geceye bir şiir bırak
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
başlık "delirmiş_psikolog" tarafından 07.11.2020 20:02 tarihinde açılmıştır.
1961.
sanki daha gün bitmemiş gibi
gece karanlık ve kızgın gökyüzü
içimde tarifsiz şiddette fırtınalar
vurur yüzüme dev gibi dalgalar
sonra birden durulur gibi olur deniz
sakinleşirim, vurur sahile duygularım
gece karanlık ve kızgın gökyüzü
içimde tarifsiz şiddette fırtınalar
vurur yüzüme dev gibi dalgalar
sonra birden durulur gibi olur deniz
sakinleşirim, vurur sahile duygularım
devamını gör...
1962.
yüzümü size çeviriyorum, siz misiniz?
elimi suya uzatıyorum, siz misiniz?
siz misiniz, belki de hiç konuşmuyorum.
belki de kim diye sorsalar beni
güneşe, çarşıya, kadehe uzatacağım ellerimi
belki de alıp başımı gideceğim
biliyorsunuz ya bir ağrısı vardır gitmenin
nereye, ama nereye olursa gitmenin
hüzünle karışık bir ağrısı.
elimi suya uzatıyorum, siz misiniz?
siz misiniz, belki de hiç konuşmuyorum.
belki de kim diye sorsalar beni
güneşe, çarşıya, kadehe uzatacağım ellerimi
belki de alıp başımı gideceğim
biliyorsunuz ya bir ağrısı vardır gitmenin
nereye, ama nereye olursa gitmenin
hüzünle karışık bir ağrısı.
devamını gör...
1963.
ben geldim, geç kaldım biliyorum
sen koşar adımlarla ilerlerken bu yolda
benim önüm engellerle doluydu
biliyorum geç kaldım sana
desem ki hızlı hızlı koşsam
yetişebilir miyim sana?
sen koşar adımlarla ilerlerken bu yolda
benim önüm engellerle doluydu
biliyorum geç kaldım sana
desem ki hızlı hızlı koşsam
yetişebilir miyim sana?
devamını gör...
1964.
tahir olmak da ayıp değil, zühre olmak da
hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil
mesele tahir ile zühre olabilmekte
yani yürekte.
hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil
mesele tahir ile zühre olabilmekte
yani yürekte.
devamını gör...
1965.
ben tek başına ne yapabilirim
diye düşündü biri
ve hiçbir şey yapmamaya karar verdi..
ben tek başına ne yapabilirim
diye düşündü bir öteki
ve yalnızlığının kuytuluğuna çekildi..
ben tek başına ne yapabilirim
diye düşündü bir üçüncü
ve tek başına düşünmeyi sürdürdü..
ben tek başına ne yapabilirim
diye düşündü yüzbinler
ve tek başınalıklarını sürdürdüler..
ataol behramoğlu
devamını gör...
1966.
devamını gör...
1967.
merhaba
merhaba ilhan
işte enver abiyi de getirdik yanına
“şu dünyada
ayrılık var
ölüm var
ille de zulüm var”
diyen ozanı.
gülüşünden su içişine kadar
halk olan adamı
mezarlarınız biraz aralı
ama atsan
ulaştırırsın herhal cigaranı
iki gözüm ona iyi bak
dünyaya küskün gitti biraz
zemheride çiçek açmış
acılı, suskun bir topraktır o
seslenmezsen
merhaba demez
hastadır, koluna gir
yürüyemez
ayakları tutuk.
bağışla ilhan
öyle ya
senin de kaburgaların kırık.
1982
metin demirtaş
( 1938 - 2014 )
ilhan = ilhan erdost
enver abi = enver gökçe
merhaba ilhan
işte enver abiyi de getirdik yanına
“şu dünyada
ayrılık var
ölüm var
ille de zulüm var”
diyen ozanı.
gülüşünden su içişine kadar
halk olan adamı
mezarlarınız biraz aralı
ama atsan
ulaştırırsın herhal cigaranı
iki gözüm ona iyi bak
dünyaya küskün gitti biraz
zemheride çiçek açmış
acılı, suskun bir topraktır o
seslenmezsen
merhaba demez
hastadır, koluna gir
yürüyemez
ayakları tutuk.
bağışla ilhan
öyle ya
senin de kaburgaların kırık.
1982
metin demirtaş
( 1938 - 2014 )
ilhan = ilhan erdost
enver abi = enver gökçe
devamını gör...
1968.
insanın kahpesi,
ne arslana, ne kaplana benzer.
insanoğlunun kahpesi,
ilk bakışta sana bana benzer.
insanoğlunun kahpesi,
arslandan, kaplandan yırtıcı.
insanoğlunun kahpesi,
her yanda haklı, her işte haklı,
hem de gürültücü, patırtıcı.
onca sıfırdır
doğanın her güzel yarattığı,
ya da sanatçının her güzel dediği,
dana beynini beğenmez
insan beynidir yediği.
sabrımızı yer kıtır kıtır
çerez yerine.
cellattan bile daha kaygusuzdur
namuslu insanın üzüntülerine.
-hasan izzettin dinamo.
devamını gör...
1969.
arif nihat asya'nın kendi sesinden, mükemmel şiir.
reyiz, acayip cool şiir okur.
reyiz, acayip cool şiir okur.
devamını gör...
1970.
o halde, kendi sesiyle denildiyse, en çok babasını sevenlere gelsin, can abi'den, 8 saat sonra mış gibi sokağında bira içeceğim can abi'nin, o hep kutu bira içerdi, ben şişe...
devamını gör...
1971.
yolumuz düşmeden serviliklere
gülüşün işlesin ta iliklere
hayranım sendeki beyazlıklara
hayranım sudaki maviliklere
geçeceğin yola gönül döşemek
kırk yıllık belalım aklı boşlamak
artık ne bir kaygı ne yazı ne söz
yaşamak istiyor gönlüm yaşamak
behçet kemal çağlar
gülüşün işlesin ta iliklere
hayranım sendeki beyazlıklara
hayranım sudaki maviliklere
geçeceğin yola gönül döşemek
kırk yıllık belalım aklı boşlamak
artık ne bir kaygı ne yazı ne söz
yaşamak istiyor gönlüm yaşamak
behçet kemal çağlar
devamını gör...
1972.
şu oğlan çocuğuna bak
fırça sallıyor
kokmuş manifaturacının ayağına
dört yüz bin tekliğinden
on kuruş verecek
seni satmam çocuğum
dört yüz bin tekliğe
ne güzel kaşların var
ne güzel bileklerin
hele ne ellerin var, ne ellerin
sait faik abasıyanık
fırça sallıyor
kokmuş manifaturacının ayağına
dört yüz bin tekliğinden
on kuruş verecek
seni satmam çocuğum
dört yüz bin tekliğe
ne güzel kaşların var
ne güzel bileklerin
hele ne ellerin var, ne ellerin
sait faik abasıyanık
devamını gör...
1973.
baktım gülüşünden güzel şiir olur
sevdim gitti…
sen yüzüne sürgün olduğum kadın,
madem sevmiyorsun
o zaman sahip çık gözlerine…
dönüp,
dolaşıp,
değmesinler gözlerime.
belki de konuşuyordur gözlerin,
ama ben gözce bilmiyorum ki…
sessizce biliyorum,
usulca biliyorum,
masumca biliyorum…
sahi sarkıntılığa girer mi acaba
ayrılırken gözlerimin sana sulanması?
dökmeye niyetim yok içimi…
zor sığdırdım zaten.
özledim.
söyleyeceklerim bu kadar…
kısa ve derin.
bu arada
” kimse benimle oynamıyor ” diye ağlayan çocuk
sen büyü hele
ne oyunlar oynayacaklar seninle
ve bugün bir kez daha anladım
adamlığı kadınlardan öğrenecek erkek çok…
sevdim gitti…
sen yüzüne sürgün olduğum kadın,
madem sevmiyorsun
o zaman sahip çık gözlerine…
dönüp,
dolaşıp,
değmesinler gözlerime.
belki de konuşuyordur gözlerin,
ama ben gözce bilmiyorum ki…
sessizce biliyorum,
usulca biliyorum,
masumca biliyorum…
sahi sarkıntılığa girer mi acaba
ayrılırken gözlerimin sana sulanması?
dökmeye niyetim yok içimi…
zor sığdırdım zaten.
özledim.
söyleyeceklerim bu kadar…
kısa ve derin.
bu arada
” kimse benimle oynamıyor ” diye ağlayan çocuk
sen büyü hele
ne oyunlar oynayacaklar seninle
ve bugün bir kez daha anladım
adamlığı kadınlardan öğrenecek erkek çok…
devamını gör...
1974.
ben, kendi ruhumda durgunlaşıyorum!
düşü gerçek yerine koymaktan,
kendi düşlerimi fazlasıyla derin yaşamaktan ötürü,en sonunda düşsel
hayatımın gerçek olmayan gülünde bir diken çıktı!
acı çekiyorum,
ama bunu hak edip etmediğimi bilmiyorum.
kendimi arıyorum, bulamıyorum!
hissetmek ne büyük bir ağırlık!
hissetmek zorunda olmak ne büyük bir ağırlık!
soğuk bir el boğazımı sıkıyor, hayatı solumamı engelliyor.
içimde ki her şey ölüyor;
hatta düş kurabildiğime olan güvenim bile!
ne yaparsam yapayım,
fiziksel olarak kendimi iyi hissedemiyorum.
gönlümün kaydığı bütün
dinginliklerin, ruhumu parçalayan sivri köşeleri var!
kendim için kimim ben?
hissettiğim şeylerden biriyim sadece.
yüreğim çaresizce,delik bir kova gibi boşalıyor!
gerçekten ıstırap çekenler böyle sürüler halinde dolaşmaz,
gruplar kurmazlar.
acı denen şey, yalnız başına çekilir.
içimiz gibi dışımız da ‘oyuk’ ve ‘boştur!”
ölümden yapılmışız biz.
hayat diye kabul ettiğimiz şey,
gerçek hayatın uykusu varlığımızın gerçek halinin ölümüdür.
ölüler doğar, ölmezler.
iki dünyayı ters sırayla biliriz biz.
yaşadığımızı sanırken ölüyüzdür.
ölümle pençeleşirken yaşamaya başlarız!
sıkıntıdan ve kendimi başka hissetmekten dolayı parçalanırım.
hayatım kavruk kaldı,
çünkü düşlerdeki halinde bile cazibeden yoksun gibiydi.
sonunda düşlerin verdiği
yorgunluk beni ele geçirdi…
bunu hissedince, dışımdan gelen sahte bir duyguya kapıldım.
sonsuz bir yolun sonuna mı gelmiştim yoksa…
kendimden taşıp kim bilir nereye düştüm.
ve hiç kıpırdamadan, boş yere kaldım orada.
daha önce olduğum bir şeyim.
var olduğumu hissettiğim yerde değilim;
kendimi ararken, beni arayanın kim olduğunu bilemiyorum.
her şeyden sıkılarak gevşiyorum.
ruhumdan kovulmuşum sanki.
kendime bakıyorum.
kendi kendimin seyircisiyim ben.
duygularım, içimdeki bilmediğim bir gözün önünden,
dışarıya ait şeylermiş gibi dizi dizi geçiyor.
kendimden sıkılıyorum.
her şey, hatta gizemden yapılmış kökleri bile,
sıkıntımın rengine bürünmüş!
özlediğim hiçbir şey yok. hayatım acıyor.
bulunduğum yer acıyor, kendimi
bulabileceğimi düşündüğüm yer çoktandır acıyor!
fernando pessoa
düşü gerçek yerine koymaktan,
kendi düşlerimi fazlasıyla derin yaşamaktan ötürü,en sonunda düşsel
hayatımın gerçek olmayan gülünde bir diken çıktı!
acı çekiyorum,
ama bunu hak edip etmediğimi bilmiyorum.
kendimi arıyorum, bulamıyorum!
hissetmek ne büyük bir ağırlık!
hissetmek zorunda olmak ne büyük bir ağırlık!
soğuk bir el boğazımı sıkıyor, hayatı solumamı engelliyor.
içimde ki her şey ölüyor;
hatta düş kurabildiğime olan güvenim bile!
ne yaparsam yapayım,
fiziksel olarak kendimi iyi hissedemiyorum.
gönlümün kaydığı bütün
dinginliklerin, ruhumu parçalayan sivri köşeleri var!
kendim için kimim ben?
hissettiğim şeylerden biriyim sadece.
yüreğim çaresizce,delik bir kova gibi boşalıyor!
gerçekten ıstırap çekenler böyle sürüler halinde dolaşmaz,
gruplar kurmazlar.
acı denen şey, yalnız başına çekilir.
içimiz gibi dışımız da ‘oyuk’ ve ‘boştur!”
ölümden yapılmışız biz.
hayat diye kabul ettiğimiz şey,
gerçek hayatın uykusu varlığımızın gerçek halinin ölümüdür.
ölüler doğar, ölmezler.
iki dünyayı ters sırayla biliriz biz.
yaşadığımızı sanırken ölüyüzdür.
ölümle pençeleşirken yaşamaya başlarız!
sıkıntıdan ve kendimi başka hissetmekten dolayı parçalanırım.
hayatım kavruk kaldı,
çünkü düşlerdeki halinde bile cazibeden yoksun gibiydi.
sonunda düşlerin verdiği
yorgunluk beni ele geçirdi…
bunu hissedince, dışımdan gelen sahte bir duyguya kapıldım.
sonsuz bir yolun sonuna mı gelmiştim yoksa…
kendimden taşıp kim bilir nereye düştüm.
ve hiç kıpırdamadan, boş yere kaldım orada.
daha önce olduğum bir şeyim.
var olduğumu hissettiğim yerde değilim;
kendimi ararken, beni arayanın kim olduğunu bilemiyorum.
her şeyden sıkılarak gevşiyorum.
ruhumdan kovulmuşum sanki.
kendime bakıyorum.
kendi kendimin seyircisiyim ben.
duygularım, içimdeki bilmediğim bir gözün önünden,
dışarıya ait şeylermiş gibi dizi dizi geçiyor.
kendimden sıkılıyorum.
her şey, hatta gizemden yapılmış kökleri bile,
sıkıntımın rengine bürünmüş!
özlediğim hiçbir şey yok. hayatım acıyor.
bulunduğum yer acıyor, kendimi
bulabileceğimi düşündüğüm yer çoktandır acıyor!
fernando pessoa
devamını gör...
1975.
bir yol
bir yola,
yollar insana ulaşıyorsa
bizim...
göz,
gördüğünü yüreğe,
el,
tuttuğunu emeğe
yazıyorsa, bizim...
kayıp değil sevdalarımız.
düşmeyin kaygıya!
saklıyoruz zulamızda...
can tenden çıkmadıkça
biz,
bizdeyiz...
bir yola,
yollar insana ulaşıyorsa
bizim...
göz,
gördüğünü yüreğe,
el,
tuttuğunu emeğe
yazıyorsa, bizim...
kayıp değil sevdalarımız.
düşmeyin kaygıya!
saklıyoruz zulamızda...
can tenden çıkmadıkça
biz,
bizdeyiz...
devamını gör...
1976.
mutsuzum
mutsuzum
verandaya çıkıyorum ve hissediyorum parmaklarımla
gergin cildini gecenin
kimse takdim etmeyecek beni
güneşe
kimse götürmeyecek beni kırlangıçların şölenine
uçmayı hayal eden kuş
ölmek üzere.
füruğ ferruhzad.
mutsuzum
verandaya çıkıyorum ve hissediyorum parmaklarımla
gergin cildini gecenin
kimse takdim etmeyecek beni
güneşe
kimse götürmeyecek beni kırlangıçların şölenine
uçmayı hayal eden kuş
ölmek üzere.
füruğ ferruhzad.
devamını gör...
1977.
1978.
ne kaldı ki anlatacak
geride kalan bozulmuş bir kalp
atmıyor eskisi gibi
kaybetmiş heyecanını
kapılmış bir rüzgara gidiyorum
sürükleniyorum anlamsız bir derinliğe
geride kalan bozulmuş bir kalp
atmıyor eskisi gibi
kaybetmiş heyecanını
kapılmış bir rüzgara gidiyorum
sürükleniyorum anlamsız bir derinliğe
devamını gör...
1979.
korkarak vinç
n'olur bir bebek alalım oyuncakçıdan
karnına bastıkça “bi dakka” desin,
şeye gidelim, içaçan‘a, ordan dönünce
ikinci ev çıksın karşımıza, soldan.
amerika aile dramlarını işleyen filmler vardır,
taşra illerinde geçer, falan;
bir sürü de ev vardır seyrek seyrek
öyle bir evin kapısından girelim:
kader sokak, 13/2
adresim oldun benim,
biliyorsun bunu değil mi?
alınyazım oldun
(n'olur alalım)
korka korka çaldım kapını
(bir bebek alalım)
ne yapayım sevdim seni
(“bi dakka” desin)
eline ayağına düştüm
(karnına basınca desin)
sensin artık ne varsa:
aşktı, kavgaydı, uzak yerler özlemiydi
(alalım, n'olur, bir bebek
gözlerinde bizim bakışımız olsun)
kan-revan sevişelim
s. hanım, n'olur, gelmesin
tutarsızlık deme bir daha
bizim sigaralarımız birbirini tutmuyor
bir bebek alalım çarşıdan
çay kahve içsin
çay dedim de aklıma geldi
şeker eksiği giderilsin;
sigara dedim de aklıma geldi
sigara bas parmağıma
yansın parmağım cızz! desin
benim ceketim askıda
böyle yıllarca beklesin
gömleğin eteğinin içinde
yüzyıllarca…
çamaşırlarımız tutkuyla çıkarılmış
aşkla sıyrılmış çamaşırlarımız
dört kat çimenin üstünde
ve çarpınan bedenlerimizin altında
ve yaşlı, hoşgörülü aynanın karşısında
ve saatimi mutlaka çıkarmalıyım bundan böyle
ne diyordum, işte çamaşırlarımız
dalgalanan etimizin altında
ezilsin böyle binyıllarca
bir kokun var senin: iksirdir
yaptığın çay iksirdir
içindeyken senin, ne içindeyim
birtakım yapraklar içindeyim
(n'olur al bir bebek çarşıdan
maltepe desin
kahverengi desin
yumurta desin
bir sınır hediyesi desin)
geldim işte vurdum kapıyı
birdenbire seni!
sessizce
güvenli ama hüzünlü
hüzünlüyse de güvenli
bir orman perisi gibi
bir ağaç gibi, dalını
nereye uzatacağını bilen.
sonra iki yudum konyak
koltuklar sadakat dolu
sehpanın sarılışı ise
sanma ki başka şeyden
sevinçten, yavrum,
sevinçten sevinçten
vinç! diye öter sevinç kuşu
n'olur al bir bebek
karnına basınca vinç! desin
basmayınca da vinç! desin
ben böyle düşünüyorum,
senden ne haber?
cemal süreya
n'olur bir bebek alalım oyuncakçıdan
karnına bastıkça “bi dakka” desin,
şeye gidelim, içaçan‘a, ordan dönünce
ikinci ev çıksın karşımıza, soldan.
amerika aile dramlarını işleyen filmler vardır,
taşra illerinde geçer, falan;
bir sürü de ev vardır seyrek seyrek
öyle bir evin kapısından girelim:
kader sokak, 13/2
adresim oldun benim,
biliyorsun bunu değil mi?
alınyazım oldun
(n'olur alalım)
korka korka çaldım kapını
(bir bebek alalım)
ne yapayım sevdim seni
(“bi dakka” desin)
eline ayağına düştüm
(karnına basınca desin)
sensin artık ne varsa:
aşktı, kavgaydı, uzak yerler özlemiydi
(alalım, n'olur, bir bebek
gözlerinde bizim bakışımız olsun)
kan-revan sevişelim
s. hanım, n'olur, gelmesin
tutarsızlık deme bir daha
bizim sigaralarımız birbirini tutmuyor
bir bebek alalım çarşıdan
çay kahve içsin
çay dedim de aklıma geldi
şeker eksiği giderilsin;
sigara dedim de aklıma geldi
sigara bas parmağıma
yansın parmağım cızz! desin
benim ceketim askıda
böyle yıllarca beklesin
gömleğin eteğinin içinde
yüzyıllarca…
çamaşırlarımız tutkuyla çıkarılmış
aşkla sıyrılmış çamaşırlarımız
dört kat çimenin üstünde
ve çarpınan bedenlerimizin altında
ve yaşlı, hoşgörülü aynanın karşısında
ve saatimi mutlaka çıkarmalıyım bundan böyle
ne diyordum, işte çamaşırlarımız
dalgalanan etimizin altında
ezilsin böyle binyıllarca
bir kokun var senin: iksirdir
yaptığın çay iksirdir
içindeyken senin, ne içindeyim
birtakım yapraklar içindeyim
(n'olur al bir bebek çarşıdan
maltepe desin
kahverengi desin
yumurta desin
bir sınır hediyesi desin)
geldim işte vurdum kapıyı
birdenbire seni!
sessizce
güvenli ama hüzünlü
hüzünlüyse de güvenli
bir orman perisi gibi
bir ağaç gibi, dalını
nereye uzatacağını bilen.
sonra iki yudum konyak
koltuklar sadakat dolu
sehpanın sarılışı ise
sanma ki başka şeyden
sevinçten, yavrum,
sevinçten sevinçten
vinç! diye öter sevinç kuşu
n'olur al bir bebek
karnına basınca vinç! desin
basmayınca da vinç! desin
ben böyle düşünüyorum,
senden ne haber?
cemal süreya
devamını gör...
1980.
bir gülüş müdür seni kalbime yerleştiren
bir ses midir seni kalbime yerleştiren
bir koku mudur özlemini körükleyen
bir ses midir hasretini körükleyen
bir aşk mıdır buu bir hasret mi.
bir ses midir seni kalbime yerleştiren
bir koku mudur özlemini körükleyen
bir ses midir hasretini körükleyen
bir aşk mıdır buu bir hasret mi.
devamını gör...
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
