir başıma bizarım
düşümde fehmedilmez bir hafakan nev-peyda!
fakat sükut raşesiz – karanlık telaşesiz
tek bir sözcük neşesiz hatifin şom ağzında
yalnız lenore’un adı hatifin şom ağzında
yankı yankı bir bela!
odama yalpaladım ruhumda kızıl yalım
yeniden bir tıkırtı – öncekinden daha gür
bir şey düştü galiba – ya da sallandı cumba
beklesem mi acaba – belki şimdi görünür
biraz sakin olursam kendi gelir görünür
biraz bekle, hayrola!
panjuru açtım şöyle, tüy telek hengameyle
kadim çağlar kaçkını kuzgun uçtu üstüme
ne korkuma aldırdı ne başını kaldırdı
bir vakarla saldırdı zarif pallas büstüme
kapımın fevkindeki eski pallas büstüme
tünedi bir heyula.
hüznümü iğfal eden bu kuşun bilmem neden
kasvetli tüneğinin dikildim karşısına
“ağarmış ya tüylerin hiç de ürkek değilsin
kıyısından gecenin uçup geldin bu yana
adın nedir? pek yavuz uçup geldin bu yana?”
seslendi kuzgun: "asla!"
duymuştu beni yani, bu kanadı hırpani
kara kuş her ne kadar saçmaysa da cevabı
ama görülmüş müdür böyle garip tezahür
kara kanadı kömür bir kuzgunun hitabı?
pallas büstüne konmuş bir kuzgunun hitabı?
üstelik adı: asla.
kuzgun, sanki kekeme, dilinde tek kelime
ruhunu kusuyor – tek kelimelik bir lügat –
onu tekrar ederek, çırpmadan tek bir telek.
söylenince ben, “demek, yarın çırpacak kanat
uçan ümidim gibi yarın çırpacak kanat”
seslendi kuzgun: "asla."
irkildim bu cevaba – içimde bir acaba:
“şüphesiz yineliyor kısır dağarcığından
eski bir sahibinin – feci öyküsü hazin
serüveninden senin aklında bütün kalan
o upuzun ağıttan senin aklında kalan
hiçbir zaman ve asla.”
tüneğinde gıyabi bana gülüyor gibi
çöktüm bu meşum kuşun karşısında koltuğa
kadifeye gömülüp, düşten düşe süzülüp
dirildim ölüm ölüp bakıp ondan uzağa
düşündüm ne demekti öyle bakıp uzağa
ne demektir şu asla?
tahmin edip oturdum – yalnız kafamda kurdum
konuşmadım göğsümü dağlayan gözlerine
yaslanıp başa döndüm uzun uzun düşündüm
kadife olup sündüm lambamın üzerine
lenore’un hatırlayan lambamın üzerine
unutmayacak asla!
bir görünmez tütsünün sisiyle çöktü hüzün
meleklerin elinde sallanan bir buhurdan
dedim kendime “alçak! tanrılar gönderdi bak
şifa dolu bir sağrak – kurtul hatıralardan!
iç bu şarabı kurtul acı hatıralardan!”
seslendi kuzgun: "asla."
“kasvet tellalı kahin! söyle bana sen nesin?
hangi hannas yolladı yahut hangi fırtına
ayağımda bukağı, kaybettiğim ışığı
dehşetin dadandığı bu eve söyle bana
gilead’da merhem var mı? ne olur söyle bana”
seslendi kuzgun: "asla."
“kasvet tellalı kahin! söyle bana sen nesin?
gök yüzü hakkı için – söyle, cennet mi yerim
işlemezsem hiç günah, gamdan var mıdır felah?
aralanınca berzah, saracak mı ellerim
lenore’un ışığını saracak mı ellerim?”
seslendi kuzgun: "asla."
“vedaın olsun artık bu lafın ey yaratık!
geri dön şom gecenin uğursuz sahiline!
alsın seni bu rüzgar, bir tüy bile yadigar
kalmasın hiç, canavar! git ve görünme yine
çek gaganı kalbimden kapıma gelme yine!
seslendi kuzgun: "asla."
ve kuzgun, kıpırtısız hala duruyor yalnız
pallas’ın pek pejmürde büstünün üzerinde
gözlerinde bir şeytan rüya görüyor fettan
ona vuran ışıktan gölgeler taş zeminde
oynaşıyor ve ruhum serilmiş taş zeminde
doğrulmayacak asla!
türkçeye çeviren: m. bahadırhan dinçaslan
orijinali: edgar allan poe, the raven
devamını gör...
209.
“sonra belki çay içeriz, şansımız varsa yağmur da yağar.
damlalara huzur yüklemece oynarız.
benim damlam seninkini alnından öper.
güzel şeyler olur belki.
sen gel bence.”
damlalara huzur yüklemece oynarız.
benim damlam seninkini alnından öper.
güzel şeyler olur belki.
sen gel bence.”
devamını gör...
210.
dönsek mi bu aşkın şafağından
varsak mı ekâlim-i leyâle
bizden daha evvel erişenler,
ağlar bugün evvelki hayâle
-dönmek mi? ne mümkün geri dönmek
düştüyse gönüller bu melâle?
bir eldir ufuklardan uzanmış
zulmet bizi çekmekte visâle...
ahmet haşim/şafakta
varsak mı ekâlim-i leyâle
bizden daha evvel erişenler,
ağlar bugün evvelki hayâle
-dönmek mi? ne mümkün geri dönmek
düştüyse gönüller bu melâle?
bir eldir ufuklardan uzanmış
zulmet bizi çekmekte visâle...
ahmet haşim/şafakta
devamını gör...
211.
biliyorum sana giden yollar kapalı
üstelik sen de hiç bir zaman sevmedin beni
ne kadar yakından ve arada uçurum;
insanlar, evler, aramızda duvarlar gibi
uyandım uyandım, hep seni düşündüm
yalnız seni, yalnız senin gözlerini
sen bayan nihayet, sen ölümüm kalımım
ben artık adam olmam bu derde düşeli
şimdilerde bir köpek gibi koşuyorum ordan oraya
yoksa gururlu bir kişiyim aslında, inan ki
anımsamıyorum yarı dolu bir bardaktan su içtiğimi
ve içim götürmez kenarından kesilmiş ekmeği
kaç kez sana uzaktan baktım 5.45 vapurunda;
hangi şarkıyı duysam, bizimçin söylenmiş sanki
tek yanlı aşk kişiyi nasıl aptallaştırıyor
nasıl unutmuşum senin bir başkasını sevdiğini
çocukça ve seni üzen girişimlerim oldu;
bağışla bir daha tekrarlanmaz hiçbiri
rastlaşmamak için elimden geleni yaparım
bu böyle pek de kolay değil gerçi…
alışırım seni yalnız düşlerde okşamaya;
bunun verdiği mutluluk da az değil ki
çıkar giderim bu kentten daha olmazsa,
sensizliğin bir adı olur, bir anlamı olur belki
inan belli etmem, seni hiç rahatsız etmem,
son isteğimi de söyleyebilirim şimdi:
bir geceyarısı yazıyorum bu mektubu
yalvarırım onu okuma çarşamba günleri.
- cemal süreya
üstelik sen de hiç bir zaman sevmedin beni
ne kadar yakından ve arada uçurum;
insanlar, evler, aramızda duvarlar gibi
uyandım uyandım, hep seni düşündüm
yalnız seni, yalnız senin gözlerini
sen bayan nihayet, sen ölümüm kalımım
ben artık adam olmam bu derde düşeli
şimdilerde bir köpek gibi koşuyorum ordan oraya
yoksa gururlu bir kişiyim aslında, inan ki
anımsamıyorum yarı dolu bir bardaktan su içtiğimi
ve içim götürmez kenarından kesilmiş ekmeği
kaç kez sana uzaktan baktım 5.45 vapurunda;
hangi şarkıyı duysam, bizimçin söylenmiş sanki
tek yanlı aşk kişiyi nasıl aptallaştırıyor
nasıl unutmuşum senin bir başkasını sevdiğini
çocukça ve seni üzen girişimlerim oldu;
bağışla bir daha tekrarlanmaz hiçbiri
rastlaşmamak için elimden geleni yaparım
bu böyle pek de kolay değil gerçi…
alışırım seni yalnız düşlerde okşamaya;
bunun verdiği mutluluk da az değil ki
çıkar giderim bu kentten daha olmazsa,
sensizliğin bir adı olur, bir anlamı olur belki
inan belli etmem, seni hiç rahatsız etmem,
son isteğimi de söyleyebilirim şimdi:
bir geceyarısı yazıyorum bu mektubu
yalvarırım onu okuma çarşamba günleri.
- cemal süreya
devamını gör...
212.
sen bilirsin.ne denizler dağlardan bu kadar yüksek,ne sevinçler acılardan bu kadar ayrı.daha önce dökülmesi yaprakların;doğrudur.yoksa neye benzer gül dönemi kiraz zamanı... umutsuzluk bile ne güzel bilir misin,ikide bir umudu getirir karşımıza.ölüm büyük bir saçmalık olurdu;ışık yüzlü bebekler doğmasa... sen bilirsin.ne denizler dağlardan bu kadar yüksek,ne sevinçler acılardan bu kadar ayrı... sen bilirsin.ne ben senden iyice başka biriyim,ne bu kuşlar göklerden başka bir şey.
afşar timuçin
afşar timuçin
devamını gör...
213.
seni saklayacağım inan
yazdıklarımda, çizdiklerimde
şarkılarımda, sözlerimde.
sen kalacaksın kimse bilmeyecek
ve kimseler görmeyecek seni,
yaşayacaksın gözlerimde.
sen göreceksin duyacaksın
parıldayan bir sevi sıcaklığı,
uyuyacak, uyanacaksın.
bakacaksın, benzemiyor
gelen günler geçenlere,
dalacaksın.
bir seviyi anlamak
bir yaşam harcamaktır,
harcayacaksın.
seni yaşayacağım, anlatılmaz,
yaşayacağım gözlerimde;
gözlerimde saklayacağım.
bir gün, tam anlatmaya...
bakacaksın,
gözlerimi kapayacağım...
anlayacaksın.
özdemir asaf
yazdıklarımda, çizdiklerimde
şarkılarımda, sözlerimde.
sen kalacaksın kimse bilmeyecek
ve kimseler görmeyecek seni,
yaşayacaksın gözlerimde.
sen göreceksin duyacaksın
parıldayan bir sevi sıcaklığı,
uyuyacak, uyanacaksın.
bakacaksın, benzemiyor
gelen günler geçenlere,
dalacaksın.
bir seviyi anlamak
bir yaşam harcamaktır,
harcayacaksın.
seni yaşayacağım, anlatılmaz,
yaşayacağım gözlerimde;
gözlerimde saklayacağım.
bir gün, tam anlatmaya...
bakacaksın,
gözlerimi kapayacağım...
anlayacaksın.
özdemir asaf
devamını gör...
214.
seninle aynı yaşta mı olmak gerekiyordu?
seninle aynı yaşta ölebilmek için!
google da bulamazsiniz çünkü benim.
seninle aynı yaşta ölebilmek için!
google da bulamazsiniz çünkü benim.
devamını gör...
215.
her şey yapılabilir
bir beyaz kağıtla
uçak örneğin uçurtma mesela
altına konulabilir
bir ayağı ötekinden kısa olduğu için
sallanan bir masanın
veya şiir yazılabilir
süresi ötekilerden kısa
bir ömür üzerine.
bir beyaz kağıda
her şey yazılabilir
senin dışında
güzelliğine benzetme bulmak zor
sen iyisi mi sana benzemeye çalışan
her şeyden
bir gülden bir ilk bir sonbahardan sor
belki tabiattadır çaresi
senin bir çiçeğe bu kadar benzemenin
ve benim
bilinci nasırlı bir bahçıvan çaresizliğim
anlarım bitkiden filan
ama anlatamam
toprağın güneşle konuşmasını
sana çok benzeyen bir çiçek yoluyla
sen bana ışık ver yeter
bende filiz çok
köklerim içimde gizlidir
gelen giden açan soran bere budak yok
bir şiir istersin
“içinde benzetmeler olan”
kusura bakma sevgilim
heybemde sana benzeyecek kadar
güzel bir şey yok
uzun bir yoldan gelen
tedariksiz katıksız bir yolcuyum
yaralı yarasız sevdalardan geçtim
koynumda bir beyaz kağıt boşluğu
her şeyi anlattım
olan olmayan acıtan sancıtan
bilsem ki sana varmak içindi
bütün mola sancıları
bütün stabilize arkadaşlıklar
daha hızlı koşardım
severadım gelirdim
gözlerinin mercan maviliğine
sana bakmak
suya bakmaktır
sana bakmak
bir mucizeyi anlamaktır
sağa sola bakmadan yürüdüğüm yollar tanıktır
aşk sorgusunda şahanem
yalnız kelepçeler sanıktır
ne yazsam olmuyor
çünkü bilenler hatırlar
hem yapılmış hem yapma çiçek satanlar
bahçıvanlar değil tüccarlardır
sen öyle göz
sen öyle toprak ve güneş ortaklığı
sen teninde cennet kayganlığı iken
sana şiir yazmak ahmaklıktır
bir tek söz kalır
dişlerimin arasından
ben sana gülüm derim
gülün ömrü uzamaya başlar
verdiğim bütün sözler
sende kalsın isterim
ben sana gülüm derim
gül sana benzediği için ölümsüz
yazdığım bütün şiirler
sana başlayan bir kitap için önsöz
sana bakmak
bir beyaz kağıda bakmaktır
her şey olmaya hazır
sana bakmak
suya bakmaktır
gördüğün suretten utanmak
sana bakmak
bütün rastlantıları reddedip
bir mucizeyi anlamaktır
sana bakmak
allah’a inanmaktır.
bir beyaz kağıtla
uçak örneğin uçurtma mesela
altına konulabilir
bir ayağı ötekinden kısa olduğu için
sallanan bir masanın
veya şiir yazılabilir
süresi ötekilerden kısa
bir ömür üzerine.
bir beyaz kağıda
her şey yazılabilir
senin dışında
güzelliğine benzetme bulmak zor
sen iyisi mi sana benzemeye çalışan
her şeyden
bir gülden bir ilk bir sonbahardan sor
belki tabiattadır çaresi
senin bir çiçeğe bu kadar benzemenin
ve benim
bilinci nasırlı bir bahçıvan çaresizliğim
anlarım bitkiden filan
ama anlatamam
toprağın güneşle konuşmasını
sana çok benzeyen bir çiçek yoluyla
sen bana ışık ver yeter
bende filiz çok
köklerim içimde gizlidir
gelen giden açan soran bere budak yok
bir şiir istersin
“içinde benzetmeler olan”
kusura bakma sevgilim
heybemde sana benzeyecek kadar
güzel bir şey yok
uzun bir yoldan gelen
tedariksiz katıksız bir yolcuyum
yaralı yarasız sevdalardan geçtim
koynumda bir beyaz kağıt boşluğu
her şeyi anlattım
olan olmayan acıtan sancıtan
bilsem ki sana varmak içindi
bütün mola sancıları
bütün stabilize arkadaşlıklar
daha hızlı koşardım
severadım gelirdim
gözlerinin mercan maviliğine
sana bakmak
suya bakmaktır
sana bakmak
bir mucizeyi anlamaktır
sağa sola bakmadan yürüdüğüm yollar tanıktır
aşk sorgusunda şahanem
yalnız kelepçeler sanıktır
ne yazsam olmuyor
çünkü bilenler hatırlar
hem yapılmış hem yapma çiçek satanlar
bahçıvanlar değil tüccarlardır
sen öyle göz
sen öyle toprak ve güneş ortaklığı
sen teninde cennet kayganlığı iken
sana şiir yazmak ahmaklıktır
bir tek söz kalır
dişlerimin arasından
ben sana gülüm derim
gülün ömrü uzamaya başlar
verdiğim bütün sözler
sende kalsın isterim
ben sana gülüm derim
gül sana benzediği için ölümsüz
yazdığım bütün şiirler
sana başlayan bir kitap için önsöz
sana bakmak
bir beyaz kağıda bakmaktır
her şey olmaya hazır
sana bakmak
suya bakmaktır
gördüğün suretten utanmak
sana bakmak
bütün rastlantıları reddedip
bir mucizeyi anlamaktır
sana bakmak
allah’a inanmaktır.
devamını gör...
216.
aşktan yana söz duyunca,
ben hep seni düşünürüm.
uçsuz hayaller boyunca,
ben hep seni düşünürüm.
yıldızlar kayar yüceden;
renkler sıyrılır geceden;
yüreğim sızlar inceden;
ben hep seni düşünürüm.
aklın ucu değer hiçe;
yol ararım içten içe.
kâinat uyur sessizce,
ben hep seni düşünürüm.
korkunun bittiği yerde,
haz duyarım perde perde.
bir mezar görsem bir yerde,
ben hep seni düşünürüm.
zaman hep sonsuza akar
meyve dökülür, dal kalkar.
çiçeklere bakar bakar,
ben hep seni düşünürüm.
rüzgâr eser ilden ile
sağlıkta bitmez bu çile.
vardan öte, yokta bile
ben hep seni düşünürüm.
abdürrahim karakoç
ben hep seni düşünürüm.
uçsuz hayaller boyunca,
ben hep seni düşünürüm.
yıldızlar kayar yüceden;
renkler sıyrılır geceden;
yüreğim sızlar inceden;
ben hep seni düşünürüm.
aklın ucu değer hiçe;
yol ararım içten içe.
kâinat uyur sessizce,
ben hep seni düşünürüm.
korkunun bittiği yerde,
haz duyarım perde perde.
bir mezar görsem bir yerde,
ben hep seni düşünürüm.
zaman hep sonsuza akar
meyve dökülür, dal kalkar.
çiçeklere bakar bakar,
ben hep seni düşünürüm.
rüzgâr eser ilden ile
sağlıkta bitmez bu çile.
vardan öte, yokta bile
ben hep seni düşünürüm.
abdürrahim karakoç
devamını gör...
217.
an gelir
paldır küldür yıkılır bulutlar
gökyüzünde anlaşılmaz bir heybet
o eski heyecan ölür
an gelir biter muhabbet
çalgılar susar heves kalmaz
şatârâbân ölür
şarabın gazabından kork
çünkü fena kırmızıdır
kan tutar / tutan ölür
sokaklar kuşatılmış
karakollar taranır
yağmurda bir militan ölür
an gelir
ömrünün hırsızıdır
her ölen pişman ölür
hep yanlış anlaşılmıştır
hayalleri yasaklanmış
an gelir şimşek yalar
masmavi dehşetiyle siyaset meydanını
direkler çatırdar yalnızlıktan
sehpada pir sultan ölür
son umut kırılmıştır
kaf dağı'nın ardındaki
ne selam artık ne sabah
kimseler bilmez nerdeler
namlı masal sevdalıları
evvel zaman içinde
kalbur saman ölür
kubbelerde uğuldar bâkî
çeşmelerden akar sinan
an gelir
-lâ ilâhe illallah-
kanunî süleyman ölür
görünmez bir mezarlıktır zaman
şairler dolaşır saf saf
tenhalarında şiir söyleyerek
kim duysa / korkudan ölür
-tahrip gücü yüksek-
saatlı bir bombadır patlar
an gelir
attilâ ilhan ölür
paldır küldür yıkılır bulutlar
gökyüzünde anlaşılmaz bir heybet
o eski heyecan ölür
an gelir biter muhabbet
çalgılar susar heves kalmaz
şatârâbân ölür
şarabın gazabından kork
çünkü fena kırmızıdır
kan tutar / tutan ölür
sokaklar kuşatılmış
karakollar taranır
yağmurda bir militan ölür
an gelir
ömrünün hırsızıdır
her ölen pişman ölür
hep yanlış anlaşılmıştır
hayalleri yasaklanmış
an gelir şimşek yalar
masmavi dehşetiyle siyaset meydanını
direkler çatırdar yalnızlıktan
sehpada pir sultan ölür
son umut kırılmıştır
kaf dağı'nın ardındaki
ne selam artık ne sabah
kimseler bilmez nerdeler
namlı masal sevdalıları
evvel zaman içinde
kalbur saman ölür
kubbelerde uğuldar bâkî
çeşmelerden akar sinan
an gelir
-lâ ilâhe illallah-
kanunî süleyman ölür
görünmez bir mezarlıktır zaman
şairler dolaşır saf saf
tenhalarında şiir söyleyerek
kim duysa / korkudan ölür
-tahrip gücü yüksek-
saatlı bir bombadır patlar
an gelir
attilâ ilhan ölür
devamını gör...
218.
aşk iki kişiliktir
yitik bir ezgisin sadece
tüketilmiş ve düşmüş, gözden
düşlerinde bir çocuk hıçkırır
gece camlara sürtünürken;
çünkü hiçbir kelebek
tek başına yaşayamaz sevdasını,
severken hiçbir böcek
hiçbir kuş yalnız değildir;
ölümdür yaşanan tek başına,
ataol behramoğlu
yitik bir ezgisin sadece
tüketilmiş ve düşmüş, gözden
düşlerinde bir çocuk hıçkırır
gece camlara sürtünürken;
çünkü hiçbir kelebek
tek başına yaşayamaz sevdasını,
severken hiçbir böcek
hiçbir kuş yalnız değildir;
ölümdür yaşanan tek başına,
ataol behramoğlu
devamını gör...
219.
yüreğime hançer sapladı bakışların
sesin merhem oldu en derin derdime
tanrıya şükredersem sebebi ol istedim,
hatıralar,yahut geceler süren rüyaydı gözlerin,
kalbin binlerce yokuş,kutsal bir engebe,
göğsümün her yeri pasak,ben sana fersahlar geldim,
kalem fayda etmez,bırak seni dolunay anlatsın.
ellerin bir hayal fotoğrafı şimdi batar sineme
ben seninle göğün arasında bir yerde sıkıştım.
gecemi fosforlu ve uzak yıldızlar değil,
yalın ve yakın sen aydınlatırsın
ve kilitler anlam kaybetti ellerin değince tenime,
ben sana her gece düzenli olarak şiirler yazdım.
-isa tekin,bilinene övgü.
sesin merhem oldu en derin derdime
tanrıya şükredersem sebebi ol istedim,
hatıralar,yahut geceler süren rüyaydı gözlerin,
kalbin binlerce yokuş,kutsal bir engebe,
göğsümün her yeri pasak,ben sana fersahlar geldim,
kalem fayda etmez,bırak seni dolunay anlatsın.
ellerin bir hayal fotoğrafı şimdi batar sineme
ben seninle göğün arasında bir yerde sıkıştım.
gecemi fosforlu ve uzak yıldızlar değil,
yalın ve yakın sen aydınlatırsın
ve kilitler anlam kaybetti ellerin değince tenime,
ben sana her gece düzenli olarak şiirler yazdım.
-isa tekin,bilinene övgü.
devamını gör...
220.
........
zordu.çünkü,mart ayının soğuk bir salonuydu.çünkü hayat,ölümün insana oynadığı en trajik,en mükemmel,en acımasız oyunuydu.senin için ölüyordum.durum buydu!
küçük iskender
zordu.çünkü,mart ayının soğuk bir salonuydu.çünkü hayat,ölümün insana oynadığı en trajik,en mükemmel,en acımasız oyunuydu.senin için ölüyordum.durum buydu!
küçük iskender
devamını gör...
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158